HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 27 EKİM 2021, ÇARŞAMBA

'Hiç'liğe mahkûm olan Türkiye

15.07.2016 00:00:00
Benliğini ve kimliğini aradan çıkararak yok olan, varlığından sıyrılan bir millet ve devlet fotoğrafı karşımızda duruyor.

Kendi varlığından yani milli ve dini kimliğinden sıyrılmış ve her yönüyle Batı'ya râm olmuş "hiç" olmuş millet ve siyaset bugün Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı hastalığın gerçek adıdır.

Türkiye'nin iç ve dış politikası bugün yeniden millet ve siyaset tarafından ameliyat masasına yatırılmalı. Pis kan vücuttan zerk edilmeli.

Varşova'da gerçekleştirilen toplantı özelinde meseleye bakacak olursak, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ifadesiyle, "İki gün süren NATO Liderler Zirvesi, Türkiye için yine bir 'hiç' olarak sona erdi."

"Hiç" olan kimliğini kaybetmiş siyaset NATO zirvesinde bir kez daha sahnedeydi. Kim gördü, kim duydu, kim varlıklarından haberdardı bilinmez... 

Zirvede NATO'ya üye olmayan devletlerin hakları gündeme gelirken,  Türkiye karşı karşıya olduğu işgal ve terör tehdidi ile ilgili destek çığlığı atarak feveran etti.

Güler misiniz, ağlar mısınız...

Ailesini öldüren, gözleri önünde namusunu ayaklar altına alanlardan yardım isteyen, beni öldürmeye çalışıyorlar, namusumu kirlettiler diyen bir insana ne dersiniz?

..... !!!

O dediğinizi niye bugünkü siyasete söylemiyorsunuz?

"Uluslararası arenada birçok defa IŞİD'e, DAEŞ'e... verdiği destek ile gündeme gelen Türkiye, el altından IŞİD'i destekleyen NATO ülkelerinden teröre karşı birlikte hareket etmek için feryadı figan etti. NATO zirvesindeki liderlerde "yahu sen iyi misin, hasta mısın ne ortak mücadelesi bunları vücuda getiren biziz" seslerini duydunuz mu?

NATO Liderler Zirvesinde "kimi kime şikayet ettiğinin bile farkında olmayan Türkiye'nin" sözleri kaale bile alınmadı.

Her Zirve sonrası "o zaman NATO'da Türkiye'nin ne işi var" sorusu ilk akla geliyor da kimsenin aklına Türkiye'yi bu hale getiren Sayın Cumhurbaşkanından partisine, CHP'sinden MHP'sine hatta HDP'sine "bunların burada ne işi var" diye gelmiyor.

Ekleyerek sormaya devam edelim o zaman.

NATO'da adam yerine konmayan Türkiye'nin BM'de durumu farklı mı?

AB meselesinde farklı mı?

Derin stratejik dostu ABD ile olan ilişkilerinde farklı mı?

AB ülkeleri ile olan ilişkilerinde farklı mı?

Aslında taa "kâlû belâ"dan beri dostları İsrail ile farklı mı?

Türkiye'nin (Sayın Cumhurbaşkanı, partisi ve dahi meclisteki partiler) hangi ülkeyle kendi menfaati doğrultusunda bir dış politikaya vizyona sahip.

Kendi milli politikalarını ve menfaatlerini karşı tarafa kabul ettirebilmiş bir siyaset var mı?

Bugün aslında Sayın Baş'ın neden ısrarla "icazeti ben milletimden istiyorum" ifadesini ısrarla tekrarladığını daha iyi anlıyoruz.

İşte Prof. Dr. Haydar Baş'ın siyaset nasıl olmalı sorusuna verdiği cevaba kulak verelim: "Bâtılın yanında, küfrün yanında, yani hakka bâtıl, bâtıla hak diyenleri omuzlarında taşıyan bir anlayışın maalesef hayata geçiren elemanları oldunuz. Bunu görüyoruz. Bizim siyasetimiz 'bana oy versin' siyaseti değildir. O tipte bir insan değilim.

Ben hizmet edeceğim, hizmetimin karşılığında Allah bana makam, rütbe ihsan edecek. Yani benim hizmetim ahiretimi kazanmak içindir. Millet bunu anlarsa nasibini alır, anlamazsa kendisi bilir.

1995 yılında Amerika Birleşik Devletleri ilk defa bana geldi. Ben elimin tersiyle onu ittim. Kısaca şunu demek istiyorum; Yapılan işler Allah için olursa millet için, vatan için de olur. Allah için olmayan hiçbir hizmet, hiç kimsenin işine yaramaz.

Ve nitekim bugün Türkiye bu mantıkla yönetildiği için ve millet de bu mantığa sahip çıktığı için, milletin başına bela üstüne bela yağıyor. İdrak edebiliyor mu? Bana kalırsa hayır, onu da idrak edemiyor. İşte korkunç bir nasipsizlik var ortada."

Son söz...

Millet ve siyaset bir karar vermeli...

"Hiç" olan kimliksiz siyaset sizin isteğiniz ve tercihiniz.

Peşine takıldığı Batı'nın kölesi olmaya mahkûm olan siyaset defalarca bu durumunu ilan etse de akıllanmayan millete de aynı kaderi yaşatıyor.

Bugün Dünya'da Haydar Hoca'yı dinleyen devlet en güçlü devlet, lideri en güçlü lider oluyor. Dinlemeyen ise köleliğe ve sadece bir "hiç" olmaya mahkûm.
 
Aslan Kamer / diğer yazıları

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

15.07.2015, 15.07.2014, 15.07.2013, 15.07.2012, 15.07.2011, 15.07.2010, 15.07.2009, 15.07.2008, 15.07.2007, 15.07.2006, 15.07.2005, 15.07.2004, 15.07.2003, 15.07.2002, 15.07.2001, 15.07.2000, 15.07.1999, 15.07.1998, 15.07.1997


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.