Türk siyaseti uzun zamandan beri projesiz ve programsız yol alıyor. Fakat ülkenin sürüklendiği "iflas düzeyi" artık "çözümü olmayan siyaset"i kaldırmıyor.
Var mı çözümü olan?
Toplum diyor ki, Bağımsız Türkiye Partisi'nden gayrısı yalan...
Heybesinde birşey olanlar, kamuoyunun gönlünde, anketlerde önde yürüyor. "Ülkenin iflası"nda vebali olanlar ise, "anketlerdeki yüzdelerde iflas"ı yaşıyor.
Projesiz siyaset, politikacıları çok ilginç pozisyonlara düşürüyor. CHP'den AKP'ye MHP'den DYP ve ANAP'a uzanan politik çizgide maalesef ülke meselelerine ilişkin "çözüm konuşulmuyor". Olsa; onlar konuşulur.
Çözümü, projesi veya herhangi bir çıkış yolu olmayanlar, ya ABD-AB-IMF'ye sarılıyorlar, ya "kasetlerden pirim" devşirmeyi sürdürüyorlar, ya da Bağımsız Türkiye Partisi'nin Kuvay-ı Milliye söylemini, emek-proje-üretim karşılığı emisyon formullü finans çözümünü, hatta vergisiz ve bağımsız Türkiye projelerini aşırarak açık kapatmaya çabalıyorlar.
Siyasette "söylem ve çözüm kıtlığı"ndan kaynaklanan panik var.
Bu demektir ki, seçim çok uzak değil.
Meclis de, eskisi gibi rahat işlemiyor.
Hasta yatağındaki Başbakan'ın "ülkeyi evinden idare etmek zorunda kalması" koalisyon çarkının hiç de öyle eskisi gibi hoş yürümediğinin göstegesi. Başbakan'ın hastalığı kadar yükü de hafif değil.
Kemal Derviş ise, "seçim söylemi ve IMF teftişleri"yle koalisyona sancı basıyor.
Bu süreçte koalisyonu ve idareyi en iyi koordine edecek kişi Hüsamettin Özkan olarak görünüyor. Zira bugüne kadar "koalisyondaki en sıkı kördüğümler"i Özkan'ın nefesi çözdü... Özkan'ın ağzı dualı, eli bereketli.
Ancak, Başbakan, Özkan konusunda eşi Rahşan Hanım'ı razı edemiyor.
Lobiler ise, İsmail Cem ve Aydın Tümen'i öne çıkartıyor.
MHP de "çözülme ve istifa" sürecine girdi. Ülkeyi iflasa sürüklemenin "ortak fatura"sı kesilmeye başlandı.
Devlet Bahçeli'nin "başbakanlığa hazır olduğu" şeklindeki beyanlarının üzerine MHP'deki istifa ve sancılar düştü.
"Türkiye'nin içine düşürüldüğü durumu hazmetmem mümkün değildir" diyen MHP Sivas Milletvekili Mehmet Ceylan'ın, ağır eleştiriler yönelterek partisinden istifa etmesi sadece bir işaret.
Ceylan, DSP'li eski bakanlardan Hikmet Uluğbay'ın intihar girişiminin üzerinin örtüldüğünü, 'bölücübaşı'nın idam kararının yargı kararına karşın bekletildiğini, ekonomik krizin sorumlularının bakanlık koltuğunda oturduğunu, ülkeyi IMF'nin yönettiğini, Türkiye'nin dış politikada yok olduğunu öne sürüyor.
Doğru; hemen herkes bunda hemfikir.
Ceylan, emperyalizmin Türkiye üzerindeki oyunlarına karşı yıllardan beri süregelen 'bozkurt duruşumuz' yok edildi, diyor ve istifasını veriyor.
Ceylan bir tercüman.
Parti içinde sesini çıkarmayanlara tercüman olmak için MHP'den istifa ediyorum, diyor Ceylan.
Ceylan'ın tercüman olduğunu açıkça belirtmesi, MHP'den istifaların süreceğini anlatıyor. MHP'nin gidişatından ve "uyum namına yapılanlar"dan razı olan, yok denecek kadar az. Sağduyu sahibi tüm vekiller rahatsız.
Sessiz çığlık hakim MHP'de.
Kurmaylardan Murat Sökmenoğlu'nun istifası sözkonusu değil. Dün makamından aradılar. Gidişattan razı değiller; dolayısıyla özeleştirilerini sürdürüyorlar. Ama istifası sözkonusu değil. Sökmenoğlu'nu biraz da partisinin kendisini taşıdığı Meclis başkanvekilliği tutuyor.
Sökmenoğlu'nun istifası partinin tamamen çökmesi demek olur. Ancak ülkenin daha da çökmesine razı olamayacağına göre, Sökmenoğlu'nun bu gidişata çok fazla dayanamayacağı açık... Şimdi içeride elinden geleni yapmaya çalışıyor. Kolay değil tabii; Allah kolaylık versin.
Bu arada AB'ye kilitlenmiş Mesut Yılmaz, eridikçe eriyor. Ama AB'nin de kendisini kurtaramayacağını görünce, içeriden "can simidi" gibi gördüklerine sarılıyor. Pijamalı karşılama tecrübesini konuşturuyor Yılmaz.
Kopenhag Kriterleri'ne aykırı RTÜK Yasası'nın Meclis'ten geçirilmesi bundan. Yılmaz, iman esası gibi gördüğü Kopenhag Kriterleri'nden taviz vermeye başladı ise ki, öyle... O zaman bilin ki, politikada son nefeslerini kullanıyor.
Bu psiko-politik ahval, ona herşey yaptırabilir. Yakın takipte tutulmasında ülke ve millet adına çoook faydalar var.
Yılmaz'ın bu psiko-politik ahvali, belki de Başbakan Ecevit'in hastalığından çok daha vahim.
"Çözümsüz siyaset"tin millet nezdinde devredışı kalmaya başladığı bir süreçte "çözümsüz koalisyon"u sürdürmek hem zordur, hem de ortaklar ve ülke için "bir nev'i intihar" sayılır. Dolayısıyla "çözüm ve projeli siyaset"in önünü açacak olan seçim, herkes için kurtuluş olacaktır.
Var mı çözümü olan?
Toplum diyor ki, Bağımsız Türkiye Partisi'nden gayrısı yalan...
Heybesinde birşey olanlar, kamuoyunun gönlünde, anketlerde önde yürüyor. "Ülkenin iflası"nda vebali olanlar ise, "anketlerdeki yüzdelerde iflas"ı yaşıyor.
Projesiz siyaset, politikacıları çok ilginç pozisyonlara düşürüyor. CHP'den AKP'ye MHP'den DYP ve ANAP'a uzanan politik çizgide maalesef ülke meselelerine ilişkin "çözüm konuşulmuyor". Olsa; onlar konuşulur.
Çözümü, projesi veya herhangi bir çıkış yolu olmayanlar, ya ABD-AB-IMF'ye sarılıyorlar, ya "kasetlerden pirim" devşirmeyi sürdürüyorlar, ya da Bağımsız Türkiye Partisi'nin Kuvay-ı Milliye söylemini, emek-proje-üretim karşılığı emisyon formullü finans çözümünü, hatta vergisiz ve bağımsız Türkiye projelerini aşırarak açık kapatmaya çabalıyorlar.
Siyasette "söylem ve çözüm kıtlığı"ndan kaynaklanan panik var.
Bu demektir ki, seçim çok uzak değil.
Meclis de, eskisi gibi rahat işlemiyor.
Hasta yatağındaki Başbakan'ın "ülkeyi evinden idare etmek zorunda kalması" koalisyon çarkının hiç de öyle eskisi gibi hoş yürümediğinin göstegesi. Başbakan'ın hastalığı kadar yükü de hafif değil.
Kemal Derviş ise, "seçim söylemi ve IMF teftişleri"yle koalisyona sancı basıyor.
Bu süreçte koalisyonu ve idareyi en iyi koordine edecek kişi Hüsamettin Özkan olarak görünüyor. Zira bugüne kadar "koalisyondaki en sıkı kördüğümler"i Özkan'ın nefesi çözdü... Özkan'ın ağzı dualı, eli bereketli.
Ancak, Başbakan, Özkan konusunda eşi Rahşan Hanım'ı razı edemiyor.
Lobiler ise, İsmail Cem ve Aydın Tümen'i öne çıkartıyor.
MHP de "çözülme ve istifa" sürecine girdi. Ülkeyi iflasa sürüklemenin "ortak fatura"sı kesilmeye başlandı.
Devlet Bahçeli'nin "başbakanlığa hazır olduğu" şeklindeki beyanlarının üzerine MHP'deki istifa ve sancılar düştü.
"Türkiye'nin içine düşürüldüğü durumu hazmetmem mümkün değildir" diyen MHP Sivas Milletvekili Mehmet Ceylan'ın, ağır eleştiriler yönelterek partisinden istifa etmesi sadece bir işaret.
Ceylan, DSP'li eski bakanlardan Hikmet Uluğbay'ın intihar girişiminin üzerinin örtüldüğünü, 'bölücübaşı'nın idam kararının yargı kararına karşın bekletildiğini, ekonomik krizin sorumlularının bakanlık koltuğunda oturduğunu, ülkeyi IMF'nin yönettiğini, Türkiye'nin dış politikada yok olduğunu öne sürüyor.
Doğru; hemen herkes bunda hemfikir.
Ceylan, emperyalizmin Türkiye üzerindeki oyunlarına karşı yıllardan beri süregelen 'bozkurt duruşumuz' yok edildi, diyor ve istifasını veriyor.
Ceylan bir tercüman.
Parti içinde sesini çıkarmayanlara tercüman olmak için MHP'den istifa ediyorum, diyor Ceylan.
Ceylan'ın tercüman olduğunu açıkça belirtmesi, MHP'den istifaların süreceğini anlatıyor. MHP'nin gidişatından ve "uyum namına yapılanlar"dan razı olan, yok denecek kadar az. Sağduyu sahibi tüm vekiller rahatsız.
Sessiz çığlık hakim MHP'de.
Kurmaylardan Murat Sökmenoğlu'nun istifası sözkonusu değil. Dün makamından aradılar. Gidişattan razı değiller; dolayısıyla özeleştirilerini sürdürüyorlar. Ama istifası sözkonusu değil. Sökmenoğlu'nu biraz da partisinin kendisini taşıdığı Meclis başkanvekilliği tutuyor.
Sökmenoğlu'nun istifası partinin tamamen çökmesi demek olur. Ancak ülkenin daha da çökmesine razı olamayacağına göre, Sökmenoğlu'nun bu gidişata çok fazla dayanamayacağı açık... Şimdi içeride elinden geleni yapmaya çalışıyor. Kolay değil tabii; Allah kolaylık versin.
Bu arada AB'ye kilitlenmiş Mesut Yılmaz, eridikçe eriyor. Ama AB'nin de kendisini kurtaramayacağını görünce, içeriden "can simidi" gibi gördüklerine sarılıyor. Pijamalı karşılama tecrübesini konuşturuyor Yılmaz.
Kopenhag Kriterleri'ne aykırı RTÜK Yasası'nın Meclis'ten geçirilmesi bundan. Yılmaz, iman esası gibi gördüğü Kopenhag Kriterleri'nden taviz vermeye başladı ise ki, öyle... O zaman bilin ki, politikada son nefeslerini kullanıyor.
Bu psiko-politik ahval, ona herşey yaptırabilir. Yakın takipte tutulmasında ülke ve millet adına çoook faydalar var.
Yılmaz'ın bu psiko-politik ahvali, belki de Başbakan Ecevit'in hastalığından çok daha vahim.
"Çözümsüz siyaset"tin millet nezdinde devredışı kalmaya başladığı bir süreçte "çözümsüz koalisyon"u sürdürmek hem zordur, hem de ortaklar ve ülke için "bir nev'i intihar" sayılır. Dolayısıyla "çözüm ve projeli siyaset"in önünü açacak olan seçim, herkes için kurtuluş olacaktır.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019





























































































