Sayın okurlar,
Malum, düne kadar herhangi bir gazetede, kitapta ya da bir dergide okuduğumuz bir yorumun, yazının veya söylenen bir sözün doğruluğunu öğrenmek için Google'a başvuruyor; daha da geriye gidecek olursak, ansiklopedilerden araştırıp farklı kaynaklarla karşılaştırarak güvenilir olup olmadığını anlamaya çalışıyorduk.
Şimdi ise neredeyse her yazı, kısa yoldan "ChatGPT'ye" gönderiliyor ve orada yazılanların yüzde 99 oranında doğru kabul edildiği izlenimi doğuyor.
Peki bundan sonra herhangi bir fotoğrafa da "Acaba gerçek mi, yoksa yapay zekâ tarafından mı oluşturuldu?" kuşkusuyla mı bakacağız? Bir fotoğrafın gerçekliğini ve doğruluğunu kim, nasıl ve hangi ölçütlere göre belirleyecek? Daha da önemlisi, "neyin" gerçekliğine güvenilir bir kaynak olarak inanacağız?
Yapay zekânın karşısında, onu denetleyen başka bir yapay zekânın bulunması gerekecek. Aksi hâlde günün birinde neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kim karar verecek? İnsanoğlu, bir an durup bunu kendi kendine düşünmeli.
Çünkü teknoloji, gerçeği ayırt etme biçimimizi değiştirirken bizi daha temel bir soruyla da yüzleştiriyor: İnsan, bütün bu gelişmelerin içinde neyi amaçlıyor ve gerçekten neye ihtiyaç duyuyor?
İnsan, var olduğundan beri karnını doyurmak için hâlâ mücadele etmek zorunda. Bunun yanı sıra soğuktan ve sıcaktan korunmak için giysiye, farklı hava şartlarına karşı güvenli bir sığınağa ihtiyaç duydu. Bu nedenle kendince barınaklar inşa etti; çadırla başlayan yolculuk, günümüzün gökdelenlerine kadar uzandı. Isınmanın, sıcak iklimlerde serinlemenin, barınmanın ve tabiatla iç içe yaşamanın çeşitli yollarını buldu.
Ne var ki bütün bu ilerlemelere rağmen dünya nüfusunun büyük bir bölümü hâlâ aç ve açıkta. Başka bir kesim ise evindeki yüzme havuzunun sıcaklığını birkaç derece ayarlayabilmek için endişe yaşıyor.
Bir tarafta temel ihtiyaçlarını karşılayamayan milyonlar, diğer tarafta "Bana ne?" diyebilen ve bencilliği karaktere dönüşmüş insanlar var.
Böyle bir tablo karşısında insanın göğsünde bir isyan yükseliyor, yükselmeli. İnsan kalmış insanın ardından kalbi sızlıyor.
Bu isyan, yaşananlara karşı insanlığın içinden gelen bir itirazdır. Çünkü yapay zekânın neyin gerçek olup olmadığını tartıştığı bir çağda, milyonlarca insan hâlâ en temel gerçeklerden; yani yiyecekten, giyecekten ve güvenli bir barınaktan mahrum yaşıyor.
Yine de hiçbir olay, insanın içindeki umudu tamamen yok edecek kadar büyük olmadı bugüne kadar.
Atalarımızın dediği gibi:
"Ölüm hariç, her şeyin bir çaresi vardır."
Burada aklıma gelmişken bir hatıramı paylaşmak istiyorum.
Bir zamanlar biri bana şöyle bir şey söylemişti:
"Ne zaman mutsuzluk seni sararsa, herhangi bir hastaneye git. En üst kata çık ve koridorlardan yürüyerek aşağı doğru in. Gördüğün her hastaya 'Geçmiş olsun.' diyeceksin.
Bir süre sonra kendine şunu söyleyeceksin:
'Oh be… Şükürler olsun Allah'a. İyi ki bir şeyim yok.'"
Bu ders belki de insanın sahip olduklarını fark edebilmesi için yalnızca sahip olmadıklarına değil, elindekilerin kıymetine de bakması gerektiğini anlatıyor.
Bir başka yazımda görüşmek üzere...
Şimdilik hoşça kalın.
Ercan Özyer / diğer yazıları
- Dijital kuşku, yalın gerçek / 01.10.2026
- Dünyanın gündemi fokur fokur! / 20.09.2026
- 2050 Türkiye’si / 23.05.2026
- Uyan Türkiye, uyan! / 15.05.2026
- Gençler! Ve genç kalanlar! / 02.05.2026
- Telefon, telefon olmaktan çıkmış! / 18.04.2026
- Dünya yalan, Haydar Baş gerçek / 14.04.2026
- N’aber, çok bilmiş? / 07.04.2026
- Uyum Yasası mı, Umut Yasası mı? / 15.03.2026
- Akıl baştadır, yaşta değil / 16.02.2026
- Dünyanın gündemi fokur fokur! / 20.09.2026
- 2050 Türkiye’si / 23.05.2026
- Uyan Türkiye, uyan! / 15.05.2026
- Gençler! Ve genç kalanlar! / 02.05.2026
- Telefon, telefon olmaktan çıkmış! / 18.04.2026
- Dünya yalan, Haydar Baş gerçek / 14.04.2026
- N’aber, çok bilmiş? / 07.04.2026
- Uyum Yasası mı, Umut Yasası mı? / 15.03.2026
- Akıl baştadır, yaşta değil / 16.02.2026

























































