‘İç ahenk olmadan olmaz’
Minyatür sanatçısı ve eğitmen Gaye Özen, minyatür sanatının inceliklerine ilişkin, "Minyatürde önemli olan dingin bir ruh hali. Eğer iç ahenginize kavuşamamışsanız, minyatür yapmanız çok zor" dedi
23.02.2021 05:02:00





İstanbul Üniversitesi Klasik Türk Bezeme Sanatları Atölyesi'nde 2010 yılından bu yana minyatür dersleri veren Gaye Özen, minyatüre başlama hikayesini, sanat hayatını ve çalışmalarını anlattı.
Sanatçı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümünü 1993'te bitirdiğini belirterek, 1998'de başladığı Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Nakışhanesi'nde Nusret Çolpan ve Gülbün Mesara'dan klasik minyatür eğitimi aldığını söyledi. Evlendiğinden bu yana, yaklaşık 180 yıllık bir evde yaşamını sürdürdüğünü kaydeden Özen, minyatüre başlamasında, evinin kendisine ilham verdiğini ifade etti.
'Minyatür bir anlamda yükseliş'
Özen, Nusret Çolpan'dan minyatüre ilişkin çok şey öğrendiğinin altını çizerek, "Ondan, kendimizi bulmamız ve kopyanın dışında, bu çağa uygun şeyler yapmamız gerektiğini öğrendik. Her zaman o yolda gitmeye çalıştım. Öğrencilerime de aynı şeyi tavsiye ediyorum. Birebir klasiği bilmek, fakat bu çağın da ruhunu yakalayabilmek gerekiyor." diye konuştu.
Minyatürde perspektifsiz bir bakışın olduğunu ve bu durumun kendisini çok etkilediğini kaydeden Özen, "Minyatürdeki, aslında insandan bir bakış ya da insanı merkeze koyan bir bakış değil. Tamamıyla bir kuş bakışı. Yani minyatür, bir anlamda yükseliş diye düşünüyorum. Yükselmek ve bütün kainata, dünyaya kuş bakışıyla bakabilmektir." dedi.
'İç ahenginize kavuşmalısınız'
Gaye Özen, pandemi öncesi daha çok Küçüksu Kasrı'nda çalışmalarını yaptığını belirterek, "Sabah kalkıp bir atölyeye gider gibi, malzemelerimle birlikte Küçüksu Kasrı'na hiçbir düşünce taşımadan gidiyorum. Sonra o kağıda zemin atıyorum. O günkü ruh halime göre, o zemin sonrasında, doğayla temaşa halindeyken bir şekilde bir kompozisyon çıkıyor. Bu inanın bana da sürpriz oluyor. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Başlıyorsunuz, devam ediyorsunuz ve hiç planlamadığınız bir şekilde eseriniz bitebiliyor. Eseriniz size bir söz söylüyor. Sonra çok kısa da olsa her minyatürüme kısa bir metin yazıyorum. Yani her minyatürümün kendine ait bir hikayesi var" dedi.
'Kainatın nakkaşının mirasını taşıyoruz'
Gaye Özen, minyatürün tevhit sanatı olduğuna da dikkati çekerek, "Sanatçılar olarak bizim, kainatın nakkaşının mirasını taşıdığımızı düşünüyorum ve evrenin o nakledilmiş muazzam halinden ancak küçük minyatür kopyalar yapıyoruz. Aslında minyatür sanatçıları olarak bizler, kainatın nakkaşının emanetçileriyiz. Yaratılan her şeye baktığınızda, ince ince işlenmiş bir nakış hali var. Bizler, ancak bu külli olanın cüz'i olarak birer gölgesini kağıda düşürüyoruz. Minyatür sanatını icra ederken aslında sanatçı bir yükseliş yaşıyor ve kainata kuş bakışı bakıyor. Kainatın ritmi içinde, kendi iç ahengiyle çalışırken, tekrar yeryüzüne inip birebir yaratılanı kopya değil, gördüklerini stilize ediyor ya da yorumluyor" değerlendirmesinde bulundu. AA
Sanatçı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümünü 1993'te bitirdiğini belirterek, 1998'de başladığı Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Nakışhanesi'nde Nusret Çolpan ve Gülbün Mesara'dan klasik minyatür eğitimi aldığını söyledi. Evlendiğinden bu yana, yaklaşık 180 yıllık bir evde yaşamını sürdürdüğünü kaydeden Özen, minyatüre başlamasında, evinin kendisine ilham verdiğini ifade etti.
'Minyatür bir anlamda yükseliş'
Özen, Nusret Çolpan'dan minyatüre ilişkin çok şey öğrendiğinin altını çizerek, "Ondan, kendimizi bulmamız ve kopyanın dışında, bu çağa uygun şeyler yapmamız gerektiğini öğrendik. Her zaman o yolda gitmeye çalıştım. Öğrencilerime de aynı şeyi tavsiye ediyorum. Birebir klasiği bilmek, fakat bu çağın da ruhunu yakalayabilmek gerekiyor." diye konuştu.
Minyatürde perspektifsiz bir bakışın olduğunu ve bu durumun kendisini çok etkilediğini kaydeden Özen, "Minyatürdeki, aslında insandan bir bakış ya da insanı merkeze koyan bir bakış değil. Tamamıyla bir kuş bakışı. Yani minyatür, bir anlamda yükseliş diye düşünüyorum. Yükselmek ve bütün kainata, dünyaya kuş bakışıyla bakabilmektir." dedi.
'İç ahenginize kavuşmalısınız'
Gaye Özen, pandemi öncesi daha çok Küçüksu Kasrı'nda çalışmalarını yaptığını belirterek, "Sabah kalkıp bir atölyeye gider gibi, malzemelerimle birlikte Küçüksu Kasrı'na hiçbir düşünce taşımadan gidiyorum. Sonra o kağıda zemin atıyorum. O günkü ruh halime göre, o zemin sonrasında, doğayla temaşa halindeyken bir şekilde bir kompozisyon çıkıyor. Bu inanın bana da sürpriz oluyor. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Başlıyorsunuz, devam ediyorsunuz ve hiç planlamadığınız bir şekilde eseriniz bitebiliyor. Eseriniz size bir söz söylüyor. Sonra çok kısa da olsa her minyatürüme kısa bir metin yazıyorum. Yani her minyatürümün kendine ait bir hikayesi var" dedi.
'Kainatın nakkaşının mirasını taşıyoruz'
Gaye Özen, minyatürün tevhit sanatı olduğuna da dikkati çekerek, "Sanatçılar olarak bizim, kainatın nakkaşının mirasını taşıdığımızı düşünüyorum ve evrenin o nakledilmiş muazzam halinden ancak küçük minyatür kopyalar yapıyoruz. Aslında minyatür sanatçıları olarak bizler, kainatın nakkaşının emanetçileriyiz. Yaratılan her şeye baktığınızda, ince ince işlenmiş bir nakış hali var. Bizler, ancak bu külli olanın cüz'i olarak birer gölgesini kağıda düşürüyoruz. Minyatür sanatını icra ederken aslında sanatçı bir yükseliş yaşıyor ve kainata kuş bakışı bakıyor. Kainatın ritmi içinde, kendi iç ahengiyle çalışırken, tekrar yeryüzüne inip birebir yaratılanı kopya değil, gördüklerini stilize ediyor ya da yorumluyor" değerlendirmesinde bulundu. AA
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.



























































































