logo
26 NİSAN 2026

Genç Üniversite

03.06.2001 00:00:00
'Akritas planı'nın Kanlı Yüzü

O?UZ KÖRO?LU

1950'li yıllara gelindiğinde Kıbrıs'taki Rum-Yunan tedhiş faaliyetleri artmış; ENOSİS'İ (Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhak etme, Yunanistan'la bütünleştirme ideali) gerçekleştirmek adına da şekaveti eli kanlı bir papaz üstlenmişti. Makarios!... Bu kara cübbeli Papazın tahrik ve teşvikleriyle Rum hunharlığı teşkilatlandırılmış, EOKA Tedhiş Teşkilatı kurulmuştur. Yunan subayı Grivas'ın 9 Kasım 1954'te Kıbrıs'a çıkarak kısa zamanda çete hareketleri kurması ve buna silahlı Rum gençlerinden oluşan PEON adlı bir örgütün de eklenmiş olması, Türklere karşı adeta bir düzenli eşkıya çetesini vücuda getirmişti. EOKA, 21 Haziran 1955'ten itibaren Türklere saldırmaya, ani baskınlarla Türk köylerini yakarak kadın, ihtiyar, çocuk demeden katliamlar yapmaya, Türklere dehşet salmaya ve onları Ada'dan terke zorlamaya yönelmişlerdir. Rumlarla birlikte yaşadıkları köylerinden 33'ünü boşaltarak daha emniyetli mıntıkalara göç eden Türkler bu mezalime düçar oluyorken; Türkiye'de dönemin Dışişleri Bakanlığı şu utanç verici sözleri sarfetmekteydi: "Bizim Kıbrıs diye bir davamız yoktur."

AKRİTAS PLANI HAYATA GEÇİYOR

1960'ta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş, liderliğine de Başpiskopos Makarios getirilmiştir. EOKA cinayetlerini tahammül edilemez noktaya vardığı bu dönemde Rumlar, "Akritas Planı" denilen, Ada'daki Türklerin toptan imhasını hedefleyen projelerini hayata geçirmişlerdir. 21 Nisan 1966 tarihli PATRİS gazetesinde ifşa ve ilan edilen bu meş'um planın Rumlar tarafından tatbikatına girişilmesiyle tarihte eşi görülmemiş katliamlar icra edilmiş; Ada, binlerce Türkün Rumlarca öldürülmesine şahit olmuştur. Rumlar zulüm ve şenaetlerine acımasızca devam ediyor, Türk köylerini yakıp yıkıyor, kundaktaki bebekten yaşlısına ellerine geçirdikleri Türkleri hunharca katlediyor, kadın ve kızların namusları kirletildikten sonra canavarca öldürüyorlardı. 1974'te Enosis'i, yani Yunanistan-Kıbrıs birliğini henüz gerçekleştiremeyen Makarios görevden uzaklaştırılarak yerine EOKA lideri Nicos Sampson devlet başkanı ilan edildi. Sampson'un öncülüğünde Rumlar, Türklere yönelik mezalime bütün hızıyla devam edip, tamamını yok etmeyi amaçladılar. Bunun üzerine garantörlük hakkını kullanarak Ada'ya 1974'te çıkarma yapan Türkiye, Türklere yönelik katliamları ve Enosis tehlikesini önlemiş, % 40'lık bir bölümü hakimiyeti altına almıştır.

AKRİTAS'IN KANLI YÜZÜ

Türk Ordusu Kıbrıs'a ayak bastığında nelerle karşılaşmış, ne facialara şahit olmuştur?... İsterseniz Akritas'ın kanlı yüzünü, bir kaç raporla hatırlayalım: "Kıbrıs'ta Rumlarca insanlık dışı katledilen ve gömülen insanlar vardır. Bana geldikleri -Papaz Papatsestos- ilk günü hatırlıyorum. "Peder bazı cenazelerimiz var" dediler. Aradan bir saat geçti, bir kamyon geldi. Tam 77 Türk vardı öldürülmüş. Hepsini bir çukura gömdükten sonra da küçük haçlar getirerek üzerlerine bazı isimler yazdılar. Topu topu yedi haç." (Bizim Anadolu Gazetesi, 26 Temmuz 1974). Almanya'nın sesi radyosunda 30 Temmuz 1974'te müşahedelerine dayanarak bir konuşma yapan İngrid Hebil; "İnsan aklı, Yunanlıların Kıbrıs'ta yaptığı bu cellatlığı asla kabul edemez. Türk evlerine giren Yunan-Rum Milli Muhafızları kadın ve çocuklar üzerine mermi yağdırıyor, büyükleri boğazlıyor ve yakaladıkları Türk kadınlarının hepsinin ırzlarına geçiyorlardı."

Francesoir Gazetesi muhabiri, gazetesinin 24.7.1974 tarihli nüshasında gördüklerini anlatan uzun bir makale yazmış ve burada, şu sözleri ifade etmiştir: "Son derece utandırıcı olan hadiseleri bizzat gördüm. Rumlar Türk camilerini yaktılar ve Magosa civarındaki köylerde bulunan Türk evlerini ateşe verdiler. Silahsız ve müdafaasız Türk köylüleri Rum çapulcular tarafından ihdas edilen korkunç bir vahşet havası içinde yaşamaktadırlar. Ellerinde bazukalar olan Rumlar, Türk köylerinde büyük katliamlara sebep olmaktadırlar. Rumların bu hareketleri insanlık namına utanç vericidir:"

Washington Post Gazetesi muhabiri, gazetesine gönderdiği 30.7.1974 tarihinde yayınlanan haberinde; "Larnaka yakınında Alaminos Köyü'nde 25 ila 55 yaşları arasında ondört Türk öldürülmüş, cesetleri buldozer ile açılan bir çukura doldurulmuştur. Limasol yakınında küçük bir Türk köyüne Rumlar tarafından yapılan bir baskın sonucunda ikiyüz kişiden otuzaltısı öldürülmüştür. Rumlar, Türk kuvvetleri gelinceye kadar, çok Türk öldürmeleri için emir aldıklarını söylemektedirler" demektedir.

Sun Gazetesi'nin muhabiri Johnakas, gazetesinin 30 Eylül 1974 tarihli nüshasında müşahedesine istinaden şunları yazmıştır: "Murat Ağa Köyünün Türk sakinleri 16 Ağustos'ta kamilen katledilmişlerdir. Bunların ekserisi kadın, çocuk ve ihtiyarlardır. Bunlar Türk taarruzunun ikinci gününde üniformasız komşu köylerdeki Rumlar tarafından öldürülmüşlerdir. Cesetler 1 metre kadar derinlikteki çukurlara doldurulmuştur. Çukurlar, öldürülmeden evvel bu zavallılara kazdırılmış."

BM Barış Gücü Kıbrıs Temsilcisi Lars Hakanson; raporunda, Atlılar Köyü'nde yapılan katliamı şu satırlarla anlatmaktadır: "Ömrüm boyunca böyle bir facia ve böyle bir barbarlıkla asla karşılaşmadım. Hayatımda böyle bir şey görmedim. "Newyork Times muhabiri, 1 Ağustos 1974 tarihli haberinde: "Serdarlı ve Gönendere köylerindeki Türk evleri yakıldı, yıkıldı. Yağma edildi. Hayvanlar Rumlar tarafından çalındı. "A.P. Ajans muhabiri de aynı tarihli Newyork Times Gazatesi'nde yer alan haberinde: "Murat Ağa Köyü dışında 20'den fazla Kıbrıslı Türk kadını, erkek ve çocuğunun gömüldüğü toplu bir mezar açılmıştır" demektedir. CBS Televizyonu (ABD) muhabiri de görgüsüne istinaden şu beyanda bulunmuştur. "Lefkoşa'da bir çöplükte 88 Kıbrıslı Türkün cesedi bulunmuştur. Bu cesetler Rum ve Yunanlılarca kurşunla delik deşik edilerek öldürülmüş ve öldürülmeden önce tellerle bağlanmış. Cesetlerden kimisinin başı, gövdesinden koparılmış" denilmiştir. AFB Ajansı muhabiri Bernord Nikolas, ajansının 20.8.1974 tarihli bülteninde: "Atlılar Köyü'nde bir çukura doldurulmuş, Rumlar'ca katledilen Türklere ait cesetler çıkarılmıştır." Ekspressen Gazetesi (İsveç) muhabiri Gunnar Hislon, 22.11.1974 tarihli gazetesinde: "Muratağa Köyü, Yunan askerleri ve Rumların geçen Ağustos'ta 83 Türkün erkek, kadın ve çocuk olarak katledildiği bir köydür. Bugün burada 15 kişi yaşamaktadır." "İsterseniz bir de Rum müşahid zikredelim: Aligis adındaki bu Rum, Almanya'nın Sesi Radyosu'nda 24.7.1974 tarihinde şunları söylemiştir: "Limasal'daydım. Bir mektebe sığınmış 14 Türk vardı. Rum Milli Muhafızları, mektebi kuşattılar. Türkler teslim oldu. Rumlar, hepsini birer birer kurşunlayıp katliam etmişlerdir.

AKRİTAS PLANI ÖLMEDİ

15 Temmuz 1974 yılında Mehmetçiğimizin Ada'ya çıkmasının ardından % 40'ı hakimiyetimiz altına alının bölgede Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuş (1975); 1983'te de Federe Devlet Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak bağımsız bir devlete dönüştürülmüştür. Bağımsızlığın ilanı Kıbrıslı Rumların Enosis idealini durduramamış Yunanistan bu amacından vazgeçmemiştir. Ve Akritas Projesi günümüzde de şu sinsi hedefleriyle geçerliğini korumaktadır. "Kıbrıs Türkünün bir asırlık direnişi ve mücadelesi sonucunda çok ağır bedeller ödeyerek meydana getirdiği devletinden soğutmak. İçimizdeki işbirlikçileri ve mandacıları kullanarak tüm milli değerlerimizi kirletmek, yıpratmak, yetişen yeni nesilleri yanıltmak. Direniş gücümüzü oluşturan mukavemet ruhunu, milli şuur ve Türklük bilincini köreltmek, her türlü sonucu istismar edip birlik ve beraberliğimizi parçalamak."

Yararlanılan kaynaklar:

1) ''Kıbrıs Bizimdir Bizim Kalacak", Prof. Dr. Haydar Baş Y. Mesaj Gazetesi, 1.6.2001,

2)Y.Mesaj, "Kıbrıs'ta Kuva-yı Milliye Ruhu Diriliyor", 23 Mayıs Çarşamba 2001, s.9.

4)Hüseyin Mümtaz, Kıbrıs Güzelleme mi İster? Trabzon, 1992

5) ''Yunan Mezalimine Yeni Bir Saha Kıbrıs",

"K. Mısıroğlu. Yunan Mezalimi, İst. 1991.

''EGEMENLİK DEVREDİLEMEZ''

SEYİR: ALPEREN POLAT

Emperyalizm oklarına karşı yüreğini siper etmiş şanlı bir milletin şanlı mücadelesi sonucunda kurulmuş olan biricik Türkiye Cumhuriyetimizin kuruluş mantığına ihanet edercesine, devletimizin temel dayanak noktası olan Milli Egemenliği, devretme gayretkeşliğinin sergilendiği bu talihsiz günlerde, Milli Egemenliğin önemini; aradan geçen bu kadar zamana rağmen hala kavrayamamış veya kavramak istemeyen birtakım yetkili ve yetkisiz insanlara anlatma gereği duyduğumuzu üzüntüyle belirtmek mecburiyetindeyiz...

Ya İstiklal ya Ölüm

Kelime anlamı olarak günümüzde hakimiyet kelimesiyle aynı anlama gelen Egemenlik, hükmeden, buyuran, buyruğunu yürütebilen üstün gücü ifade etmekle beraber özünde de kendisinden daha üstün bir başka gücün varlığını kabul etmemeyi barındırır.

Bundan hareketle, "Güneş bayrağımız yeryüzü otağımız" ve "Ya İstiklal Ya Ölüm" ilkelerini kendilerine şiar edinmiş ve ruhuna nakşolunmuş olan bağımsızlık gereğince istiklali uğruna canını vermekten sakınmayan bağımsızlık sevdalısı bir milletin torunları için Egemenliğin en vazgeçilemez değer olduğunu bilmemizde fayda vardır. Öyle ki, bu bağımsız ve hür yaşama isteği tarihin her döneminde tezahür etmiş olup, bu uğurda birçok mücadeleler yaşanmıştır. Bu şanlı mücadelelerin en sonuncusu da, 20. yüzyılın başlarında emperyalist güçlere karşı yapılan Kurtuluş savaşı olmuştur.

O günkü konjonktür açısından değerlendirecek olursak; Avusturya'da Habsburg hanedanı, Almanya'da Hohenzollern'ler, Rusya'da Romanof'lar ve selefimiz olan Osmanlı İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden çekilmesiyle beraber dünyayı saran Milliyetçilik ve Milli Egemenlik akımları dünya sahnesinde bir bir tecelli etmeye başlamıştı. Bu noktadan hareketle Mustafa Kemal Atatürk yeni Türkiye devletini tanımlayan bir konuşmasında Milli Egemenliğe vurgu yaparak şunları söylüyordu:

"İşte Efendiler!...

Yeni Türk devleti, cihana hakim o büyük ve kudretli fikrin (milli egemenliğin) Türkiye'de tecellisidir."

Devlet olmanın sırrı: Devlet egemenliği

Egemenliği iki açıdan yani "Devletin egemenliği" ve "Devlet içinde egemenlik" açılımlarıyla değerlendirmek mümkün olduğu gibi, bugün özellikle devredilmesi konusunda ciddi gayretlerin göze çarptığı devlet egemenliği noktasından irdeleyecek olursak, konunun ehemmiyeti daha iyi anlaşılacaktır.

Devletin egemenliği, devletin dışa karşı bağımlı olmaması demektir. Egemen bir devlet, hiçbir şekilde manda, himaye, sömürge veya yarı sömürge durumunda olamaz. Çünkü egemen olabilmek için bağımsız olmak tek ve vazgeçilmez esastır. Bu da mevcudiyetin en temel dayanağıdır. Atatürk'ün ifadesiyle, " Tam bağımsızlık, Milli varlığın ve hayatın esasıdır... yabancı güdümünü ve

himayesini reddeder."

Eğer bir ülke kendi iradesi dışında başka bir devletin veya devletler birliğinin emrine ve kudretine tabi ise o devletin varlığından bahsedilemeyeceği gibi, devlet olmanın gerekleri olan: Belli sınırlar dahilinde olmak, aynı siyasi otorite altında bazı ortak değerler etrafında birleşen ve birlikte yaşamaya kararlı bir insan topluluğuna sahip olmak ve kendisinden üstün bir güce bağımlı olmayan bir kudrete yani egemenliğe sahip olmak gibi özelliklere de ters bir durumdur...

"Egemenliğin zerresinden dahi vazgeçilemez"

Daimi surette vurguladığımız üzere, Milli mücadele hareketinin başarısındaki en büyük faktör, bağımsızlık aşığı olan milletimizin göstermiş olduğu üstün fedakarlık ve gayretlerdir. Çanakkale'de, Kafkaslar'da, Suriye'de, İzmir'de, Sakarya'da yüz binlerce şehit vererek emperyalist güçlere karşı kararlılığını göstermiş olan Türk milleti, Atatürk'ün en büyük ilham kaynağı olmuştur. Ve yapılan şanlı mücadele bu kahraman millet üzerine bina edilmiş olup, egemenliğin yegane sahibi de yine bu millet olmuştur. Uğruna nice koç yiğitlerin şehit olduğu ve nice zorlukların çekildiği bu çetin mücadelenin ardından kazanılan egemenliği, bugün fütursuzca kullanıp, devretme gafletine düşme aşamasına kadar gelen insanlara en güzel cevabı Atatürk şöyle veriyordu: "Egemen olan millettir. Bu egemenlik kimseye devredilemez. Kimseyle bölüşülemez. Millet kendi kaderini kendi eline almıştır ve egemenliğinin bir zerresinden dahi vazgeçemez."

Anlaşılamayan gerçekler

Aynı şekilde Lozan'da emperyal güçlerin milli egemenliğimizi hazmedemediklerinden dolayı, bazı eski sömürü geleneklerini (kapitülasyonlar ve iktisadi bağımlılık vb.) devam ettirme çabaları karşısında sergilediğimiz kararlı tutum, konferansa ara verilmesine sebep olduğu gibi, egemenlik noktasındaki kararlılığımızın boyutlarını da göstermiştir.

Hal böyleyken; milli egemenliğin hangi meşakkatler sonucunda elde edildiğinden gafil olan insanlar tarafından egemenliğin devri gündeme getirilmek istenmektedir. Bugün maalesef, 23 Nisan 1920'de açılan ve 9 ay sonra kabul ettiği Anayasa'nın birinci maddesinin ilk cümlesi "Hakimiyet bilâ kaydü şart milletindir (Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir)" olan T.B.M.M çatısı altındaki vekiller, Meclisin şahsında bir milletin yüreğine nakşolunmuş bu ilkeden rahatsızlık duyarak bu ilkenin değiştirilmesi gayretine girmişlerdir...

Mustafa Kemal Atatürk'ün Lozan görüşmeleri devam ederken, milli egemenliğimizi bir türlü hazmedemeyen emperyalist güçlere karşı yaptığı konuşmasını, bugün memleketimiz içerisinde de bazı muhatapları olacağı düşüncesiyle aynen aktarmayı uygun bulduk:

"Hala karşımızdakiler eski Osmanlı devletinin tarihe karıştığını; bugün yeni Türkiye devletinin var olduğunu ve bu Türkiye devletini kuran milletin çok azimli ve kahraman bir millet olduğunu ve bu milletin tam bağımsızlığından ve milli egemenliğinden zerre kadar fedakarlık yapamayacağını anlamamışlardır."

AB Ülkelerinin Yetki Paylaşımı

KAZIM ÜSTÜN

AB; kültürel ve coğrafi olarak ortak bir altyapıya sahip Avrupa devletlerinin, bu birlikteliği geliştirme, sosyal ve ekonomik olarak kalkınmak için tek bir siyasal çatı altında bütünleşme çabalarıdır. AB'nin temel çatısını oluşturan kurucu antlaşmalar, planlar, protokoller, Birliğin hukuk düzenini ve yetki alanını belirlemektedir. Avrupa Topluluğu Antlaşması'na göre üye devletler arasında ekonomik ve sosyal bütünleşmede, ortak ticaret politikasında birliğin münhasır yetkisi vardır. Antlaşmanın 3. Maddesine göre; tarım, balıkçılık, endüstri, ulaştırma, sosyal ve siyasal alan, ortak ticaret, kültür, vatandaşlık... bütünleşmede temel politikalar olarak belirlenmiştir. Bu alanlarda birlik; üye devlet ve vatandaşlarını bağlayan tasarruflarda bulunabilir. AB karar organlarının bu yetkileri hukuki dayanağına göre üç grupta toplanmaktadır: 1. Antlaşmalarda belirlenen hedeflere ulaşmak için açıkça tanınan yetki, 2. Bu açık yetkinin kullanılması için gerekli zımni yetki, 3. Boşluk doldurma yoluyla edinilen yetki. Sonuncusu kurucu antlaşmaya tek senetle (100a maddesiyle) eklenmiş olup Birliğe en geniş manada yetkiyi tanımaktadır. Buna göre ortak politikaların gerçekleştirilebilmesi için ihtiyaç duyulan her tür düzenleme yapılabilir. Gelinen bu noktada yetki genişlemesiyle oy birliğinden ağırlaştırılmış çoğunluğa geçilmiş, üye ülkelerin veto hakkı ortadan kalkmıştır.

ÜYE ÜLKELERİN YETKİ ALANLARI

Her antlaşma devlete bağlayıcılık yükümlülüğü getirir. AB'ne girmek aynı zamanda AB'ni oluşturan antlaşmaları kabul etmekle olduğuna göre bu alanlarda o devlet bağımsız karar alma iradesini kaybetmiş demektir. Artık antlaşmaya sadakat yükümlülüğü devreye girer. Buna göre üye ülkelerin (Üye varsaydığımızda Türkiye'nin) tasarruf yetkisi yukarıda sayılan AB'nin amaçları dışında kalan alanlardır. Birliğin amaçları dışında kalan konularda üye ülkeler münhasır yetki sahibidir ki; geriye ne kalmıştır bunu tespit edebilmiş değiliz. Üstelik AT Antlaşmasının 5. Maddesine göre üye ülkeler bu alanlarda dahi AB'nin amaçlarını tehlikeye sokucu her türlü tasarruflardan kaçınmakla yükümlüdürler. Üye ülkeler Birliğin ortak politikalarına giren konularda ancak aynı amaca hizmet eden düzenlemeler yapabilirler. Yine ortak politikalar alanında diğer ülkelerle antlaşmalar imzalama yetkisi yalnızca AB'ne aittir. Bütün bu sahalardaki egemenlik yetkileri AB'ne devredilmiştir.

Türkiye'nin egemenlikle ilgili sorunu aşmak için Anayasanın 6. Maddesine getirmeyi düşündüğü istisna hükmü herşeyden önce aynı madde ile çelişki içindedir. Egemenlikle ilgili 6. Maddedeki 'kayıtsız şartsız' ve 'hiçbir surette' ifadeleri bu alanla ilgili bütün istisnaları da yasaklamaktadır.

MİLLİ MENFAATLERDE KÜRESELLEŞME OLUR MU?

Bu birliktelik sanıldığı gibi 20. yüzyıla özgü küreselleşmenin getirdiği bir süreç değildir. Birleşik Avrupa devletleri düşüncesi yüzyıllar öncesine dayanır. Bu hayal 1300'lü yıllardan beri Avrupalı filozof, tarihçi ve siyaset adamını cezbetmiştir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan Coudenhove Kalergi'nin Avrupa Birleşik Devletleri'nin kurulmasına ilişkin Panavrupaist hareketi, Avrupa'nın bütünleşmesinin asıl mimarı olarak kabul edilen Jean Monnet'in gayretleri bu amaç içindir. Yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu denge politikasıyla bu birliğin oluşmasını engellemeye çalışmıştır. Tarihte haçlı seferleri ve Kurtuluş Savaşı böyle bir birlik oluştuğunda hangi amaca yöneldiğini ortaya koymuştur. Demek ki Avrupa devletlerinin tarihî çıkarlarında bir değişme olmamıştır. Ekonomiden siyasete, doğal kaynaklardan milli değerlere, küreselleşme adına verdiğimiz tavizler bu söylemi ortaya atan devletlerin milli politikalarına hizmetten başka bir işe yaramamıştır. Hangi devlet küreselleşme adına milli çıkarlarından vazgeçmiştir. Daha AB kapısında beklerken bile Kıbrıs, Ege ve Güneydoğu ile ilgili mütareke lisanlı söylemler küreselleşme adına mıdır? Ya da dünya barışı için mi? AB antlaşmalarında Avrupa halklarının kültürel değerleri perçinlenirken; bünyesinde hazineleri barındıran bu millet için neden topyekün bir medeniyet arayışına çıkılmıştır. Ama artık bu millet bütün bunları görmüş ve çözüm olarak kendi içindeki hazineleri keşfetmiştir.

İstanbul'da büyük operasyon

İstanbul'un Pendik ilçesinde düzenlenen operasyonda, boş bir arsada toprak altındaki su kuyusuna gizlenmiş, ruhsatsız tabanca yapımında kullanılacak 3 bin 92 silah parçası ele geçirildi. 4 şüpheli yakalandı.

25.04.2026 11:27:00 / Güncelleme: 25.04.2026 11:33:40
İhlas Haber Ajansı
İstanbul'da büyük operasyon
İstanbul'da büyük operasyon
İstanbul'un Pendik ilçesinde düzenlenen operasyonda, boş bir arsada toprak altındaki su kuyusuna gizlenmiş, ruhsatsız tabanca yapımında kullanılacak 3 bin 92 silah parçası ele geçirildi. 4 şüpheli yakalandı.

Edinilen bilgilere göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, silah kaçakçılarına yönelik geniş çaplı bir çalışma gerçekleştirdi. Pendik'te kırsal bir alanda binlerce silah üretiminde kullanılabilecek parçaların gizlendiği yönünde istihbarat alan ekipler, tespit edilen araziyi takibe aldı.



Havadan dron ile bölgeyi didik didik inceleyen emniyet ekipleri, arazide toprak altına inip çıkanlar olduğunu saptadı. Yapılan çalışmalarda toprak altında dron destekli arazi taramalarında yeraltı su deposu tespit edildi.

Drone ile su kuyusunda yapılan tespitlerin ardından operasyon için düğmeye basıldı. Dün söz konusu bölgeye düzenlenen baskında, boş su deposunda çuvallara gizlenmiş 3 bin 92 adet tabanca yapımında kullanılacak parça, bin 869 sürgü ve çok sayıda çeşitli silah parçası ele geçirildi.



Silahlarla bağlantısı bulunan 4 şüpheli yakalanarak gözaltına alınırken, yapılan operasyon ile Türkiye genelinde bugüne kadar tek seferde ele geçirilen silah yapımında kullanılacak en yüksek miktarda silah parçası olduğu belirtildi.

Yakalanan 4 silah kaçakçısı, sorgulanmak üzere İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesine götürüldü.

Operasyon kapsamında yürütülen tahkikat işlemleri çok yönlü olarak devam ediyor.

Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor


 
 
Son yıllarda vize başvurusu yapmak isteyen vatandaşların karşılaştığı randevu krizi, yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. 'Randevuları önceden kapatan' vize şirketleri, ülkeye göre 300-1000 Euro para talep ediyor.
 

25.04.2026 00:34:00
ABDÜLKADİR GÜNDOĞDU
Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor
Karaborsaya düşen vize randevuları el yakıyor

Schengen vize randevuları resmen erişilemez hale geldi. Özellikle Türklerin rağbet gösterdiği İtalya, Almanya, Fransa ve İspanya için vize randevusu almak 'deveye hendek atlatmak'tan daha zor... Vize randevuları karaborsaya düşmüş durumda. Pek çok kişi, haftalar hatta aylar boyunca randevu sistemi üzerinden boşluk yakalayamadığını ifade ederken, aynı tarihler için sosyal medya ve çeşitli aracı kanallar üzerinden ücret karşılığında randevu temin edilebildiği belirtiliyor.


1000 Euro'ya kadar çıkabiliyor

Vize randevuları 300 ila 1000 Euro arasında değişiyor. Bu süreçte Telegram ve WhatsApp grupları, bireysel aracılar ve 'danışmanlık hizmeti' adı altında faaliyet gösteren bazı yapıların öne çıktığı belirtiliyor. Bir diğer dikkat çeken iddia ise, randevu sistemine otomatik yazılımlar (botlar) aracılığıyla erişim sağlanarak açılan kontenjanların saniyeler içinde kapatıldığı yönünde. Kullanıcılar, manuel olarak sisteme giriş yapan bireylerin bu hız karşısında şansının olmadığını savunuyor.

Öğrenci, turist ve iş dünyası mağdur

Yaşanan aksaklıklar özellikle öğrenciler, iş insanları ve turistik seyahat planı yapan vatandaşlar üzerinde ciddi etkiler yaratıyor. Eğitim başlangıç tarihlerinin kaçırılması, iptal edilen uçuş ve konaklama rezervasyonları ile iş görüşmelerinin ertelenmesi en sık karşılaşılan sonuçlar arasında yer alıyor.

Kullanıcılar nelere dikkat etmeli?

• Başvurularınızı mümkün olduğunca konsolosluk ve yetkili resmi platformlar üzerinden yapın.
• Sosyal medya üzerinden gelen yönlendirmelere temkinli yaklaşın.
• 'Garantili vize', 'kesin sonuç' gibi gerçek dışı vaatlere itibar etmeyin.
• Hizmet almayı düşündüğünüz firmaları mutlaka araştırın. Vergi kaydı, fiziksel adresi ve kullanıcı yorumlarını kontrol edin.
• Ödeme yaparken kişisel IBAN'lar yerine kurumsal ve faturalı işlemleri tercih edin.
• Ayrıca iletişim kurduğunuz hesapların doğruluğunu teyit edin ve güvenilirliği kanıtlanmamış kişi ya da kurumlarla işlem yapmaktan kaçının. 

Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!


 
Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.

25.04.2026 00:33:00
MURAT ÇORBACI
Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!
Alzheimer’da ilaç dışı yaklaşımlar umut vadediyor!

Alzheimer hastalığında mevcut ilaç tedavileri, hastalığın ilerleyişini durdurmaktan ziyade semptomları hafifletmekle sınırlı kaldığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, bu nedenle son yıllarda nöromodülasyon yöntemlerinin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.

Elektrik, manyetik alan, ultrason ve ışık gibi fiziksel uyarılarla beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinin hedeflendiğini aktaran Dr. Celal Şalçini, "rTMS, tDCS ve TPS gibi non-invaziv yöntemler, bilişsel işlevleri destekleyerek hastalığın seyrini yavaşlatabilir. Özellikle erken dönemde uygulandığında daha etkili sonuçlar alınabileceği belirtiliyor" dedi.

Dr. Celal Şalçini, bu yöntemlerin henüz gelişim aşamasında olmakla birlikte umut vadettiğini vurguladı.

Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor

Formula 1, 2027’den itibaren 5 yıl boyunca İstanbul Park’a dönüyor. Türkiye, efsane 8. virajıyla yeniden motor sporlarının kalbi olacak ve dünya gündemine damga vuracak 

24.04.2026 21:00:00
Haber Merkezi
Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor
Formula 1 heyecanı Türkiye’ye dönüyor
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Dolmabahçe Cumhurbaşkanlığı Çalışma Ofisi'nde düzenlenen "Formula 1 Türkiye GP Tanıtım Programı"nda dünyanın en prestijli motor sporları organizasyonu Formula 1'in 2027 yılından itibaren İstanbul Park'a geri döneceğini resmen açıkladı. Anlaşma, en az 5 sezon (2027-2031) sürecek ve Türkiye'yi yeniden F1 haritasının en gözde duraklarından biri haline getirecek.

Erdoğan, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Türkiye'nin Formula 1 takvimine tekrar dahil edilmesini ülkemizin güçlü organizasyon kabiliyetine, modern spor ve sağlık altyapısına, son yıllarda bölgesinin 'istikrar adası' rolünü perçinlemesine ve elbette Türk milletinin misafirperverliğine duyulan büyük güvenin yeni bir işareti olarak görüyorum. Türkiye olarak bu güveni daha önce olduğu gibi yine boşa çıkarmayacak, her açıdan kusursuz bir organizasyonla yarışlara ev sahipliği yapacağız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından 2027 Türkiye Grand Prix'i için sembolik start butonuna bastı. Etkinlik sırasında bir Formula 1 aracı, Galataport'tan başlayarak İstanbul'un tarihi yarımadasında tur attı ve Dolmabahçe'ye ulaştı. Bu görsel şov, hem İstanbulluları hem de motor sporları severleri heyecanlandırdı.

İstanbul Park'ın öyküsü

İstanbul Park, daha önce 2005-2011 yılları arasında aralıksız 7 sezon Formula 1'e ev sahipliği yapmış ve "8. viraj"ıyla (bugün hâlâ efsane olarak anılan keskin dönüş) tüm dünyada ün kazanmıştı. Pandemi döneminde 2020 ve 2021'de de takvime dönmüş, ancak 2022'den itibaren listeden çıkmıştı. Yeni anlaşmayla pist, 2027'den itibaren en az 2027-2031 arası tam 5 yıl boyunca her sezon Türkiye Grand Prix'ine ev sahipliği yapacak. Formula 1 İcra Kurulu Başkanı Stefano Domenicali ve Uluslararası Otomobil Federasyonu (FIA) Başkanı Mohammed Ben Sulayem'in de katıldığı törende, anlaşmanın uzun vadeli iş birliğinin başlangıcı olduğu vurgulandı.

Ekonomik ve turizm açısından

F1'in dönüşü, Türkiye için yalnızca spor açısından değil, ekonomi ve turizm bakımından da kritik öneme sahip. Her Grand Prix hafta sonu yaklaşık 100-150 bin yerli ve yabancı seyirciyi ağırlayan İstanbul Park, otel doluluklarını rekor seviyeye çıkarıyor, havayolu ve restoran sektörlerini canlandırıyor. Uluslararası yayınlarla 500 milyondan fazla kişiye ulaşan organizasyon, Türkiye'nin global imajına da önemli katkı sağlayacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Formula 1'e dönmemiz şampiyonaya çok büyük değer katacak" diyerek, Türkiye'nin organizasyon kalitesinin ve istikrarının bu kararın arkasındaki en önemli etken olduğunu belirtti. Anlaşmanın detayları (bilet fiyatları, pist iyileştirmeleri, güvenlik önlemleri) önümüzdeki günlerde Formula 1 yönetimi ve Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu tarafından açıklanacak.

Motor sporları tutkunları ve gençler için yeni dönem

F1'in dönüşü, Türkiye'deki motor sporları altyapısını da güçlendirecek. beIN Sports'un yayın haklarıyla birlikte milyonlarca Türk taraftarın ekran başına kilitleneceği organizasyon, genç pilotların yetişmesi için de yeni fırsatlar yaratacak. Geçmiş yıllarda İstanbul Park'ta kazanan isimler arasında Felipe Massa, Lewis Hamilton ve Sebastian Vettel gibi efsaneler yer almıştı; şimdi yeni nesil yıldızlar aynı pistte mücadele edecek.

Türkiye'nin F1'e dönüşü, sadece bir spor etkinliği değil; aynı zamanda ülkenin uluslararası arenadaki gücünün ve cazibesinin somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor. 2027'de başlayacak heyecan şimdiden başladı!

BTP'den madencilere destek

BTP, Eskişehir'den gelerek Ankara'da eylem yapan Doruk maden işçilerine destek verdi. BTP Sözcüsü Lütfullah Önder burada yaptığı açıklamada, "Madencilerimizin eylemlerine destek vermek için buraya geldik. Bu konu partimizin en hassas olduğumuz konu. Çünkü maalesef özellikle 2005 yılında yapılan maden yasası değişikliği ile birlikte madenlerde devletin ve milletin payı yok denilebilecek bir noktaya getirildi" dedi 

24.04.2026 17:47:00 / Güncelleme: 24.04.2026 17:50:50
Haber Merkezi
BTP'den madencilere destek
BTP'den madencilere destek
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Eskişehir'den gelerek Ankara'da eylem yapan Doruk maden işçilerine destek verdi.

BTP Sözcüsü Lütfullah Önder başkanlığındaki BTP heyeti işçileri eylem yaptıkları yerde ziyaret etti.

Burada açıklama yapan Önder, "Biz madencilerimizin yanındayız. Sessiz kalmamaları, burada bir mücadeleye kalkışmaları, yol yürüyüp buraya gelip bir mücadele içinde olmalarını çok kıymetli görüyoruz" dedi.

BTP Sözcüsü Önder şunları söyledi:

"Bağımsız Türkiye Partisi olarak madencilerimizin eylemlerine destek vermek için buraya geldik. Onların bu haklı mücadelesinde, onların bu hak mücadelesinde yanında olmaya geldik. Bu konu Bağımsız Türkiye Partisi olarak bizim en hassas olduğumuz konu. Çünkü maalesef özellikle 2005 yılında yapılan maden yasası değişikliği ile birlikte madenlerde devletin ve milletin payı yok denilebilecek bir noktaya getirildi.

"Madenlerde devlet payı yüzde 3 ama o bile alınmıyor"

Bugün burada kömür madeninde çalışan madencilerimiz var. Devlet payı yüzde 3. Madenler aslında milletimize ait ama millet adına bu hakkı tahsil etmesi gereken devlet yüzde 3 alıyor. Bu yüzde 3'ü de almıyor. Yerin altında çalışma yapan madenciler, bu çalışma yerin altında yapıldığı gerekçesiyle yüzde 50 bu haktan da feragat ediliyor. Yetmiyor, çıkarılan madeni yine enerji tesisiyle işlendiği için değerlendirildiği için bir yüzd 50 daha bu devlet hakkından feragat ediyor. Dolayısıyla yüzde 1'ini millet adına devlet alıyor, yüzde 99'unu çıkaran firma alıyor. Ama yerin altında çalışan işçiler, yerin altında çalışan madenciler, bu haktan bırakın bu imtiyazlardan, bu teşviklerden yararlanmayı takdir edilmiş olan ücreti bile maalesef alamıyorlar.



"Hakkınıza sahip çıkmazsanız hakkınıza karşı en büyük haksızlığı siz yapmış olursunuz"

3 aylık, 5 aylık, 8 aylık ücretini alamayan, tazminat haklarını alamayan madencilerimiz burada hak mücadelesini veriyorlar. Kurucu liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş'ın çok güzel bir sözü var: Hakkınıza sahip çıkmazsanız hakkınıza karşı en büyük haksızlığı siz yapmış olursunuz. Dolayısıyla buradaki madenciler kendi haklarına sahip çıkmak üzere, haklarına haksızlık yapmamak üzere buradalar. Öncelikle bu madencilerimizin sorunları çözülsün. Madencilerimiz hakkını vermeyen firmalar karşısında ezilmesin. Buna devlet müsaade etmesin. Devlet bunun için var. Devlet zayıf durumda olanı korumak için var. Devlet güç odaklarına dur demek için var. Öncelikle bu madencilerin haklarını alma konusunda devletin inisiyatif kullanması lazım. Ama uzun vadede devlet payının, millet payının artması lazım.

"Bugün devleti yönetenler bir berberin kestiği faturaya itibar etmiyor ama.."

Bugün devleti yönetenler bir berberin kestiği faturaya itibar etmiyor. Daha fazla tıraş yaptığı gerekçesiyle berberlerden daha fazla vergi almaya çalışıyor. Ama maden firmalarından beyan usulü getirilmek suretiyle maden firmalarının beyanını yeterli kabul ediyor. Yani 'ben şu kadar kömür çıkarıyorum, şu kadar altın çıkarıyorum' şeklinde maden firmasının beyanını esas kabul edip yeterli kabul edip ona göre vergi alıyor. Bu çok ilginç bir durum. Devlet çıkarılan, millete ait olan bu madenden doğru dürüst vergi almıyor, devlet payı almıyor. Bütün bu hakları tek başına alıp kullanan firma yerin altında çalışan, canını ortaya koyarak çalışan bu madencilere temel hakları bile, takdir ettiği ücreti bile, devletin tanımış olduğu tazminatları bile maalesef vermiyor. Bu, insanımızın yoksulluğa yuvarlandığının en net fotoğraflarından bir tanesidir.

"Milletimizin gönlü bu madencilerimizle birlikte atıyor"

Biz madencilerimizin yanındayız. Sessiz kalmamaları, burada bir mücadeleye kalkışmaları, yol yürüyüp buraya gelip bir mücadele içinde olmalarını çok kıymetli görüyoruz, çok değerli görüyoruz. Milletimizin gönlü bu madencilerimizle birlikte atıyor ve haklarını söke söke alıncaya kadar da milletimizin kalbi, milletimizin gönlü bu madencilerle beraber olacaktır"

Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi

Üsküdar Devlet Hastanesi'nde görev yapan ve hastalardan usulsüz şekilde para talep ettiği tespit edilmesinin ardından gözaltına alınarak tutuklanan Cem Gülçin ve Gürkan Örskıran hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. 2 doktor hakkında 4 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle iddianame düzenlendi. Doktorların toplam 305 bin 485 lira haksız kazanç elde ettiği tespit edildi

24.04.2026 15:04:00
İhlas Haber Ajansı
Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi
Üsküdar'da rüşvet alan 2 doktor için 12 yıl hapis istendi
Üsküdar Devlet Hastanesi'nde görev yapan iki doktorun hastalardan usulsüz şekilde para talep ettiği tespit edildi. Edinilen bilgilere göre, Cem Gülçin ve Gürkan Örskıran isimli doktorların muayeneye gelen hastalardan ameliyat işlemleri için ek ücret istedikleri belirlendi. Şüpheliler, rüşvet suçlamasıyla gözaltına alındı. Doktorların para istediği bazı hastaların ücretleri kabul etmediği ve bunun üzerine CİMER'e bildirerek doktorları şikayet ettiği, hastanede ise bazı yetkililerin durumu emniyete bildirdiği öğrenildi. Şikayetler üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, Üroloji doktorluğu yapan 2 şahsın hastalardan ameliyat için rüşvet aldıkları belirlendi. Şüpheli doktor Gürkan Örskıran'ın hastalarından 20 ila 30 bin TL arası rüşvet aldığı, diğer doktor Cem Gülçin'in ise bin 200 ila bin 400 dolar arasında rüşvet aldığı tespit edildi.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından doktorlar hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede 2 doktor hakkında ayrı ayrı olmak üzere 4 yıldan 12 yıla kadar hapis talep edildi.

Biri kabul etti diğeri reddetti

Doktor Gürkan Örskıran savunmasında, suçlamaları kabul etmediğini hastane bünyesinde yapılan ameliyatlarda dışarıdan temin edilen herhangi bir malzeme bulunmadığını ifade etti. Doktor Cem Gülçin ise gözaltı sürecinde geçmişini düşündüğünde yaptığı şeyin etik ve ahlaklı olmadığını, talep ettiği parayı maddiyatının yeterli olmadığı için değil hırsından dolayı talep ettiğini belirtti.

12 yıla kadar hapsi talep edildi

2 doktorun, hazırlanan iddianamede "rüşvet" suçundan 4 yıldan 12 yıla kadar hapsi istendi.



57 milyonluk siber vurgun... 18 kişi tutuklandı

Karabük merkezli 7 ilde düzenlenen siber dolandırıcılık operasyonunda, sosyal medya üzerinden borsa yüksek getirili yatırım vaadiyle vatandaşları dolandırdığı belirlenen şüphelilere yönelik operasyonda 18 kişi tutuklandı.

24.04.2026 14:26:00
İhlas Haber Ajansı
57 milyonluk siber vurgun... 18 kişi tutuklandı
57 milyonluk siber vurgun... 18 kişi tutuklandı
Karabük merkezli 7 ilde düzenlenen siber dolandırıcılık operasyonunda, sosyal medya üzerinden borsa yüksek getirili yatırım vaadiyle vatandaşları dolandırdığı belirlenen şüphelilere yönelik operasyonda 18 kişi tutuklandı. Şebekenin 17 ilde 32 kişiyi yaklaşık 57 milyon TL dolandırdığı tespit edildi.

Karabük İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ile ilgili şube müdürlükleri tarafından müşterek yürütülen çalışmalar kapsamında, sosyal medya üzerinden reklam vererek yatırım yapma ve para kazanma vaadiyle vatandaşları dolandıran şebekeye yönelik 11 aylık planlı çalışma gerçekleştirildi.



Karabük'te dolandırılan vatandaşların ihbarı üzerine başlatılan soruşturmada, şüphelilerin elde ettikleri suç gelirlerini paravan şirketler üzerinden şahıs hesaplarına aktardıkları, ardından kripto para borsalarında kaybettirme yöntemiyle aklamaya çalıştıkları belirlendi.

Yürütülen operasyonel faaliyetlerde 27 şüphelinin, Karabük ile birlikte toplam 17 ilde 32 müştekiden yaklaşık 57 milyon TL haksız kazanç sağladığı tespit edildi.



Şüphelilerin yakalanmasına yönelik Adana, Ankara, Antalya, Diyarbakır, Gümüşhane, Kocaeli ve Kütahya'da Karabük İl Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü koordinesinde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonlarda gözaltına alınan 25 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Şüphelilerden 4'ü ifadelerinin ardından cumhuriyet savcılığı tarafından serbest bırakılırken, 3 kişi adli kontrol şartıyla salıverildi. Mahkemeye çıkarılan 18 şüpheli ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. Firari 2 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

Karabük İl Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, halkın huzuru ile can ve mal güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.

Taksilerde yeni dönem

1 Eylül 2026’dan itibaren Türkiye’deki tüm ticari taksilerde yeni dönem başlıyor. Taksimetreyle entegre mali cihaz zorunlu hale geliyor, her yolculuk sonunda yüzde 20 KDV dahil fiş otomatik olarak kesilecek 

23.04.2026 18:01:00
Haber Merkezi
Taksilerde yeni dönem
Taksilerde yeni dönem
İstanbul, Ankara, İzmir ve Türkiye genelindeki ticari taksilerde köklü bir değişim kapıda. Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'nın (GİB) 13 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 591) ile taksi işletmecilerine "Taksi Mali Cihazı" zorunluluğu getirildi. 1 Eylül 2026 itibarıyla mevcut tüm taksilerde taksimetreyle entegre çalışan bu cihaz devreye girecek ve her yolculuk sonunda otomatik olarak yüzde 20 KDV içeren fiş veya e-belge düzenlenecek.

Gerçek usulde vergilendirme ve KDV yükümlülüğü 

1 Ocak 2026'dan itibaren taksi plakası sahipleri basit usulden gerçek usule geçti. Bu geçişle birlikte taksi ücretleri artık yüzde 20 oranında Katma Değer Vergisi'ne (KDV) tabi hale geldi. Günlük ortalama 10 bin TL ciro yapan bir takside yaklaşık 2 bin TL KDV ödemesi gündeme geliyor. Plaka sahipleri ayrıca gelir vergisi, geçici vergi ve stopaj gibi yükümlülüklerle karşı karşıya kalacak. Sektör temsilcileri, vergi yükünün %45'e varabileceğini belirterek yeni sistemin maliyetlerini tartışıyor.

Taksi mali cihazı nedir, nasıl çalışacak? 

Taksimetre ile senkronize çalışan, Bakanlık onaylı cihaz yolculuk bitiminde taksimetre kapanınca otomatik fiş/fatura kesecek. 

Fişte yüzde 20 KDV dahil olacak, belirli tutarların üzerinde veya yolcu talep ederse "fatura yerine geçen belge" verilecek. 

Kartlı ödeme (POS) özelliği zorunlu olacak, harici bağımsız POS cihazı kullanılamayacak. 

Sistem GPS ve zaman verilerini kaydederek tüm işlemleri anlık olarak GİB'e iletecek. 

Fiş kesilmeden yeni yolculuk başlatılamayacak, bu sayede kayıt dışı ekonomi büyük ölçüde önlenecek.

Geçiş takvimi 

Mevcut plaka sahipleri en geç 1 Eylül 2026'ya kadar cihazı alıp kullanmaya başlamak zorunda. 

Yeni plaka alanlar veya taksimetre değiştirenler işe başlama veya değişiklikten itibaren 30 gün içinde cihazı devreye almak zorunda. Tebliğe uymayan taksiciler, cihaz üreticileri ve servisler Vergi Usul Kanunu cezalarıyla karşı karşıya kalacak.

Yolcuları da ilgilendiriyor

Diğer tüm işletmelerde olduğu gibi taksilerde de fiş/fatura almak artık zorunlu. Denetimlerde fiş almadan indiği tespit edilen yolculara da idari para cezası uygulanabilecek. Yolcuların seyahat sonunda fişi talep etmesi ve saklaması önem taşıyor.

Taksiciler, artan vergi yükü nedeniyle maliyetlerin yükseleceğini ve plaka fiyatlarının düştüğünü belirtiyor. Öte yandan düzenleme, kayıtlı ekonomiyi güçlendirmeyi, kartlı ödemeyi yaygınlaştırmayı ve Maliye'ye anlık veri akışı sağlamayı hedefliyor.

Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'

Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, 7 Nisan'dan bu yana tedavi gördüğü ve geçtiğimiz haftalarda safra kesesi ameliyatının gerçekleştirildiği Acıbadem Altunizade Hastanesi'nden taburcu edildi. Taburcu olan Tatlıses, "Bana bebekler gibi baktılar bana hepsine teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. Hepsini evlat edindim, evladım gibi oldu. Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş kafam kadar taş çıktı" dedi

22.04.2026 14:32:00 / Güncelleme: 22.04.2026 14:35:26
İHA
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses: 'Çocuklarıma kuruş yok'
Ünlü sanatçı İbrahim Tatlıses, 7 Nisan'da İstanbul'daki evinde rahatsızlanmasının ardından hastaneye kaldırılmıştı. Acıbadem Altunizade Hastanesi Acil Servisi'ne başvurmasının ardından ünlü sanatçı tedbir amaçlı olarak yoğun bakıma alınmış, safra kesesi kaynaklı bakteriyel bir enfeksiyon olan kolesistit (safra kesesi iltihabı) tanısı ile antibiyotik tedavisine başlanmıştı. Tedavi sürecinin ardından Tatlıses'in 11 Nisan'da safra kesesi ameliyatı olduğu açıklandı.

Tatlıses'in ameliyatının başarılı bir şekilde tamamlanmasının ardından Acıbadem Altunizade Hastanesi Başhekimi Dr. Engin Çakmakçı ve ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca, sanatçının bir süre daha yoğun bakımda gözetim altında tutulduktan sonra taburcu edileceğini açıklamıştı.

"Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş kafam kadar taş çıktı"

Ünlü sanatçı bugün Acıbadem Altunizade Hastanesi'nden taburcu oldu. Ailesi ve sevenleri uzun süre hastane önünde beklerken taburcu edilen Tatlıses, hastane çıkışı yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"Dünyada hastane arıyorsanız yer burası. Hani yazıyorlar ' İbrahim Tatlıses yoğun bakımda'; yoğun bakım değil bebek bakım orası. Bana bebekler gibi baktılar bana hepsine teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. Hepsini evlat edindim, evladım gibi oldu. Safra kesemi aldılar, ne safra kesesiymiş, kafam kadar taş çıktı. Hocalarıma teşekkür ediyorum."

Hastanede hep haberleri izlediğini belirten Tatlıses, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a dünya liderlerini Antalya'ya getirdiği için teşekkür etti. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki silahlı saldırıda ölenlere rahmet dileyen Tatlıses, yaralılara da kendisi gibi taburcu olmalarını diledi.

"Çocuklarımın bazılarının hastaneye alınmamasını ben istemedim"

Sağlığının yerinde olduğunu söyleyen Tatlıses, sözlerine şöyle devam etti:

"Dostlarım hiç yalnız bırakmadılar, İzmir'de ve Ankara'dan geldiler hepsine teşekkür ediyorum. Dost bugünde lazım. Allah çocuklarımdan razı olsun ama hepsinden değil. Tuğçe benim canım, Allah ondan razı olsun. Ama A harfini alfabeden sildim. Çocuklarımın bazılarının hastaneye alınmamasını ben istemedim. Onlar benim kalbim de hakkettikleri yerde değiller. Benim babam bu haldeyken ben babamı yalnız bırakmam, babam için ölürüm. Keşke mezardan kalksa boynumu baltayla kesse. Babaların kıymeti ne zaman anlaşılır bilmiyorum."

Acıbadem Hastanelerinin sahibi Mehmet Ali Aydınlar'dan Şanlıurfa'da hastane açmasını rica ettiğini söyleyen Tatlıses, "Şanlıurfa'da 4 buçuk dönüm arsam var. Şanlıurfa'da da özel hastane yok herkes Gaziantep'e gidiyor. Gelin bu 4 buçuk dönüm yeri görün eğer imkanınız varsa orada da bir Acıbadem Hastanesi istiyoruz" dedi.

Vasiyetinde de her şeyi devlete bıraktığını ifade eden Tatlıses, "Kuruş yok, bazıları yüzünden ailemin de bir kısmı mağdur kaldı. Bana babam para bırakmadı, babam ciğerciydi. Parayı kendim kazandım, saçarım dağıtım kime ne ' Parayı ben kazanmışım. Ben onlara çok büyük miras bıraktım farkında değiller. İbrahim Tatlıses deyince bütün kapılar açılıyor, onu kullanmasını bilemediler" diye konuştu.

Tatlıses, konuşmasının sonunda "Baboş" isimli yeni şarkısının hafta içinde çıkacağını ifade etti.

Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi

Aziz İhsan Aktaş davasında cumhuriyet savcısı sanıkların tutukluluk durumuna ve taleplere ilişkin görüşünü açıkladı. Savcı, 3 tutuklu sanığın tahliyesini talep etti. Duruşma sanıkların tutukluluğa ilişkin beyanları ile sürüyor

22.04.2026 13:51:00
İHA
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi
Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü duruşmasında savcı görüşünü açıkladı: 3 sanık hakkında tahliye talep edildi
Liderliğini Aziz İhsan Aktaş'ın yaptığı öne sürülen Çıkar Amaçlı Suç Örgütü tarafından tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı sanık Rıza Akpolat, Avcılar Belediye Başkanı sanık Utku Caner Çaykara ve Ceyhan Belediye Başkanı sanık Kadir Aydar'ın arasında bulunduğu belediye başkanlarına rüşvet verilerek ihale süreçlerinin organize edilmesi iddiasına yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 16'sı tutuklu 200 sanığın yargılanmasına devam edildi.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nde bulunan salonda görülen duruşmada, cumhuriyet savcısı, sanıkların tutukluluk durumu ve taleplere ilişkin görüşünü açıkladı.

Duruşma savcısı, Beşiktaş Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Çağdaş Ateşçi, Beşiktaş Belediyesi personeli Gülşah Ocak, Beşiktaş Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürü Ferit Tutşi'nin tutuklulukla geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliyelerine karar verilmesini talep etti.

Rıza Akpolat, Kadir Aydar, Utku Caner Çaykara ve Oya Tekin'in aralarında bulunduğu diğer tutuklu sanıkların ise kuvvetli suç şüphesi, mevcut delil durumu ile üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti dolayısıyla tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep edildi.

Tanık dinletilmesi, tefrik ve mal varlığı tedbirlerinin kaldırılması taleplerinin mevcut delil durumu ve dosyanın geldiği aşama dikkate alınarak reddine karar verilmesi talep edildi.

Duruşma sanıkların tutukluluğa ilişkin beyanları ile sürüyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.