‘İklim acil durumu ilan etmeliyiz’
Ohio State Üniversitesi Araştırma Görevlisi Gülçin Sarıcı Türkmen, iklim değişikliğinin tehlikelerine dikkat çekerek, "Fosil yakıt tüketimi ile artan sera gazı emisyonları bizi insanlığın şimdiye kadar yüzleştiği en zorlu süreçle karşı karşıya bırakmaya başladı bile. İklim 'acil durum'u ilan etmeliyiz. Atılacak her adım, karşılaşılacak tehlikenin daha az olması anlamına geliyor" dedi





Enerji yatırımlarında düşük karbon emisyonunun yanı sıra enerji kaynağının kapladığı arazi de son derece önemli. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 8 Ağustos 2019'da yayımlanan "İklim Değişikliği ve Arazi Raporu", 2007-2016 yılları arasında iklim değişikliği, hatalı arazi kullanımı, ormanların yok edilmesi ve insan kaynaklı diğer etkenlerden dolayı karbon ve sera gazı emisyonun yüzde 23 arttığını ortaya koydu.
'Toprak en büyük ikinci karbon yakalayıcı'
Ohio State Üniversitesinden Araştırma Görevlisi Gülçin Sarıcı Türkmen'e göre, iklim değişikliğinin üstesinden gelmek için doğru çözümler var. Türkmen, bu konuda atılacak önemli adımları şöyle sıraladı: "Havadaki karbondioksiti yakalama kabiliyeti açısından okyanuslardan sonra en büyük ikinci doğal karbon yutağı olarak toprak kabul ediliyor. Okyanuslarımız, ormanlarımız ve topraklarımız bizim doğal karbon yutaklarımız. Onları korumalıyız.
İklim değişikliği ve karbon emisyonu ile mücadele ederken tercih edilen enerji kaynaklarının da dikkatli seçilmesi gerekiyor. Ancak elektrik üretimi esnasında karbon emisyonuna bakılırken aynı zamanda arazi kullanımı da göz önünde bulundurulmalı. İhtiyaca göre, çevreci ve enerji çeşitliliğini arttıran tercihler yapılmalıdır. Bütün her şey hesaba katıldığında nükleer enerji santralleri, diğer enerji kaynaklarına kıyasla en çevreci ve güvenilir enerji kaynağıdır."
'Daha az arazi ile daha çok enerji'
Nükleer enerjinin üretim kapasitesi, karbon emisyonu ve arazi kullanımı gibi sebeplerden dolayı en güçlü seçenek olduğunu vurgulayan Türkmen, bu konudaki verileri de şöyle aktardı: "2015 yılında Nükleer Enerji Enstitüsünün (NEI) yayınladığı 'Sıfır-Karbon Teknolojilerinin Arazi Gereksinimleri' adlı raporda rüzgar, güneş ve nükleer enerji santrallerinin kurulumu için gereken arazi yüzölçümleri incelenmiştir.
Buna göre, nükleer enerjiden elde edilen elektrik ile aynı miktarda elektrik üretebilmek için rüzgar santrallerinin 360 kat fazla, güneş santrallerinin ise 75 kat fazla araziye ihtiyaç duyduğu bulunmuştur. Bu hesaplama yapılırken kapasite faktörü de göz önünde bulundurulmuştur. Kapasite faktörünü ise basitçe bir santralin yıl içinde elektrik üretimi yaptığı gün sayısının bir yıla oranı olarak tanımlayabiliriz. Bu, santrallerin ne kadar verimli olduklarının göstergelerinden biridir. Nükleer santrallerin ortalama kapasite faktör değeri yüzde 90 iken, bu oran rüzgar santrallerinde yüzde 32-47, güneş santrallerinde ise yüzde 17-28 arasında değişmektedir." İHA

















































































