logo
05 EKİM 2026

İftira dedi intihar etti

Kuşadası'nda bazı velilerin öğrencileri taciz ettiğini ileri sürerek, savcılığa şikayet ettiği sınıf öğretmeni, kendisine iftira atıldığını belirten mektup bırakarak, boş bir arsadaki zeytin ağacına kendisini astı

25.01.2013 00:00:00
 
Aydın Kuşadası'nda bir okulda sınıf öğretmeni olarak görev yapan 52 yaşındaki Y.K, bazı velilerin taciz iddiası nedeniyle şikayet edilmiş, ancak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Sınıfta eğitim gören 14 kız çocuğunun ifadeleri alındıktan sonra, savcılık talimatıyla Y.K'nın evinde yapılan aramada, bir bilgisayar ile çeşitli fotoğraf ve evraklara el konulmuştu. Mahkemede kendini savunan sınıf öğretmeni, 24 senedir öğretmenlik yaptığını, yaşananların birkaç velinin senaryosu olduğunu ileri sürmüş, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.

Bu arada, sınıftaki 14 kız öğrencisinin de kendisiyle ilgili taciz iddialarında bulunduğunu öğrenen Y.K, bunalıma girdi. Evinden iple çıkan Y.K, sitenin yan tarafındaki boş arsaya giderek, buradaki bir zeytin ağacına bağladığı iple kendisini asıp intihar etti. Sabah erken saatlerde ihbar alan Kuşadası polisi, zeytin ağacında öğretmenin cesediyle karşılaştı. Y.K'nın geride bıraktığı mektup cebinde bulunurken, 24 yıllık öğretmen mektubunda, bazı velilerin kendisine iftira attığını, buna katlanmaktansa ölmeyi tercih ettiğini yazdı.

İlçe Milli Eğitim Müdürü Türkkan açıklama yaptı


Y.K'nın iyi bir eğitimci olduğunu ve eğitim camiası olarak bu olaya çok üzüldüklerini açıklayan Kuşadası İlçe Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Türkkan, "Kendisiyle 20 yıldır birlikte çalışıyorduk. Kuşadası'nda çok değerli öğrenciler yetiştirdi. İşine çok bağlı, mesleğini seven, disiplinli bir arkadaşımızdı. 20 yıldır kendisiyle ilgili ne biz ne de görev yaptığı okullarda tek bir şikâyet bile almadık. Bu olaya anlam veremiyoruz. Kuşadası eğitim camiası olarak çok üzgünüz" dedi. İHA

Scooter kullanımı özellikle büyükşehirlerde hem şikayetleri hem de kazaları artırabiliyor. Kullanıcısı her geçen gün çoğalsa da ilgili mevzuat tam olarak bilinmiyor

Scooter kullanımı özellikle büyükşehirlerde hem şikayetleri hem de kazaları artırabiliyor. Kullanıcısı her geçen gün çoğalsa da ilgili mevzuat tam olarak bilinmiyor. Peki scooter kullanımı kuralları neler? Kural ihlalinde ceza kesiliyor mu? Kaldırımlara yanlış park edilen scooterların cezası ne? TÜKONFED Başkan Vekili Güllü açıkladı

05.10.2026 13:15:00
Haber Merkezi
 
 Scooter kullanımı özellikle büyükşehirlerde hem şikayetleri hem de kazaları artırabiliyor. Kullanıcısı her geçen gün çoğalsa da ilgili mevzuat tam olarak bilinmiyor
 Scooter kullanımı özellikle büyükşehirlerde hem şikayetleri hem de kazaları artırabiliyor. Kullanıcısı her geçen gün çoğalsa da ilgili mevzuat tam olarak bilinmiyor
Scooterların trafikteki sayısı artıyor. Özellikle büyükşehirlerde hem şahsi scooterını kullananların hem de paylaşımsal scooterları kullananlar bir hayli arttı. Sayının artmasıyla trafik kazalarının çoğalması da kaçınılmaz oldu. Peki 2020 yılında hayatımıza giren, yönetmeliği 2021'de hazırlanan ve cezalarının da 2025 yılında güncellendiği scooter kullanımına ilişkin kurallar neler? Scooter kullanıcıları bu kuralları biliyor mu? TÜKONFED (Tüketici Konfederasyonu) Başkan Vekili avukat İbrahim Güllü Sputnik Türkiye'ye konuştu ve scooter kullanımına dair bilinmeyenleri anlattı.

Scooter mevzuatı yeterli mi, yasal düzenleme ne aşamada?
Türkiye'de elektrikli scooterların kullanımını düzenleyen mevzuat bulunuyor. Mevzuatın bulunması, kuralların sahada etkili biçimde uygulandığı anlamına gelmiyor. Tüketici açısından temel mesele, yalnızca scooter kiralama ücretleri değil; güvenli ulaşım, doğru bilgilendirme, kazalarda sorumluluk ve ihlaller karşısında etkili denetimdir. Elektrikli scooterlar, 2020 yılında 7261 sayılı Kanun ile Karayolları Trafik Kanunu kapsamına alındı. 2021 yılında ise Elektrikli Skuter Yönetmeliği yürürlüğe girdi. Bu düzenlemelerle scooterların nerelerde kullanılabileceği, yaş ve hız sınırları, işletmeci izinleri ve denetim esasları belirlendi. 2 Aralık 2025 tarihli değişikliklerle paylaşımlı scooter işletmecilerinin coğrafi sınırlandırma, kullanıcı bilgilendirmesi, kaza verilerinin bildirilmesi ve park ihlallerine müdahale gibi yükümlülükleri de düzenlendi. Mevzuatın temel eksikliği, kuralların varlığından çok uygulama, denetim ve sorumlulukların sahada etkin biçimde işletilmesiyle ilgilidir.

Scooterlarda hız sınırı var mı?
"Elektrikli scooterların teknik olarak ulaşabileceği azami hız 25 km/saat" ifadesini kullanan Güllü, "Bununla birlikte, yerel trafik komisyonları ve UKOME tarafından belirli bölgelerde daha düşük hız sınırları getirilebilir. Paylaşımlı scooter firmaları, belirlenen hız sınırlarını yazılım ve coğrafi çitleme sistemleriyle uygulamakla yükümlüdür. Bazı bölgelerde hızın düşürülmesi, belirli alanlarda ise sürüşün kısıtlanması gerekir. Burada önemli olan, scooterın yalnızca teknik hız sınırına uygun olması değil, kullanıcının bulunduğu yolun şartlarına uygun hızda seyretmesidir. Özellikle yaya yoğunluğunun bulunduğu alanlarda yüksek hız, ciddi yaralanmalara neden olabilir." dedi.

Scooterların girmesi yasak olan yollar var mı?
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 66. maddesi ve Elektrikli Skuter Yönetmeliği uyarınca scooterların kullanılması yasak olan yollar bulunuyor:
Otoyollar,
Şehirler arası karayolları,
Azami hız sınırı 50 km/saati aşan karayolları,
Yaya yolları ve kaldırımlar,
Ayrı bisiklet yolu veya bisiklet şeridi bulunan yerlerde, bu yol yerine taşıt yolunu kullanması,
Yetkili kurumlarca ayrıca belirlenen yasaklı bölgeler de bulunmaktadır.
Ayrıca scooterla başka bir araca tutunmak, manevra dışında tek elle sürmek, bir scooter üzerinde birden fazla kişi taşımak ve taşıt yolunun bir şeridinde ikiden fazla scooterın yan yana seyretmesi de yasak.

15 yaş altına elektrikli scooter yasak
Elektrikli scooter kullanımında yaş sınırı 15 yaşını doldurmuş olmaktır. Paylaşımlı scooter işletmecileri 15 yaşını bitirmemiş kişilere hizmet veremez. Bu nedenle kiralama uygulamalarında yaş doğrulaması önemlidir. Başka bir kişinin hesabı üzerinden yaş sınırını karşılamayan bir çocuğun scooter kullanması, hem güvenlik hem de sorumluluk açısından sorun yaratabilir. Ebeveynler, çocuklarının başka kişilerin hesabıyla scooter kiralamasına izin vermemeli; yaş sınırının yanı sıra çocuğun trafik deneyimini ve güvenli sürüş becerisini de dikkate almalıdır.

Türkiye'de, 65-74 yaş aralığında yapay zeka kullanan bireylerin oranı geçen yıl yüzde 1,7 iken, bu yıl yüzde 5,1'e çıktı

Türkiye'de, 65-74 yaş aralığında yapay zeka kullanan bireylerin oranı geçen yıl yüzde 1,7 iken, bu yıl yüzde 5,1'e çıktı

05.10.2026 11:48:00
AA
 
 Türkiye'de, 65-74 yaş aralığında yapay zeka kullanan bireylerin oranı geçen yıl yüzde 1,7 iken, bu yıl yüzde 5,1'e çıktı
 Türkiye'de, 65-74 yaş aralığında yapay zeka kullanan bireylerin oranı geçen yıl yüzde 1,7 iken, bu yıl yüzde 5,1'e çıktı
AA muhabirinin, Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) "Yapay Zeka İstatistikleri 2026" bülteninden derlediği bilgilere göre, ülkede bilgisayar sistemlerinin metin, görüntü, ses gibi farklı büyük veri türlerini işleyerek, orijinal içerik oluşturmasına yarayan üretken yapay zekayı kullandığını beyan eden bireylerin oranı 2025'te yüzde 19,2 iken, bu yıl yüzde 37,6'ya yükseldi.

Yapay zeka kullanımı yaş gruplarına göre incelendiğinde, yaşlı bireylerin yapay zeka kullanım oranının bu yıl, geçen yıla göre büyük oranda arttığı görüldü. Bu doğrultuda, 65-74 yaş grubunda yapay zeka kullanımı geçen yıl yüzde 1,7 iken, bu yıl yüzde 5,1'e ulaştı. Böylece, bir yılda yapay zeka kullanan yaşlı nüfusun oranı, 3 katına çıkmış oldu.

Öte yandan, yaşlı erkek bireylerde yapay zeka kullanım oranı yüzde 2'den yüzde 5,3'e çıkarken, kadınlarda yüzde 1,2'den yüzde 4,9'a ulaştığı hesaplandı. Buna göre, yaşlı kadınlardaki yapay zeka kullanım oranı da bu yıl 2025'e göre 4 katına çıktı.

Gençlerin yarısından fazlası yapay zeka kullanıyor

Rakamlar, gençlerin büyük kısmının yapay zekayı gündelik hayatına entegre ettiğini de ortaya koydu.

Verilere göre, 16-24 yaş aralığındaki bireylerin yapay zeka kullanım oranı 2025'te yüzde 39,4 iken, bu yıl yüzde 64,9'a çıktı.

Öte yandan, 25-34 yaş grubunda ise bu teknolojinin kullanım oranı, aynı dönemlerde sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 55,7 olarak kayıtlara geçti.

Yaş grupları ilerlediğinde bu teknolojinin kullanım oranı gerilerken, 35-44 yaş grubunda geçen yıl yüzde 15,5 olan yapay zeka kullanımı bu yıl yüzde 38,1'i buldu.

Ayrıca, 45-54 yaş grubunda aynı dönemlerde yapay zeka kullanım oranı yüzde 7,1'den yüzde 20,6'ya, 55-64 yaş aralığında da yüzde 3,1'den yüzde 10,6'ya çıktı.

Adana'da depremler devam ediyor: AFAD ön değerlendirme raporunu açıkladı

Adana'nın Saimbeyli ilçesinde 4,1 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi. AFAD, dün 14.43'te merkez üssü yine Saimbeyli ilçesinde olan 5,2 büyüklüğündeki deprem ile ilgili ön değerlendirme raporunu açıklamıştı

05.10.2026 07:00:00
AA
 
Adana'da depremler devam ediyor: AFAD ön değerlendirme raporunu açıkladı
Adana'da depremler devam ediyor: AFAD ön değerlendirme raporunu açıkladı

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 01.51'de, merkez üssü Saimbeyli olan 4,1 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

Depremin, yerin 7 kilometre derinliğinde meydana geldiği belirlendi. 

AFAD, Adana'daki depreme ilişkin ön değerlendirme raporunu yayınlamıştı 

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Adana'nın Saimbeyli ilçesinde meydana gelen depremin ardından bölgeye ilişkin ön değerlendirme raporunu yayımladı.

AFAD Deprem Dairesi Başkanlığınca hazırlanan ön değerlendirme raporunda, dün 14.43'te merkez üssü Adana'nın Saimbeyli ilçesinde 5,2 büyüklüğünde deprem meydana geldiği belirtildi.

Yerin 7 kilometre derininde meydana gelen bu depremin en yakın yerleşim birimi olan Adana'nın Feke ilçesine bağlı Akoluk köyüne uzaklığının 7,114 kilometre olduğu ifade edilen raporda, "Ana şoktan, 12.58'e kadar geçen zamanda, büyüklükleri 1 ile 2,4 arasında değişen 16 artçı deprem kaydedilmiştir." bilgisine yer verildi.

Raporda, depremin hangi faydan kaynaklandığının yapılacak ayrıntılı sismolojik ve saha çalışmaları ile belirleneceği kaydedildi.

Bölgede 1900'dan bu yana büyüklüğü 4 ve üzerinde 32 depremin meydana geldiği, bunların en büyüğünün 5,7 olduğu bildirilen raporda, bölgede ayrıca 1900 yılı öncesine ait 3 tarihsel dönem deprem kaydının bulunduğu aktarıldı.

Rapordaki bilgilerin depremin meydana gelmesini takiben 1 saatlik sürede üretilen verilerin kullanılarak derlendiği ifade edildi. 

Erdoğan “Eylül’de ortaya çıktı” dedi…

Erdoğan: “Eylül ayında sorun ortaya çıktı” dedi… Ancak soruşturmanın izi ağustosa, düzenleyici kurumların çalışmaları ise 2025’e uzanıyor

04.10.2026 12:00:00
Haber Merkezi
 
Erdoğan “Eylül’de ortaya çıktı” dedi…
Erdoğan “Eylül’de ortaya çıktı” dedi…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şanlıurfa Şehir Hastanesi Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada fon piyasasındaki gelişmelere ilişkin, "Eylül ayında fon piyasasının belli bir alanında bir sorun ortaya çıktı" dedi. Erdoğan, devletin ilgili kurumlarıyla harekete geçtiğini belirterek, haksız kazanç elde edenlerin adalete hesap vereceğini söyledi.

Ancak soruşturmanın resmi kronolojisi, sorunun yalnızca eylül ayında ortaya çıktığı şeklindeki anlatımın sorgulanmasına yol açıyor.

SORUŞTURMANIN TARİHİ: 19 AĞUSTOS

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturmasına ilişkin yayımlanan kronolojiye göre dosyanın başlangıcı 19 Ağustos 2026 tarihli müzekkereye dayanıyor.

Soruşturmanın odağında bazı Borsa İstanbul hisselerindeki olağan dışı fiyat hareketleri ve yatırım fonları üzerinden gerçekleştirildiği ileri sürülen işlemler bulunuyordu.

Yani adli soruşturmanın başlangıç tarihi, Erdoğan'ın işaret ettiği eylül ayından yaklaşık bir ay öncesine denk geliyor.

DAHA DA GERİSİ VAR: ARALIK 2025

Dosyanın geçmişi ise yalnızca ağustosla sınırlı değil.

SPK'nın 18 Eylül 2026 tarihli resmi açıklamasına göre, 2 Aralık 2025'te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi'nde yatırım fonlarıyla ilgili gelişmeler gündeme geldi.

SPK, bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarının, fiili dolaşımı düşük paylarda ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıkladı.

FİK toplantısının ardından 3 Aralık 2025'te SPK bünyesinde bir çalışma grubu kuruldu.

Üstelik dönemin SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül, 5 Aralık 2025'te yaptığı açıklamada fonlar konusunda yeni düzenlemeler üzerinde çalışıldığını söylemişti.

Gönül, "kötü niyetli kullanımların önüne geçeceğiz" ifadesini kullanarak fonlarla ilgili tedbir ve değişiklik çalışmalarının sürdüğünü belirtmişti.

Bugün ise aynı Gönül, fon soruşturması kapsamında "şüpheli" sıfatıyla savcılıkta ifade verdi.

AĞUSTOSTA SPK HAREKETE GEÇTİ

Soruşturmanın kamuoyuna geniş biçimde yansımasından önce de piyasada önemli gelişmeler yaşandı.

SPK'nın aldığı kararların ardından 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine alınması, bazı fonların TEFAS'ta işlemden kaldırılması ve yatırımcıların durumunun gündeme gelmesi eylül ayındaki büyük krizin öncesine dayanıyordu. SPK'nın açıklamasına göre tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyordu.

23 Eylül'de yayımlanan kapsamlı soruşturma kronolojisinde de SPK'nın 17 Eylül'de Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls portföy şirketlerinin kurduğu bazı fonlar hakkında işleme kapatma ve tasfiye kararları aldığı aktarılıyor.

9 EYLÜL'DE KAMUOYUNA YANSIDI

Fon krizinin kamuoyunda görünür hale geldiği tarih ise 9 Eylül.

Tera Yatırım'ın Pusula Finans Holding ve bağlı şirketlerini devralmak üzere görüşmelere başladığını açıklamasıyla konu daha geniş biçimde gündeme geldi. 13 Eylül'de Pusula Finans Holding yöneticilerinin istifaları kabul edildi; 14 Eylül'de Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız tutuklandı.

Ardından operasyonlar hızlandı.

18 Eylül'de Adalet Bakanı Akın Gürlek, sermaye piyasalarındaki şüpheli işlemler kapsamında 4 kişinin tutuklandığını, 51 kişi hakkında adli kontrol uygulandığını ve 246 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı.

19 Eylül'de Tera ve Pusula yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 5 kişi gözaltına alındı.

"EYLÜLDE ORTAYA ÇIKTI" MI, YOKSA EYLÜLDE PATLADI MI?

Ortaya çıkan kronoloji önemli bir ayrım gösteriyor:

Aralık 2025: Finansal İstikrar Komitesi fon piyasasındaki gelişmeleri gündeme aldı.

3 Aralık 2025: SPK çalışma grubu oluşturdu.

18 Aralık 2025: Nitelikli yatırımcı kriterindeki finansal varlık sınırı 1 milyon TL'den 10 milyon TL'ye çıkarıldı.

19 Ağustos 2026: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmasının müzekkere tarihi.

9 Eylül 2026: Tera-Pusula görüşmeleriyle kriz kamuoyunda görünür hale geldi.

14-19 Eylül: Tutuklama ve gözaltı dalgası başladı.

17 Eylül: Çok sayıda fon için işlemden kaldırma ve tasfiye kararları gündeme geldi.

26 Eylül: Fatma Betül Sayan Kaya hakkında borsa işlemlerine ilişkin iddialar kamuoyuna taşındı.

29 Eylül: Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın tüm mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin yazının ilgili kurumlara gönderildiği açıklandı.

30 Eylül: Eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verdi.

Türkiye’de kurumlar neden dökülüyor?

Türkiye’de son dönemde belediyelerden hastanelere, emniyetten finans sektörüne kadar farklı alanlarda rüşvet, zimmet, usulsüz ihale ve kamu zararına ilişkin soruşturmalar gündeme gelirken, bu kez adres Yalova Adliyesi oldu

04.10.2026 10:40:00
Haber Merkezi
 
Türkiye’de kurumlar neden dökülüyor?
Türkiye’de kurumlar neden dökülüyor?
Türkiye'de son dönemde belediyelerden hastanelere, emniyetten finans sektörüne kadar farklı alanlarda rüşvet, zimmet, usulsüz ihale ve kamu zararına ilişkin soruşturmalar gündeme gelirken, bu kez adres Yalova Adliyesi oldu.

Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, Adliye İdari İşler Müdürü E.A. ile aynı birimde görev yapan F.B. tutuklandı.

Dosyanın 2023-2026 yılları arasındaki bazı satın alma ve ödeme işlemlerine ilişkin olduğu bildirildi. Soruşturmanın merkezinde, bazı ürün ve malzemelerin adliyeye teslim edilmediği halde teslim edilmiş gibi gösterildiği ve bu işlemlere ilişkin faturalar üzerinden kamu bütçesinden ödeme yapıldığı iddiaları bulunuyor.

Şüpheliler hakkında "zimmet", "nitelikli dolandırıcılık" ve "resmi belgede sahtecilik" suçlarından işlem yapıldığı bildirildi. İki personelin soruşturma başlamadan önce İstanbul'a tayinlerinin çıktığı da öğrenildi. Kamu zararının oluşup oluşmadığı ve oluştuysa miktarının belirlenmesine yönelik inceleme ise sürüyor.

ŞÜPHELERİN ADRESİ DEĞİŞİYOR, SORU SİSTEME YÖNELİYOR

Yalova'daki soruşturma tek başına değerlendirildiğinde, elbette iki kişinin yargılandığı bir adli dosyadır. Ancak son aylarda farklı kamu kurumlarında ortaya çıkan benzer soruşturmalar, kamu kaynaklarının ve görev yetkisinin denetlenmesi meselesini yeniden gündeme taşıyor.

Örneğin Erzurum Şehir Hastanesi'nde "kamu kurum ve kuruluşların zararına dolandırıcılık", "resmi belgede sahtecilik" ve "rüşvet" iddiaları kapsamında 22 kişi hakkında gözaltı işlemi yapılmıştı.

Antalya'da ise rüşvet iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında iki emniyet şube müdürü, bir komiser ve bir avukatın da aralarında bulunduğu 6 kişi tutuklandı.

Belediyeler cephesinde de çok sayıda yolsuzluk ve rüşvet soruşturması yürütülüyor. Örneğin Etimesgut Belediyesi soruşturmasında 44 şüpheli tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmişti.

Sermaye piyasalarında yürütülen soruşturmalarda da Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 26 Eylül'de yaptığı açıklamaya göre 46 tüzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı donduruldu; 37 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı.

ASIL SORU: NEDEN BU KADAR ÇOK DOSYA ÇIKIYOR?

Burada birbirinden tamamen farklı soruşturmaları tek bir "yolsuzluk ağı" olarak görmek doğru olmaz. Her dosyanın delili, şüphelisi ve hukuki niteliği ayrı.

Fakat kamuoyunun sorması gereken daha geniş bir soru var: Kamu kurumlarında usulsüzlük iddiaları neden bu kadar sık gündeme geliyor?

Bir kamu kurumunda ürün teslim edilmeden ödeme yapılabildiği iddia ediliyorsa, bunun yalnızca işlemi yapan personelin kişisel sorumluluğu olarak görülmesi yeterli mi?

Kontrol mekanizmaları nerede?

İç denetim ne yaptı?

Harcama yetkilileri neyi kontrol etti?

Satın alma süreçlerinde hangi mekanizmalar devreye girdi?

Ve en önemlisi: Bir kamu kurumunda yıllarca devam ettiği ileri sürülen usulsüzlükler neden daha erken fark edilemedi?

KAMU VİCDANINDAKİ EN BÜYÜK SORU

Devletin kurumları yalnızca bina, makam ve personelden oluşmuyor.

Adliye adaleti, hastane sağlığı, emniyet güvenliği, belediye ise vatandaşın günlük yaşamını temsil ediyor.

Bu nedenle kamu görevinin kişisel menfaat için kullanıldığı iddiası, yalnızca ekonomik bir suçlama değildir. Aynı zamanda vatandaşın devlete duyduğu güven açısından da ciddi bir meseledir.

Yalova dosyasında suçluluk konusunda nihai kararı mahkeme verecek. Ancak soruşturmanın bundan sonraki aşamasında yalnızca iki personelin ne yaptığı değil, bu işlemlerin nasıl denetlendiği ve başka kişilerin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı da ortaya çıkarılmalı.

Çünkü mesele sadece "iki kişi yaptı mı?" sorusu değildir.

Asıl mesele, kamu sisteminin bunu neden zamanında göremediğidir.

Ve Türkiye'nin bugün cevaplaması gereken soru tam da burada:

Kurumları çürüten şey birkaç kişinin kişisel çıkar arayışı mı, yoksa bu kişilere fırsat veren denetim zafiyeti mi?

Bu sorunun cevabı verilmeden, her yeni operasyon yalnızca bir sonraki dosyanın habercisi olmaktan öteye geçemez.

Medyada yeni dönemin faturası: 2,3 milyon lira

TELE1’e kayyum atanmasının ardından gazetecilerin kurduğu TELE2 Haber, yaklaşık 11 aylık yayın hayatını sona erdirdi

03.10.2026 20:54:00
Haber Merkezi
 
Medyada yeni dönemin faturası: 2,3 milyon lira
Medyada yeni dönemin faturası: 2,3 milyon lira
TELE1'e kayyum atanmasının ardından gazetecilerin kurduğu TELE2 Haber, yaklaşık 11 aylık yayın hayatını sona erdirdi. Televizyon ekranından internet yayıncılığına taşınan habercilik, bu kez RTÜK'ün iki ayrı lisans talebiyle karşı karşıya kaldı. Ödenmesi gereken toplam tutarın 2 milyon 324 bin 612 TL'ye ulaşması üzerine TELE2 Haber yayınlarını durdurdu.

KAYYUMDAN KAÇAN GAZETECİ İNTERNETE SIĞINDI, ORADA DA LİSANS DUVARINA ÇARPTI

TELE2 Haber'in hikâyesi, Türkiye'de medya alanındaki dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

TELE1'e 24 Ekim 2025'te kayyum atanmasının ardından kanal çalışanları toplu şekilde istifa etti. Gazeteciler yaklaşık iki hafta sonra TELE2'yi kurdu ve internet yayınlarına 15 Kasım 2025'te başladı.

Amaç, televizyon ekranında sürdürülemeyen haberciliği bu kez internet üzerinden devam ettirmekti.

Yaklaşık 11 ay sonra TELE2'nin karşısına yeni bir engel çıktı: RTÜK lisansı.

RTÜK, TELE2 Haber'den internet televizyonu ve isteğe bağlı internet yayın hizmeti için iki ayrı lisans talep etti. 2026 tarifesine göre her lisansın bedeli 1 milyon 162 bin 306 TL. İki lisansın toplamı ise 2 milyon 324 bin 612 TL.

"TELEVİZYON KANALI KURAMIYORUZ"

TELE2 Haber programcısı Murat Taylan, kapanış kararını şu sözlerle duyurdu:

"Televizyon kanalı kuramıyoruz. RTÜK biliyorsunuz TELE2 Haber yayına başladıktan kısa bir süre sonra iki lisans birden istedi bizden."

Taylan, ekonomik koşullar nedeniyle bu bedelin karşılanamadığını belirterek yayınların sonlandırılacağını açıkladı:

"İstenen lisans bedelini ödeyemeyeceğimiz için TELE2 Haber adıyla yaptığımız yayınları sonlandırma kararı aldık."

Nisan ayında RTÜK, TELE2 Haber'e lisans başvurusu için 72 saatlik süre tanımış; başvuru ve ödeme yapılmaması halinde erişim engeli talep edilebileceğini bildirmişti.

EKRAN KAPANIYOR, TARTIŞMA BÜYÜYOR

Ortaya çıkan tablo yalnızca TELE2 Haber'in kapanmasıyla sınırlı değil.

Türkiye'de televizyon haberciliğinin ardından internet haberciliğinin de lisans, maliyet ve düzenleme tartışmalarının içine girmesi, medyanın geleceği açısından yeni bir soru ortaya çıkarıyor:

Gazeteciler televizyon ekranından internete geçtiğinde, karşılarına çıkan ekonomik ve hukuki yükler bağımsız yayıncılık için nasıl bir alan bırakacak?

TELE2 Haber'in kuruluş hikâyesi de kapanışı da bu soruyu yeniden gündeme taşıyor.

Bir tarafta kayyum sonrasında yayıncılığa devam etmek isteyen gazeteciler, diğer tarafta milyonlarca liralık lisans maliyeti...

Ve sonunda bir YouTube haber kanalı daha ekranını kapatıyor.

TELE2 Haber ise veda mesajında kapıyı tamamen kapatmadı: "Her bitiş aslında yeni bir başlangıçtır. Yeni bir mecrada en kısa sürede yeniden buluşacağız."

TELE2'nin ekranı kapanmış olabilir. Ancak Türkiye'de "Gazetecilik nerede ve hangi şartlarda yapılabilir?" tartışması yeni başlıyor.

Mersin'deki belediye soruşturmasında servete el konuldu!


 
Mersin'deki yolsuzluk soruşturmasında bir adreste yüklü miktarda döviz ve altın ele geçirildi. Ele geçirilenlerin yaklaşık piyasa değeri 51 milyon lira.

03.10.2026 18:06:00
AA
 
Mersin'deki belediye soruşturmasında servete el konuldu!
Mersin'deki belediye soruşturmasında servete el konuldu!

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen yolsuzluk soruşturması kapsamında bir şüphelinin adresinde yüklü miktarda döviz ve altın ele geçirildi. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca, Büyükşehir Belediyesi ile Mezitli ve Yenişehir belediyelerine yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturmaları kapsamında şüpheli Ali Ö'nün evinde polis ekiplerince arama yapıldı.

Aramalarda, 257 bin 600 Euro, 25 bin 120 dolar, 64 bin 100 İngiliz paundu, 4 kilogram külçe altın, 116 tam cumhuriyet altını, 8 yarım altın, 5 çeyrek altın, 2 gram altın, ruhsatsız tabanca, 3 şarjör, 60 fişek ve ihale dokümanları ele geçirildi. Aramalarda ele geçirilenler, polis kamerasınca kaydedildi.

Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca, Büyükşehir Belediyesi ile Mezitli ve Yenişehir belediyelerine yönelik yürütülen yolsuzluk soruşturmaları kapsamında 1 Ekim'de eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Operasyonda, Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Mezitli Belediye Başkanı Ahmet Serkan Tuncer ve Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit'in de aralarında bulunduğu 59 şüpheli gözaltına alınmış, Büyükşehir Belediyesi dosyasında yer alan Doğukan Uyan ve 3 kişinin önceki operasyonda tutuklandıkları belirtilmişti.

‘Herkes bedel ödeyecek’ denildi…

Fon soruşturması büyürken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “manipülatif işlere bulaşanlardan hesap sorulacağı” yönündeki açıklamaları kamuoyunun gündeminde. Erdoğan, 28 Eylül’de yaptığı açıklamada gerekli soruşturmaların yürütüldüğünü ve haksız kazanç sağlayanların hesap vereceğini söyledi

03.10.2026 17:47:00
Haber Merkezi
 
‘Herkes bedel ödeyecek’ denildi…
‘Herkes bedel ödeyecek’ denildi…
Fon soruşturması büyürken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "manipülatif işlere bulaşanlardan hesap sorulacağı" yönündeki açıklamaları kamuoyunun gündeminde. Erdoğan, 28 Eylül'de yaptığı açıklamada gerekli soruşturmaların yürütüldüğünü ve haksız kazanç sağlayanların hesap vereceğini söyledi.

Ancak soruşturmanın siyasi ayağı açısından dikkat çeken bir soru hâlâ yanıt bekliyor:

FATMA BETÜL SAYAN KAYA NEDEN HALA İFADE VERMEDİ?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturmada 1 Ekim itibarıyla 217 şüpheli ve 56 tutuklu bulunurken, eski AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya hakkında henüz ifade alma işlemi gerçekleştirilmediği bildirildi. Savcılık bunun yerine Kaya ailesinin malvarlığına tedbir uygulanmasını istedi.

Ortaya atılan iddiaların merkezinde ise Özata Denizcilik hisseleri bulunuyor.

DW'nin aktardığı bilgilere göre Kaya çifti yaklaşık 163 milyon TL'lik hisse alımının ardından yaklaşık 2,17 milyar TL'lik satış gerçekleştirdi. Hisselerin yaklaşık dört ay içerisinde yaklaşık 13 kat değerlenmesi soruşturmanın dikkat çeken başlıklarından biri oldu.

ERDOĞAN: "HESAP SORULACAK"

Erdoğan'ın mesajı netti: Manipülatif işlemlerle haksız kazanç sağlayanlar hakkında gerekli soruşturmalar yürütülecek.

Ancak ortaya çıkan tablo, özellikle Kaya dosyasında "soruşturma kime kadar uzanacak?" sorusunu gündeme getiriyor.

Çünkü Kaya yalnızca sıradan bir yatırımcı değil; daha önce bakanlık yapmış ve AKP yönetiminde Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş bir isim.

Kaya, hakkındaki iddiaların aydınlatılması ve soruşturmanın bağımsız yürütülmesi gerekçesiyle siyasi görevlerinden istifa etti. Fakat istifanın ardından savcılık ifadesinin alındığına dair doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.

2,2 MİLYAR TL "İADE EDİLDİ" DENİLDİ, ARDINDAN ÇELİŞKİ ÇIKTI

Dosyayı daha da tartışmalı hale getiren gelişme ise 2,2 milyar TL'nin Hazine'ye iade edildiği yönündeki haber oldu.

Ekonomim, Kaya çifti tarafından yaklaşık 2,2 milyar TL'nin Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın bildirdiği hesaba aktarıldığını yazdı.

Ancak kısa süre sonra gazeteci İsmail Saymaz, Adalet Bakanlığı kaynaklarına dayandırdığı bilgilerde ödemenin yapılmadığının kendisine aktarıldığını söyledi. DW de iki farklı iddiayı aynı haberinde aktardı.

Yani kamuoyunun önünde hâlâ cevaplanmamış çok temel bir soru bulunuyor:

2,2 milyar TL gerçekten Hazine'ye yatırıldı mı, yatırılmadı mı?

PARA YATIRILDIYSA DEKONT NEREDE?

Eğer para gerçekten Hazine'ye yatırıldıysa, bunun resmi kayıtlarla ortaya konulması mümkün.

Yatırılmadıysa da "iade edildi" haberinin hangi bilgiye dayanarak yayıldığı açıklanmaya muhtaç.

Üstelik SPK mevzuatındaki etkin pişmanlık düzenlemesi de tartışmanın önemli bir parçası. DW'nin aktardığı hukuk değerlendirmesine göre, piyasa dolandırıcılığı kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için elde edilen menfaatin iki katının Hazine'ye ödenmesi gerekiyor. Bilgi suistimali bakımından ise hukuki durum farklı.

Dolayısıyla 2,2 milyar TL'nin ödenip ödenmediği yalnızca siyasi değil, hukuki açıdan da kritik.

Ataşehir Belediyesine yönelik operasyonda 13 kişi gözaltına alındı

Ataşehir Belediyesine yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında düzenlenen operasyonda, aralarında Belediye Başkan Vekili Murat Güneş'in de bulunduğu 13 şüpheli gözaltına alındı

03.10.2026 14:00:00
AA
 
Ataşehir Belediyesine yönelik operasyonda 13 kişi gözaltına alındı
Ataşehir Belediyesine yönelik operasyonda 13 kişi gözaltına alındı

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca Ataşehir Belediyesine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, 20 Nisan'da tutuklanan şüphelilerin dijital materyalinin incelenmesi, etkin pişmanlık kapsamında alınan ifadeler, CİMER ihbarları, tanık beyanları ile rüşvet verdiği öne sürülen şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda soruşturma derinleştirildi.

Şüphelilere ait HTS ve baz kayıtları ile MASAK hesap hareketlerinin incelenmesi sonucu elde edilen deliller doğrultusunda, bazı belediye çalışanlarının rüşvet olarak yüksek miktarlı hediye kartları kullandıkları ve döviz cinsi para aldıkları, bazı firma sahiplerinin ise yüksek miktarlı hediye kartı ve döviz cinsi para verdikleri tespit edildi.

Dijital materyaldeki incelemelerde ayrıca, bazı belediye çalışanlarının Ataşehir Belediyesinde imar ve iskan işi bulunan firma sahiplerine "çöp konteyneri" aldırmak suretiyle maddi menfaat temin ettiklerine ilişkin bulgulara ulaşıldı.

Şüphelilerin, 20 Nisan'da tutuklanan bazı şüphelilerle iştirak halinde soruşturmaya konu suçları işledikleri tespit edildi.

Soruşturma kapsamında İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince sabah saatlerinde eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Operasyonda Ataşehir Belediye Başkan Vekili Murat Güneş, belediye başkan yardımcıları Aytekin Şahin ve Ekrem Köse, eski belediye başkan yardımcıları Murat Korkmaz ve Leyla Terzi, Ataşehir Belediyesi Temizlik Hizmetleri Müdürü Cihan Karakaş, belediye çalışanları Mustafa Anıl Altan ve Gülsüm Aslan ile farklı şirketlerin ortakları Emrah Ayhan, Yağmur Kiraz, Yusuf Karademir, Halim Bal ve Ersin Yıldırım gözaltına alındı.

Adreslerde yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyale el konuldu.

Şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürüyor. 

Maaş için numaradan boşananlara Yargıtay'dan kötü haber

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (5510) kapsamında eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesiliyor. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin emsal kararında; boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan veya olmayan (hileli boşanma) tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunduğuna dikkat çekti

03.10.2026 11:50:00 / Güncelleme: 03.10.2026 11:56:11
İHA
 
Maaş için numaradan boşananlara Yargıtay'dan kötü haber
Maaş için numaradan boşananlara Yargıtay'dan kötü haber
Son yıllarda sırf babadan kalma yetim maaşı almak için resmen boşanmalarına rağmen birlikte yaşayan çiftlere yönelik hem SGK hem de yargı yaptırımları hız kazandı. Yargıtay son kararında samimi ya da hileli boşanan çiftlerin birlikte yaşamalarına devam etmesinin af edilemez olduğuna hükmetti. İş Mahkemesi'nin yolunu tutan genç kadın, 2002 yılında vefat eden babası Kurum sigortalısı İlhan I.'ndan ötürü yetim aylığı aldığını, eşi Ahmet H.'dan 2001 tarihinde boşandığını, SGK'nın eski eşi ile fiilen birlikte yaşadığı gerekçesi ile 26.10.2008 tarihinde aylığını kestiğini ve yersiz ödemeleri borç kaydettiğini iddia edip İş Mahkemesi'nin yolunu tuttu.

SGK işleminin iptali amacıyla açılan dava reddedildi. 2022 senesinde yeniden SGK kapısını çalan genç kadın, olumsuz cevap alınca İş Mahkemesi'ne müracaat etti. Ret işleminin iptali ve SGK'ya yapılan başvuru tarihi itibariyle ödenmeyen aylıkların yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı Kurum, davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığının tespit edildiğini, Kurum işleminin doğru olduğunu, davanın yerinde olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savundu.

İş Mahkemesi, davanın kabulüne, davacının babası üzerinden bağlanmasını talep ettiği yetim aylığı ödenmesi başvurusunun reddine dair 12.08.2022 tarihli Kurum işleminin iptaline, yetim aylığının 19.07.2022 olan başvuru tarihinden itibaren ödenmeye devam edilmesine hükmetti. Başvuru tarihinden itibaren ödenmeyen her ay için ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verildi.

Davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, istinaf isteminin esastan reddine karar verdi. SGK avukatı kararı temyiz edince dava dosyası Yargıtay 10. Hukuk Dairesi gündemine geldi.

Boşanmanın samimi olup olmadığını araştırmak yargının görevi değil

Adeta ültimatom niteliğindeki kararda eşlerin samimi olup olmadıklarını tespitinin yargı görevi olmadığı vurgulandı. Yasada; oldukça yalın olarak "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ibareleri yer aldığı hatırlatıldı.

Kararda; "Kanun koyucu tarafından örneğin; 'sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan', 'hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan', 'gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan' veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalıdır. Boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan 'boşanma' hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı ortadadır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının tespit edilmesi durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır'' denildi.

Karar bozuldu

Davacı tarafından davalı Kuruma 22.07.2022 tarihinde başvuru yaparak yeniden yetim aylığı bağlanmasını talep ettiğini ancak Kurumun 12.08.2022 tarihli işlemi ile önceki araştırmacı raporu esas alınarak talebini reddettiği hatırlatıldı. Kararda şu ifadelere yer verildi:

''Kurum işleminin iptali için eldeki davanın açıldığı, mahkemece yaptırılan emniyet araştırması ve dinlenen tanık anlatımları ile de davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakla verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Mahkemece yapılması gereken iş, davacının ve boşandığı eşinin nüfus kayıt sistemindeki adres kayıtları getirtilerek, ihtilaf konusu dönem içerisinde davacının ve boşandığı eşine ait nüfusta kayıtlı adreslerinde birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

Her bir adreste kimlerin yaşadığı kolluk vasıtasıyla araştırılarak ve muhtar, komşu, kapıcı, yönetici gibi kişiler dinlenerek tespit edilmeli, birlikte yaşama olgusu yukarıda açıklanan düzenlemeler ışığında da araştırılarak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.''
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.