logo
28 MART 2026

İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap

İmamoğlu, bir gazeteciden gelen, “Dediniz ki; ‘Bana ulaşmak istiyorsanız arkadaşlarımı rahat bırakın. Hedefin bütünüyle siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz” sorusuna, “Vallahi herkes öyle düşünüyor, ben değil ki. Yani benim düşünmeme vesile olan şey, herkes öyle düşünüyor. Sokakta gidin, hangi partiye oy versin, vermesin, sorun yüz kişiye, deyin ki, ‘Bu işlerin sebebi nedir?’ İddia ediyorum, en az 90’ı, AK Partililerin tamamı, onlar bile ‘Evet, o’ diyecek yani. Ben anlamadım yani, ne var bu İstanbul'da" şeklinde cevap verdi.

15.01.2025 16:47:00
Haber Merkezi
İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap
İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap
Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) TBMM Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Genel Başkan Yardımcıları Gökan Zeybek, Özgür Karabat, Sevgi Kılıç, Parti Meclisi üyeleri, milletvekilleri, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve CHP'li belediye başkanlarının katılımıyla basın toplantısı düzenledi. Beşiktaş Belediyesi Meclis Salonu'nda düzenlenen basın toplantısında çarpıcı açıklamalarda bulunan İmamoğlu, ilçe Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın hukuksuz biçimde gözaltında tutulmasına tepki gösterdi.

"SİZLERİ BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ MECLİS SALONU'NDAN SELAMLIYORUM"

"Sizleri bugün İstanbul'da, Beşiktaş Belediyemizin meclis salonundan selamlıyorum" diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

"Halkın iradesiyle seçilmiş ve bu meclis salonunda, özellikle Beşiktaş'ta, sadece CHP'li meclis üyelerini seçerek, tamamının CHP'li olduğu bir meclis salonundan, halkı temsil eden bu salondan ve tabii ki çok kıymetli Belediye Başkanımızın da her zamanki gibi Beşiktaş'ta rekor oy aldığı bir biçimde seçildiği, belediye başkanı olduğu, Rıza Akpolat kardeşimizin de seçilerek buradan hizmet ettiği, halımıza dair iyi hizmetler üretme konusunda süreci yönettiği meclis salonundan sizleri selamlıyorum. Ne yazık ki bu selamlamanın içerisi, bugün hizmet değil de hizmetin dışında özellikle adaletin, yargının işletilme biçimine dönük, yine hepimizi üzen ve gerçekten bu milleti gerçek sorunlarından uzaklaştırmaya dönük yapılan bu bilinçli adımların, vasat süreçlerin, insanlarımızı umutsuzluğa sürükleyen kötü hallerin nasıl yürüdüğünü, nasıl bu hale geldiğini sizlerle paylaşmak üzere Beşiktaş Belediyemizin meclis salonundan sizlere sesleniyorum."

YAŞAMLARINA SON VEREN GENÇ HUKUKÇULAR, MİTHAT CAN YALMAN VE MERT AKDOĞAN'I ANDI

"Sözlerime iki taziye mesajı ile başlamak istiyorum. İkisi de ne yazık ki, hukuk dünyasından. Haberlerde hak ettiği yeri görmediği için, pek çok genel geçer konu saatlerce ekranlarda tartışıldığı halde, bu genç ölümler, bu acı ölümler kısa bir haberle geçiştirildiği için, konuşmama bu konuyla başlamak istiyorum. Çünkü yaşamını kaybedenlere, ailelerine ve sevdiklerine inanın hepimizin borcu var. Geçen hafta, iki genç hukukçu, yaşamlarına son verdi. Bunlardan bir tanesi stajyer savcı merhum Mithat Can Yalman'dı. İntiharında mobbing iddiaları ve şikayetlerine yanıtsız kalınması, hukuki hakkının aranmasında yalnız bırakılması gibi nedenler gösterildi. Nedeni bilinmeyen, mesleki bir yalnızlığa bırakılmıştı aslında. Ve gencecik hukukçu kardeşimiz, dayanamadı, canına kıydı. Allah'tan rahmet diliyorum. Aynı hafta, genç yaşta canına kıyanlardan bir başkası, avukat Mert Akdoğan'dı. Bu genç rahmetli kardeşime başsağlığı diliyorum, bütün yakınlarına, ailelerine. Hakimlik ve savcılık sınavında binlerce kişi arasında, 115. olma başarısını gösterdi. Önemli bir başarı elde etti. Ama ne olduysa, Türkiye'mizin son döneminin en büyük hastalığı, kötü virüsü olan o sözlü mülakatta eleniverdi. Pek çok kamuya giriş mülakatında elenen, binlerce torpilsiz ama ne yazık ki hak ettiğini alamayan liyakat sahibi milyonlarca gencimiz gibi."

"HANGİ ÇOK ZOR SORUYLA BAŞARILI AVUKATI, O GENÇ KARDEŞİMİZİ KAMUYA LAYIK GÖRMEDİNİZ?"

"Hatırlayın; 2023 seçimlerinden önce, Sayın Cumhurbaşkanı'nın kaldırma sözü verdiği ama aradan geçen iki yıla rağmen kaldıramadığı mülakat uygulaması yüzünden insanlarımız, gençlerimiz umutsuz. Bu gencecik avukat kardeşimiz de hukukçu Mert Akdoğan kardeşimiz de canına kıydı. Bir imza! Sadece ve sadece bir imza ile bu mülakat garabeti kalkabilirdi. İşte çözülmesi gereken temel mesele, sorun bu, bunlar. Bir imza! Bunun için para lazım değil. Kredi lazım değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir uzlaşıya gerek yok. Sadece bir imza. Tek bir imza sözü verdi, ama sözünü tutmadı. Merhum Mert kardeşimiz, pek çok avukat gibi, ekonomik zorlukları yaşadı. Ve hakimlik-savcılık sınavına girerek, hayali olan, bu millete hizmet etme arzusu olan, devletimizde, o devletimizin yargı sürecinde görev almak istedi. Binlerce adayın arasından başarılı sonuç almasına rağmen, hedefine ulaşamadı. Şimdi buradan soruyorum: Hakimlik ve savcılık sınavında, on binlerce aday arasında 115. olan bu pırlanta gibi genç avukata, sözlü mülakata ne sordunuz da bu başarılı genç ona cevap veremedi ve elendi? Hangi çok zor soruyla başarılı avukatı, o genç kardeşimizi kamuya layık görmediniz?"

"ADİL VE TARAFSIZ OLMALARINI BEKLEDİĞİMİZ O MESLEK SAHİBİ İNSANLARDAN BEKLENTİLERİMİZ, ARTIK ÇOK AŞAĞILARA DÜŞMEYE BAŞLADI"

"Çok sorusu var milletimizin. Her gün… Ben pazarlarda, sokaklarda yüzlerce, binlerce soru muhatabıyım. Var ama yanıtlar ne yazık ki yok. Çünkü, yanıt verecek insanlar, yanıtın muhatabı insanlar, toplumdan, vatandaştan koptu. Bir sistem, bir süreç, bir avuç yöneticinin vatandaşla kopmuş, kendini kendi dünyasında hülyalarda hisseden bir pozisyona oturdu. Savcı adayı Mithat Can Yalman'a, avukat Mert Akdoğan'a bir kez daha candan, yürekten, bütün özrümüzü dileyerek, onlara borcumuzu tekrar ifade ederek, Allah'tan rahmet, acılı ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Acı örneklerle gördüğümüz gibi, Türkiye'de, özellikle hakimlik ve savcılık mesleklerine atama yapılırken, son yıllarda tarifsiz bir biçimde, liyakat değil de çok ciddi bir tırmanışla, yani hani kör göze parmak sokacak bir biçimde, siyasal mülahazalar öne çıkıyor. Hal böyle olunca, bu şekilde mesleğe kabul edilen hakimlerden ve savcılardan adil ve tarafsız olmalarını beklediğimiz o meslek sahibi insanlardan beklentilerimiz, artık çok aşağılara düşmeye başladı. Ülkemiz adına çok üzücü bir durumdur bu."

"BU SORUN, ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ, EN CİDDİ İKİ BEKA SORUNUNDAN BİRİSİDİR"

"Bakın; bu sorun, hani 'memleket için bir beka sorunu' diyor isek, bu sorun ülkemizin en önemli en ciddi iki beka sorunundan birisidir diyebilirsiniz. İkinciyi siz kendinize göre koyun. En önemli beka sorunudur. Ve bu, her geçen gün derinleşen ve ülkenin işleyişini çürüten, en derin, en önemli sorunlarından birisi haline gelmiştir. İşte tam da bu yönüyle, biz de ne yazık ki İstanbul'da, adil ve tarafsız olmayan bir başsavcılıkla karşı karşıyayız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan beyefendi ve genç savcılardan oluşan ekibinde, bu adaletsizliği aylardır yaşıyoruz; yaşamaya devam ediyoruz. Örnekleyerek anlatayım. Mesela, gözaltı tedbiri, hukuken, ancak taraflarının ifadelerinin normal şartlarda alınamadığı engellerin oluştuğu ya da oluşacağı durumlarda uygulanacak bir tedbirdir. Sanki bu rutin bir uygulamaymış gibi, yani her gün evinden şafak vaktinde insanlar baskınla alınıyormuş gibi, nerede oldukları belli olan, ne zaman çağrılsa gelecek ve hesap verebilecek olan kamu görevlileri ve tabii ki belediye başkanımız Rıza kardeşim, şafak operasyonuyla gözaltına alınmıştır. Burada bir şafak operasyonu yapılmasına ve gözaltı tedbirine başvurulmasına sebep olan zorunluluk nedir? Bunu niçin yapıyorsunuz?"

"ŞEHVETLE YAPTIĞINIZ BU UYGULAMANIN AMACI NEDİR?"

"Bu zorunluluk, hukuktan kaynaklı değil. Az önce bahsettim nasıl olması gerektiğini. Hukuktan kaynaklanan bir zorunluluk değilse, hangi kaynaktan doğmaktadır? Sizi zorlayan nedir? Sizi mecbur bırakan nedir? Şehvetle yaptığınız bu uygulamanın amacı nedir? Şimdi size bu zorunluluğun kaynağını anlatayım. Seçim mevzuatımıza göre, hakimler ve savcılar, seçimlerde bir siyasi partiden aday olmak için istifa ederse ve seçimi kazanamadıkları halde, siyasi bir görev almayı istemiş oldukları için hakimlik ve savcılık görevlerine geri dönemiyorlar. Bakın; aday olmak için. Yani 'seçilmiş' demiyor yani. Seçilirsen, istifa edersen değil; 'aday olmak için istifa edersen' diyor. Halbuki birçok kamu görevine geri dönebilirsiniz. Ama burası o kadar hassas ve o kadar kutsal bir yere konuyor ki, 'Geri dönemezsin' diyor. Bu kadar değerli, bu kadar isabetli bir düzenleme var bizim hukukumuzda. Yazanın kalemine sağlık. Allah ondan razı olsun."

"ADALET BAKAN YARDIMCISI OLARAK YAKLAŞIK 28 AY GÖREV YAPMIŞ OLAN BU BEYEFENDİ, İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCISI OLARAK ATANIYOR"

"Ama sonra bir bakıyoruz; Adalet Bakan Yardımcısı olarak yaklaşık 28 ay görev yapmış olan bu beyefendi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanıyor. Şimdi denilebilir ki, 'İyi de bakan yardımcılığı seçim sonucu gelinen bir görev değil, atamayla gelinen bir görev. Ne ilgisi var?' Çok ilgisi var. Başka bir rejimdeyiz şu anda. Başka bir sistemin içerisindeyiz. Çok ilgisi olduğunu da ben demiyorum bu arada. Söz verip, mülakatı kaldırmayan Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Sayın Cumhurbaşkanı, 8 Haziran 2011 tarihinde, bakanlıkların yeniden yapılandırılmasına ilişkin basın toplantısında, bakan yardımcılarının hükümetle gelip, hükümetle gideceğini söylüyor. Hükümetle gelecekler, hükümetin görevinin bittiği gün hükümetle gidecekler. Özellikle bakan yardımcılarının bir anlamda 'siyasi müsteşar' görevi yapacağını açıkça belirtiyor. Kendisi söylüyor. Siyasi müsteşar. Dikkatinizi çekerim. 'Bakan yardımcıları, siyasi müsteşar olarak görev yapacaklar' diyor. Açık kaynakları açıp, bakın; bu söylediğim süreci net olarak okuyabilirsiniz ve bu bilgiye ulaşabilirsiniz."

"SİYASİ MÜSTEŞARLIK GÖREVİNİ TERK ETMEDİĞİ GİBİ, İÇSELLEŞTİRMİŞ DE BİRİSİDİR"

"Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı'nın o zaman yapmış olduğu basın toplantısında yaptığı açıklamaya bakarsak, İstanbul'da görev yapan, bir dönem Adalet Bakan Yardımcısı olan beyefendi, Adalet Bakan Yardımcısı olarak atandığı tarih itibariyle, bir nevi onun ismi, 'siyasi müsteşar.' Siyasi müsteşar olarak göreve başlamıştır. Bence de o, siyasi müsteşarlık görevini terk etmediği gibi, içselleştirmiş de birisidir. Yani Adalet Bakan Yardımcısı olarak görevde kaldığı 28 ay boyunca, Cumhurbaşkanı ifadesiyle, net olarak bir siyasidir. Bu durumda, seçim mevzuatına göre, siyasi olarak herhangi bir göreve aday olan bir hakim veya savcı, görevine dahi geri dönemezken, yaklaşık 28 ay boyunca Adalet Bakan Yardımcısı olarak görev yapmış bir müsteşar, şu anda İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı! Şuna girmiyorum yani. 'Oraya çıkıp, bakan yardımcısı da dönüp niye İstanbul Başsavcısı?' Ona da ayrıca girmiyorum. Milletimiz anlıyor niye girmediğimi? Bizim milletimiz zekidir."

"HÜKÜMET OLAN PARTİYİ İSTANBUL'DA ÜÇ KEZ SEÇİMDE YENEN EKREM İMAMOĞLU'YLA GÖRÜŞEMEYECEK KADAR, KENDİNİ SİYASİ ERKEĞE TESLİM ETMİŞTİR"

"Cumhurbaşkanının deyimiyle, 'siyasi müsteşar' olan beyefendi, görev aldığı bu kentte düşünün, kendini çok mensup ve o hissettiği hatta onu içselleştirdiği, yaşadığı, bugünün merkezi iktidarı olan hükümet olan partiyi İstanbul'da üç kez seçimde yenerek, Büyükşehir Belediye Başkanı olmuş bir kişiyle Ekrem İmamoğlu'yla görüşemeyecek kadar, kendini siyasi erkeğe teslim etmiştir. Cumhuriyetin savcısı olmak, Allah aşkına bu mudur? Cumhuriyetin savcısı olmak bu değildir. Dünyanın neresinde bir kentin belediye başkanı ile savcı görüşemeyecek. Bir belediye başkanı, vali, kaymakam, savcı, başsavcı… Bunlar birbiriyle istişare halinde, birbirine ihtiyaçları var. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren ama yargının ama kamunun her talebini, 'hizmetlerini layıkıyla yapabilsinler diye, kurum adına, memleket adına, devlet adına emir telakki edip, yerine getirme konusunda cansiparane mücadele edeceksiniz' diyen bir belediye başkanıyım. Bir belediye başkanıyla görüşemeyecek kadar siyasi birisinden bahsediyorum. İşte onun için, bu hususu milletimizin takdirine bırakıyorum."

"AHMET HOCA'NIN ADETA 'SELAMÜNALEYKÜM' DEDİĞİ KİM VARSA, ÇEŞİTLİ GEREKÇELER ÖNE SÜRÜLEREK, TUTUKLANDI"

"İstanbul'da yaşanan bu hukuksuz gözaltılar ve kayyum atanması Esenyurt ile başladı. Devletine yıllarca akademisyen olarak hizmet eden, dekanlık, rektörlük yapmış bir profesör, 65 yaşında, bir gecede 'terörist' ilan edilip, yine tamamen ahlak dışı bir şafak operasyonuyla cezaevine atıldı. Ne yazık ki çabuk unutuyoruz. Böyle bir sorunumuz var. Çabuk unutmakta şöyle bir sebebimiz de var: O kadar adaletsizlik yaşıyoruz ki, o kadar bir ülkeye, hele hele bu canım Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, hele hele Mustafa Kemal Atatürk'ün, milletin daha diline düşmemişken 'demokrasi, cumhuriyet, adalet, eşitlik, kadın-erkek eşitliği' diye 102 sene önce kurduğu bir ülkeye, bu cennet vatanın evlatlarına yakışmayan bir biçimde uygulamalarla, şafak operasyonuyla tutuklandı. İşte onun için unutmakta haklıyız. Ama ben sizi unutturmayacağım. 30 Ekim gecesi, İstanbul Başsavcılığı'nın Ahmet Özer operasyonu için basın bilgilendirmesinin flaş bilgisi aynen şöyleydi: 'Ahmet Özer, terör örgütü liderlerinden biriyle 14 kez telefonla görüştü' diyor. Sanki yeni gibi lanse edilen bu iddia, bir bakıyoruz ki, 10 yıl öncesine ait çıkmış. Daha sonra bir şey daha ortaya çıktı. Aynı tarihlerde, şu an halen AK Parti milletvekili olan bir kişinin, bırakın telefonu, terörist ilan edilen kişiyle akşam yemeği yiyip, saatlerce sohbet ettiği fotoğraflar ortaya çıktı. Sonra ne oldu? Bu flaş bilgi, cazibesini yitirdi. Hemen çöpe atıldı. Niye çöpe aldı? Çünkü, ucu AK Parti'ye dokundu, milletvekiline dokundu. 'Büyük olay' denen konu, bir daha hiç konuşulmadı. Kamuoyuna unutturuldu. Algıyı değiştirmek için, başka başka tutuklamalar başladı. Ahmet Hoca'nın adeta 'selamünaleyküm' dediği kim varsa, çeşitli gerekçeler öne sürülerek, tutuklandı."

"80 GÜN GEÇTİ, BİR İDDİANAME YAZABİLMİŞ DEĞİLLER"

"Aynı 30 Ekim gecesi, bazı gazetelere, 'Esenyurt dosyasında çok şey var, göreceksiniz' haberi salan savcılar… 80 gün geçmiş yahu, 80 gün! Hala bir iddianame yazabilmiş değiller. Operasyon hazırlanırken, 10 yıl öncesinin telefon kayıtlarına bile bakanlar, hazırlıklarını yapıp operasyonu başlatanlar, hukuksuz operasyon yapanlar, ne acı ki 80 gündür bir iddianameyi dahi yazmıyor. Bitmeyen bir, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok az gördü, inşallah da hiç görmesin, bir yargı tacizi altındayız biz. Şimdi yeni operasyonlarla, şehvetli heyecanlar peşinde bu arkadaşlar. Şu anda Belediye Başkanımız ve çalışma arkadaşlarından bazıları gözaltında. Sebep ne? Bir iş insanı varmış, ama o iş insanı aslında bir suç örgütü lideriymiş. Bu kişinin şirketlerine, aralarında bizim yönettiğimiz İBB'nin bazı şirketlerinin de olduğu, CHP'li belediyeler ihale vermiş. Burada bazı istismarlar olabilirmiş. Başsavcılığın sözcülüğünü yapan gazeteler, televizyonlar, gizli dosyaların detaylarını böyle yazıyorlar. Yani CHP'li belediyeler ve İBB'nin iş verdiği bu firma üzerinde şaibeler var; çok önemli! Dosya, bir de gizli. Bize gizli ama! Malum medyaya açık!"

"İSTANBUL'DAN BAŞKA BİR YERİ GÖZÜNÜZ GÖRMÜYOR MU?"

"Ben de pazartesi günü çok önemli şeyler söyledim. Bu firma, -burada Grup Başkanvekilimiz ve milletvekillerimiz var- bu firma, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden, Yargıtay'dan, Türk Hava Yolları'ndan, pek çok üniversiteden, pek çok kamu üniversitesi hastanesinden, pek çok AK Partili belediyeden de ihale almış. Dedim ki, 'CHP belediyelerine ve İBB'ye yaptığınız işlemleri,  dosya topladınız, bir sürü şey yaptınız, baskın yaptınız, insanları tutukladınız; bu devlet kurumlarına da yapacak mısınız?' Aynı uygulamaları onlara yapmayın. Yani sakın evlerini basmayın. Bunu ben istemiyorum. Bana yapılmasını istemediğimi, kimseye yapmayın. Ama işlemleri yapacakmışsınız, diye sordum. Hala çıt yok. Yanıt yok. Öyle ya bu kurumlar da aynı bahsi geçen kişiye ait şirketlerle iş yapmış. 'İşlem yapacak mısınız?' Biz de aynı yasaya tabiyiz, onlar da aynı yasaya tabi. Yoksa, acaba derdiniz, sadece İstanbul'la mı sınırlı? İstanbul'dan başka bir yeri gözünüz görmüyor mu? Bu soru çok önemli."

"HER GÜN BİN, BENİ HATIRLA! BENİ SAKIN UNUTMA!'"

"Mesela bu suç örgütü lideri denen kişinin şirketi… Dedik ya başka başka kurumlara, devlet kurumlarına, belediyelerine iş yaptı. Tekrar edeyim; yani dosyanın başlangıcı bir şirket ve o şirketin sahibi suç örgütü lideri. Yani bir örgüt kurmakla suçlanan bir kişi. Onun için diyor, 'Ben bu kurumlara gittim ve insanları tutukladım' diyor ya. Yine aynı kişinin şirketi, AK Partili Isparta Belediye Başkanı'na, çok lüks kategorisine giren, milyonlarca liralık, -kusura bakmasınlar marka ismini vereceğim- Audi A8 marka bir makam otomobilini hediye etmiş. Hibe etmiş. Bakın kiralamamış. Milyonlarca liralık bir hediye. Hem de makam arabası. 'Her gün bin, beni hatırla! Beni sakın unutma!' Hem de bir belediye başkanına. Mesela, Isparta Belediye Başkanı'na bunları soracak mısınız? Başka kurum ve kuruluşlarda, bu ve benzeri işlemler yapılmış mı; bunları araştıracak mısınız? Bu iş insanı, neden size milyonlarca liralık bir aracı hediye etti diye, bu sorgulamaları yapacak mısınız? Aynı şirket, başka araçlar da hibe etmiş bu arada. Mesela bunlar, sayın savcı beylerin neden hiç dikkatini çekmiyor? Çok enerjiksiniz, çok heyecanlısınız, çok şehvetlisiniz evlerin kapılarına insanlar yollarken, 'kapıları kırarız, ederiz' derken?"

"NEDENİ, 'SİYASİ MÜSTEŞARLIKTA' GİZLİ"

"Neden bunlar dikkatinizi çekmiyor da gözleri hep CHP'li belediyelerde, gözleri hep İstanbul'da? Nedeni, 'siyasi müsteşarlıkta' gizli. Kendimizi emanet ettiğimiz yargı kurumunun çok inandığımız, bizi en yüce bir şekilde koruyan, 'Devletin dini adalettir' diyen inanca sahip insanlar olarak, kendimizi emanet ettiğimiz, bu ülkenin çok saygın yargı mensupları var, çok saygın, çok muteber, çok kadim yargı kurumlarımız var, bu kurumlarımızın çok saygıdeğer en üst makamlarına varıncaya kadar sesleniyorum: İtibarsız her hukuki adım, sizlerin de bu ülkenin adalet duygusuna da binlerce yıllık ülkemizin var olma ülküsüne de adaletin kutsallığına da zarar veriyor. Zarar veriyor. O yargı mensuplarına diyorum: Çocuklarınızı bu ülkede tutamazsınız böyle olursa. Gençler bu ülkeden gider. Analar peşinden bakar, ağlar. Bu nasıl önlenecek? Bu adaletsiz tutum, tavır, bu dedikodular, adalet… Yani koridorlarda dönen konuşulan işler, laflar; bu nasıl önlenecek? Bu benim konum değil. Bu tür durumlarda ne yapılması gerekiyorsa, bu ülkenin saygıdeğer savcıları, saygıdeğer hakimleri, bu ülkenin, yargının o güçlü ve kadim kurumları, yüzlerce yıllık yıldır var olan o kadim kurumları… Ne yapılması gerekiyorsa, onu yapmak sizlerin görevi. Bunu bir babanın, bir vatandaş Ekrem'in çocukları, ailesi, namusu için yaşayan bir Ekrem İmamoğlu'nun bir feryadı olarak kabul edin. Tabii aynı zamanda 16 milyon İstanbullu için, 86 milyon yurttaşımız için de bunu söylüyorum. Herkes, oturduğu kamu makamının hakkını vermek zorunda."

"ŞURADA ÇIKALIM, BİR KAHVEHANEYE GİRELİM, 'AHMAK DAVASI VAR' DİYELİM; GÜLERLER SANA"

"Bakın; bunlar, bu ülkede yaşanıyor. Yani ben, benim yaşadığım davayı anmak bile istemiyorum. Böyle bir dava olmaz. Şurada çıkalım, bir kahvehaneye girelim, 'ahmak davası var' diyelim; gülerler sana. 'Gel, kağıt oynayalım' der, 'Bırakalım, böyle dava mı olur' derler insana. İstinafta bekletilen 'ahmak davası' devam ediyor. Siyasi yasak davası. Ahmak! Ahmak davası! Siyasi yasak! Davamın hakimi, usule uygun olmayan şekilde değiştirildi. Burada bunu yüzlerce defa dile getirmiş Genel Başkan Yardımcılarım, Grup Başkanvekilim, milletvekillerim, il başkanım, yöneticilerim var. Sürülen hakim… 'Sürülen' diyorum. Çünkü, AK Parti İBB sözcüsü, kendi ifade etti, ben demedim. 'Sürdüğümüz' dedi. 'Sürdüğümüz hakim… Sor, anlatayım, niye sürdük' demek istedi yani. İtiraf etti. Bana 2 yıldan fazla ceza verilmesi için tehdit edildiğini, kendisi söyledi. İki kez HSK'ya başvurduk. 'Hakimin sözleri çok önemli, dinleyin. Lütfen bunu bir anlayın, nedir bu' dedik. Dinlemediler. Bunu milletimiz duysun."

"DEMOKLAES'İN KILICI BAŞINDA SALLANAN BU HAKİM GELDİ, 'TAK' DİYE KISA SÜREDE BANA CEZA VERDİ"

"Bakın; kimsenin bir lüksü yok. Hepimiz yargılanabiliriz. Hepimiz yargı önünde hesap vermek zorundayız. Hem de kamuya hizmet veren, bu kürsüde oturan belediye başkanımız da burada olan belediye başkanlarımız da kamuya hizmet etmeye gönüllü olup seçilen meclis üyelerimiz de herkes vermek zorunda. Ama bunun bir usulü, adabı, kuralı var. 'Dinleyin' dedik. Dinlemediler. Sonra, HSK'nın hakkında soruşturma açtığı, bu soruşturma başında Demokles'in Kılıcı gibi sallanan bir hakimi, buraya görevlendirdiler, aynı cezaya yolladıkları, sürdükleri bu hakimin yerine. Ve bu Demoklaes'in Kılıcı başında sallanan bu hakim, geldi, 'tak' diye kısa sürede bana ceza verdi. Öte yandan, hakkımdaki bir başka dava olan Büyükçekmece'deki davada, mahkemelerde… Davayı bitirme hedefi olarak 409 gün duyuruldu. Hala bitmedi. Ve bu 2015 yılına ait bir konuyu, Beylikdüzü Belediyesi'nden, Danıştay'ın hakkımda karar verip, 'soruşturmaya gerek yoktur' dediği bir dava, bir önceki İçişleri Bakanı'nın siparişiyle hakkımda açılan bir davadır. Bunu da belirteyim. Hala bitmedi. Bitmiyor."

"MERAK EDİYORUM; 11 NİSAN'DA NE OLACAK?"

"Son olarak, 11 Nisan'a ertelendi. Enteresan. Merak ediyorum; 11 Nisan'da ne olacak? Yani 1 hafta öncesinde bir şey mi olacak? Niye 11 Nisan? Ertelendi. Yani tam 826'ncı gününe girecek. Bu keyfi bekletmenin sebebi ne? İki ayrı bilirkişi heyeti, hakkımda olumlu rapor verdiği halde, neden dava bitirilmiyor? Zaman ayarımı yapılıyor? Daha önceki iki uzatma, savcı yok, mazereti var, bilmem ne… Son duruşmada, yüz ifadesini tarif etmeyeceğim arkadaşlarımın da ifadesiyle, saygı unsurlarını yitirmiş bir ortamda, yine iddianamesinin hazır olmadığını söylüyor. 'Şak' diye… Yani 10 gün de 20 gün de yok. 90 gün! Daha da fazlası, 11 bir Nisan! Allah Allah! Adrese teslim bir gün mü acaba? Merak ediyorum yani. Bunu da tarihe not düşüyorum. Özellikle adalet dağıtan kurumların görevleri, bu konuda en hassas teraziye sahip olması gereken kurumlardır, kişilerdir. Çünkü, sadece bir kişinin değil, onun ailesindeki, etrafındaki onlarca kişinin hayatına etki ediyorlar. Nasıl ki sayın başsavcının, sayın savcının ailesi var, çoluğu-çocuğu var, eşi var, anası-babası var… Bunları yapanlar, onlara da hesap veremeyecek. Nasıl? Belediye başkanının yüzüne bakamayan, onların yüzüne nasıl bakacak? Benim gözlerime hep açık. Onların da anası-babası var. İtibar suikastı düzenler gibi uygulamalara maruz bırakılan arkadaşlarımın da sevgili kardeşimin de diğerlerinin de ailesi var, çoluğu var, çocuğu var; aynen savcılar gibi. Bu arkadaşlarımızın da namusu var, şerefi var. Buna özen göstermek zorundasınız. Bunun size o kutsal mesleğiniz söylüyor; ben değil."

"KULİS BİLGİSİ' ADI ALTINDA, BU İDDİALARI LÜTFEN YAYINLARINIZDA DİLLENDİRMEYİN"

"'Devletin dini adalettir. Ne yüce laf. Onlar, bu arkadaşlarımızdan insan olarak daha değerli ya da daha ayrıcalıklı değil. Herkes eşit. Yargının önünde herkes eşit. Gazetelere, adeta yeni siparişleri gösterir gibi, savcılık kaynaklı, 'İstanbul'un CHP'li başka belediyelerinin de hedefte olduğu' sözde bilgisini vermek ne adalete ne de mertliğe ne de insanlığa yakışıyor. 'Kulis bilgisi' adı altında, bu iddiaları lütfen yayınlarınızda dillendirmeyin. Bakın bakalım bu savcılar, bunlar geçmişte hakim miymiş, neymiş, ne yapmışlar, hangi kararlar alınmış onların mahkemelerinde; onları haber yapın. Bakalım bunlar, geçmişte çok adaletliydi de sonra mı değişti ve bu hale geldiler mesela' Yok efendim o belediye, bu belediye... Milletin aklını karıştırmayın. Özellikle bu işin içinde bu adaletsizlik sürecinin içinde koşanların amaçlarının bu olduğunu biliyoruz. Ama bu olmayıp, mesleki olarak sürece baktığını düşünen arkadaşlara da diyorum ki; lütfen buna alet olmayın. Çünkü onlar, özellikle sizlerin adaletsizlik değirmenine böylece su taşımanızı da istiyorlar. Bu tuzağa düşmeyin. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, sorumluluk sahibi herkes, bu süreçte hep birlikte çok dikkatli olmak zorundayız. Medyada 'kulis' adı altında konuşulan iddialar, kamu görevlilerini, ailelerini ne yazık ki çocukları, evlatları derin bir travmaya düşürüyor. Bu konularda herkes yazdığına, çizdiğine lütfen dikkat etsin. Kimsenin onurunu, namusunu zedelemesin. Yaradan huzurunda ifade ediyorum ki; kul hakkı yemiş olursunuz. Bu kadar net. Belediyelerimizin çalışma standartlarına da zarar veriyorlar. Onların morallerini, çalıştırdığı insanların da canını sıkan bir seviye bu işi taşıyorlar. O bakımdan bunu özellikle basın mensuplarımızdan rica ediyorum."

"DEMOKRASİ VE HUKUKTAN HER GEÇEN GÜN DAHA DA SAPAN BU ZİHNİYET, BU AKIL İKTİDARDAYKEN…"

"Bu gidişat, hepimizin ve çocuklarımızın geleceği açısından artık en yüksek seviyede alarm vermektedir. Demokrasi ve hukuktan her geçen gün daha da sapan bu zihniyet, bu akıl iktidardayken, buradan söylüyorum, ekonomi düzelemez. İyi niyetle çaba gösteren yöneticiler var. Görüyorum. Kim istemez ülkesinin ekonomisi iyi olmasın? Biz muhalefetiz. İktidar olacağız. İnanıyoruz buna. İktidar kötü olsun da biz iktidar olalım! Böyle bir şey olabilir mi? Ekonomimiz iyi olsun kardeşim. Benim vatandaşım, yoksullukla sınava tabi tutulmasın. Ama bu süreç böyle devam ettiği takdirde, ekonomi düzelmez kardeşim. Yoksulluk, hayat pahalılığı bitmez. Türkiye'de hiçbir şey iyi gitmez. Türkiye, dünyada bir cazibe noktası olmaz. Güven oluşturamaz. Olmadığı için de oluşturamadığı için de sermayenin yolu, yatırımların yolu, bu cennet vatanımız Türkiye'den geçmez. Şimdi, toplantı bitiminde belki soru soracaksınız bana. 'İşte bu operasyonlara karşı eylem planınız ne? Veya bu operasyonlar böyle sürerse Cumhuriyet Halk Partisi ne yapacak?' Çok açık söyleyeyim: Bu saatten sonra ne yapacaksak, milletçe, hep beraber yapacağız. Bu, hepimizin sorunu. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin sorunu değil. Bu konu, artık sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nin ya da bir başka partinin sorunu olmaktan çıkmıştır."

"İŞ İNSANLARININ, SANATÇILARIN, SPORCULARIN BAŞINA GELECEK"

"Bugün bizim belediye başkanlarımızın meselesi gibi görenler, öyle kafasını kuma sokarak bunu görmezden gelemezler. Yarın sizin gazetelerinizin, televizyonlarınızın başına gelir. Sizin başınıza gelecek. İnanın, dokunulmazlığı olan milletvekillerinin başına gelecek. Bugün sessizce ya da sadece içinden hayıflanarak ama ses çıkartmadan gelişmeleri izleyen iş dünyasının başına gelecek. Bu akıl, malınıza göz koyar. İş dünyasının, sermayenin, ekonominin içinde olan herkese sesleniyorum: Bu iş hafife almayın. Bu, büyük bir iştir. Sanatçılar, sporcular… Sizin de başınıza gelecek. Herkesin. Esnaf, çiftçi… Zaten kan ağlıyorlar. 'Bu konuyla benim ne ilgim var' diyen kendi halinde vatandaşımın dahi başına gelecek. Çünkü bu tek kişilik mesele var ya, bu otoriter zihniyet, akıl virüsü bedene bulaştı mı tüm vücudu metastaz etmeden, bırakmaz. Ülkemizi ve milletimizi çürütmeye çalışan, işte tam da bu siyasi müsteşarlıkla ya hep beraber mücadele edeceğiz ve onu yeneceğiz ya da herkes sırasını bekleyecek. Bu kadar net. Tarih tekerrürden ibaret. Nazi dönemi Almanya'sının ünlü muhaliflerinden Alman din adamı ve asker Martin Niemöller'ün dediği gibi, 'Sonra benim için de geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı' dememek için, artık ayağa kalkma zamanı. Bu kadar net."

"HEP BERABER AYAĞA KALKMA ZAMANI"

"6 senedir… Seçimi elimizden aldılar yahu. Düşünsenize. 16 milyon insanın seçtiği bir insanın, mazbatasını almış bir insanın seçimini elinden aldılar. Aldılar. Milletin iradesini hem de utanmadan 'hırsızlar' dediler, 'çaldılar' dediler… Halbuki onlar çaldı. Milletin iradesini çaldın. İşte onun için, hep beraber ayağa kalkma zamanı. Buradan beni istemeyene, hayatı bana dar etmeye çalışana ben buradan meydan okuyorum: Büyükşehir Belediyesi'ne ve bana ulaşmak ise hedefiniz, benim yol arkadaşlarıma ve ailelerine çile çektirmenize, bahaneler yaratmanıza, ara yollar üretmenize gerek yok. İşte siyasi yasak davam orada? İstinaf Mahkemesi'nde. Madem hedefiniz benim; mert olun, bari burada mert olun, onayın benim cezamı, milleti rahat bırakın yahu Milleti rahat bırakın. Hodri meydan. Hodri meydan. Siz istemiyorsunuz ama -Ekrem'in kelime anlamı da merttir- sizi bir kez daha mertliğe davet ediyorum."

"BU YOLLAR MERTLİK YOLLARI DEĞİL"

"Ve bir kez daha bu güzel memleketimin, güzel insanlarına sesleniyorum: Güneyimizde, belki de ülkemizin 100 yılını derinden ilgilendirecek bir mesele var. Ülkemiz için de sulh ve barışı sağlamamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Demokrasi, adalet, eğitim, ekonomi, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, bir sürü sorunlarımız var. Bütün bu sorunlar varken, bunlarla uğraşılıyor. Ve bir kez daha mertliğe davet ederek söylüyorum ki; mücadelenizi bu milletle sandıkta hesaplaşarak, bizimle beraber orada mücadelenizi verin. Bu yollar, doğru yollar değil. Bu yollar mertlik yolları değil. Türkiye'ye sesleniyorum: İstediğiniz her kanaldan beni bir kez daha dinleyin, bir kez daha dinleyin, bir kez daha dinleyin… Ülkeme, canım ülkeme, milletimize sesleniyorum. Lütfen bunu iyi duyun: Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bu kadar."

SORU: "HEDEF SİZ MİSİNİZ?"

YANIT: "AK PARTİLİLERİN TAMAMI BİLE 'EVET, O' DER"


İmamoğlu, bir gazeteciden gelen, "Dediniz ki; 'Bana ulaşmak istiyorsanız arkadaşlarımı rahat bırakın. Hedefin bütünüyle siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz" sorusuna, "Vallahi herkes öyle düşünüyor, ben değil ki. Yani benim düşünmeme vesile olan şey, herkes öyle düşünüyor. Sokakta gidin, hangi partiye oy versin, vermesin, sorun yüz kişiye, deyin ki, 'Bu işlerin sebebi nedir?' İddia ediyorum, en az 90'ı, AK Partililerin tamamı, onlar bile 'Evet, o' diyecek yani. Ben anlamadım yani, ne var bu İstanbul'da? Bu İstanbul'un koltuğu, 16 milyon insanın koltuğu. Millete ait. Millete olan işleri yönetmeye çalışıyoruz. Bir sürü sorunu var, sorunlarımız var. Bu milletin ekonomi sorunu da bizim İstanbul'un sorunu da bizim. Hakkari'nin sorunu da bizim Sinop'un da Kastamonu'n da deprem bölgesinin de… Birlikte çözmek varken, nedir bu bu anlamadım yani. Seçimle geldik, seçimle gideceğiz. Ben demiyorum bunu, millet diyor" yanıtını verdi.

Darısı bütün sivil örgütlerinin başına...

Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen), ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını ABD'nin Ankara Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakarak protesto etti

27.03.2026 21:49:00 / Güncelleme: 27.03.2026 21:56:31
İhlas Haber Ajansı
Darısı bütün sivil örgütlerinin başına...
Darısı bütün sivil örgütlerinin başına...
Memur Sendikaları Konfederasyonu (Memur-Sen), ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını ABD'nin Ankara Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakarak protesto etti.

Memur-Sen tarafından İran ABD ve İsrail savaşı başta olmak üzere bölgede yaşanan çatışmaları protesto etmek üzere ABD Büyükelçiliği önünde basın açıklaması düzenleyerek Siyah Çelenk Bırakma Eylemi gerçekleştirdi.

Büyükelçilik önünde bir araya gelen Memur-Sen üyeleri, 'Savaşa hayır' yazılı yelekler giydi, dövizler taşıdı.

"ABD Büyükelçiliği önüne bırakacağımız siyah çelenk, bir sembolik jest değildir"



Burada bir konuşma gerçekleştiren Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, bir ülkeyi protesto etmek için değil, bir zihniyeti teşhir etmek için toplandıklarını ifade ederek, "ABD Büyükelçiliği önüne bırakacağımız siyah çelenk, bir sembolik jest değildir. O çelenk, bu çağın üzerine çöken karanlığın, çocukların kanıyla büyüyen bir düzenin, demokrasi ve özgürlük söylemiyle süslenmiş bir yıkım siyasetinin ifşa edilmesidir. Çünkü artık açıkça görüyoruz. Bu dünyada savaşlar gerekçelerle başlamıyor, gerekçeler üretilerek başlatılıyor. Ve bugün İran'a yönelen saldırı da böyle bir düzenin devamıdır" açıklamasında bulundu.

Türkiye'nin de içinde bulunduğu coğrafyada hayatını kaybeden kim olursa olsun kendilerinden olduğunu söyleyen Yalçın, karşılarında ABD'nin emperyal aklıyla İsrail'in siyonist hattı olduğunu ve ikisinin yıkım, şiddet ve insan hayatının yok edilmesi noktasında kesiştiğini bildirdi.

Yalçın, buna karşı bütün dünyanın birlik olması gerektiğinin altını çizerek, "Bu zihniyet, 'Ben yaparım. Çünkü güç bende' diyor. Bu noktada mesele artık sadece politika değildir, insanlık meselesidir. Bu manzara karşısında dünyanın bütün iyi insanları bir an önce birleşmeli, güçlü bir hat oluşturmalıdır" diye konuştu.

'Emperyalizm sahaya ateşe atar, siyonist bu ateşi genişletme fırsatına çevirir'



Çocuğa işkence edebilen bir sistemin yalnızca savaş üretmeyeceğini insanlıktan çıkmış bir zihin üreteceğini kaydeden Yalçın, "Burada çok ağır bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu zihinde çocukların ölümünü yalnızca kaçınılmaz görmüyorum. Onu sistemin doğal bir parçası olarak görüyorum. Bugün burada yaptığımız budur. Bu aymazlığa, ahlaksızlığa, çirkefliğe isyan ediyoruz. Çünkü susarsak bu düzen büyür. Sessiz kalırsak bu yöntem kalıcı halde gelir. Onun için İran'a yapılan saldırıyı bu çerçevede okumak lazım. Devamında genişleyen ateşi buradan görmek lazım. Bu saldırı bu düzenin sürekliliğidir. Emperyalizm sahaya ateşe atar, siyonist bu ateşi genişletme fırsatına çevirir. Onun için bu süreçte her şey araç haline gelir. Toprak araçtır enerji, araçtır, insan bile araçtır. En acısı çocuklar bile bu kirli savaşın aracı haline gelmiştir" ifadelerine yer verdi.

"Bu sadece bir savaş değil, bir zihniyetin ifşasıdır"

Ortadoğu'da yaşanan savaşın sadece İran'a yönelik bir saldırı olmadığını belirten Yalçın, saldırıların insanı merkeze almayan bir sistemin devamına temsil ettiğini söyleyerek, "Bu sadece bir savaş değil, bu bir zihniyetin ifşasıdır. Bu zihniyeti reddediyoruz. Bugün buraya bırakacağımız siyah çelenk bir yas değil bir kayıptır. Demokrasi adıyla yıkım üreten hiçbir güç masum değildir. Çocukların ölümünü sistematik hale getiren hiçbir makam meşru değildir. İnsanı dışlayan hiçbir düzen kalıcı değildir" değerlendirmesinde bulundu.
Yalçın, konuşmasının ardından konfederasyon üyeleriyle üzerinde 'Savaşa hayır' yazılı siyah çelengi, ABD'nin Ankara Büyükelçiliğinin önüne bıraktı.

Yeni Şafak ve Yusuf Kaplan’a TOKAT Gibi Tepki! BTP'li Mustafa Hayri Ergan "Yeni Şafak neyin peşinde?" diye sordu

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Sekreteri Mustafa Hayri Ergan, Meltem TV ekranlarında Orta Doğu'daki savaş, mezhep tartışmaları ve Türkiye'nin duruşu hakkında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu

27.03.2026 14:46:00 / Güncelleme: 27.03.2026 20:54:15
Ahmet Turan Yiğit
Yeni Şafak ve Yusuf Kaplan’a TOKAT Gibi Tepki! BTP'li Mustafa Hayri Ergan "Yeni Şafak neyin peşinde?" diye sordu
Yeni Şafak ve Yusuf Kaplan’a TOKAT Gibi Tepki! BTP'li Mustafa Hayri Ergan "Yeni Şafak neyin peşinde?" diye sordu
Mustafa Hayri Ergan, Meltem TV ekranlarında Orta Doğu'daki savaş, mezhep tartışmaları ve Türkiye'nin duruşu hakkında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Ergan, Bugün bakıyorum Yeni Şafak yazarı çıkmış işte demiş ki ehli sünnet İslam'ın özüdür, özsuyudur. Şiilik dahil bunun dışındaki bütün oluşumlar bidattır. Sonradan zuhur etmiştir. İslam düşmanları Şia ile ittifak yaparak İslam'ın önünü tıkamaya çalışmaktadır" diyor. Yani şu zamanda böyle bir açıklama nereye hizmet etmektedir? Şimdi bu açıklamanın neye hizmet ettiği çok açık. Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan yaptı bu açıklamayı. Yani bu da iktidarın amiral gemisi dediğimiz gazetelerden bir tanesi. En büyük destekçisi bunun yazarı. Bu açıklamayı bugün yapıyor. Bu mezhep çatışmasını canlı tutma isteğinin birilerinde var olduğunu gösteriyor. Ya şu an İran, İsrail'le Amerika'yla savaşta. İsrail Amerika'yla savaştayken onun mezhebini sorguluyorsun" dedi.

BTP Genel Sekreteri Mustafa Hayri Ergan'ın açıklamasını izleyin:

Karabük'te valilik konutu tehlike altında: Çatlaklar ilerliyor

Karabük'te inşaat çalışmaları sonrası oluşan çatlak ve yarıkların valilik konutuna doğru ilerlemesi endişe oluştururken, bölgede başlatılan güçlendirme çalışmaları aralıksız sürüyor

27.03.2026 14:40:00 / Güncelleme: 27.03.2026 14:43:12
İHA
Karabük'te valilik konutu tehlike altında: Çatlaklar ilerliyor
Karabük'te valilik konutu tehlike altında: Çatlaklar ilerliyor
Olay, Yeşil Mahalle Taşkent Caddesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, bölgede yürütülen inşaat faaliyetlerinin ardından yolda oluşan çatlaklar zamanla genişleyerek derin yarıklara dönüştü.



Yarıkların valilik konutuna doğru ilerlemesi üzerine yetkililer harekete geçerken, bölgede güvenlik önlemleri artırıldı.



Muhtemel bir riskin önüne geçmek amacıyla güçlendirme ve dolgu çalışmalarına hız verildi.



Öte yandan, çalışmalar kapsamında yol çift yönlü olarak trafiğe kapatıldı.



Ekipler, çatlak ve yarıkların ilerlemesini durdurmak için kontrollü şekilde müdahalelerini sürdürüyor.

MİT ve emniyetten PKK'lı provokatörlere operasyon: 26 gözaltı

İstanbul'da, Nevruz kutlamalarını istismar ederek izinsiz gösteri düzenleyen ve terör örgütü propagandası yapan kişilere yönelik Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı (MİT) ve İstanbul Emniyeti tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda 26 şüphelinin yakalandığı belirtildi

27.03.2026 11:24:00
İhlas Haber Ajansı
MİT ve emniyetten PKK'lı provokatörlere operasyon: 26 gözaltı
MİT ve emniyetten PKK'lı provokatörlere operasyon: 26 gözaltı
İstanbul'da, Nevruz kutlamalarını istismar ederek izinsiz gösteri düzenleyen ve terör örgütü propagandası yapan kişilere yönelik Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı (MİT) ve İstanbul Emniyeti tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda 26 şüphelinin yakalandığı belirtildi.

Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı (MİT) tarafından bölücü terör örgütünün faaliyetlerinin deşifre edilmesi ve engellenmesine yönelik yeni bir çalışma yürütüldü.



İstanbul'da PKK/KCK silahlı terör örgütüne yardım eden kişilerin katılımı ile düzenlenen "Nevruz" etkinlikleri kapsamında örgüt propagandası yaptıkları tespit edilen şüphelilerin yakalanması amacıyla bu sabah operasyon gerçekleştirildi.

Birçok adrese yapılan zincirleme operasyonda 26 PKK yanlısı kişi yakalanarak gözaltına alındı. Özel harekat timlerinin de yer aldığı baskınlarda, adreslerde yapılan aramalarda; bir kurusıkı tabanca, örgütsel flamalar ve yakalanan kişilere ait dijital materyaller ele geçirildi.

Güvenlik ve istihbarat birimlerince gerçekleştirilen operasyon kapsamında yakalanan 26 şüpheli, sorgulanmak üzere İstanbul TEM Şubeye götürüldü. Zanlılar hakkında yürütülen tahkikat işlemleri devam ediyor.

Uşak Belediye Başkanı gözaltına alındı

Uşak, Kocaeli ve Ankara'da düzenlenen rüşvet operasyonunda Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın da aralarında bulunduğu 13 şüpheli gözaltına alındı

 

27.03.2026 10:49:00 / Güncelleme: 27.03.2026 11:11:46
Anadolu Ajansı
Uşak Belediye Başkanı gözaltına alındı
Uşak Belediye Başkanı gözaltına alındı

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışma kapsamında, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hakkında kişi ve firmalardan rüşvet aldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma doğrultusunda operasyon düzenlendi.

Uşak, Kocaeli ve Ankara'daki eş zamanlı operasyonda aralarında Yalım'ın da bulunduğu 13 zanlı gözaltına alındı.

Şüpheliler, işlemleri için emniyete götürüldü.

Başsavcılığın açıklaması

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının açıklamasında, Uşak Belediyesince şirketlere verilen ihalelerde mükerrer faturalandırma yapılarak oluşan farkın rüşvet olarak alındığı, ihale konusuyla alakalı kurulacak yeni işletmelerde belediye başkanının aile fertlerine şirketten ortaklık payı verilmesi, aksi halde ihalenin ilgili şirketlere verilmeyeceği yönünde baskı oluşturularak menfaat temin edildiği bildirildi.

Belediye başkan yardımcılarının şahsi hesaplarına "Uşakspor'a yardım/bağış" adı altında yüksek miktarlarda para topladıkları, Belediye Başkanı Özkan Yalım'ın makamına "bağış" adı altında nakit getirildiği ve makbuz düzenlenmeksizin özel kalem müdürüne teslim edilerek zimmete geçirildiği belirtildi.

Açıklamada, belediye başkanı, yardımcıları ve belediyedeki üst düzey yöneticilerin geceleri eğlence mekanlarına giderek harcama yaptıkları ve bu harcamaların "temsil/ağırlama giderleri" adı altında yemek faturası üzerinden belediye bütçesinden ödendiği kaydedildi.

Yalım'a ait tesislerdeki çalışanların belediye kadrosunda gösterildiği ve sigorta primlerinin ödendiği iddiası

Yalım'ın, yolsuz şekilde elde ettiği mallarına operasyonda el konulabileceği ihtimalini düşünerek üzerine kayıtlı mal varlığının tamamını 2025 yılında şoförü olarak çalışan Cihan Aras'a devrettiği bildirilen açıklamada, Yalım'ın gönül ilişkisi bulunan A.A'yı 2024'te yüksek maaşlı kadroda belediyede işe aldığı ancak bu kişinin fiilen belediyede görev yapmadığı, kendisine ait Yalım Garden Tesisleri'nde fiilen çalışan personelin, belediye kadrosunda gösterildikleri ve sigorta primlerinin belediye üzerinden ödendiği belirtildi.

Özkan Yalım'ın, belediyeye 10 araç istediği iş insanı E.A'nın 3 araçtan fazla almayacağını iletmesi üzerine aynı hafta E.A'nın sahibi olduğu AVM'nin mevzuata uygun olmadığından bahisle mühürlendiği ve 65 milyon lira para cezası kesildiği yönündeki müşteki ve gizli tanık beyanları üzerine "rüşvet", "irtikap" ve "ihaleye fesat karıştırma" suçlarından soruşturma başlatıldığı kaydedilen açıklamada, müşteki ve tanık beyanlarına konu isnatlar kapsamında ilgili kişiler arasında yoğun HTS ve ilgili tarihlere ilişkin ortak baz kayıtlarının bulunduğu bildirildi.

Açıklamada, MASAK raporları kapsamında şüphelilerin hesaplarında kaynağı tespit edilemeyen yüksek tutarlı para hareketlerinin, mal varlığı alımlarının, nakit yatırma ve çekme işlemlerinin, yurt dışı şirketler ile şahıslar tarafından gönderilen yüksek tutarlı swiftlerin bulunduğu, şüphelilerin gerçekleştirmiş olduğu finansal işlemlerin hacim ve sıklığı ile mali ve mesleki profilleri arasında uyumsuzluk bulunduğu, tanık ve müşteki beyanlarının elde edilen teknik ve mali verilerle uyumlu olduğu kaydedildi.

Bu değerlendirmeler doğrultusunda Uşak, Ankara ve Kocaeli'de eş zamanlı operasyon gerçekleştirildiği, 13 şüphelinin gözaltına alındığı belirtildi.

Adana'da torbacılara şafak operasyonu: 15 gözaltı

Adana'da şafak vakti uyuşturucu satıcılarına yönelik yapılan operasyonda 15 kişi gözaltına alındı.

27.03.2026 10:32:00
İhlas Haber Ajansı
Adana'da torbacılara şafak operasyonu: 15 gözaltı
Adana'da torbacılara şafak operasyonu: 15 gözaltı
Adana'da şafak vakti uyuşturucu satıcılarına yönelik yapılan operasyonda 15 kişi gözaltına alındı.

İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 'torbacı' diye tabir edilen uyuşturucu satıcılarına yönelik operasyon düzenledi.



Özel harekat polislerinin de desteğiyle 16 adrese şafak vakti eş zamanlı yapılan baskınlarda 15 kişi gözaltına alındı.



Adreslerde yapılan aramalarda 46,20 gram bonzai, 43,37 gram bonzai hammaddesi ve ruhsatsız tabanca ele geçirildi.

Şüpheliler sorgulanmak üzere emniyete götürüldü.

İran petrolüne çökme operasyonu Petrol Mühendisi Necdet Pamir Değerlendirdi

Petrol Mühendisi Necdet Pamir, küresel enerji piyasaları, petrol ve doğalgaz fiyatları, Türkiye’nin enerji stratejisi ve bölgesel jeopolitik riskleri detaylı şekilde analiz etti

26.03.2026 20:37:00
Ahmet Turan Yiğit
İran petrolüne çökme operasyonu Petrol Mühendisi Necdet Pamir Değerlendirdi
İran petrolüne çökme operasyonu Petrol Mühendisi Necdet Pamir Değerlendirdi
Petrol Mühendisi Necdet Pamir, küresel enerji piyasaları, petrol ve doğalgaz fiyatları, Türkiye'nin enerji stratejisi ve bölgesel jeopolitik riskleri detaylı şekilde analiz etti. Pamir, enerji krizlerinin arka planındaki ekonomik ve stratejik unsurları örneklerle açıkladı.

Pamir, "Bugünün British Petrolumu, o zamanın Anglo-Persian Oil Company'si, İngiliz hükümetinin kontrolündeki şirket tamamen İran petrolünün üstüne çökmüş durumdaydı. Musadık geldi petrolü millileştirdi. En büyük günahı bu. CIA ve MI6 birlikte TP Ajax denen bir operasyonla Musaddık'ı devirdiler. Yani o zaman da nükleere mi gidiyordu? İran ya sürekli böyle palavradan ve bakın şeyler, gerekçeler uydurmaya çalışıyorlar. Yıllar geçtikten sonra 1953'ün üzerinden bir takım belgeler sır niteliğini kaybettikten sonra Amerikan merkezi haber alma örgütü 60 yıl sonra açık açık İran'ı Sovyet saldırısına açık bırakmanın ABD'yi TP Ajax'ı planlamak ve uygulamak zorunda bıraktı" dedi.

Petrol Mühendisi Necdet Pamir'in konuşmasını izleyin:

Yenidoğan çetesi davasında ara karar

İstanbul'da bebekleri kendilerinin anlaşmalı olduğu hastanelere sevk ederek haksız kazanç sağlayan ve ihmali davranışlarda bulunarak ölmelerine neden olan 'Yenidoğan Çetesi'nin yöneticileri ve üyelerinin yargılandığı davada arar karar açıklandı

26.03.2026 17:01:00
İhlas Haber Ajansı
Yenidoğan çetesi davasında ara karar
Yenidoğan çetesi davasında ara karar
İstanbul'da bebekleri kendilerinin anlaşmalı olduğu hastanelere sevk ederek haksız kazanç sağlayan ve ihmali davranışlarda bulunarak ölmelerine neden olan 'Yenidoğan Çetesi'ne yönelik düzenlenen 2'nci dalga operasyona ilişkin geçtiğimiz günlerde iddianame hazırlanmıştı. Çete lideri olduğu iddia edilen Fırat Sarı'yla birlikte hareket ettikleri belirlenen şüphelilere yönelik hazırlanan ve ana dava dosyası ile birleştirilen iddianame ile sanık sayısı 61'e yükselmişti. Adliyenin konferans salonunda Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nce görülen 8'nci duruşmada, aralarında Fırat Sarı'nın da bulunduğu 4 tutuklu sanık ile bir kısım tutuksuz sanık ile tarafların avukatları hazır bulundu. Bazı tutuklu ve tutuksuz sanıklar da duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Dün yapılan yargılamada, sanık avukatları savunma yapmıştı. Avukat beyanlarının alınmasıyla devam edilen bugünkü duruşmada ise beyanlar tamamlandı.

5 sanık hakkındaki adli kontrol tedbiri kaldırıldı

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, hayatını kaybeden Bağcılar Medilife Hastanesi Başhekimi tutuksuz sanık Cafer Akdur'un dosyasının ayrılmasına hükmetti. Heyet, tutuksuz sanıklar Funda Özen, Renas Kılıç, Fehmi Alperen, Volkan Karataş ve Serdar Yüksel'in 'yurt dışına çıkış' yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirlerinin ayrı ayrı kaldırılmasına karar verdi. Mahkeme, aralarında örgüt lideri olduğu öne sürülen Fırat Sarı'nın da bulunduğu 10 sanığın ise tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Duruşma, eksik hususların giderilmesi için erteledi.

Ordu'da sahilde bir insansız aracı daha bulundu

Ordu'nun Fatsa ilçesinde sahile insansız hava ya da deniz aracı olduğu değerlendirilen bir cisim vurdu. Ekiplerin bölgede yaptığı incelemenin ardından araç, jandarma ekipleri tarafından kaldırıldı

26.03.2026 14:50:00 / Güncelleme: 26.03.2026 14:52:36
İHA
Ordu'da sahilde bir insansız aracı daha bulundu
Ordu'da sahilde bir insansız aracı daha bulundu
Olay, ilçenin Bolaman Mahallesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, vatandaşlar, sabah saatlerinde sahilde şüpheli bir cisim gördü. Vatandaşların 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ihbarı üzerine olay yerine jandarma ekipleri sevk edildi.

Ekipler bölgeyi güvenlik çemberine alarak inceleme başlattı. Yapılan incelemelerin ardından cismin insansız hava ya da deniz aracı olabileceği değerlendirildi. Bu esnada aracının üzeri kapatıldı. Araç, jandarma ekiplerinin yaptığı incelemenin ardından, Kriminal Daire Başkanlığı'na teslim edilmek üzere olay yerinden kaldırıldı.



"Cihazda patlayıcı madde veya mühimmat olmadığı tespit edildi"

Ordu Valiliği'nden yapılan açıklamada, "Fatsa ilçemizin Bolaman Mahallesi'nde, 26 Mart 2026 Perşembe günü saat 10.00 sıralarında yaklaşık 2 metreye 50 santimetre ebatlarında insansız deniz veya hava aracı olduğu değerlendirilen bir cihaz sahilde kıyıya vurmuştur. Ordu İl Jandarma Komutanlığı Kriminal Şube Müdürlüğü Patlayıcı Madde İmha Timleri (PAMİT) ekiplerince yapılan incelemede cihazda patlayıcı madde veya mühimmat olmadığı tespit edilmiştir. Fatsa Nöbetçi Cumhuriyet Savcısının talimatı doğrultusunda cihaz gerekli incelemelerin yapılması maksadıyla Fatsa İlçe Jandarma Komutanlığı olay yeri inceleme timine teslim edilmiş olup, Kriminal Daire Başkanlığına gönderilecektir" denildi.



5 gün önce Ünye ilçesinde mühimmat yüklü İDA imha edilmişti

Öte yandan Ordu'nun Ünye ilçesinde 20 Mart tarihinde Yüceler Mahallesi'nde kıyıya aktif ve mühimmat yüklü olduğu değerlendirilen insansız deniz aracı (İDA) vurmuş ve yapılan incelemeler ve kontrollerin ardından 21 Mart Cumartesi Sualtı Savunma Komutanlığı (SAS) ekipleri tarafından kıyıdan yaklaşık 4 kilometre denize çekilerek imha edilmişti.

Güngören'de bıçaklı saldırıda hayatını kaybeden Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin hazırlanan iddianamenin detaylarına ulaşıldı

İstanbul Güngören'de bıçaklanarak öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamenin detaylarına ulaşıldı. İddianamede, şüpheli E.Ç. hakkında, 13 yıl 6 aydan, 21 yıl 7 ay 15 güne kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. İddianame, Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi

26.03.2026 14:09:00
İHA
Güngören'de bıçaklı saldırıda hayatını kaybeden Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin hazırlanan iddianamenin detaylarına ulaşıldı
Güngören'de bıçaklı saldırıda hayatını kaybeden Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin hazırlanan iddianamenin detaylarına ulaşıldı
İstanbul Güngören'de çıkan kavgada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, E.Ç. (14) 'şüpheli', Atlas Çağlayan 'maktul', aralarında Çağlayan'ın ikiz kardeşi Doruk'un da bulunduğu 4 çocuk 'mağdur', Çağlayan'ın anne ve babasının da bulunduğu 3 kişi ise 'müşteki' sıfatıyla yer aldı. Hazırlanan iddianamede, olay günü olan 14 Ocak günü saat 20.16 sıralarında bir kafede iki grup arasında tartışma çıktığı, bu sırada Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ) E.Ç.'nin, Atlas Çağlayan'ı bıçakladığı, bu olay sonucunda ise Çağlayan'ın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, olay kapsamında ise soruşturma başlatıldığı aktarıldı.

Ölü muayene raporunda, yaralanmanın tek başına öldürücü nitelikte olduğu aktarıldı

Hazırlanan iddianamede Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu yer aldı. Raporda, E.Ç.'nin işlemiş olduğu 'kasten öldürme', '6136 sayılı ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler kanununa muhalefet' ve 'silahla tehdit' suçlarını işlediği, suçların fiili olarak hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp, davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmiş olduğu vurgulandı.
Öte yandan Maktul Atlas Çağlayan'ın 15 Ocak 2026 tarihli ölü muayene raporu da iddianamede yer aldı. Rapora göre Çağlayan'ın göğüs ön ortada 3 buçuk santimlik kesi, göğüs solda 1 buçuk santimlik kesi olduğu, otopsi raporunda ise, vücutta 2 adet kesici delici alet yarasının tespit edildiği, göğsünün belli yerlerinde geniş kesici delici alet yarasının bulunduğu ve bu yaralanmanın tek başına öldürücü nitelikte olduğu aktarıldı.

Olay gününe ait görüntü inceleme tutanakları da iddianamede yer aldı. Tutanaklara göre, olay günü E.Ç. ve arkadaşlarının kafede oturduğu, daha sonra Atlas'ın geldiği, E.Ç.'nin, kafeden çıkarken Atlas ile bakıştığı, Atlas ve arkadaşlarının SSÇ ve arkadaşlarının arkasından gittiği, E.Ç.'nin cebinden bıçak çıkarttığı, elinde bulunan bıçağı Çağlayan'a 2-3 defa sallayarak yaraladığı, SSÇ'nin maktulü bıçakladıktan sonra arkadaşları ile kaçtığı belirtildi. Öte yandan şüpheli E.Ç.'nin ve maktul Atlas Çağlayan'ın 3 aylık arama ve aranma baz verilerinde, taraflar arasında herhangi bir baz kaydına rastlanmadığı da belirtildi. E.Ç.'nin telefonunda yapılan incelemeye göre, şüphelinin elinde silah olan birden fazla fotoğraf, tek başına silah fotoğrafları ve 1 adet çakı fotoğrafının bulunduğu da iddianamede değinildi.

"E.Ç. itildikten sonra bıçak çıkardı ve bıçağı Atlas'ın göğüs bölgesine doğru sapladı"

Müşteki anne Gülhan Ünlü'nün ve baba Cüneyt Çağlayan'ın, olayı görmediklerini diğer oğulları Doruk Çağlayan'ın kendilerini arayarak olaydan haberdar olduklarını belirttikleri iddianamede yer aldı. Olay sırasında Atlas'ın yanında bulunan ikiz kardeşi Doruk savcılık ifadesinde, "İçeri girdiğimiz andan beri E.Ç. ve yanındaki şahıslar bize bakıyorlardı. Daha önceden şahısları tanımıyorduk, E.Ç. ve arkadaşları, masadan kalkıp kasaya doğru geldikleri sırada E.Ç.'nin yanında bulunan kısa boylu esmer çocuk, Y.O., bize hitaben, 'ne bakıyorsun' dedi. E.Ç. ise araya girerek 'senin gücün küçük çocuğa mı yetiyor, ne bakıyorsun' ve 'dışarı gelin' dedi. E.Ç. ve arkadaşları dışarı çıktıktan sonra Y.O., Atlas çıktı. Ben ise farklı bir kapıdan çıktım. Çıktığımda Y.O. ve diğer çocuklar tartışıyordu. E.Ç. isimli şahıs bize hitaben 'sizi öldürürüm, hepinizi deşerim' dedi. Bıçağı görünce bize bir şey yapmasın diye E.Ç.'yi ittik. Atlas'ta bu sırada çocuğu bir kere itti. E.Ç. itildikten sonra bıçak çıkardı ve bıçağı Atlas'ın göğüs bölgesine doğru sapladı, şikayetçiyim" dedi.

"Bıçağı 1 kez karnına vurdum"

Suça Sürüklenen Çocuk şüpheli E.Ç.'nin de savcılık ifadesi iddianamede yer aldı. E.Ç.'nin ifadesinde, "Olay günü maktul ve arkadaşlarıyla kafede karşılaştık. Karşı tarafı daha önceden tanımıyordum. Sürekli bize bakıyorlardı ve kafeden çıktıktan sonra arkamızdan geldiler. Atlas bize, 'ne bakıyorsun" diyerek küfür etti ve üzerime yürüdü. Bu nedenle bıçağı 1 kez karnına vurdum. 2 kez de isabet etmeyecek şekilde bıçağı salladım. Olaydan sonra kaçtım ancak A.H.'nin teslim ol demesi üzerine, kendi irademle olay yerine geri geldim. Bıçağı kaçtığımız sırada A.H. benden aldı. Olay yerine geldikten sonra bir erkek şahsın bıçağı atın demesi üzerine yere attık. Bıçağı olay günü almıştım. Bana aittir ancak kimseyi tehdit etmedim" dediği belirtildi.

"Atlas ve arkadaşları hiç bakmıyorlardı. E.Ç. ise ısrarla 'kavga edelim' demesi üzerine kavga çıkacağını anladım ve kafeden kalkmak istedim"

Olay sırasında E.Ç.'nin yanına bulunan A.H., iddianamede 'tanık' sıfatıyla yer aldı ve ifadesi dosyaya eklendi. A.H. ifadesinde, "E.Ç. ile çocukluk arkadaşıyız. Karşı tarafı ilk kez olay günü gördük. Kafeye gittik sonra Atlas ve arkadaşlarının geldi. E.Ç. sürekli, 'niye bakıyorlar kavga edelim' beyanında bulunuyordu, ben sadece bir kez Atlasların olduğu masaya dönüp baktım. Atlas ve arkadaşları hiç bakmıyorlardı. Telefonla oynuyorlardı. E.Ç. ise ısrarla 'kavga edelim' demesi üzerine kavga çıkacağını anladım ve kafeden kalkmak istedim. E.Ç.'yi de yanıma alarak önden çıktım, çıkarken Y.M. isimli arkadaşımız bir anda koşarak önüme geçti. Y.M.'nin laf atmış olabileceğini düşündüm ve Y.M.'yi tuttum. Çıkarken karşı tarafla herhangi bir diyalog geçmedi. Biz çıktıktan sonra Atlas ve arkadaşları arkamızdan çıktı. Karşı taraftan bir şahıs Y.M.'ye küfür etti, E.Ç., küfür eden çocuğu yakasından tuttu, aralarında itişme oldu. Bir anda E.Ç.'nin elinde bıçak gördüm ancak Atlas'a bıçakla nasıl vurduğunu görmedim. Bıçaklamadan önce E.Ç., 'seni vururum, sizi vururum' dedi. Atlas sadece olayı ayırmak için E.Ç.'yi itti. Atlas bıçaklandıktan sonra kaçtık, E.Ç. bıçağı saklamasın diye cebime koydum. Bıçak, E.Ç.'nin babasına aittir. Bunu E.Ç.'nin annesi, benim abime söyledi. Bıçakla alakam yoktur. Olay yerinden kaçtıktan sonra E.Ç. çok korktu, onu kolundan tutarak olay yerine geri getirdim. Bu sırada bir şahıs gelerek bıçağı sordu, ben de bıçağı yere attığımı söyledim. Olay yerinden kaçtıktan sonra geri geldik. Karşı tarafla husumetimiz veya tanışıklığımız yoktur. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum" ifadelerini kullandığı vurgulandı.

21 yıl 7 aya kadar hapis cezası talebi

Hazırlanan iddianamede, şüpheli E.Ç. hakkında, 'çocuğa karşı kasten öldürme', '6136 sayılı yasaya muhalefet etme' ve 'zincirleme şekilde silahla tehdit' suçlarından toplam 13 yıl 6 aydan, 21 yıl 7 ay 15 güne kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. İddianame, değerlendirilmek üzere Bakırköy Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Şüphelinin yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.