Tarih yapan Atatürk, tarih yazıcısının sorumluluğunu şu veciz sözüyle belirler: "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sâdık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır."
Dünya tarihine baktığımızda, herhâlde, tarih yapana sâdık kalmayan tarih yazıcılarının insanlığı şaşırtan saptırmalarına Atatürk kadar mâruz kalmış çok az şahsiyet vardır.
Ağır bir sorumluluktur tarihi yazmak; şahidi olduğu zamanın ya da kendinden önceki devirlerin tarihi olsun fark etmez; tarihçi tesir ettiği, yönlendirdiği her bir ferdin yükünü taşır. Kısaca, büyük cesarettir bu alanı seçmek; öyle ya, böyle bir yükü, vebali kim taşımak ister ki…
Hangi sahada olursa olsun fikir işçisinin, kalem erbabının sorumluluğu tartışılmaz ama bana göre tarih yazıcısınınki bir başkadır. Gerek geçmişin, gerek güncelin doğru okunması, belgelendirilmesi, değerlendirilmesi, isabetli yorumlanması ve hedef kitleye fayda sağlayacak bir şekilde dersler çıkarılması hayatî bir mahiyet arz eder.
Refik Halid Karay, 1 Kasım 1940 tarihinde Tan Gazetesi'nde yayımlanan 'Tarihe isyan' başlıklı makalesinde bazı tarih yazıcılarını; cihangir dalkavuğu olmakla, zulüm çığırtkanlığı yapmakla, istilacıları pohpohlamakla ve genç nesillere zulüm ve haksızlık yolunu, şan ve şeref geçidi diye göstermekle suçlar. Şöyle devam eder Karay: "Sen kurbanlara mersiye okuyacağın yerde kılıcından masum milletlerin kanları sızanlara kaside söyledin; insafsız akınlarla kurulan tahtların önünde ve yağmalar, kıtlıklar, yangınlar bahasına toplanan taçların karşısında diz çöktün, defne dalı uzattın, zafer bestesi çaldın." (Refik Halid Karay, Cihangir Dalkavuğu Tarih, Hazırlayan: Tuncay Birkan, İnkılap Yay., s.39).
Karay'ın vurguladığı zulüm çığırtkanlığı, cihangir dalkavukluğu, üzerinde durulmaya değer bir konu. (Bu arada Karay, cihangir kavramını zalim ve diktatör anlamında kullanıyor). Karay'ın bizâr olduğu tarih yazıcılığı tarzına şöyle eleştirel bir yaklaşım da vardır bilirsiniz; "Tarih; kazananların, galip gelenlerin hikâyesini anlatır" diye…
Karay'ın şu ifadeleri bu eleştiriyi doğrular nitelikte: "Görüyorum ki zalime çıkışacağına mazluma beteliyorsun; istila harplerini çekiştireceğine bilakis övüyor cihangirleri göğe çıkarıyor, hışmına uğrayanları yerin dibine geçiriyorsun. (...) Hakkını, yurdunu korumak için ciğerlerini parçalayan zavallı mağluba dudak bükmek, hak yemek için zafer peşinde dünyayı kana boyayanlara secde etmek, işte hilkatin, marifetin bu!
(...) Ey tarih, senin başlıca vazifen cihangirliğin çıkmaz bir yol olduğunu yeni nesillere göstermektir. Şan ve şeref ancak aziz yurtlarını istilacı kuvvetlere karşı müdafaaya çalışanların hakkıdır; senin hükmün bu olmalıdır; mazlumun yenilmesinden zalime şeref hissesi çıkartmak değil!" (a.g.e, s.39,40).
Tarihî gerçekler iddiasıyla zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin propagandasına soyunmak, bunu da övünülecek bir faziletmiş gibi pazarlamak bir topluma yapılan en büyük ihanetlerden biridir. Çünkü böyle bir algı operasyonuna mâruz kalan genç beyinlerin, şahidi olduğu zamanda cereyan eden haksızlıkları ve yanlışlıkları ayırt edebilme imkânı ortadan kalkar. Bu, o toplumun geleceğini karartmaktan başka ne işe yarar!
Gelin, meramımızı daha da açıklığa kavuşturmak sadedinde Atatürk'ün şu muhteşem tespitlerine başvuralım: "Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar millî noktadan fazilete sahip değildir. Meselâ hakikaten askerî kudret sahibi olan, Moskova'ya kadar giden, yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten Napolyon'u düşününüz. Onun hareketleri Fransız milletinin hakiki ve millî menfaatlerine değil, kendi cihangirane emellerini tatmin içindi. Bunu tatmin için Fransa'nın milyonlarca seçkin evlâdını eritti ve nihayet hepinizin bildiği âkıbete uğradı. Bizim Osmanlı tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II, s.161-162).
Demek ki neymiş; birtakım insaftan ve ilim haysiyetinden mahrum tarih yazıcılarının; gerek çağdaşı, gerekse geçmişte yaşamış şöhreti kendinden menkul bazı şahsiyetleri göğe çıkarmaları, o kişileri faziletli yapmıyor. Kişisel hırslarının esiri olmuş, kendi menfaat ve akıbetine odaklanmış birtakım harisleri milli bir kahramana dönüştürmek; o harisin derekesinden daha da aşağıya düşmektir aslında.
Sonsöz; bu tarih yazıcılığı zor zanaat vesselam. Hani bir bıçak misali vardır; katilin elinde candan eder, doktorun elinde hayat kurtarır diye, işte o hesap.
Bu işin hakkını verenlere şükranlarımızı sunarak diyorum ki; Atatürk'ün şu dileği de keşke gerçek olsaydı; sanki bazı şeyler farklı olurdu. Diyor ki Gazi: "İnsan tarihin mânâsını ancak olgun bir yaşa eriştikten sonra anlıyor. Ve tarih ancak bu yaştan sonra yazılabilir. Çok arzu ederdim ki birkaç arkadaşla beraber hayatımızdan geri kalan zamanı tarih yazmakla geçirelim." (Yusuf Ziya Özer, Ulus Gaz. 10.XI. 1939).
Dünya tarihine baktığımızda, herhâlde, tarih yapana sâdık kalmayan tarih yazıcılarının insanlığı şaşırtan saptırmalarına Atatürk kadar mâruz kalmış çok az şahsiyet vardır.
Ağır bir sorumluluktur tarihi yazmak; şahidi olduğu zamanın ya da kendinden önceki devirlerin tarihi olsun fark etmez; tarihçi tesir ettiği, yönlendirdiği her bir ferdin yükünü taşır. Kısaca, büyük cesarettir bu alanı seçmek; öyle ya, böyle bir yükü, vebali kim taşımak ister ki…
Hangi sahada olursa olsun fikir işçisinin, kalem erbabının sorumluluğu tartışılmaz ama bana göre tarih yazıcısınınki bir başkadır. Gerek geçmişin, gerek güncelin doğru okunması, belgelendirilmesi, değerlendirilmesi, isabetli yorumlanması ve hedef kitleye fayda sağlayacak bir şekilde dersler çıkarılması hayatî bir mahiyet arz eder.
Refik Halid Karay, 1 Kasım 1940 tarihinde Tan Gazetesi'nde yayımlanan 'Tarihe isyan' başlıklı makalesinde bazı tarih yazıcılarını; cihangir dalkavuğu olmakla, zulüm çığırtkanlığı yapmakla, istilacıları pohpohlamakla ve genç nesillere zulüm ve haksızlık yolunu, şan ve şeref geçidi diye göstermekle suçlar. Şöyle devam eder Karay: "Sen kurbanlara mersiye okuyacağın yerde kılıcından masum milletlerin kanları sızanlara kaside söyledin; insafsız akınlarla kurulan tahtların önünde ve yağmalar, kıtlıklar, yangınlar bahasına toplanan taçların karşısında diz çöktün, defne dalı uzattın, zafer bestesi çaldın." (Refik Halid Karay, Cihangir Dalkavuğu Tarih, Hazırlayan: Tuncay Birkan, İnkılap Yay., s.39).
Karay'ın vurguladığı zulüm çığırtkanlığı, cihangir dalkavukluğu, üzerinde durulmaya değer bir konu. (Bu arada Karay, cihangir kavramını zalim ve diktatör anlamında kullanıyor). Karay'ın bizâr olduğu tarih yazıcılığı tarzına şöyle eleştirel bir yaklaşım da vardır bilirsiniz; "Tarih; kazananların, galip gelenlerin hikâyesini anlatır" diye…
Karay'ın şu ifadeleri bu eleştiriyi doğrular nitelikte: "Görüyorum ki zalime çıkışacağına mazluma beteliyorsun; istila harplerini çekiştireceğine bilakis övüyor cihangirleri göğe çıkarıyor, hışmına uğrayanları yerin dibine geçiriyorsun. (...) Hakkını, yurdunu korumak için ciğerlerini parçalayan zavallı mağluba dudak bükmek, hak yemek için zafer peşinde dünyayı kana boyayanlara secde etmek, işte hilkatin, marifetin bu!
(...) Ey tarih, senin başlıca vazifen cihangirliğin çıkmaz bir yol olduğunu yeni nesillere göstermektir. Şan ve şeref ancak aziz yurtlarını istilacı kuvvetlere karşı müdafaaya çalışanların hakkıdır; senin hükmün bu olmalıdır; mazlumun yenilmesinden zalime şeref hissesi çıkartmak değil!" (a.g.e, s.39,40).
Tarihî gerçekler iddiasıyla zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin propagandasına soyunmak, bunu da övünülecek bir faziletmiş gibi pazarlamak bir topluma yapılan en büyük ihanetlerden biridir. Çünkü böyle bir algı operasyonuna mâruz kalan genç beyinlerin, şahidi olduğu zamanda cereyan eden haksızlıkları ve yanlışlıkları ayırt edebilme imkânı ortadan kalkar. Bu, o toplumun geleceğini karartmaktan başka ne işe yarar!
Gelin, meramımızı daha da açıklığa kavuşturmak sadedinde Atatürk'ün şu muhteşem tespitlerine başvuralım: "Tarihte şanlar, şöhretler kazanmış pek çok insanlar millî noktadan fazilete sahip değildir. Meselâ hakikaten askerî kudret sahibi olan, Moskova'ya kadar giden, yangınlar harabeler üstünden Fransız ordusunu sürükleyip eriten Napolyon'u düşününüz. Onun hareketleri Fransız milletinin hakiki ve millî menfaatlerine değil, kendi cihangirane emellerini tatmin içindi. Bunu tatmin için Fransa'nın milyonlarca seçkin evlâdını eritti ve nihayet hepinizin bildiği âkıbete uğradı. Bizim Osmanlı tarihindeki en büyük ve şanlı görülen hareketleri de aynı noktadan tetkik, aynı mahiyette mukayese etmek mümkündür." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II, s.161-162).
Demek ki neymiş; birtakım insaftan ve ilim haysiyetinden mahrum tarih yazıcılarının; gerek çağdaşı, gerekse geçmişte yaşamış şöhreti kendinden menkul bazı şahsiyetleri göğe çıkarmaları, o kişileri faziletli yapmıyor. Kişisel hırslarının esiri olmuş, kendi menfaat ve akıbetine odaklanmış birtakım harisleri milli bir kahramana dönüştürmek; o harisin derekesinden daha da aşağıya düşmektir aslında.
Sonsöz; bu tarih yazıcılığı zor zanaat vesselam. Hani bir bıçak misali vardır; katilin elinde candan eder, doktorun elinde hayat kurtarır diye, işte o hesap.
Bu işin hakkını verenlere şükranlarımızı sunarak diyorum ki; Atatürk'ün şu dileği de keşke gerçek olsaydı; sanki bazı şeyler farklı olurdu. Diyor ki Gazi: "İnsan tarihin mânâsını ancak olgun bir yaşa eriştikten sonra anlıyor. Ve tarih ancak bu yaştan sonra yazılabilir. Çok arzu ederdim ki birkaç arkadaşla beraber hayatımızdan geri kalan zamanı tarih yazmakla geçirelim." (Yusuf Ziya Özer, Ulus Gaz. 10.XI. 1939).
Okan Egesel / diğer yazıları
- Hz. İnsan’a… / 20.04.2020
- Koronavirüsten önce, koronavirüsten sonra... / 28.03.2020
- ‘Ben Ali’yim’ / 25.06.2019
- Atatürk keramet sahibi bir veliydi / 10.04.2019
- Çok şükür psikolojimiz yetmiyor! / 13.03.2019
- O günler geliyor, görüyorum / 22.02.2019
- Evet, bu seçim beka seçimidir / 06.02.2019
- Kumpasın arkasındakileri açıklıyorum / 11.01.2019
- Mustafa Kemal’in uçaklarına ne oldu? / 05.01.2019
- Yunan’ın galip gelmesini isteyen hainler / 26.12.2018
- Koronavirüsten önce, koronavirüsten sonra... / 28.03.2020
- ‘Ben Ali’yim’ / 25.06.2019
- Atatürk keramet sahibi bir veliydi / 10.04.2019
- Çok şükür psikolojimiz yetmiyor! / 13.03.2019
- O günler geliyor, görüyorum / 22.02.2019
- Evet, bu seçim beka seçimidir / 06.02.2019
- Kumpasın arkasındakileri açıklıyorum / 11.01.2019
- Mustafa Kemal’in uçaklarına ne oldu? / 05.01.2019
- Yunan’ın galip gelmesini isteyen hainler / 26.12.2018


























































