"Bu benim vasiyetimdir. Canım annecim! Senden, benim güzel gülüşlerimi hatırlamanı ve yatağımı olduğu gibi bırakmanı istiyorum. Ve sen ablacığım! Arkadaşlarıma de ki: 'O açlıktan öldü...' Ve sen abiciğim! Üzülme ama ikimiz birlikte, 'biz açız!...' dediğimizi hatırla.
Ey Ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık cennete yemek yiyeyim. Ben çok açım. Ve ey ailem! Benim için korkmayın. Ben sizin yerinize de cennette yiyebildiğim kadar çok yiyeceğim."
Evet, 6-7 yaşlarında Suriyeli bir kız çocuğunun çizgili bir deftere yazdığı satırlar. Satırların hemen altında bir tabut çizen bu asil çocuk tabutun içine de kendini resmetmiş.
Bu resim ve satırlar sosyal medyada, yandaş ve renkli medyada, televizyonlarda, cumhurbaşkanının, başbakanın ve siyasilerin dilinde. Hepsi bir şeyler söylüyor, şikayet ediyor, hedef gösteriyor. Aylan bebek dramında da aynı görüntü v söylemleri izlemiştik.
Ama hiç kimse aynaya bakıp, sormuyor; Bu zulümde bizim payımız var mı?
Var mı?
Esad, "kardeş Esad" olarak kalsaydı, Aylan bebek, annesinin şefkatli kollarında evindeki leğende suyla oynayacaktı. Esad, "zalim" ilan edildiği için Aylan bebeğin cesedi Akdeniz sahillerine vurdu.
Açlıktan Azrail'i (a.s) çağıran o küçücük kız ülkesinde mutluydu. Az veya çok karnı doyuyordu. Esad ne Aylan bebeğe, ne bu asil kıza, ailelerine ve ne de Suriye'yi terk eden 5 milyondan fazla vatandaşına; "Çıkıp, gidin ülkemden. Burası benim ülkem. Ben ne dersem o olur. Ya bana kul olursunuz. Ya da defolup, gidersiniz" demedi.
Ama zulmediyordu (!)
Kim dedi sana, Esad'ın halkına zulmettiğini? Bizim ülkemizi yönetenler mi? AB'mi? İsrail mi? Yoksa ABD'mi?
Ne duydun Suriye için? Gazetecilerin hapislerde süründürüldüğünü mü? Faili meçhullerin gün ve gün arttığını mı? Ne duydun, ne gördün Suriye için?
Ülkemizde yaşanan ve dünya kamuoyuna mal olan yolsuzluk, hırsızlık, yandaşlık, haksızlık, karşıtlık, yargı sendromları, tutuklamalar, faili meçhuller, terör, teröre meşruiyet adımları vs. ne duydun?
Yoksa Suriye hapishanelerinin kapasitelerinin üzerinde tutuklularla dolduğunu mu duydun? Karakolda dayak olaylarını mı gördün? Yoksa çocuk hapishanelerinde işkence ve cinsel taciz haberlerine mi rastladın?
Yoksa Şam sokaklarında evine giden genç kızların hunharca katledildiğini, arabalardan atıldığını, öldürüldüklerini mi izledin?
Benim bildiğim, "Şam Bölgesinin, Peygamberimizce, 'emin belde' olarak adlandırıldığıdır. Dün gördüğüm ise Erdoğan ve Esad ailelerinin çektirdikleri mutlu kare resimleridir. Yat sefalarıdır. İki ülke arasında vizelerin kaldırılmasıdır. İki ülke arasındaki ticari anlaşmalar, ortak bakanlar kurulu toplantılarıdır. Ve Suriye sınırının en güvenli sınırımız olduğu gerçeğidir.
Bütün bu gerçekler sadece ve sadece "zalim Esad", "Esad ya gidecek ya gidecek" söylemleriyle bir anda kana, acıya, sürgüne, vatansızlığı, teröre kurban edildi.
Şimdi Suriyeliler vatansız, sefil, aç, Haçlı kapılarında sürünüyor. Botları batırılıyor, çocukları boğuluyor, kızları pazarlanıyor, dilenci oldular.
Niçin? Niçin? Niçin?
Prof. Dr. Haydar Baş kadrosu olarak biz bu oyuna gelmedik. Asla ve asla "zalim Esad" ihtiraslarına kapılmadık. Alnımızda ak, yüzümüzde, gönlümüzde.
Şuna eminim ki, "zalim Esad" ihtirasının peşinden koşanlar, mahşer günü Allah'ın huzuruna alınlarında, "bunların, Allah'ın rahmetinden nasibi yoktur" yazısıyla çıkacaktırlar.
Nerden mi biliyorum?
Peygamber Efendimiz (sav) bildiriyor; "Kim zulme yarım kelime dahi katkıda bulunursa mahşer günü Allah'ın huzuruna alnında, 'bu kişinin Allah'ın rahmetinden nasibi yoktur" yazısıyla çıkarılacaktır."
Ey Ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık cennete yemek yiyeyim. Ben çok açım. Ve ey ailem! Benim için korkmayın. Ben sizin yerinize de cennette yiyebildiğim kadar çok yiyeceğim."
Evet, 6-7 yaşlarında Suriyeli bir kız çocuğunun çizgili bir deftere yazdığı satırlar. Satırların hemen altında bir tabut çizen bu asil çocuk tabutun içine de kendini resmetmiş.
Bu resim ve satırlar sosyal medyada, yandaş ve renkli medyada, televizyonlarda, cumhurbaşkanının, başbakanın ve siyasilerin dilinde. Hepsi bir şeyler söylüyor, şikayet ediyor, hedef gösteriyor. Aylan bebek dramında da aynı görüntü v söylemleri izlemiştik.
Ama hiç kimse aynaya bakıp, sormuyor; Bu zulümde bizim payımız var mı?
Var mı?
Esad, "kardeş Esad" olarak kalsaydı, Aylan bebek, annesinin şefkatli kollarında evindeki leğende suyla oynayacaktı. Esad, "zalim" ilan edildiği için Aylan bebeğin cesedi Akdeniz sahillerine vurdu.
Açlıktan Azrail'i (a.s) çağıran o küçücük kız ülkesinde mutluydu. Az veya çok karnı doyuyordu. Esad ne Aylan bebeğe, ne bu asil kıza, ailelerine ve ne de Suriye'yi terk eden 5 milyondan fazla vatandaşına; "Çıkıp, gidin ülkemden. Burası benim ülkem. Ben ne dersem o olur. Ya bana kul olursunuz. Ya da defolup, gidersiniz" demedi.
Ama zulmediyordu (!)
Kim dedi sana, Esad'ın halkına zulmettiğini? Bizim ülkemizi yönetenler mi? AB'mi? İsrail mi? Yoksa ABD'mi?
Ne duydun Suriye için? Gazetecilerin hapislerde süründürüldüğünü mü? Faili meçhullerin gün ve gün arttığını mı? Ne duydun, ne gördün Suriye için?
Ülkemizde yaşanan ve dünya kamuoyuna mal olan yolsuzluk, hırsızlık, yandaşlık, haksızlık, karşıtlık, yargı sendromları, tutuklamalar, faili meçhuller, terör, teröre meşruiyet adımları vs. ne duydun?
Yoksa Suriye hapishanelerinin kapasitelerinin üzerinde tutuklularla dolduğunu mu duydun? Karakolda dayak olaylarını mı gördün? Yoksa çocuk hapishanelerinde işkence ve cinsel taciz haberlerine mi rastladın?
Yoksa Şam sokaklarında evine giden genç kızların hunharca katledildiğini, arabalardan atıldığını, öldürüldüklerini mi izledin?
Benim bildiğim, "Şam Bölgesinin, Peygamberimizce, 'emin belde' olarak adlandırıldığıdır. Dün gördüğüm ise Erdoğan ve Esad ailelerinin çektirdikleri mutlu kare resimleridir. Yat sefalarıdır. İki ülke arasında vizelerin kaldırılmasıdır. İki ülke arasındaki ticari anlaşmalar, ortak bakanlar kurulu toplantılarıdır. Ve Suriye sınırının en güvenli sınırımız olduğu gerçeğidir.
Bütün bu gerçekler sadece ve sadece "zalim Esad", "Esad ya gidecek ya gidecek" söylemleriyle bir anda kana, acıya, sürgüne, vatansızlığı, teröre kurban edildi.
Şimdi Suriyeliler vatansız, sefil, aç, Haçlı kapılarında sürünüyor. Botları batırılıyor, çocukları boğuluyor, kızları pazarlanıyor, dilenci oldular.
Niçin? Niçin? Niçin?
Prof. Dr. Haydar Baş kadrosu olarak biz bu oyuna gelmedik. Asla ve asla "zalim Esad" ihtiraslarına kapılmadık. Alnımızda ak, yüzümüzde, gönlümüzde.
Şuna eminim ki, "zalim Esad" ihtirasının peşinden koşanlar, mahşer günü Allah'ın huzuruna alınlarında, "bunların, Allah'ın rahmetinden nasibi yoktur" yazısıyla çıkacaktırlar.
Nerden mi biliyorum?
Peygamber Efendimiz (sav) bildiriyor; "Kim zulme yarım kelime dahi katkıda bulunursa mahşer günü Allah'ın huzuruna alnında, 'bu kişinin Allah'ın rahmetinden nasibi yoktur" yazısıyla çıkarılacaktır."
Akın Aydın / diğer yazıları
- Selam olsun Kerbela şehitlerine ve şahitlerine / 24.06.2026
- G7 zirvesi ve Mandacılar / 22.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Kudüs, Şam ve Bursa / 18.06.2026
- Bu savaş bitmez, ta ki! / 17.06.2026
- Fakir değiliz, fakir bırakıldık / 15.06.2026
- ‘Alo adalet’ ve Arz-ı Mevut / 14.06.2026
- Dünya kupasında insanlık aşağılanıyor / 12.06.2026
- Devlet Bahçeli ile Bay Kemal’in üst aklı aynı / 11.06.2026
- G7 zirvesi ve Mandacılar / 22.06.2026
- Maarif modeli ve yeni anayasa / 21.06.2026
- BOP genişliyor mu? / 19.06.2026
- Kudüs, Şam ve Bursa / 18.06.2026
- Bu savaş bitmez, ta ki! / 17.06.2026
- Fakir değiliz, fakir bırakıldık / 15.06.2026
- ‘Alo adalet’ ve Arz-ı Mevut / 14.06.2026
- Dünya kupasında insanlık aşağılanıyor / 12.06.2026
- Devlet Bahçeli ile Bay Kemal’in üst aklı aynı / 11.06.2026

























































