Tam ameliyat olacağım gün başımıza bir de taşınma çıkınca her şey birbirine girdi. Hani derler ya, dokuz çarşambanın işi bir güne sıkıştı diye… Ne tesadüf ki, aylardır yağmayan yağmurda ayni gün yağdı.
Eh, sanırım kulun sınavı böyle oluyor… Neyse ki kazasız belasız işler halloldu. Sadece o hengâmenin içinde alıştığım bilgisayarı bulamadım. Bizimkiler çok iyi sarıp sakladıkları için uzun bir süre kendisine ulaşamadım… Nihayet ortaya çıkınca da çocuklar gibi sevinip, yeniden klavye başı yaptım.
Anlayacağınız benden kurtulamadınız. Yine yazmaya, gözlerinizi yormaya devam edeceğim. Nekahat dönemini de sayarsanız bu kadar dinlenme size de, bana da yeter…
Gelelim haftanın konusuna…
Bizi geçmişe bağlayan her ne varsa gözyaşlarımıza engel olamıyoruz. Yaşamın ciddi bir biçimde tehlikeye düştüğü zaman insan olmayacak şeyler düşünüyor. Hani diyorlar ya, hayat bir filim şeridi gibi gözlerinizin önünden geçiyor diye… Oysa hayat gözlerimizin önünden gelip geçmiyor, hatıralar dile geliyor, bir süreliğine derinlere ittiğimiz yaşanmışlıklar su üstüne çıkıyor, kendini hatırlatıyor.
Gerek yaptığınız fedakârlıklar, gerekse yaşanmışlıklar sizden başkası için bir değer ifade etmeyince üzülüyor, yanlış yaptığınızı düşünüyorsunuz. Kim bilir belki de gerçekten yanlış yapmışsınızdır. Ne olursa olsun ne yaptıklarınızı ne de geçen zamanı geri alamazsınız. Yitirdiklerinizin arasında maddi değeri ne olursa olsun, manevi bakımdan vaz geçemedikleriniz varsa en fazla onlara üzülüyorsunuz.
İnsanlarda aynen böyle işte…
Geçmişe gözyaşı dökmek bu dünyanın harcı değil. Hele, hele her şeye duygusal yaklaşan, ana hedefleri insanlara iyi ve doğru şeyleri göstermek olan önderler veya liderler duygularına kapıldıkları zaman mağlup oluyorlar. Günümüzde en kötü olayı bile akıl çerçevesinde yönetebilen, ayakta duran, duygularını belli etmeyen davranışlarını toplumun çıkarlarına göre yönlendiren kimseler önder veya lider oluyorlar.
Duygu dünyası yazarların, şairlerin ve güftecilerin gezinti alanı. Ne çok yoğun duygularla bir ömür yaşayabiliriz, ne de her türlü olay karşısında katılığımızı korumakla yaşamı sürdürebiliriz. Dünyada doğa olayları, savaşlar ve hastalıklar yüzünden öylesine ölümler oldu ki, hangisine üzüleceğimizi şaşırdık.
Yaradanın üzerinde mutlu bir biçimde yaşamamız için bize armağan ettiği bu dünyayı ve üstündeki egemen hayatımızı hiçe saymak, onun verdiği nimetleri yok kabul etmek maalesef alışılmış bir davranış oldu. Yadırganmıyor, önlenmesi için hiçbir çaba sürdürülmüyor.
Geriye yaslanıp 2025'te neler yaşadığımıza bir bakın. Daha önce hiçbir dönemde listemiz bu kadar kabarık olmamıştır.
Sadece insan kalarak önleyebileceğimiz çocuk ölümlerini, hayvan katliamlarını, orman ve tarım alanlarının yok edilmesini bir düşünün. Ne kadar büyük bir zayiat verdiğimizi anlayabilirsiniz.
Peki, ne yapacağız? Mücadele etmekten vaz mı geçeceğiz?
İnsan olmaktan vaz mı geçeceğiz?
Hayır, yaratıcının bize verdiği görev öncelikle insan olduğumuzu her an hatırlamaktır.
Öyle ise, çok fazla düşünmeyin.
İnsan olmaya davam edin…
Eğer yeni bir gelecek kurmak istiyorsak, oturup hep beraber geçmişe gözyaşı dökmenin ve ağıtlar yakmanın bir yararı yok…
- Cevapsız sorular… / 25.02.2026
- BTP’nin Viyana seferi… / 11.02.2026
- Donald amca… / 10.02.2026
- Ahir zaman yolculuğu… / 14.01.2026
- Milliyetçilik ve din / 03.01.2026
- Değişen numaratör mü? / 01.01.2026
- Dolandırıcılık… / 25.12.2025
- İstikrarlı büyüme / 21.12.2025
- Geçmişin gözyaşları / 20.12.2025



























































