Kendiniz için çocuklarınız için geleceğiniz için devletiniz için milletiniz için.
Dünün kralları, hükümdarları, sultanları vardı. Kendi halklarını itaate zorlar başka devletleri sömürgeleştirir, halkları da köle haline getiriyorlardı. Hepsi yıkılıp, gitti ama zihniyet değişmedi.
Bugünde dünyaya hükmetmek, hakim olmak, dünyayı sömürge, insanlığı köle yapmak isteyen daha doğrusu yapanlar var. Bunların genel adı emperyalistler, silahları ise kapital yani paradır.
Yani dünün krallık sistemleri dünün Firavunları, Nemrutları bugün ABD, AB, NATO, olarak karşımızdadır.
Bu zihniyet aynen dünkü gibi kan ile beslenmekte ve insanlığı itaate zorlamakta, insanları kul-köle olarak görmektedir.
Haliyle bu zihniyetlere, devletlere ve odaklara karşı olmak Müslümanlar için ilahi bir zorunluluktur.
Köleliğin modern adı küreselleşme
Emperyalist devletler, globalleşme, küreselleşme, serbest piyasa ekonomisi, insan hakları, demokrasi gibi başlıklar ile dünyanın kanını emmekte, insanlığı köleleştirmektedir.
En önemli silahları Dolar'dır. Dolar yani kapitalizm parayı tekelleştirir, krizlerden beslenir, emek ve üretimi sömürür, fakirden alıp zengine verir, devletleri ve insanları borçlandırarak tüketici konumuna getirerek kendilerine hizmetkar yapar.
Emperyalistler bu kağıt silahı ile kurup, donatıp vekalet verdikleri terör örgütleri ile iç isyanlar, savaşlar başlatarak devletleri zayıf hale getirip, kendi adamlarını başa getirirler.
Bir başka taktikleri ise dost, müttefik, stratejik ortak dedikleri ülkelerin Merkez bankalarını hükümetlerden bağımsız hale getirmeleridir.
Böylece devletin ihtiyaç duyduğu parayı faizli borç vererek, kendilerine bağımlı yaparlar.
Özelleştirme adı altında bir devletin kaynaklarını ele geçirirler.
Hedeflerindeki ülkelerin yönetimlerine 'yabancı sermaye' çağrısı yaptırarak, o devletlerin üretim alanlarını maliyetsiz, karşılıksız para ile ele geçirip, yerli üreticiyi yok ederler.
Kendi ülkelerine gümrük duvarları örerken hedefteki ülkelerin duvarlarını yıkarak kendi pazarları yaparlar.
Ekonomisi işgal edilen devletlerde
Evet, ekonomisi işgal ettikleri devletlerde etnik ve mezhepsel ayrılıkları kullanarak sözde inanç özgürlüğü, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokrasi adı altında merkezi yönetimleri zayıflatıp işgale hazır hale getirirler.
Devşirdikleri siyasiler, kanaat önderleri, dini ve milli söylemlerle öne çıkan isimlerle 'diyalog, barış, hoşgörü, İbrahimi dinler, dinler arası diyalog' gibi başlıklarla Müslümanları, milli ve manevi değerlerden uzaklaştırıp, kimliksiz kalabalıklar haline sokarlar.
Medyayı, kendi kültürlerinin propaganda aracı haline getirip, topluma ahlaksızlık pompalarlar. Bu gibi nice şeytani planlarla kaos, dikta rejimleri, bölgesel savaşlar çıkarıp tek güç olarak kalmayı sağlarlar.
Büyüme masalı
Başta ülkemiz olmak üzere emperyalistlere biat etmiş, serbest piyasa ekonomisinden (kapitalizmden) taviz vermeyen ülkeleri yönetenler her yıl büyüme rakamlarından, ihracat rekorlarından övgüyle bahsederler.
Kim büyüyor ve kimi büyütüyorsunuz, sorularına cevap vermezler.
Bugün büyüme dedikleri şey mutlu azınlığın daha da zenginleşmesi, halkın ise daha da fakirleşmesidir.
Ortaya çıkan gelir adaletsizliği, eğitim ve sağlık gibi en temel haklarda fırsat eşitliğini yok ettiği gibi milletin birliğine, devletin varlığını da büyük bir tehdittir.
Çünkü bir toplumda bireyler, devletin kendilerini korumadığına ve emeğinin karşılığını vermediğine inanmaya başladığında insanların devlete, kurumlara ve birbirine olan güveni zayıflar.
Ekonomik adaletsizlik, sadece bir cüzdan sorunu değil, toplumsal bir kanserdir.
Tedavi Milli Ekonomi Modeli'dir
Bu kanser devletimizi, milletimizi eritti, bitirdi. Oysa çare var. Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli hem devlet ve milletimiz hem de insanlığı bu kanserden kurtaracak tek ilaçtır.
Bu ilacın formülü açık, tedavi yöntemleri anlatıldı. Sahadaki sonuçları hep pozitif.
İktidar ve muhalefet tedaviden kaçıyor. Kardeşim! Peki, sen neden kaçıyorsun?
Formülün sahibi diyor ki, 'Dünyada kaynaklar sınırsız, ihtiyaçlar sınırlıdır. Devletin görevi sınırsız kaynakları vatandaşına adil bir şekilde dağıtarak huzur ve güveni sağlamasıdır…
Parayı 'takas ve tasarruf aracı' olarak kabul eden kapitalizmin para tarifi eksiktir. Para aynı zamanda 'emeğin karşılığıdır', piyasada tahrik unsurudur'.
Bağımsız olan her devlet, senyorak hakkından doğan kendi milli parasını basma hakkına sahiptir. Devlet üretim karşılığı para basar, senyoraj geliri elde eder. Bu gelir faizsiz, borçsuz, enflasyonsuz olarak millete döner: Çiftçiye, emekliye, işçiye, öğrencilere, hastanelere... İşte kurtuluş budur…
Kapitalizm çökmüştür, kurtuluş Milli Ekonomi Modeli'ndedir. Senyoraj gelirini devreye koyacak milletler, paralarını basabilecek ve piyasanın ihtiyaç duyduğu açığını bu şekilde karşılayacaktır…
Senyoraj hakkı milletin hakkıdır, kullanıldığında millet fakir kalmaz.'
Doğru ortada ise başka arayışlara girmek neden?
Dünün kralları, hükümdarları, sultanları vardı. Kendi halklarını itaate zorlar başka devletleri sömürgeleştirir, halkları da köle haline getiriyorlardı. Hepsi yıkılıp, gitti ama zihniyet değişmedi.
Bugünde dünyaya hükmetmek, hakim olmak, dünyayı sömürge, insanlığı köle yapmak isteyen daha doğrusu yapanlar var. Bunların genel adı emperyalistler, silahları ise kapital yani paradır.
Yani dünün krallık sistemleri dünün Firavunları, Nemrutları bugün ABD, AB, NATO, olarak karşımızdadır.
Bu zihniyet aynen dünkü gibi kan ile beslenmekte ve insanlığı itaate zorlamakta, insanları kul-köle olarak görmektedir.
Haliyle bu zihniyetlere, devletlere ve odaklara karşı olmak Müslümanlar için ilahi bir zorunluluktur.
Köleliğin modern adı küreselleşme
Emperyalist devletler, globalleşme, küreselleşme, serbest piyasa ekonomisi, insan hakları, demokrasi gibi başlıklar ile dünyanın kanını emmekte, insanlığı köleleştirmektedir.
En önemli silahları Dolar'dır. Dolar yani kapitalizm parayı tekelleştirir, krizlerden beslenir, emek ve üretimi sömürür, fakirden alıp zengine verir, devletleri ve insanları borçlandırarak tüketici konumuna getirerek kendilerine hizmetkar yapar.
Emperyalistler bu kağıt silahı ile kurup, donatıp vekalet verdikleri terör örgütleri ile iç isyanlar, savaşlar başlatarak devletleri zayıf hale getirip, kendi adamlarını başa getirirler.
Bir başka taktikleri ise dost, müttefik, stratejik ortak dedikleri ülkelerin Merkez bankalarını hükümetlerden bağımsız hale getirmeleridir.
Böylece devletin ihtiyaç duyduğu parayı faizli borç vererek, kendilerine bağımlı yaparlar.
Özelleştirme adı altında bir devletin kaynaklarını ele geçirirler.
Hedeflerindeki ülkelerin yönetimlerine 'yabancı sermaye' çağrısı yaptırarak, o devletlerin üretim alanlarını maliyetsiz, karşılıksız para ile ele geçirip, yerli üreticiyi yok ederler.
Kendi ülkelerine gümrük duvarları örerken hedefteki ülkelerin duvarlarını yıkarak kendi pazarları yaparlar.
Ekonomisi işgal edilen devletlerde
Evet, ekonomisi işgal ettikleri devletlerde etnik ve mezhepsel ayrılıkları kullanarak sözde inanç özgürlüğü, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokrasi adı altında merkezi yönetimleri zayıflatıp işgale hazır hale getirirler.
Devşirdikleri siyasiler, kanaat önderleri, dini ve milli söylemlerle öne çıkan isimlerle 'diyalog, barış, hoşgörü, İbrahimi dinler, dinler arası diyalog' gibi başlıklarla Müslümanları, milli ve manevi değerlerden uzaklaştırıp, kimliksiz kalabalıklar haline sokarlar.
Medyayı, kendi kültürlerinin propaganda aracı haline getirip, topluma ahlaksızlık pompalarlar. Bu gibi nice şeytani planlarla kaos, dikta rejimleri, bölgesel savaşlar çıkarıp tek güç olarak kalmayı sağlarlar.
Büyüme masalı
Başta ülkemiz olmak üzere emperyalistlere biat etmiş, serbest piyasa ekonomisinden (kapitalizmden) taviz vermeyen ülkeleri yönetenler her yıl büyüme rakamlarından, ihracat rekorlarından övgüyle bahsederler.
Kim büyüyor ve kimi büyütüyorsunuz, sorularına cevap vermezler.
Bugün büyüme dedikleri şey mutlu azınlığın daha da zenginleşmesi, halkın ise daha da fakirleşmesidir.
Ortaya çıkan gelir adaletsizliği, eğitim ve sağlık gibi en temel haklarda fırsat eşitliğini yok ettiği gibi milletin birliğine, devletin varlığını da büyük bir tehdittir.
Çünkü bir toplumda bireyler, devletin kendilerini korumadığına ve emeğinin karşılığını vermediğine inanmaya başladığında insanların devlete, kurumlara ve birbirine olan güveni zayıflar.
Ekonomik adaletsizlik, sadece bir cüzdan sorunu değil, toplumsal bir kanserdir.
Tedavi Milli Ekonomi Modeli'dir
Bu kanser devletimizi, milletimizi eritti, bitirdi. Oysa çare var. Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli hem devlet ve milletimiz hem de insanlığı bu kanserden kurtaracak tek ilaçtır.
Bu ilacın formülü açık, tedavi yöntemleri anlatıldı. Sahadaki sonuçları hep pozitif.
İktidar ve muhalefet tedaviden kaçıyor. Kardeşim! Peki, sen neden kaçıyorsun?
Formülün sahibi diyor ki, 'Dünyada kaynaklar sınırsız, ihtiyaçlar sınırlıdır. Devletin görevi sınırsız kaynakları vatandaşına adil bir şekilde dağıtarak huzur ve güveni sağlamasıdır…
Parayı 'takas ve tasarruf aracı' olarak kabul eden kapitalizmin para tarifi eksiktir. Para aynı zamanda 'emeğin karşılığıdır', piyasada tahrik unsurudur'.
Bağımsız olan her devlet, senyorak hakkından doğan kendi milli parasını basma hakkına sahiptir. Devlet üretim karşılığı para basar, senyoraj geliri elde eder. Bu gelir faizsiz, borçsuz, enflasyonsuz olarak millete döner: Çiftçiye, emekliye, işçiye, öğrencilere, hastanelere... İşte kurtuluş budur…
Kapitalizm çökmüştür, kurtuluş Milli Ekonomi Modeli'ndedir. Senyoraj gelirini devreye koyacak milletler, paralarını basabilecek ve piyasanın ihtiyaç duyduğu açığını bu şekilde karşılayacaktır…
Senyoraj hakkı milletin hakkıdır, kullanıldığında millet fakir kalmaz.'
Doğru ortada ise başka arayışlara girmek neden?
Akın Aydın / diğer yazıları
- Emperyalizme de kapitalizme de düşman olmak zorundasınız / 31.08.2026
- Bin 625 günde ayağı kalktık / 30.08.2026
- ‘Samsun’a çıktığım gün umumî vaziyet ve manzara’ / 29.08.2026
- Yezid’i mantığa karşı Hüseyin olmak Hüseyin ile olmak / 28.08.2026
- ‘Reis bizi, Gazze'ye götür’ / 27.08.2026
- Dış politikada, Hz. Muhammed’in ‘Sünneti’ yok mu? / 26.08.2026
- Resulullah’ı sevmek ve O’na kardeş olmak / 24.08.2026
- Sömürge valisi bu kez Yüce Allah’ı ve Peygamberleri hedef aldı / 23.08.2026
- Hangi hukuk, kime göre adalet? / 22.08.2026
- Türk askerini, Ortadoğu’da istemiyorlar / 21.08.2026
- Bin 625 günde ayağı kalktık / 30.08.2026
- ‘Samsun’a çıktığım gün umumî vaziyet ve manzara’ / 29.08.2026
- Yezid’i mantığa karşı Hüseyin olmak Hüseyin ile olmak / 28.08.2026
- ‘Reis bizi, Gazze'ye götür’ / 27.08.2026
- Dış politikada, Hz. Muhammed’in ‘Sünneti’ yok mu? / 26.08.2026
- Resulullah’ı sevmek ve O’na kardeş olmak / 24.08.2026
- Sömürge valisi bu kez Yüce Allah’ı ve Peygamberleri hedef aldı / 23.08.2026
- Hangi hukuk, kime göre adalet? / 22.08.2026
- Türk askerini, Ortadoğu’da istemiyorlar / 21.08.2026

























































