İslam’a ve Peygamber Efendimize hakaretler içeren ABD yapımı bir film neticesinde Libya, Mısır, Yemen gibi birçok İslam ülkesinde halk sokağa döküldü, tepkiler gösterildi.
Bu protesto eylemleri sırasında Libya Bingazi’de bulunan ABD konsolosluğuna da saldırı düzenlendi ve ABD Büyükelçisi Christopher Stevens ve yanındaki 3 konsolosluk görevlisi öldü.
Bütün İslam dünyasını ayağa kaldıran bu filmin ismi “Müslümanların Masumiyeti”…
Filmi yazıp yöneten kişi İsrail doğumlu Sam Bacile ve film 100 Yahudi zenginin 5 milyon dolar bağışıyla çekildi. Bu maksatlı ve iğrenç filmde Hz. Peygambere açıktan hakaret ediliyor, belden aşağıya vuruluyor ve alay ediliyor.
Öncelikle bu tür filmlerin ABD’de İsrail kökenliler tarafından yapılması ve dünyaya servis edilmesi, bir İsrail projesi olan ve taşeronu ABD olan Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) gerçekte neyi hedeflediğini açıkça göstermektedir.
BOP’un İslam dünyasını uyuşturma misyonu olan Dinlerararsı Diyalog faaliyetlerinin de gerçekte ne anlama geldiğini göstermektedir.
Büyükelçinin ölümünden sonra ABD’den gelen açıklamalar ve tavırlar oldukça dikkat çekicidir. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Bugün birçok Amerikalı, hatta ben bile, bu, özgürlüğünü kazanmasına yardım ettiğimiz ülkede, yıkımdan kurtardığımız bir kentte nasıl olabildi diye soruyoruz” demiştir.
Clinton’un bu açıklamasından da anlaşılacağı üzere, İslam ülkelerinin özgürleşmesinden maksat, dinine, peygamberine hakaret edene tepkisiz kalmaktır.
Belki de bu filmin gösterime sunulmasının sebebi de İslam dünyasının tansiyonunu ölçmekti. Yani “bu kadar diyalog ve işgalden sonra acaba bu adamların peygamberlerine, inançlarına, dinlerine hakaret edersek nasıl bir tepkiyle karşılarız”ı test etmekti.
Pratik olarak gördüler ki, Müslümanlar diyalog faaliyetleriyle hala dirençleri kırılmamış, işgal ve katliamlarla da hala gözleri korkmamış. Bundan sonra ABD ve yandaşları netice almaya odaklı çalışmaları artırarak devam edecektir.
ABD’nin gözü bu büyükelçi ölümünden o kadar korkmuş ki, bölgeye hemen iki savaş gemisi gönderdi, hem de Clinton’un “Saldırı küçük ve barbar bir grup tarafından düzenlendi, Libya halkı ya da hükümeti sorumlu tutulmayacak” açıklamasına rağmen.
Libya halkından endişe etmiyorsan, küçük bir grupsa bu füzelerle donatılmış savaş gemilerinin burada ne işi var?
Yaşanan bütün gelişmeler, bugün İslam dünyasının her zamankinden daha fazla bir ve beraber olması gerektiğini ortaya koymaktadır.
BOP işgalleri, dinlerarası diyalog, kültürlerarası medeniyet projeleri, batı ile dostluk kurma çabaları bütün bu ve benzeri politikalar yaşanan sürecin Müslümanlar aleyhine geliştiğini göstermektedir.
İslam dünyasının bir ve beraber olmaması, hatta Haçlı ile kol kola girip Müslüman’a namlu doğrultması, ezeli düşmanlarımızın en sevdiğimiz değerlere hakaret etmelerinin önünü açmıştır.
Bugün konuşulması gereken, bu adamların bu filmi yapmaları, yayınlamaları değil, milyarlarca Müslüman’ın olduğu bir dönemde bu filmi hazırlamaya nasıl cesaret buldukları olmalarıdır.
Eğer cesaret buluyorlarsa –ki bulmuşlar- o halde Müslümanlar olarak bizler yanlış bir şeyler yapıyoruz demektir. Demek ki İslam dünyası kuru bir kalabalıktan ibaret…
Onların bu cesaretini kırmanın tek yolu Ehl-i Beyt çizgisinde tek bilek tek yürek olmaktan geçer.
Bu protesto eylemleri sırasında Libya Bingazi’de bulunan ABD konsolosluğuna da saldırı düzenlendi ve ABD Büyükelçisi Christopher Stevens ve yanındaki 3 konsolosluk görevlisi öldü.
Bütün İslam dünyasını ayağa kaldıran bu filmin ismi “Müslümanların Masumiyeti”…
Filmi yazıp yöneten kişi İsrail doğumlu Sam Bacile ve film 100 Yahudi zenginin 5 milyon dolar bağışıyla çekildi. Bu maksatlı ve iğrenç filmde Hz. Peygambere açıktan hakaret ediliyor, belden aşağıya vuruluyor ve alay ediliyor.
Öncelikle bu tür filmlerin ABD’de İsrail kökenliler tarafından yapılması ve dünyaya servis edilmesi, bir İsrail projesi olan ve taşeronu ABD olan Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) gerçekte neyi hedeflediğini açıkça göstermektedir.
BOP’un İslam dünyasını uyuşturma misyonu olan Dinlerararsı Diyalog faaliyetlerinin de gerçekte ne anlama geldiğini göstermektedir.
Büyükelçinin ölümünden sonra ABD’den gelen açıklamalar ve tavırlar oldukça dikkat çekicidir. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Bugün birçok Amerikalı, hatta ben bile, bu, özgürlüğünü kazanmasına yardım ettiğimiz ülkede, yıkımdan kurtardığımız bir kentte nasıl olabildi diye soruyoruz” demiştir.
Clinton’un bu açıklamasından da anlaşılacağı üzere, İslam ülkelerinin özgürleşmesinden maksat, dinine, peygamberine hakaret edene tepkisiz kalmaktır.
Belki de bu filmin gösterime sunulmasının sebebi de İslam dünyasının tansiyonunu ölçmekti. Yani “bu kadar diyalog ve işgalden sonra acaba bu adamların peygamberlerine, inançlarına, dinlerine hakaret edersek nasıl bir tepkiyle karşılarız”ı test etmekti.
Pratik olarak gördüler ki, Müslümanlar diyalog faaliyetleriyle hala dirençleri kırılmamış, işgal ve katliamlarla da hala gözleri korkmamış. Bundan sonra ABD ve yandaşları netice almaya odaklı çalışmaları artırarak devam edecektir.
ABD’nin gözü bu büyükelçi ölümünden o kadar korkmuş ki, bölgeye hemen iki savaş gemisi gönderdi, hem de Clinton’un “Saldırı küçük ve barbar bir grup tarafından düzenlendi, Libya halkı ya da hükümeti sorumlu tutulmayacak” açıklamasına rağmen.
Libya halkından endişe etmiyorsan, küçük bir grupsa bu füzelerle donatılmış savaş gemilerinin burada ne işi var?
Yaşanan bütün gelişmeler, bugün İslam dünyasının her zamankinden daha fazla bir ve beraber olması gerektiğini ortaya koymaktadır.
BOP işgalleri, dinlerarası diyalog, kültürlerarası medeniyet projeleri, batı ile dostluk kurma çabaları bütün bu ve benzeri politikalar yaşanan sürecin Müslümanlar aleyhine geliştiğini göstermektedir.
İslam dünyasının bir ve beraber olmaması, hatta Haçlı ile kol kola girip Müslüman’a namlu doğrultması, ezeli düşmanlarımızın en sevdiğimiz değerlere hakaret etmelerinin önünü açmıştır.
Bugün konuşulması gereken, bu adamların bu filmi yapmaları, yayınlamaları değil, milyarlarca Müslüman’ın olduğu bir dönemde bu filmi hazırlamaya nasıl cesaret buldukları olmalarıdır.
Eğer cesaret buluyorlarsa –ki bulmuşlar- o halde Müslümanlar olarak bizler yanlış bir şeyler yapıyoruz demektir. Demek ki İslam dünyası kuru bir kalabalıktan ibaret…
Onların bu cesaretini kırmanın tek yolu Ehl-i Beyt çizgisinde tek bilek tek yürek olmaktan geçer.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Bayrak provokasyonları ODTÜ’yü karalamak için mi? / 12.05.2026
- Mısır uçakları ve Körfez’deki "sahte bayrak" tuzağı / 11.05.2026
- Vadedilmiş(!) toprakların kanlı sınırları / 10.05.2026
- Batı’nın ‘yenilmezlik’ zırhındaki çatlaklar / 09.05.2026
- Okul terkleri, umutsuz gençlik ve çöküşün eşiğindeki gelecek / 08.05.2026
- Körfez'de diplomasi satrancı ve Trump'ın geri adımı / 07.05.2026
- Washington’ın “ateşkes” paradoksu ve İran’ın direniş hattı / 06.05.2026
- Kağıt üzerindeki enflasyon sofradaki gerçeği yansıtmıyor / 05.05.2026
- İran Savaşı'nın devasa maliyeti ve Amerikan rüyasının sonu / 04.05.2026
- Zeytin ağacından insana uzanan devlet terörü / 03.05.2026
- Mısır uçakları ve Körfez’deki "sahte bayrak" tuzağı / 11.05.2026
- Vadedilmiş(!) toprakların kanlı sınırları / 10.05.2026
- Batı’nın ‘yenilmezlik’ zırhındaki çatlaklar / 09.05.2026
- Okul terkleri, umutsuz gençlik ve çöküşün eşiğindeki gelecek / 08.05.2026
- Körfez'de diplomasi satrancı ve Trump'ın geri adımı / 07.05.2026
- Washington’ın “ateşkes” paradoksu ve İran’ın direniş hattı / 06.05.2026
- Kağıt üzerindeki enflasyon sofradaki gerçeği yansıtmıyor / 05.05.2026
- İran Savaşı'nın devasa maliyeti ve Amerikan rüyasının sonu / 04.05.2026
- Zeytin ağacından insana uzanan devlet terörü / 03.05.2026

























































