Düşünmek insanı insan yapan temel becerilerden biridir. Plan yaparız, anlamlandırırız, ders çıkarırız. Ancak düşünceye aşırı bağlılık, farkında olmadan bizi yaşadığımız andan koparabilir. Bu durum çoğu zaman "çok düşünmek" olarak adlandırılsa da, etkisi gündelik hayatta oldukça somuttur.
Örneğin; yürüyüşe çıktığınızı düşünün. Yol boyunca bedeniniz ilerlerken zihniniz geçmişte yaşanmış bir konuşmayı tekrar tekrar oynatıyorsa, çevredeki sesleri, havayı, adımlarınızı fark etmezsiniz. Yürüyüş yapılmıştır ama an yaşanmamıştır. Çünkü dikkat, şimdide değil; zihinsel bir senaryodadır.
Benzer bir durum ilişkilerde de görülür. Karşımızdaki kişi konuşurken, onu anlamaya çalışmak yerine "Bunu niye söyledi?", "Altında başka bir anlam mı var?" gibi düşünceler devreye girdiğinde, gerçek teması kaçırırız. Zihin yorum üretirken, anın kendisi aradan çekilir. Bilimsel olarak bakıldığında da bu durum anlaşılırdır. Zihnin sürekli geçmiş ya da gelecekte olması, bedensel farkındalığı azaltır. Oysa anda olmak; duyularla, bedenle ve çevreyle temasta kalmakla mümkündür. Düşünce yoğunlaştıkça bu temas zayıflar.
Aşırı düşünme çoğu zaman kontrol ihtiyacından beslenir. İnsan belirsizlikten kaçmak için her ihtimali zihninde çözmeye çalışır. Ancak hayat, zihinsel olarak tamamen kontrol edilemez. Bu çaba arttıkça kaygı yükselir, an ise daha da ulaşılmaz hale gelir. Buradaki mesele düşünceyi susturmak değil, ona sınırsız yetki vermemektir. Düşüncenin bir araç olduğunu, yaşamın kendisi olmadığını fark ettiğimizde denge kurulabilir. Bazen sadece nefesi fark etmek, bir sesi duymak ya da bedendeki bir duyuma dikkat vermek, bizi yeniden ana getirir. Çünkü an; analizle değil, temasla yaşanır. Düşünce yerini bilirse hayat daha gerçek, daha canlı hissedilir.
Aşırı düşünmekten kurtulmanın yolları
● Ruminasyon, düşünerek yol almak değil, düşüncenin içinde kaybolmaktır. Problem çözme ve planlama insanı ileri taşırken; ruminasyon aynı soruları yeniden yeniden sorup bir sonuca varmamayı içerir. Bu zihinsel döngüyü fark etmek, durup yön değiştirebilmek için önemli bir eşik oluşturur.
● Dikkati yalnızca dağıtan değil gerçekten meşgul eden uğraşlara yönelmek önemlidir. Yoğun bir fiziksel hareket, keyif alınan bir aktivite, sürükleyici bir film veya belgesel izlemek gibi faaliyetler, düşünce döngüsünü kırmaya yardımcı olabilir.
● Düşüncelere karşı mücadele etmek yerine onları yargısız bir dikkatle izlemek, çoğu zaman etkilerini hafifletir. Zihnin durmamasına kızmak yerine, ortaya çıkan düşünceyi merakla fark etmek, onun gücünü azaltabilir. Bunun en bilinen örneği, "aklıma gelmesin" denilen bir imgenin daha da ısrarcı hâle gelmesidir. Oysa düşüncenin var olmasına izin verildiğinde, zamanla ya daha seyrek ortaya çıkar ya da artık eskisi kadar rahatsız edici olmaz.
● Zihnin içinde sıkışıp kalan düşünceleri tutmaya çalışmak yerine, onları dışarı almanın bir yolu olarak yazmayı kullanabilirsiniz. Buradaki önemli nokta, yazının düşünceyi çoğaltan bir araca değil, yükü hafifleten bir sürece dönüşmesidir. Eğer yazdıktan sonra daha gergin ve takılı hissediyorsanız, bu yöntemi zorlamak yerine farklı başa çıkma yollarını denemek daha yerinde olur.
● Zihnin karanlık bir döngüye girdiğini hissettiğinizde, bilinçli olarak duygusal tonunu değiştirecek küçük temaslar yaratmak faydalı olabilir. Bunu yapmak o anda imkânsız gibi görünse de, tebessüm ettiren bir metin, enerjisi yüksek bir müzik ya da hafif bir içerik, düşüncelere bakış açınızı geçici de olsa yumuşatabilir.
● Bu yaklaşımın, zihinsel takılmaları azaltma konusunda size katkı sağlamasını umarım. Ancak düşüncelerle baş etmek giderek zorlaşıyor, bu durum yaşam düzeninizi, sosyal bağlarınızı ya da işlevselliğinizi belirgin biçimde zedeliyorsa, profesyonel destek almak önemlidir. Ayrıca bazı durumlarda zihne ısrarla gelen düşünce ve görüntüler, geçmişte yaşanan sarsıcı deneyimlerle ilişkili olabilir. Bu tablo ruminasyondan farklıdır ve böyle bir durum söz konusuysa, özellikle travma alanında uzmanlaşmış bir ruh sağlığı uzmanıyla çalışmak gerekir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Nur Pak - Uzman Klinik Psikolog / diğer yazıları
- Düşünceler neden hiç susmaz? / 25.01.2026
- Yetersizlik gerçek değil, öğrenilmiş bir inanç / 31.12.2025
- Sosyal medyanın görünmez psikolojik etkisi / 13.12.2025
- Zihin ve uyku savaşı: Psikolojinin geceye tesiri / 06.12.2025
- Kumar bağımlılığında bilişsel harita: Yanlış düşünceleri nasıl değiştiririz / 22.11.2025
- Sanal bahis bağımlılığı hepimizi tehdit ediyor / 12.11.2025
- Yetersizlik gerçek değil, öğrenilmiş bir inanç / 31.12.2025
- Sosyal medyanın görünmez psikolojik etkisi / 13.12.2025
- Zihin ve uyku savaşı: Psikolojinin geceye tesiri / 06.12.2025
- Kumar bağımlılığında bilişsel harita: Yanlış düşünceleri nasıl değiştiririz / 22.11.2025
- Sanal bahis bağımlılığı hepimizi tehdit ediyor / 12.11.2025

























































































