




Cüneyd'in arkadaşlarından bir zat vardı. Hatırına bir şeyler getirir ve kimseye demezdi; ama Cüneyd onu anlardı.
Aralarında şu konuşma geçti:
"Kalbinden konuş!" dedi Cüneyd.
"Konuştum; söyle bakalım ne dedim?" diye sordu arkadaşı.
"Şöyle, şöyle konuştun!"
"Hayır, öyle değil."
"Bir daha konuş."
"Konuştum!" söyle.
"Şunu, şunu söyledin."
Bu konuşma birkaç defa tekrar edildi. En sonunda Cüneyd Hazretlerinin arkadaşı şöyle dedi: "Doğrusun; ben, kalbindeki safa âlemini denemek istedim. Haddizatında hepsini bilmiştin."
Onların kalbi, ilâhî iradenin mecraları ve ilâhî bilginin hazinesidir. İlâhî sırlar oradan zuhur eder. Kader hazineleri, yine kader vadisinde dolaşır gelir. O büyük zatların iç âlemleri, kader tümseklerini aşıp uçtuğu zaman, ilâhî ilim ve esrarı bulur.
Bir kuru sopadan ibaret olan odunla ne iş edilir? Mana âlemi olmayınca dış görünüş neye yarar? Bunlar, her bakımdan iflâs içinde oldukları gibi kör, sağır ve anlayışsızdır.
Bazı insanları anlatırlar: "Bir dileğinin yerine gelmesi için, zamanın şahına bir yıl durmadan her gün yazmak suretiyle üç yüz altmış hikâye yazmış ve sonunda da arzusu yerine gelmiş. O zat, bunları yazarken bir defa bile usanacak olmamış. Sen günün ve gecenin pek azını ibadete harcarken usanır, yılarsın. Hakk'ın Zât'ını bırakır, halk ile uğraşırsın. Bu hâlinle yukarıda anlatılan Zât'ı hiç hatırlamaz mısın? Mademki halkı kalbinde taşırsın, felah bulacağını umma."
Halkı bırak, Hakk'a dön. Durağın, Hakk'ın yakınlık kapısının eşiği olsun. Orada devamlı duracak olursan sevgi ve yakınlık eli seni o canibe çeker ve oranın yerlisi olursun. Hatta oradaki güzel basamakları ve yerleri görebilirsen, her yandan sana açıklık gelir; genişler ve ferah bulursun.
Kanatların kuvvet bulur, onlarla gördüğün güzel binaların şeref yerlerini gezersin. O şeref yerleri senin burcun olur. Oraya çıkarsın, düşecek olursan yine oranın avlusuna düşersin. O ev sahibinin eli üstünde döner durursun.
Halkın iyiliğini dilersen söylenen işleri yap. Aksi hâlde, boş hezeyanla uğraşma; onlara hiçbir faydan olmaz.
Namaz, halkı kalpten çıkarıp attıktan sonra kılınırsa, Hakk'a vuslat sayılır. O anda cisim ikiye ayrılmaz. O, ya Hak'la birleşir yahut halkla. Varlığını Hak yola harcayan zatların namazı budur. Diğer kulların namazına gelince, onlar cenneti kalplerinin sağına, cehennemi sollarına alırlar. Sırat köprüsünü önlerinde görür, Hakk'ı da bütün hâllerine vâkıf bilirler.
'AŞAĞIDAKİ VİDEOLAR İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR'














































































