Hz. Peygamber kimlerin masum olduğunu açıklıyor
Abdullah bin Abbas diyor ki: “Resulullah’tan (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum: Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin’in evlatlarından dokuz kişi, mutahhar (tertemiz) ve mâsumuz.”
20.01.2024 19:12:00
Hasan Parlak
Hasan Parlak





Abdullah bin Abbas diyor ki: "Resulullah'tan (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum: Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin'in evlatlarından dokuz kişi, mutahhar (tertemiz) ve mâsumuz."
Metindeki senetle Abdullah bin Abbas'tan Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurmuş olduğu nakledilmiştir:
"Ben peygamberlerin efendisiyim, Ali bin Ebu Tâlib de vasilerin efendisidir. Benden sonraki vasilerim de on iki kişidir; onların ilki Ali bin Ebu Tâlib, sonuncusu ise Kâim'dir."
İmam Sâdık (a.s.), babaları vasıtasıyla İmam Ali'den (a.s.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah (c.c.), Ehl-i Beyt'imden on iki kişiye Benim ilim, idrak ve hikmetimi bağışlamıştır.
Onları, Benim tıynetimden (çamurumdan) yaratmıştır. Benden sonra onları inkâr edenlere ve Benimle onlar arasında akrabalık bağını görmezlikten gelenlere yazıklar olsun! Onlara ne olmuş? Allah, Benim şefaatimi onlara ulaştırmasın!"
Zeyd bin Ali babası İmam Seccad'dan (a.s.), o da babası İmam Hüseyin'den (a.s.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
"Evveli Ben, Ali ve evlatlarımdan on bir kişi olan -ki hepimiz akıl sahibi kimseleriz- ve sonuncusu da Meryem oğlu Mesih olan bir ümmet nasıl helak olur! Fakat bu arada Benden olmayan ve Benim de, onlardan olmadığım kimseler helak olacaklardır."
İmam Seccad (a.s.) babası İmam Hüseyin'den, o da babası Hz. Ali'den, o da Resûlullah'tan (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor: "Benden sonraki imamlar on iki kişidir; ey Ali, onlardan ilki sensin, sonuncuları da Allah Tebarek ve Teala'nın, yeryüzünün doğu ve batısını onun eliyle fethedecek olan Kâim'dir."
İmam Cevad'dan (a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Bir gün Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.), oğlu Hasan (a.s.) ve Selman- ı Fârisî (r.a.) ile beraber, Selman-i Fârisî'nin eline yaslanmış olduğu bir halde Mescidü'l-Haram'a geldi.
O sırada kılık kıyafeti güzel olan bir adam gelerek Emirü'l-Mü'minin Ali'ye (a.s.) selam verdi. İmam (a.s.) da onun selamını aldı ve o adam da oturdu.
Daha sonra şöyle dedi: 'Ey Emirü'l-Mü'minin! Size üç soru soracağım; eğer bu soruları cevaplarsanız anlarım ki, bu halk sizin hakkınızda öyle bir iş yapmış ki, kesinlikle dünyada ve ahirette güvende olmayacaklardır.
Ama eğer bu soruları cevaplayamazsanız anlarım ki, siz ve onlar eşitsiniz (sizin başkalarıyla bir farkınız yoktur).'
Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.) ona: 'Ne istersen sor' buyurdular. Adam, şöyle bir soru sordu: 'İnsan uyuyunca ruhunun nereye gittiğini, nasıl bir sözü hatırladığını, nasıl onu unuttuğunu ve insanın evladının nasıl amcalarına ve dayılarına benzediğini bana bildir.'
Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.), İmam Hasan'a (a.s.) dönerek, 'Sen, onun cevabını ver' buyurdular.
İmam Hasan (a.s.) buyurdu: 'İnsan uyuduğunda ruhunun nereye gittiğini sorduğun soruya gelince; cevabı şudur: İnsan uyuduğu sürece ruhu rüzgâra muallaktır, rüzgâr da havaya muallaktır.
Eğer Allah-u Teala, ruhun sahibine dönmesine izin verirse, o ruh rüzgârı (kendine doğru) çeker, rüzgâr da havayı çeker; derken, ruh dönüp sahibinin bedenine yerleşir.
Ama eğer Allah-u Azze ve Celle ruhun sahibine döndürülmesine izin vermezse hava rüzgârı, rüzgâr da ruhu çeker; böylece ruh, kıyamet günü haşroluncaya dek sahibine geri gönderilmez.
Hatırlama ve unutma hakkındaki soruna gelince; cevabı şudur: İnsanın kalbi bir hokkadır. Hokkanın üzerinde ise bir örtü vardır.
Eğer insan Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'ine kâmil bir salavat gönderirse o örtü kalkar ve kalp aydınlanır ve insan unuttuğu şeyi hatırlamış olur.
Ama eğer insan, Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salavat getirmez veya eksik getirirse o örtü o hokkanın üzerine kapanır; derken, kalbi karartır ve insan hatırlamış olduğunu unutur.
Doğan çocuğun amcalarına veya dayılarına benzediği konusuna gelince; cevabı şudur ki: Erkek rahat bir kalp, dinlenen bir damar ve mustarip olmayan bir bedenle hanımına yaklaşır, onunla cima ederse, nutfe rahmine yerleşir ve çocuk anne ve babasına benzer.
Ama eğer erkek, rahat olmayan bir kalp, dinlenmeyen bir damar ve ıstıraplı bir bedenle hanımına yaklaşır, onunla cima ederse, o zaman nutfe ıstıraplı bir halle bazı damarlara yerleşir.
Eğer amcalarla ilgili damarlardan birine yerleşmiş olursa çocuk amcalarına benzer; yok eğer dayılarla ilgili damarlardan birine yerleşmiş olursa, o zaman çocuk dayılarına benzer.'
Sonra adam dedi ki: 'Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur, buna önceden de şehadet ederdim; şehadet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) Allah'ın elçisidir, buna önceden de şehadet ederdim; şehadet ederim ki, sen (Hz. Ali'ye işaret etti)
Allah Resulünün vasisi ve halifesisin, buna önceden de şehadet ederdim; şehadet ederim ki, sen (Hz. İmam Hasan'a işaret etti), onun vasisi ve halifesisin, buna önceden de şehadet ederdim; şehadet ederim ki, Hüseyin bin Ali (a.s.), sizden sonra babanızın vasisidir ve onun yerine oturacaktır;
Şehadet ederim ki, Ali bin Hüseyin, Hüseyin'in emriyle ondan sonra onun yerine oturacaktır; şehadet ederim ki, Muhammed bin Ali, Ali bin Hüseyin'in emriyle ondan sonra onun yerine oturacaktır;
Şehadet ederim ki, Câfer bin Muhammed, Muhammed bin Ali'nin emriyle onun yerine oturacaktır; şehadet ederim ki, Mûsa bin Câfer, Câfer bin Muhammed'in emriyle onun yerine oturacaktır; şehadet ederim ki, Ali bin Mûsa, Mûsa bin Câfer'in emriyle onun yerine oturacaktır; şehadet ederim ki, Muhammed bin Ali, Ali bin Mûsa'nın emriyle onun yerine geçecektir;
Şehadet ederim ki, Ali bin Muhammed, Muhammed bin Ali'nin emriyle onun yerine geçecektir; şehadet ederim ki, Hasan bin Ali, Ali bin Muhammed'in emriyle onun yerine geçecektir; şehadet ederim ki, Hasan'ın evlatlarından bir kişi, zuhur edip yeryüzünü, önceden zulümle dolduğu gibi adaletle dolduruncaya kadar onun künyesini veya ismini dile getirmek câiz değildir,
Hasan bin Ali'nin emriyle onun yerine geçecek olan vasisidir. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun ey mü'minlerin emiri!'
Adam, daha sonra kalkıp gitti. Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.), İmam Hasan'a, 'Ya Ebâ Muhammed (İmam Hasan'ın künyesidir)! Onu takip et ve nereye gitmek istediğini öğren' buyurdular.
Hz. Hasan (a.s.) onun hemen arkasından dışarı çıktı. Onu göremeyince şöyle dedi: 'O adam ayağını mescidden dışarı atar atmaz gözlerden kaybolunca Emirü'l-Mü'minin Ali'nin (a.s.) yanına döndüm ve olayı ona anlattım. İmam (a.s.), 'Ya Ebâ Muhammed! Onu tanıdın mı?' diye sordu.
Cevaben, 'Allah, O'nun Resulü ve Emirü'l- Mü'minin daha iyi bilir' dedim. İmam (a.s.), 'O, Hızır'dı (a.s.)' buyurdular." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali Rıza eserinden)
Metindeki senetle Abdullah bin Abbas'tan Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurmuş olduğu nakledilmiştir:
"Ben peygamberlerin efendisiyim, Ali bin Ebu Tâlib de vasilerin efendisidir. Benden sonraki vasilerim de on iki kişidir; onların ilki Ali bin Ebu Tâlib, sonuncusu ise Kâim'dir."
İmam Sâdık (a.s.), babaları vasıtasıyla İmam Ali'den (a.s.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Allah (c.c.), Ehl-i Beyt'imden on iki kişiye Benim ilim, idrak ve hikmetimi bağışlamıştır.
Onları, Benim tıynetimden (çamurumdan) yaratmıştır. Benden sonra onları inkâr edenlere ve Benimle onlar arasında akrabalık bağını görmezlikten gelenlere yazıklar olsun! Onlara ne olmuş? Allah, Benim şefaatimi onlara ulaştırmasın!"
Zeyd bin Ali babası İmam Seccad'dan (a.s.), o da babası İmam Hüseyin'den (a.s.) Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
"Evveli Ben, Ali ve evlatlarımdan on bir kişi olan -ki hepimiz akıl sahibi kimseleriz- ve sonuncusu da Meryem oğlu Mesih olan bir ümmet nasıl helak olur! Fakat bu arada Benden olmayan ve Benim de, onlardan olmadığım kimseler helak olacaklardır."
İmam Seccad (a.s.) babası İmam Hüseyin'den, o da babası Hz. Ali'den, o da Resûlullah'tan (s.a.v.) şöyle buyurduğunu naklediyor: "Benden sonraki imamlar on iki kişidir; ey Ali, onlardan ilki sensin, sonuncuları da Allah Tebarek ve Teala'nın, yeryüzünün doğu ve batısını onun eliyle fethedecek olan Kâim'dir."
İmam Cevad'dan (a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Bir gün Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.), oğlu Hasan (a.s.) ve Selman- ı Fârisî (r.a.) ile beraber, Selman-i Fârisî'nin eline yaslanmış olduğu bir halde Mescidü'l-Haram'a geldi.
O sırada kılık kıyafeti güzel olan bir adam gelerek Emirü'l-Mü'minin Ali'ye (a.s.) selam verdi. İmam (a.s.) da onun selamını aldı ve o adam da oturdu.
Daha sonra şöyle dedi: 'Ey Emirü'l-Mü'minin! Size üç soru soracağım; eğer bu soruları cevaplarsanız anlarım ki, bu halk sizin hakkınızda öyle bir iş yapmış ki, kesinlikle dünyada ve ahirette güvende olmayacaklardır.
Ama eğer bu soruları cevaplayamazsanız anlarım ki, siz ve onlar eşitsiniz (sizin başkalarıyla bir farkınız yoktur).'
Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.) ona: 'Ne istersen sor' buyurdular. Adam, şöyle bir soru sordu: 'İnsan uyuyunca ruhunun nereye gittiğini, nasıl bir sözü hatırladığını, nasıl onu unuttuğunu ve insanın evladının nasıl amcalarına ve dayılarına benzediğini bana bildir.'
Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.), İmam Hasan'a (a.s.) dönerek, 'Sen, onun cevabını ver' buyurdular.
İmam Hasan (a.s.) buyurdu: 'İnsan uyuduğunda ruhunun nereye gittiğini sorduğun soruya gelince; cevabı şudur: İnsan uyuduğu sürece ruhu rüzgâra muallaktır, rüzgâr da havaya muallaktır.
Eğer Allah-u Teala, ruhun sahibine dönmesine izin verirse, o ruh rüzgârı (kendine doğru) çeker, rüzgâr da havayı çeker; derken, ruh dönüp sahibinin bedenine yerleşir.
Ama eğer Allah-u Azze ve Celle ruhun sahibine döndürülmesine izin vermezse hava rüzgârı, rüzgâr da ruhu çeker; böylece ruh, kıyamet günü haşroluncaya dek sahibine geri gönderilmez.
Hatırlama ve unutma hakkındaki soruna gelince; cevabı şudur: İnsanın kalbi bir hokkadır. Hokkanın üzerinde ise bir örtü vardır.
Eğer insan Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'ine kâmil bir salavat gönderirse o örtü kalkar ve kalp aydınlanır ve insan unuttuğu şeyi hatırlamış olur.
Ama eğer insan, Muhammed ve Ehl-i Beyt'ine salavat getirmez veya eksik getirirse o örtü o hokkanın üzerine kapanır; derken, kalbi karartır ve insan hatırlamış olduğunu unutur.
Doğan çocuğun amcalarına veya dayılarına benzediği konusuna gelince; cevabı şudur ki: Erkek rahat bir kalp, dinlenen bir damar ve mustarip olmayan bir bedenle hanımına yaklaşır, onunla cima ederse, nutfe rahmine yerleşir ve çocuk anne ve babasına benzer.
Ama eğer erkek, rahat olmayan bir kalp, dinlenmeyen bir damar ve ıstıraplı bir bedenle hanımına yaklaşır, onunla cima ederse, o zaman nutfe ıstıraplı bir halle bazı damarlara yerleşir.
Eğer amcalarla ilgili damarlardan birine yerleşmiş olursa çocuk amcalarına benzer; yok eğer dayılarla ilgili damarlardan birine yerleşmiş olursa, o zaman çocuk dayılarına benzer.'
Sonra adam dedi ki: 'Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur, buna önceden de şehadet ederdim; şehadet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) Allah'ın elçisidir, buna önceden de şehadet ederdim; şehadet ederim ki, sen (Hz. Ali'ye işaret etti)
Allah Resulünün vasisi ve halifesisin, buna önceden de şehadet ederdim; şehadet ederim ki, sen (Hz. İmam Hasan'a işaret etti), onun vasisi ve halifesisin, buna önceden de şehadet ederdim; şehadet ederim ki, Hüseyin bin Ali (a.s.), sizden sonra babanızın vasisidir ve onun yerine oturacaktır;
Şehadet ederim ki, Ali bin Hüseyin, Hüseyin'in emriyle ondan sonra onun yerine oturacaktır; şehadet ederim ki, Muhammed bin Ali, Ali bin Hüseyin'in emriyle ondan sonra onun yerine oturacaktır;
Şehadet ederim ki, Câfer bin Muhammed, Muhammed bin Ali'nin emriyle onun yerine oturacaktır; şehadet ederim ki, Mûsa bin Câfer, Câfer bin Muhammed'in emriyle onun yerine oturacaktır; şehadet ederim ki, Ali bin Mûsa, Mûsa bin Câfer'in emriyle onun yerine oturacaktır; şehadet ederim ki, Muhammed bin Ali, Ali bin Mûsa'nın emriyle onun yerine geçecektir;
Şehadet ederim ki, Ali bin Muhammed, Muhammed bin Ali'nin emriyle onun yerine geçecektir; şehadet ederim ki, Hasan bin Ali, Ali bin Muhammed'in emriyle onun yerine geçecektir; şehadet ederim ki, Hasan'ın evlatlarından bir kişi, zuhur edip yeryüzünü, önceden zulümle dolduğu gibi adaletle dolduruncaya kadar onun künyesini veya ismini dile getirmek câiz değildir,
Hasan bin Ali'nin emriyle onun yerine geçecek olan vasisidir. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun ey mü'minlerin emiri!'
Adam, daha sonra kalkıp gitti. Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.), İmam Hasan'a, 'Ya Ebâ Muhammed (İmam Hasan'ın künyesidir)! Onu takip et ve nereye gitmek istediğini öğren' buyurdular.
Hz. Hasan (a.s.) onun hemen arkasından dışarı çıktı. Onu göremeyince şöyle dedi: 'O adam ayağını mescidden dışarı atar atmaz gözlerden kaybolunca Emirü'l-Mü'minin Ali'nin (a.s.) yanına döndüm ve olayı ona anlattım. İmam (a.s.), 'Ya Ebâ Muhammed! Onu tanıdın mı?' diye sordu.
Cevaben, 'Allah, O'nun Resulü ve Emirü'l- Mü'minin daha iyi bilir' dedim. İmam (a.s.), 'O, Hızır'dı (a.s.)' buyurdular." (Prof. Dr. Haydar Baş İmam Ali Rıza eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.































































































