logo
01 EKİM 2026

Çiller: Ulusal bir hareket

05.09.2001 00:00:00
 
DYP Genel Başkanı Çiller, Sivas Kongresi'nin 82. yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Çiller'in mesajı şöyle.

"Büyük Önder Atatürk, devlet üzerinde en üstün buyurma kudreti olarak egemenliğin millete ait olduğunu ifade etmiştir. Bu anlamda, milli egemenliğin kişi veya zümre egemenliği ile kesinlikle bağdaşmayacağını her fırsatta dile getiren Atatürk, bu düşüncelerini milli mücadelenin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koymuş, daha Erzurum ve Sivas Kongrelerinde ülke bütünlüğünün ve milli bağımsızlığımızın korunması için "Milli güçleri etken ve milli iradeyi egemen kılmak" esasının kesin olduğunu belirtmiştir.

İçinde bulunduğumuz zor günlerde, Kurtuluş Savaşı'nda halkın kendine güvenini ve sadece halkına güvenen kadroların nasıl bir kararlılıkla bu güzel vatanı bizlere bıraktıklarını hiçbir zaman unutmayacağız. Sivas Kongresi'nin yıldönümü vesilesiyle, güzel vatanımızı bizlereemanet eden başta Büyük Önder Atatürk olmak üzere, Atatürk'le birliktemilli mücadelede emeği geçen silah arkadaşlarını ve bu uğurda canlarını ortaya koyan tüm şehitlerimizi rahmetle anar, o gün önemli kararların alındığı Sivaslı kardeşlerime selam ve sevgilerimi iletirim."

Erdoğan TBMM’nin açılışında konuştu

Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışında konuştu. Siyasette kutuplaşma döneminin bitmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Büyük Türkiye Mutabakatı" adını verdiği stratejiyle sivil anayasa ve "iç cepheyi tahkim etme" çağrısı yaptı. Erdoğan, son günlerin sıcak maddesi olan fon krizine dair de "Kimsenin hakkını yedirmeden bu meseleyi süratle çözüyoruz" dedi

01.10.2026 19:30:00
Haber Merkezi
 
Erdoğan TBMM’nin açılışında konuştu
Erdoğan TBMM’nin açılışında konuştu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla Genel Kurul'a hitap etti.

Yeni yasama yılının ülke, millet, Meclis, demokrasi, gönül coğrafyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, "Sizlerin şahsında, mensubu ve hizmetkarı olmakla şeref duyduğum aziz milletimin her bir ferdine, en doğusundan en batısına, cennet vatanımızın 7 bölgesinde, 81 ilinde, 922 ilçesinde yaşayan tüm vatandaşlarıma, buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Dünyanın farklı ülkelerinde milletimizi en güzel şekilde temsil eden, başarılarıyla iftihar ettiğimiz yurt dışındaki vatandaşlarımıza da en kalbi muhabbetlerimi iletiyorum." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan 106 sene önce Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cuma namazını müteakip, dualarla, tekbirlerle, istiklal azmi ve aşkıyla, bağımsızlığın kalbi olan Ankara'dan milletin iradesini dünyaya haykıran 115 üye başta olmak üzere, bugüne kadar bu yüce çatı altında millete layıkıyla hizmet edip dar-ı bekaya irtihal eden milletvekillerini rahmetle yad etti.

Uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Ali Şükrü Bey'e, milletin emanetine kastedenlerin, milletin iradesini gasbedenlerin dar ağacına gönderdiği Adnan Menderes'e, Hasan Polatkan'a ve Fatin Rüştü Zorlu'ya da Cenabıallah'tan rahmet niyaz eden Erdoğan, "Yine burada bin yıldır bu coğrafyada milletimizin bekası uğruna gözlerini kırpmadan hayatlarını feda eden tüm şehitlerimize, gazilerimizden dar-ı bekaya irtihal etmiş olanlara yüce Mevla'dan rahmet diliyorum." diye konuştu.

Sözlerinin başında, bir hakikati tüm kalbiyle ifade etmek istediğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Dünyada gazilikle iki kez müşerref olan tek meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bu Meclis, milletimizin ayağına pranga, boynuna urgan geçirmeye kalkan müstevlilere karşı Milli Mücadele'yi başarıyla sevk ve idare etmiştir. 80 kilometre öteden top sesleri gelirken bile Yüce Meclis çalışmasını sürdürmüş, milletimizin tevdi ettiği meşaleyi şanla, şerefle taşımaya devam etmiştir. Meclisimizin bu mücadelesi müstevlilerin, işgalcilerin ve emperyalistlerin kıskacından çıkış yolu arayan mazlum milletlere de örnek olmuştur. Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 1920-1923 arası tutanakları, Türkiye'nin ikinci defa nasıl vatan yapıldığının en canlı şahitleridir."


"15 Temmuz gecesi Gazi Meclisimiz, o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir"


Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, 1921'de Büyük Millet Meclisi'nin 2. Yasama Yılı açılışında, Türk Milletinin istiklal ile izmihlal arasına sıkıştırıldığı o sancılı günlerde, Meclis Başkanı sıfatıyla kurduğu, "Muhterem arkadaşlarım. Bütün bir millet, ölümle göz göze baktığımız mütareke günlerinden başlayarak, bugüne kadar katettiğimiz mesafeleri, atladığımız sayısız müşkülatı bir kez daha hatırlayalım. Ne zaman başladığı bilinmeyen zamanlardan beri, şeref-i istiklal ile yaşayan milletimiz, en kötü bir sona, ölüme gidiyor gibi görünmüş iken, tutsaklığa karşı evladını kıyama çağıran ecdadın sesi kalplerimizde yükseldi ve bızi son kurtuluş savaşına davet etti. Artık yeis ve fütur günleri çok arkada kaldı. Memlekete kurtuluşu, gerçek yolu göstermiş ve bütün milleti kendi istiklal bayrağı altında toplamış olan Meclis-i Aliniz, ikinci yasama yılına girerken ben, ufkumuzda inkişafa başlayan ışıkların, bu kadar felaket görmüş olan bedbaht vatanımızda, iyi bir sabah-ı hayır olmasına dua ediyorum" cümlelerini hatırlatan Erdoğan, "Şu cümleler, milletimizin hücrelerinde olan hürriyet aşkının ve Meclisimizin tarihi misyonunun bariz bir ifadesidir." değerlendirmesinde bulundu.

Sık sık alkışlarla kesilen bu konuşmadan 95 sene sonra Yüce Meclisin, millete öncülük görevini bir kez daha yerine getirdiğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"15 Temmuz gecesi bombaların altında milletin emanetini savunan Gazi Meclisimiz, meydanlarda, caddelerde, havalimanlarında darbeye direnen milletimizle birlikte, o ağır sınavı alnının akıyla vermiştir. Bu vesileyle o gece milletin emanetine sahip çıkan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyor, Rabb'im, bu Meclisi bir daha aynı mücadeleyi vermek mecburiyetinde bırakmasın, diyorum. Geçmişi bu denli görkemli, vazifesi bu kadar ulvi olan Gazi Meclis'in Genel Kurul Salonu'nda sizlere hitap etmekten duyduğum memnuniyeti hassaten ifade ediyorum."

Erdoğan, TBMM'nin, dünyanın çalışma temposu en yüksek parlamentolarından biri olduğunu söyledi.

Meclis'in, 1 Ekim 2025'te başlayıp 10 Ağustos 2026'ya kadar devam eden 4. Yasama Yılı'nda da önemli kararların alındığı, yoğun ve meşakkatli bir mesai dönemi geçirdiğini belirten Erdoğan, hem Genel Kurul'da hem de komisyonlarda ülkenin, milletin ve bölgenin geleceğine yön verecek hayati kanunların, kritik meselelerin müzakere edildiğini vurguladı.

Yasama faaliyetleri demokratik bir olgunlukla icra edilirken, parlamenter diplomasinin ise gerek Türkiye'nin ev sahibi olduğu uluslararası toplantılarda, gerekse yurt dışı ziyaretlerde profesyonel ve saygın bir yaklaşımla yürütüldüğünün altını çizen Erdoğan, "Bu anlamda, siyasi parti ayırt etmeksizin, Gazi Meclisimizdeki tüm milletvekillerine çabaları, gayretleri, fedakarlıkları için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'u ve Başkanlık Divanımızın muhterem üyelerini aynı şekilde gönülden tebrik ediyorum. Meclisimizin farklı birimlerinde görev yapan idareci ve çalışanlarımıza, 10 ay 10 gün boyunca ortaya koydukları hummalı ve özverili çalışmalar için şükranlarımı iletiyorum." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bugün itibarıyla başlayan yeni Yasama Yılı'nın da fikir, tenkit ve tekliflerin özgürce, fakat karşılıklı saygı ve nezaket kuralları dahilinde dile getirileceği, tartışmaların çözüm odaklı bir anlayışla, sağduyu ve suhuletle cereyan edeceği verimli, bereketli bir yıl olmasını yürekten temenni ediyorum. Biz, iktidar partisi ve Cumhur İttifakı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı hareket etmeye, farklı fikir ve önerilere kulak vermeye devam edeceğiz. Milli iradenin tecelligahı olan TBMM'nin itibarını her şeyin üzerinde tutmamız gerektiği açıktır. Yeni Yasama Yılı'nda bunun yüksek hassasiyeti içinde olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum."


"Ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık"


"Burada bir hususu öncelikle dikkatlerinize getirmek isterim" diyen Erdoğan, "Siyasetçiler olarak birinci vazifemiz, emanetini taşıdığımız aziz milletimize layık-ı veçhile hizmet etmektir. Şahsım dahil hepimiz milletin sorunlarına çözüm bulmak, dertlerine çare olmak, ülkenin önünü ve ufkunu açmakla mükellefiz." ifadesini kullandı.

AK Parti iktidarının bir ay sonra 24. yıl dönümüne kavuşacağını hatırlatan Erdoğan, "İktidarlarımız boyunca kesintisiz biçimde, istikrarlı, kararlı ve samimi bir şekilde, biz hep bunu yapmanın mücadelesi içinde olduk. Ekonomiden demokrasiye, iç siyasetten dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaştırmadan şehirleşmeye, enerjiden tarıma kadar, ülkemizi ilgilendiren her alanda çok önemli adımlar attık." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kalplerde onulmaz yaralar açan 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 3,5 yıldan fazla süre geçtiğini anımsatarak, hayatını kaybedenlerin acısı hala içlerini yakıyor olsa da bugün 11 ili yeniden ayağa kaldırmanın huzurunu yaşadıklarını dile getirdi.


"Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz"


Millete verdikleri sözü bir kez daha tuttuklarını ve asrın inşasını tamamladıklarını, toplam 455 bin 357 konut ve iş yerini hak sahiplerine teslim ettiklerini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Deprem bölgemizin ihyası için cari fiyatlarla 5,4 trilyon lira harcadık. Ekonomide, bölgemizde ardı ardına patlak veren savaş ve krizlere rağmen Türkiye'yi kalkınma ve büyüme rotasında tutmayı başardık. Füzelerin havada uçuştuğu sıkıntılı bir dönemde tek bir vatandaşımızın dahi kılına zarar getirtmedik. 2026'nın ilk yarısında Türkiye yıllık yüzde 2,5 büyüdü. Yıllıklandırılmış milli gelirimiz 1,7 trilyon doları aştı. İhracatımız ağustos ayında yıllık 280,3 milyar dolarla rekor kırdı. Geçen sene yaşanan zirai don ve kuraklığın ardından tarımımız hızlı bir toparlanma kaydetti. Turizmde, çevremizdeki çatışmalara rağmen güçlü seyrimizi koruduk. Yılın ilk altı ayında turizm geliri 25,7 milyar dolara ulaştı. Savunma sanayisinde ise iki işi birden başardık. Hem yeni ürünlerle milli savunma sanayimizi güçlendirdik hem de bu alanda dünyaya satış yapan bir ülke olduk. Yılın ilk 8 ayında savunma ve havacılık ihracatımız yüzde 16,2 artışla 6,3 milyar dolara çıktı. Dış dengede sürdürülebilir bir noktadayız. Cari açığın milli gelire oranının bu yıl yüzde 2,6'da kalmasını bekliyoruz. Enerji faturasının ağırlaştığı bir yılda bu oran, ekonomimizin ne kadar dayanıklı hale geldiğinin göstergesidir."

Kamu maliyesinde disiplinden sapmadıklarını, bu yıl bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,1 ile sınırlamayı ve faiz dışı fazla vermeyi hedeflediklerini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Fon piyasasının belli bölümünde ortaya çıkan sorunun da üstesinden başarıyla geliyoruz. Sermaye piyasası kuralları çerçevesinde, hakkaniyet ve adaleti gözeterek, kimsenin hakkını kimseye yedirmeden, bu meseleyi süratle çözüyoruz. Bu konunun, iktisadi güvenliğimize ve toplumsal barışımıza yönelik bir tehdit unsuruna dönüşmesine inşallah fırsat vermeyeceğiz. Bu ülke ve bu millet, hak ettiği seviyelere ulaşıncaya kadar, çalışmaya, üretmeye, sorunlara çözüm yolları geliştirmeye devam edeceğiz."

Erdoğan, TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, tarihe kayıt ve not düşmek adına Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşündüğü bazı başlıklara kapsamlı değinmek istediğini belirtti.

Günlük siyasetin gelip geçici gündemlerinden azade iki konunun Türkiye ve Türk milleti için son derece önemli olduğuna inandığını ifade eden Erdoğan, günümüzde siyasetin çözüm üretmesi gereken meselelerin en başında toplumda iç kanamaya sebep olan yapay kutuplaşmanın yer aldığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir milletin tüm fertlerinin her konuda aynı düşünmesinin, değerler, inançlar, hassasiyetler, beklentiler konusunda tamamen birbirine benzemesinin mümkün olmadığını, bunun da doğru ve sağlıklı olmayacağını kaydetti.

"Bizim ülke ve toplum olarak en büyük zenginliğimiz esasen çeşitliliğimiz, farklılıklarımız ve renkliliğimizdir" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Asırlar içinde bu farklılıklar bir uzlaşma zemininde buluşmuş, ortak sınırlar içinde ortak değerler oluşmuştur. Tarih içinde farklılıklar birbirine köklü bir saygı geliştirmiştir. Devletimiz, bayrağımız, mukaddes değerlerimiz ve üzerinde bir arada yaşadığımız vatanımız, tarih içinde bizi tek bir millete dönüştürmüştür. Farklılıklarımızı bir ayrışma vasıtası olarak kullanmak isteyenlere de karşı durduğumuzu milletimiz tek yürek olup her seferinde gereken cevabı vermiştir. Hiç kuşkusuz, siyaset kurumu, farklı beklentilere cevap üretmek için vardır. Ancak siyasetin farklılıklarımızı, renklerimizi, çeşitliliğimizi bir ayrıştırma, yani kutuplaştırma vasıtası olarak kullanması, en başta siyasetin fıtratına aykırıdır. Siyasi partiler arasında tabii ki rekabet olacaktır, yarış olacaktır, belli sınırlar dahilinde çekişme de olacaktır. Fakat bunun kutuplaştırma yoluyla, kamplaşmayı körükleyerek çatışmaya götürülmesi siyasetin varlık sebebiyle uyuşmayacaktır."

Erdoğan, yakın çevredeki hadiselere bakıldığında yerel bazdaki ayrışmaların, siyaset ve toplum mühendislikleriyle birçok ülkenin "yumuşak karnına" dönüştüğünü ve dönüştürüldügünü gördüklerini dile getirdi.

Toplumsal fay hatları kaşınmak suretiyle ülkelerin içeriden çözülmek ve çökertilmek istendiğinin altını çizen Erdoğan, bu yıkım projesinin komuta ve kontrol merkezinde "emperyalist-siyonist ittifakı"nın bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Dünyayı takip eden, bölgemizdeki gelişmeleri yakından takip eden herkes inanıyorum ki şu gerçeği görebiliyor, binlerce yıldır bir arada yaşayan, huzur, barış ve karşılıklı saygı çerçevesinde bir arada varlığını sürdüren milletimizin, son dönemde artan bir şekilde siyaset ya da siyaset dışı aktörler vasıtasıyla kutuplaştırılması sadece iç dinamiklerle açıklanamaz. İç dinamikler bellidir, tarih içinde asırlar boyunca teşekkül etmiştir. Sünni ile Alevi, Türk ile Kürt, Müslüman ile gayrimüslim, asırlar içinde huzur ve dayanışmayı esas alan müşterek bir yaşam zemini inşa etmiştir. Bu ve benzeri farklılıkları bir çatışmaya, bir kutuplaştırmaya dönüştürmek, Türkiye'nin deyim yerindeyse 'fabrika ayarlarını bozmak' demektir. Türkiye'nin ayarlarının bozulması, siyasetin işine yaramaz, sadece ve sadece Türkiye'nin hasımlarının işine yarar. Yakın tarihimizde bunu hep beraber tecrübe ettik."


"Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır"


Çok partili demokrasiye geçişten itibaren bir atılım ve kalkınma hamlesi içinde olunduğunda operasyonların hedefi haline gelindiğine işaret eden Erdoğan, sokakların karıştırıldığını, gençlerin düşmanlaştırıldığını, aynı mahalleyi, aynı caddeyi, aynı binayı paylaşan komşular arasına nefret tohumları ekildiğini, siyasi ve toplumsal huzurun suikasta uğradığını aktardı.

Türkiye ile aynı ligdeki ülkeler koşarken, Türkiye'nin yıllarca başta ekonomi olmak üzere birçok alanda patinaj yaptığını, oyalandığını, irtifa ve ivme kaybettiğini anlatan Erdoğan, bütün bu gerilimlere, çatışmalara, bunların doğurduğu istikarsızlığa bakıldığında her seferinde Türkiye'nin kaybettiğinin, her seferinde milletin kayıplar verdiğinin, ağır bedeller ödediğinin net görüleceğini belirtti.

Millet kaybederken milletin hasımlarının kazandığını, Türkiye kaybederken de kazananın Türkiye'nin rakipleri ve yeminli düşmanları olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Şunun bilinmesini isterim, ne Türkiye'nin ne de Türk milletinin artık kaybetmeye tahammülü yoktur. Hiç kimsenin de Türkiye'ye ve Türk milletine kaybettirmeye hakkı yoktur." değerlendirmesinde bulundu.

Verilen mücadelede en büyük görevin milletin temsilcileri olarak kendilerine, siyaset kurumuna düştüğünü dile getiren Erdoğan, şu görüşleri paylaştı:

"Türkiye'de salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu 'cephe siyasetinin' raf ömrü dolmuştur. Siyaseti, hizmette, eserde, icraatta yarış olmaktan çıkarıp, muhatabın düşmanlaştırıldığı bir yıpratma savaşına dönüştürmek vahim bir hatadır. Küresel ve bölgesel gelişmeler, yeni bir siyaset tarzını mecbur kılmaktadır. Gelinen aşamada önümüzde iki seçenek bulunuyor, ya kutuplaşmayı ve kutuplaştırmayı merkeze alan eski siyaset tarzıyla yola devam edeceğiz, ya da asgari müştereklerde buluşmayı, mutabakat içinde rekabeti esas alan yeni siyaseti Türkiye'ye hakim kılacağız. Eğer Türkiye yeniden büyük ve güçlü Türkiye olacaksa, eğer Türkiye önüne açılan tarihi fırsatları değerlendirecekse, bu paradigma değişimini, hep beraber vakit kaybetmeksizin gerçekleştirmek durumundayız. Bunu söylerken, elbette her siyasi partinin, her meselede aynı düşünmesini, aynı yerde hizalanmasını asla kastetmiyorum.

Farklı siyasi partiler, ne kadar aykırı olursa olsun farklı fikirler, Türkiye'nin ve Türk demokrasisinin zenginliğidir. Ancak her siyasi partinin önceliği Türkiye olmalıdır, olmak zorundadır. Her siyasi parti, Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden, kendi tabanından güç ve ilham alarak Türkiye merkezli siyaset icra etmelidir. Çatışma ve kutuplaştırmanın yerini uzlaşma ve hoşgörü almalıdır. Türkiye'nin milli menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda, siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir. Biz, buna 'iç cephenin tahkim edilmesi' diyoruz. Biz, buna 'Büyük Türkiye Mutabakatı' diyoruz. 'Terörsüz Türkiye' sürecimizin aynı zamanda bu toplumsal mutabakatı, işte bu milli mutabakatı inşa etmeye dönük olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda 'Terörsüz Türkiye' çabaları, Türkiye'nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye'nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgar estirmiştir."

Erdoğan, son 42 yıldır terörle mücadeleye odaklanan Türkiye'nin, hem gencecik evlatlarını toprağa verdiğini hem de trilyonlarca dolarlık maddi kaynaklarından olduğunu belirtti.

Terör üzerinden içeride yaşanan tartışmaların, Türkiye'nin ekonomisini, huzurunu, güvenliğini tehdit ettiğini, dış politikada elini zayıflattığını vurgulayan Erdoğan, bugün terörün bitme noktasına geldiğini, terör saldırılarının sona erdiğini, terör örgütünün de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıkladığını hatırlattı.

Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihi mutabakat aziz milletimizi, Türkiye'nin dostlarını sevindirirken, hiç şüpheniz olmasın ki, Türkiye'nin hasımlarını üzmüş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşuyla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Sürecin kazasız, belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubu'na aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.

Gerek Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda gerekse çerçeve yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum. Çerçeve yasada da vazedildiği gibi bir izleme süreci vardır. Gerekli adımlar atıldığında, ilgili kurumlarımız da gerekeni yapacaktır. İşte burada, tam da biraz önce ifade ettiğim milli mutabakat daha bir anlam kazanacaktır. Terörsüz, çatışmasız, kavgasız bir ortamda, sorunlarımızı karşılıklı saygıyla tartışıp çözüm üretmek, çok daha kolay ve mümkün hale gelecektir. Siyasetin demokratik kapasitesi inşallah daha da güçlenecektir. Türkiye'nin yeni, demokratik, katılımcı, özgürlükçü ve sivil bir Anayasa yapma şartları, inanıyorum ki daha da olgunlaşacaktır."


"Yeni anayasa bahsi, Türk siyasetinin önünde bir 'imtihan kağıdı' olarak halen duruyor"


Yeni yasama yılının Kanun-i Esasi'nin ilanının 150'nci yıl dönümüne tesadüf ettiğini anımsatan Erdoğan, anayasal devlet girişimlerinin biraz daha geriye gittiğini, devlet kudretini hukukla sınırlama tecrübesinin ise bu girişimlere nispetle çok daha eski olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Adalet, eşitlik, iyilik ve insanlık değerleri üstünde yükselen devlet töremiz, aslında modern anlamıyla bir toplumsal sözleşmeden, bireyleri hukukun gücüyle birbirine bağlayan bir anayasadan başka bir şey değildir. Son iki asırda bu hakikati, modern anayasal devlet fikriyle buluşturma teşebbüsleri, başarılı başarısız pek çok sonuç doğurmuş, tartışma ve arayışlarsa hiçbir zaman hız kesmemiştir." diye konuştu.

"Kanun-i Esasi'nin üstünden geçen 150 yıla rağmen yeni anayasa bahsi, Türk siyasetinin önünde bir 'imtihan kağıdı' olarak halen duruyor." diyen Erdoğan, milletin sözü ve mührünü taşıma bahsinde, Türkiye'nin tarihindeki bütün anayasa tecrübelerinde, teknik veya siyasi kusurların, eksiklerin bulunabileceğini söyledi.

Darbe ürünü olan son 70 yılın iki anayasasının, varoluşsal bir krizle mefluç doğduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Devlet ile toplum, birey ile devlet arasındaki sözleşme, silah ve süngünün gölgesi altında imzalanmıştır. Her darbenin kendi siyasal meşruiyetini oluşturma çabası ise anayasaları sürdürülebilir bir vesayet düzeninin yol haritası haline getirmiştir. Burada şu gerçeği özellikle dikkatinize sunmak istiyorum. Darbe dönemi anayasaları, kuvvetler ayrılığının uygulanmasından ziyade sandıktan çıkan iktidar gücünün zapt-u rapt altına alınmasına odaklanmıştır. Milli egemenliğin ve milli iradenin bürokratik oligarşiyle nasıl sınırlandırılacağını tasarlamıştır. Yönetim istikrarını temin etmek yerine, millet egemenliği üzerindeki vesayet araçlarının istikrarını sağlamıştır. Hak ve özgürlükleri kuvvetlendirmek yerine, Anayasa'yı 'ama yasak' lafzına dönüştüren istisnaları genişletmiştir. Devlet ve millet arasındaki birliğin, bütünleşmenin ahdi temeli olamamış, ne yazık ki, gerilimleri ve tarihi çelişkileri derinleştirmiştir. Hasılı siyaset mühendislerine, kaos tüccarlarına, toplumu ve devleti kriz üzerinden terbiye etmeye yeltenenlere kariyer kapıları açmıştır. Darbe anayasalarının kurduğu vesayet mimarisi, sivil siyasetin önünde yeri gelmiş gerçek bir engel olmuş, yeri gelmiş kullanışlı bir mazerete dönüşmüştür."


"Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır"


"Bu vesayetçi sistemden kurumsallaşmış bir demokrasiye geçişte önemli mesafeler aldığımız inkar edilemez." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplum hayatının ihtiyaçlarının zaman içinde pek çok değişikliği, revizyonu, reformu kaçınılmaz kıldığını söyledi.

En kapsamlı değişiklikleri yapmanın kendilerine nasip olduğunu belirten Erdoğan, "Bununla birlikte demokrasi tecrübemizi fasılalara bölen müdahalelerin mirasını reddeden sivil bir anayasa ihtiyacı ise henüz karşılanamadı. Üstelik bugüne kadar yapılan revizyonlarla ortaya çıkan tablo, bütünlüklü bir anayasal mimariye ihtiyacı daha da arttırmıştır. Hepsinden önemlisi, köklü değişikliklerle yapısal kusurlardan geniş ölçüde arındırılan mevcut Anayasamızın hala darbe döneminin tortularını, izini, etiketini taşımasıdır." değerlendirmesinde bulundu.

12 Eylül'ün lider kadrosunun, darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap verdiğini, yargılandığını, mahkum olduğunu ancak yürürlükteki Anayasa'nın müellif olarak onların imzasını taşıdığını söyleyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Açık söylüyorum, milletimiz buna ne layıktır ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır. Başka hiçbir gerekçesi olmasa dahi, üstüne bastığımız zemine düşen bu gölgeyi kaldırmak, sistemi bu lekeden arındırmak, harekete geçmek için yeterli bir nedendir. Bu yönüyle yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir. Millet egemenliğinin kalpgahı olan bu Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir. Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir.

Bu Meclis, Türkiye'nin milli ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir. Bilhassa 'huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el' ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, ön yargıları tuz buz etmiştir. Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihi bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz. Temennimiz, bu başarının, gündelik çekişmelere kurban edilmeden, Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır. Burada şunun da altını çizmek istiyorum: Türkiye'nin ufkunu genişletecek yeni bir anayasa, kutuplaşma siyasetinin değil 'mutabakat içinde rekabeti' esas alan yeni siyasetin eseri olacaktır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun başarılması halinde devlet ve millet arasındaki köprülerin daha sağlam şekilde kurulmuş olacağını, güçlü devlet-özgür toplum idealini, birini diğerine tercih etmeden birlikte yaşatmanın yolunun açılacağını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Bunu başardığımızda, hem hukuku anlamlı kılacak bir demokratik zemine hem de demokrasiyi koruyacak bir 'üstün hukuk mantığı'na kavuşmuş oluruz. Bunu başardığımızda, kazanımlarımızı kalıcı hale getirir, çoğulcu demorasiyi kurumsallaştırır ve gerçek anlamıyla halkın yönetimine dönüştürürüz. Toplumu, kontrol altında tutulması gereken bir tehdit alanı olarak gören vesayetçi anlayışın reddi bunu gerektirir. Siyaseti ve toplumu refahın, ilerlemenin, gelişmenin dinamik gücü olarak kabul eden demokratik bir anayasa anlayışı da bu sayede yeşerir. Sesi, milletin sesiyle hemavaz olanların bu süreçte korkacağı, çekineceği bir tartışma olamaz, olmamalıdır. "

Demokraside, hiç kimsenin hakikat tekeline sahip olmadığını belirten Erdoğan, her düşüncenin kıymetli, her önerinin değerli olduğunu vurguladı.

Her fikirden, her özgün tekliften istifade edilmesi gerektiğini dile getiren Erdoğan, "Diğer taraftan milletimizin yeni bir anayasa özlemi de üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir. Anayasa'nın yürürlükteki ilk 4 maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir. Türkiye Yüzyılı'na yakışır yeni ve sivil bir anayasa için kolları sıvamak herkes için gerçek bir samimiyet sınavıdır. Milletimizin bu büyük özlemini gidermek üzere siyasi partilerimizin, taahhütlerine uygun olarak, harekete geçmelerinde fayda görüyorum. İçinde bulunduğumuz yasama yılının Türkiye'nin imkan ve fırsatlarını geliştiren bir anayasa yılı olmasını diliyorum." dedi.

Erdoğan, TBMM'nin 28. Dönem 5. Yasama Yılı'nın hayırlara vesile olması temennisinde bulundu, milletvekillerine yeni yasama yılında yapacakları çalışmalarda Cenabıallah'tan muvaffakiyetler niyaz etti.

MİT, Reyhanlı'daki terör saldırısının faillerinden Ömer el-Hatip'i yakaladı

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Reyhanlı'da 2013 yılında 53 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısının Suriyeli faillerinden Ömer el-Hatip'i, deniz yoluyla Avrupa'ya kaçmak üzereyken yakaladı

 

01.10.2026 11:21:00
Anadolu Ajansı
 
MİT, Reyhanlı'daki terör saldırısının faillerinden Ömer el-Hatip'i yakaladı
MİT, Reyhanlı'daki terör saldırısının faillerinden Ömer el-Hatip'i yakaladı

Güvenlik kaynaklarından alınan bilgiye göre, kırmızı bültenle aranan, Reyhanlı saldırılarının planlama ve organizasyonunda yer alan Ömer el-Hatip, saldırının failleri ile Beşar Esed'e bağlı istihbarat mensupları arasındaki koordinasyonu da sağlıyordu.

Ömer el-Hatip, Türkiye'ye yönelik eylemsel planlamalar yapan Yusuf Nazik'i, Kifah Melhem ile 2013 yılında bir araya getirdi. Eylem planlamasının detayları da bu görüşmelerde belirlendi.

İlk olarak Ömer el-Hatip ve Yusuf Nazik, saldırıdan önce Şubat 2013'te Hatay'dan Türkiye'ye giriş yaparak eylemin gerçekleştirileceği noktaları belirledi. Bunun için Lazkiye'de bulunan Kifah Melhem'den onay aldıkları öğrenildi.

Ömer el-Hatip, eylem tarihinden önce Mayıs 2013'te Temir Dükancı ile Emn El Askeri Lazkiye Şubesi'ne giderek bomba düzeneğinde kullanılacak malzemeleri teslim aldı. Bombalı araç, Temir Dükancı ve Yusuf Nazik tarafından Reyhanlı'ya götürüldü ve uzaktan kontrollü bomba düzeneğiyle infilak ettirildi.

Ömer el-Hatip, saldırılardan hemen sonra Suriye'ye kaçan Temir Dükancı ve Yusuf Nazik'i Emn El Askeri Lazkiye Şubesi'ne götürdü. Ömer el-Hatip ve eylemi gerçekleştiren diğer şahıslar, Beşar Esed rejimi tarafından parayla ödüllendirildi.

MİT adım adım takip etti

MİT, Reyhanlı saldırısının hemen ardından failleri yakalamak için çalışmalara başladı. Diğer failler gibi Ömer el-Hatip'in de Suriye'deki faaliyetleri yakından takip edildi.

Ömer el-Hatip'i deniz yoluyla Avrupa'ya kaçmak üzereyken yakalayan MİT, daha sonra Türkiye'ye getirdi.

Saldırının faillerinden ve planlayıcılarından Yusuf Nazik 2018, Cengiz Sertel 2024, Muhammed Dib Koralı ve Temir Dükancı ise 2025'te yakalandı.

Reyhanlı saldırısının talimatını veren Tümgeneral Kifah Melhem ise Şubat 2024'te Beşar Esed tarafından Milli Güvenlik Dairesi Başkanlığına atandı.

Kifah Melhem'in, Esed rejiminin düşmesinin ardından yurt dışına kaçtığı biliniyor. 

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer gözaltına alındı

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer'in de aralarında olduğu 59 şüpheli gözaltına alındı

 

01.10.2026 10:50:00
Anadolu Ajansı
 
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer gözaltına alındı
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer gözaltına alındı

Başsavcılıktan yapılan açıklamaya göre, İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince 11 Mart 2026'da Büyükşehir Belediyesi'nde yapılan aramada el konulan 4 şirkete ait 314 ihale ve doğrudan temin dosyası, incelenmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğüne gönderildi.

Muhasebat Genel Müdürlüğünce hazırlanan 14 Temmuz 2026 tarihli bilirkişi raporunda, 13 ihale ve 63 doğrudan temin dosyasında yolsuzluklar tespit edildiği, toplam kamu zararının 330 milyon 945 bin 227 lira olduğu belirlendi.

Raporda, ihale şartnamelerinde belirli marka veya modele yönelik düzenlemeler yapılması, rekabeti sınırlayan uygulamalar, ihale usulüyle yapılması gereken alımların kısımlara bölünerek doğrudan temin yöntemiyle gerçekleştirilmesi, limit üzerinde doğrudan temin yapılması ve bazı araç kiralama işlemlerine ilişkin faturaların dosyalarda bulunmaması gibi tespitlere yer verildi.

Teklif kaşeleri ve imzalarda usulsüzlük

İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce 314 dosyada yapılan inceleme sonucunda 51 firma sahibinin ifadesi alındı. Bunlardan 34'ü, ihale veya doğrudan temin dosyalarında kendi firmaları adına bulunan teklif kaşesi ve imzaların kendilerine ait olmadığını beyan etti.

Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında alınan bilgi sahibi ve tanık beyanlarında, belediyedeki bazı ihale ve doğrudan temin süreçlerinin belirli firmalara yönlendirildiği, teklif ve yaklaşık maliyet süreçlerinde usulsüzlükler yapıldığı ve bazı belediye yöneticileri ile şirket yetkililerinin birlikte hareket ettiği belirlendi.

Ayrıca farklı soruşturma dosyalarında belediyenin iştirak şirketleri, araç kiralamaları, organizasyon ve hizmet alımları ile çeşitli ihale ve doğrudan temin işlemlerine ilişkin incelemeler yürütüldü.

Eş zamanlı operasyonda 59 şüpheli gözaltına alındı

Yolsuzluk tespitlerine ilişkin polis ekiplerince düzenlenen eş zamanlı operasyonda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ve Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer'in de aralarında olduğu 59 şüpheli gözaltına alındı.

Tuncer hakkında ayrıca husumetlisi olduğu kişilerin iş yerlerine silahlı saldırı düzenlettirdiği gerekçesiyle "silahlı suç örgütü yöneticiliği" kapsamında soruşturma yürütüldüğü öğrenildi.

Silahlı saldırı düzenlenen yerler arasında Yeni Parti Mersin İl Başkanlığı binası ve bir medya grubunun iş yeri olduğu bildirildi.

Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında şarkıcı Nil Özalp gözaltına alındı

İstanbul'da sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında şarkıcı Nil Özalp gözaltına alındı

01.10.2026 00:10:00 / Güncelleme: 01.10.2026 01:20:57
AA / İHA
 
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında şarkıcı Nil Özalp gözaltına alındı
Sermaye piyasası işlemleri soruşturmalarında şarkıcı Nil Özalp gözaltına alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca, sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin soruşturmalar sürüyor.

Soruşturma kapsamında, şarkıcı Nil Özalp'te, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız'a ait belgeler olduğuna dair bilgiye ulaşıldı.

Özalp, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı.

Nil Özalp'in Kağıthane'deki ikametinde arama yapıldığı öğrenildi.

Mustafa Yazıcı hakkında yurt dışı yasağı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 'fon soruşturması' kapsamında bugün ifadesi alınan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın oğlu Mustafa Yazıcı hakkında yalnızca yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi.

Edinilen bilgilere göre, fon soruşturması kapsamında bugün ifadesi alınan Mustafa Yazıcı hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verildi. Yazıcı hakkında uygulanan tedbirin yalnızca yurt dışına çıkış yasağı olduğu belirtildi.

Soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının MASAK'a 17 Eylül'de gönderdiği müzekkerede, Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bunların alt şirketlerinin yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesi talep edilmişti.

Müzekkerede, şirketlerin tüm yöneticilerinin açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi, bunların 2024'ten bugüne kadar yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri ile tüm para giriş-çıkışlarının ham veri halinde Başsavcılığa gönderilmesi istenmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yapılan soruşturmada, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova ve İbrahim Bekçi tutuklanmıştı.

Gözaltına alınan Enver Çevik ve Kemal Akkaya, savcılıktaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı, Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan da adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmıştı.

Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey'in tutuklanmasına, 3 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi'ne sevk edilen 19 şüphelinin tutuklanmasına, 2 zanlının ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verilmişti.

Devam eden soruşturmada 8 şüpheli daha gözaltına alınmış, 6'sının tutuklanmasına hükmedilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden 5'inin tutuklanmasına, 7'si hakkında ise adli kontrol uygulanmasına karar verilmişti.

Böylece soruşturmada tutuklananların sayısı 56'ya ulaşmış oldu.

Daha önce haklarında yurt dışına çıkış yasağı uygulanan ve yakalama kararı çıkarılan Tera Yatırım CEO'su Emir Münir Sarpyener ve Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel de gözaltına alınmıştı.

 

26 hisse senedi inceleme altında

Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturmalarında bugün 5'inci dalga operasyon gerçekleştirildiğini ve 34 şüpheli hakkında arama, el koyma ve gözaltı kararı verildiğini bildirdi

30.09.2026 15:10:00
Haber Merkezi
 
26 hisse senedi inceleme altında
26 hisse senedi inceleme altında
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından, "Vatandaşımızın hakkı korunacak, piyasaları manipüle edenlere hukuk önünde hesap sorulacaktır." başlığıyla yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yatırımcı vatandaşların haklarının korunması ve sermaye piyasalarının güvenli ve sağlıklı işleyişinin güçlendirilmesi yönünde ortaya koyduğu iradenin net olduğunu vurguladı.

Adalet Bakanlığı olarak, hukukun üstünlüğünden taviz vermeden vatandaşın hakkını korumak için üzerlerine düşen bütün sorumlulukları kararlılıkla yerine getirdiklerini belirten Gürlek, şöyle devam etti:

"İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen fon soruşturmalarında bugün 5'inci dalga operasyon gerçekleştirilmiş 34 şüpheli hakkında arama, el koyma ve gözaltı kararı verilmiştir. Böylelikle bugüne kadar hakkında işlem yapılan şüpheli sayısı 217'ye ulaşmış, 56 şüpheli tutuklanmış, 88 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Soruşturmaların kapsamı mevcut fonlar ve şüphelilerle de sınırlı değildir. Spekülatif ve manipülatif işlemlere konu olduğu değerlendirilen 26 hisse senedindeki hareketler ayrıntılı şekilde incelenmekte, kısa süre içerisinde olağan dışı oranlarda kazanç sağlayan kişi ve hesapların işlem geçmişleri, para hareketleri ve bağlantıları da araştırılmaktadır."


"TMSF bünyesinde oluşturulacak fona aktarılmasına yönelik hukuki süreçler işletilecek"


Piyasaları manipüle ederek vatandaşların birikimleri üzerinden haksız kazanç sağlamaya çalışanların, "haksız kazancın izinin sonuna kadar sürüleceğini" bilmesi gerektiğini belirten Gürlek, "Suçtan elde edildiği tespit edilen mal varlığı değerlerinin, kanunun öngördüğü usuller çerçevesinde TMSF bünyesinde oluşturulacak fona aktarılmasına yönelik hukuki süreçler işletilecektir." bilgisini verdi.

Bakan Gürlek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ortaya koyduğu güçlü irade doğrultusunda, yatırımcı haklarını korumak, sermaye piyasalarına duyulan güveni tahkim etmek ve sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vermesini temin etmek için üzerlerine düşeni kararlılıkla yapmaya devam edeceklerini kaydetti.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, motosiklet kazalarının ve can kayıplarının azaltılması amacıyla kayıtsız motokuryeler ile hız ihlallerine karşı sıkı denetim sürecinin başlatıldığını açıkladı

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, motosiklet kazalarının ve can kayıplarının azaltılması amacıyla kayıtsız motokuryeler ile hız ihlallerine karşı sıkı denetim sürecinin başlatıldığını açıkladı. Çiftçi, sektörde 500 bin ile 1 milyon arasında kayıtsız motokurye bulunduğunun tahmin edildiğini söyledi

30.09.2026 14:25:00
Haber Merkezi
 
 İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, motosiklet kazalarının ve can kayıplarının azaltılması amacıyla kayıtsız motokuryeler ile hız ihlallerine karşı sıkı denetim sürecinin başlatıldığını açıkladı
 İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, motosiklet kazalarının ve can kayıplarının azaltılması amacıyla kayıtsız motokuryeler ile hız ihlallerine karşı sıkı denetim sürecinin başlatıldığını açıkladı
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, motosiklet kazalarının ve can kayıplarının azaltılması amacıyla kayıtsız motokuryeler ile hız ihlallerine karşı sıkı denetim sürecinin başlatıldığını açıkladı. Çiftçi, sektörde 500 bin ile 1 milyon arasında kayıtsız motokurye bulunduğunun tahmin edildiğini söyledi.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, motosiklet kazalarının önlenmesi ve can kayıplarının azaltılmasına yönelik çalışmalar kapsamında kayıtsız motokuryeler ve hız ihlallerine karşı sıkı denetim sürecinin başlatıldığını bildirdi.
Ölümlü motosiklet kazalarındaki sürücü kusurlarının analiz edildiğini belirten Çiftçi, kazalarda yüzde 57 ile hız ihlalinin ilk sırada yer aldığını, bunu yüzde 15 ile şerit izleme ve değiştirme kurallarına uymamanın takip ettiğini kaydetti.

500 bin ile 1 milyon arasında kayıtsız motokurye tahmini
Sektördeki kayıtsız motokurye sayısına ilişkin tahmini paylaşan Çiftçi, denetimlerin sıkılaştırıldığını belirterek şu ifadeyi kullandı:
"Sektörde tespit ettiğimiz tahmini 500 bin ile 1 milyon arasındaki kayıtsız motokuryeye ve hız ihlallerine karşı sıkı denetim sürecini başlattık."

Motosiklet sayısı yüzde 103 arttı
Göreve geldikleri günden bu yana trafik verilerini yakından incelediklerini ifade eden Çiftçi, 2020-2025 döneminde motorlu taşıt sayısının yüzde 39, motosiklet sayısının ise yüzde 103 arttığına dikkati çekti.
Bakan Çiftçi, trafikteki motosiklet sayısındaki artış ve kazalara ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
"Trafikteki her 2 kazadan 1'inin motosiklet kazası olması ve can kayıplarının yüzde 28'inin bu alanda yaşanması üzerine acil müdahale stratejimizi başlattık. Trafikteki her 5 araçtan 1'i motosiklet iken bu oranın 2030'da her 3 araçtan 1'ine ulaşması öngörülüyor. Bu doğrultuda 2030'un güvenlik ve altyapı planlamasını şimdiden yapıyoruz."

26 kurumun katılımıyla eylem planı
Motosiklet kazaları ve can kayıplarının önüne geçilmesi amacıyla "2026-2027 Motosiklet Denetimleri Eylem Planı" 26 paydaş kurumun işbirliğiyle devreye alındı.
Çiftçi, eylem planının kampanya, denetim, eğitim ve mevzuat olmak üzere 4 ana hedef üzerine kurulduğunu bildirdi.
Plan kapsamında 34 performans göstergesinin yakından takip edildiğini belirten Çiftçi, ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin de hızla hayata geçirildiğini söyledi.

Denetimler aralıksız sürecek
Sürücülerin güvenliği için etkin, sürekli ve yoğun denetimler gerçekleştirildiğini vurgulayan Çiftçi, çalışmaların devam edeceğini belirtti.
Çiftçi, konuya ilişkin şu ifadeyi kullandı:
"Milletimizin içi rahat olsun, güvenli bir trafik için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz."

Çerçeve yasa sonrası bugün ilk kez toplanacak MGK, silah bırakmanın tespit sürecini görüşecek

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 'yaklaşık iki yıla yayılan yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan 'çerçeve yasa'nın 18 Ağustos'ta yasalaşması ardından bugün ilk kez toplanıyor

30.09.2026 13:29:00
Haber Merkezi
 
Çerçeve yasa sonrası bugün ilk kez toplanacak MGK, silah bırakmanın tespit sürecini görüşecek
Çerçeve yasa sonrası bugün ilk kez toplanacak MGK, silah bırakmanın tespit sürecini görüşecek
Milli Güvenlik Kurulu (MGK), 'yaklaşık iki yıla yayılan yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan 'çerçeve yasa'nın 18 Ağustos'ta yasalaşması ardından bugün ilk kez toplanıyor. PKK/KCK ve bağlı oluşumların fesih kararından sonra silah bırakma sürecini takip için çalışmalarına başlayan ve "Takip Kurulu" olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu ile koordinasyon hâlinde olan MGK, fesih ve silahların tesliminin tespit ve teyidinin tamamlanmasının ardından kritik kararını hazırlayacak. Teyit aşaması tamamlandığı takdirde MGK kararı Resmî Gazete'de yayımlanacak ve ardından çerçeve yasa resmen uygulanmaya başlanacak. Böylece geri dönüşler, ertelemeler ve tahliyeler için başvuru süreci resmen devreye girecek. Hem takip kurulu hem de MGK, bu aşamada da çalışmalarına devam edecek ve dönemsel değerlendirmeler yapacak. İhtiyaç hâlinde bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen diğer kişileri toplantılara davet edebilecek.

İktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı yeni çözüm süreci kapsamında hazırlanan 'çerçeve yasa', 140'a yakın kişinin dinlendiği ve onlarca görüşmenin yapıldığı bir yıllık süreç komisyonu mesaisinin ardından, 592 milletvekilinden 467'sinin "evet" oyunu olarak rekor bir kabulle 10 Ağustos'ta Meclis'ten geçti ve 18 Ağustos'ta Resmî Gazete'de yayımlanarak yasalaştı.

Takip ve Değerlendirme Kurulu'nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz (ortada) başkanlığında düzenlenen ilk toplantısına Adalet Bakanı Akın Gürlek (sol 4), Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (sağ 3), İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi (sol 3), Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler (sağ 2), MİT Başkanı İbrahim KTakip Kurulu toplantısı
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un yasalaşmasının ardından ilk olarak "Takip Kurulu" olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu" kuruldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri Okay Memiş'in yer aldığı kurul, 24 Ağustos ve 29 Eylül'de iki kez toplandı.

Toplantılarda, alt komisyonlar olarak "Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu", "İzleme ve Tespit Alt Komisyonu", "Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu" ile "Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu"  oluşturuldu ve görevleri ile yetki alanlarını belirledi. "3T Mekanizması"; yani teyit, tespit ve taahhüt aşamalarıyla ilerleyecek olan kurulun alt kurullarından olan "Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu"nda, feshedilen PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'ın "taahhüt eden" statüsünde görev alması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum da geçen hafta yaptığı açıklama Öcalan'ın görev alacağını bildirdi.

Eski Bakan 2,2 milyar lirayı iade etti

Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın, borsa spekülasyonu iddialarına konu olan 2,2 milyar lirayı Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın hesabına aktardığı yönündeki haberler gündeme bomba gibi düştü

29.09.2026 22:57:00
Haber Merkezi
 
Eski Bakan 2,2 milyar lirayı iade etti
Eski Bakan 2,2 milyar lirayı iade etti
Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın, borsa spekülasyonu iddialarına konu olan 2,2 milyar lirayı Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın hesabına aktardığı yönündeki haberler gündeme bomba gibi düştü.

Olayın büyüklüğü ve işlemlerin hızı kamuoyunda derin bir kuşku yaratırken, "aklama mı, itiraf mı?" tartışmaları başladı. Birkaç ay içerisinde katlanan ve tek kalemde iade edilen bu akıl almaz meblağ, finansal ve hukuki açıdan ciddi soruları beraberinde getiriyor:

1. 163 MİLYON TL NASIL BULUNDU, 2,2 MİLYAR TL HANGİ PARAYLA ÖDENDİ?

Gündeme gelen iddialara göre çift, ilgili hisseye 163 milyon TL yatırarak 4-5 ay gibi kısa bir sürede kazancını 2,17 milyar TL'ye çıkardı.

Soru: Kamuda görev yapmış bir bürokrat ve ailesi, başlangıç sermayesi olan 163 milyon TL'yi nereden ve nasıl temin etmiştir?

Soru: Soruşturma veya mal varlığı tedbiri iddiaları sürerken, 2,2 milyar lira gibi muazzam bir nakit likiditeye tek bir talimatla nasıl ulaşılabilmiştir? Paranın kontrolü hâlâ kişilerin elinde midir?

2. ETKİN PİŞMANLIK MI, YASAL AÇIK MI? RAKAMLAR NEDEN TUTMUYOR?

Sermaye Piyasası Kanunu'na (SPKn 107/3) göre, piyasa dolandırıcılığı suçlamalarında etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen kişilerin elde ettikleri menfaatin en az 2 katını ödemeleri gerekiyor.

Soru: Elde edilen haksız kazanç yaklaşık 2 milyar TL ise, yasaya göre ödenmesi gereken tutar 4,4 milyar TL olması gerekmez mi? Yatırılan 2,2 milyar TL hangi hukuki formüle dayanmaktadır?

Soru: SPK bültenlerinde adı suç duyurusu listesinde henüz yer almayan bir isim, Hazine hesabı alarak hangi hukuki statüye dayanarak iade yapmıştır?

3. SUÇUN İTİRAFI MI, CEZADAN KAÇIŞ YOLU MU?

Sıradan bir vatandaşın banka hesabındaki küçük bir usulsüzlükte dahi derhal ifade ve adli süreç başlatılırken, milyarlarca liralık bir sermaye hareketinde süreç farklı mı işliyor?

Soru: Milyarlarca liralık tutarı devlete iade etmek, suçun/haksız kazancın zımnen itirafı anlamına gelmez mi?

Soru: Parayı ödeyen kişiler hakkındaki adli ve idari tahkikat dondurulacak mıdır, yoksa bu işlem kamu davasının açılmasına engel teşkil etmeyecek midir?

4. YÜZ BİNLERCE MAĞDUR NE OLACAK?

Borsada ve fon piyasalarında işlem yasağı veya tasfiyeler nedeniyle birikimlerine ulaşamayan yüz binlerce küçük yatırımcı mağduriyet yaşarken, yüksek tutarlı işlemlerin böylesine hızlı ve "sessiz" çözümlere kavuşturulması adalet duygusunu zedeliyor.

Kamuoyu, kulislerde konuşulan iddialar yerine ilgili kurumlardan (SPK, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı) bu devasa transferin hukuki niteliğine dair resmi ve şeffaf bir açıklama bekliyor.

Federasyon sessizliğini bozdu

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), yönetim kurulunun, "temiz futbol, adil oyun" anlayışının güçlendirilmesi amacıyla göreve geldiği ilk günden itibaren çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü bildirdi

29.09.2026 17:39:00
AA
 
Federasyon sessizliğini bozdu
Federasyon sessizliğini bozdu
Federasyonun internet sitesinde yer alan açıklamada, "TFF Yönetim Kurulu, delegelerin iradesiyle seçilmiş olup kamuoyunun beklentileri doğrultusunda, kamu vicdanının yeniden tesis edilmesi ve "temiz futbol, adil oyun" anlayışının güçlendirilmesi amacıyla göreve geldiği ilk günden itibaren çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Yönetimimiz, bu çalışmalar kapsamında bahis ve yasa dışı bahis konusunun üzerine kararlılıkla gitmiş; Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile koordinasyon içerisinde yürütülen çalışmalara her türlü katkıyı sunmuştur. Bu kapsamda ilgili kurumlarla inceleme ve işbirliği süreci halen devam etmektedir" denildi.

Federasyon yönetiminin, Nisan 2025'ten itibaren çeşitli tarihlerde adaletin tesisi amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na birden fazla suç duyurusunda bulunduğu hatırlatılarak şu görüşlere yer verildi:

"TFF bünyesinde bulunan ve bizden talep edilen belgeler ise kapalı zarf içerisinde; parmak izi, DNA kalıntısı tespiti ve diğer gerekli incelemelerin yapılması için Adli Tıp Kurumu'na teslim talebiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletilmiştir. Netice itibarıyla TFF Yönetim Kurulu, göreve geldiği andan itibaren üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek amacıyla gerekli tüm adımları atmış ve bu süreçte sorumluluk bilinciyle hareket etmiştir. Türkiye Futbol Federasyonu olarak, hukukun üstünlüğüne, yargı makamlarının bağımsızlığına ve adli süreçlerin sağlıklı biçimde yürütülmesine olan inancımız tamdır. Kamuoyunun, devam eden adli sürece ilişkin yalnızca yetkili makamlar tarafından yapılacak açıklamaları esas almasını önemle rica ederiz."

DEAŞ'ın finans hücresinde çarpıcı para trafiği

İstanbul'da, terör örgütü DEAŞ üyelerine finansman sağladıkları iddiasıyla yakalanan 6 şüphelinin polisteki sorgusu sürerken, eşi örgüt üyeliğinden tutuklu bulunan yabancı uyruklu Akide İ.'nin banka hesabına 2021 ve 2025 yılları arasında 1 milyon 270 bin 270 lira para girişi olduğu ortaya çıktı

29.09.2026 15:14:00
İhlas Haber Ajansı
 
DEAŞ'ın finans hücresinde çarpıcı para trafiği
DEAŞ'ın finans hücresinde çarpıcı para trafiği
İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ile İstihbarat Şube birimlerince, "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun"a muhalefet eden ve silahlı terör örgütüne üye olan şüphelilerin yakalanması için çalışma başlatılmış, terör örgütü DEAŞ ve çatışma bölgeleriyle iltisaklı kişilerle bağlantıları bulunan şüphelilerin para trafiği MASAK'a yansımıştı. İncelenen hesap hareketlerinde, terör örgütleri kapsamında adli işlem gören çok sayıda şahsa para transferi yaptıklarını belirlenen 6 şüpheli, bu sabah düzenlenen operasyonla yakalanmıştı.

Zanlıların emniyetteki sorguları sürerken, örgüte finansman sağladıkları iddiasıyla yakalanan 6 şüpheli ile ilgili çarpıcı ayrıntılara ulaşıldı.

Eşi örgüt üyeliğinden tutuklu bulunan yabancı uyruklu Akide İ.'nin banka hesabına 2021 ve 2025 yılları arasında 1 milyon 270 bin 270 lira para girişi olduğu ortaya çıktı.

İddiaya göre, Silahlı Terör Örgütü DEAŞ'ın Finans Hücresi'ne bağlı faaliyette bulunan örgüt mensuplarının, "yardım" adı altında insanlardan istismarla DEAŞ tutukluları için topladıkları paraları örgüt mensubu yabancı uyruklu Akide İ. isimli kadının hesabına aktardıkları anlaşıldı.

Yine 1993 doğumlu Akide İ.'nin hesabına yurt dışından kaynağı tespit edilmeyen 276 bin Amerikan doları para girişi olduğu anlaşılırken, gelen paralardan Kütahya Dumlupınar ve İstanbul Maltepe'de cezaevinde tutuklu olan 2 örgüt mensubunun hesaplarına parça parça halde toplamda 100'er bin lira para transfer edildiği tespit edildi. Yapılan tespitlerin ardından örgütün finans ağında yer alan yabancılardan oluşan hücre deşifre edildi. Hücre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM Şube ile İstihbarat Şubesine bağlı ekiplerce düzenlenen operasyonla çökertildi.

Zanlıların İstanbul Terörle Mücadele Şubesindeki ifade işlemleri çok yönlü olarak devam ediyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.