logo
08 AĞUSTOS 2026

İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap

İmamoğlu, bir gazeteciden gelen, “Dediniz ki; ‘Bana ulaşmak istiyorsanız arkadaşlarımı rahat bırakın. Hedefin bütünüyle siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz” sorusuna, “Vallahi herkes öyle düşünüyor, ben değil ki. Yani benim düşünmeme vesile olan şey, herkes öyle düşünüyor. Sokakta gidin, hangi partiye oy versin, vermesin, sorun yüz kişiye, deyin ki, ‘Bu işlerin sebebi nedir?’ İddia ediyorum, en az 90’ı, AK Partililerin tamamı, onlar bile ‘Evet, o’ diyecek yani. Ben anlamadım yani, ne var bu İstanbul'da" şeklinde cevap verdi.

15.01.2025 16:47:00
Haber Merkezi
 
İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap
İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap
Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) TBMM Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Genel Başkan Yardımcıları Gökan Zeybek, Özgür Karabat, Sevgi Kılıç, Parti Meclisi üyeleri, milletvekilleri, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve CHP'li belediye başkanlarının katılımıyla basın toplantısı düzenledi. Beşiktaş Belediyesi Meclis Salonu'nda düzenlenen basın toplantısında çarpıcı açıklamalarda bulunan İmamoğlu, ilçe Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın hukuksuz biçimde gözaltında tutulmasına tepki gösterdi.

"SİZLERİ BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ MECLİS SALONU'NDAN SELAMLIYORUM"

"Sizleri bugün İstanbul'da, Beşiktaş Belediyemizin meclis salonundan selamlıyorum" diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

"Halkın iradesiyle seçilmiş ve bu meclis salonunda, özellikle Beşiktaş'ta, sadece CHP'li meclis üyelerini seçerek, tamamının CHP'li olduğu bir meclis salonundan, halkı temsil eden bu salondan ve tabii ki çok kıymetli Belediye Başkanımızın da her zamanki gibi Beşiktaş'ta rekor oy aldığı bir biçimde seçildiği, belediye başkanı olduğu, Rıza Akpolat kardeşimizin de seçilerek buradan hizmet ettiği, halımıza dair iyi hizmetler üretme konusunda süreci yönettiği meclis salonundan sizleri selamlıyorum. Ne yazık ki bu selamlamanın içerisi, bugün hizmet değil de hizmetin dışında özellikle adaletin, yargının işletilme biçimine dönük, yine hepimizi üzen ve gerçekten bu milleti gerçek sorunlarından uzaklaştırmaya dönük yapılan bu bilinçli adımların, vasat süreçlerin, insanlarımızı umutsuzluğa sürükleyen kötü hallerin nasıl yürüdüğünü, nasıl bu hale geldiğini sizlerle paylaşmak üzere Beşiktaş Belediyemizin meclis salonundan sizlere sesleniyorum."

YAŞAMLARINA SON VEREN GENÇ HUKUKÇULAR, MİTHAT CAN YALMAN VE MERT AKDOĞAN'I ANDI

"Sözlerime iki taziye mesajı ile başlamak istiyorum. İkisi de ne yazık ki, hukuk dünyasından. Haberlerde hak ettiği yeri görmediği için, pek çok genel geçer konu saatlerce ekranlarda tartışıldığı halde, bu genç ölümler, bu acı ölümler kısa bir haberle geçiştirildiği için, konuşmama bu konuyla başlamak istiyorum. Çünkü yaşamını kaybedenlere, ailelerine ve sevdiklerine inanın hepimizin borcu var. Geçen hafta, iki genç hukukçu, yaşamlarına son verdi. Bunlardan bir tanesi stajyer savcı merhum Mithat Can Yalman'dı. İntiharında mobbing iddiaları ve şikayetlerine yanıtsız kalınması, hukuki hakkının aranmasında yalnız bırakılması gibi nedenler gösterildi. Nedeni bilinmeyen, mesleki bir yalnızlığa bırakılmıştı aslında. Ve gencecik hukukçu kardeşimiz, dayanamadı, canına kıydı. Allah'tan rahmet diliyorum. Aynı hafta, genç yaşta canına kıyanlardan bir başkası, avukat Mert Akdoğan'dı. Bu genç rahmetli kardeşime başsağlığı diliyorum, bütün yakınlarına, ailelerine. Hakimlik ve savcılık sınavında binlerce kişi arasında, 115. olma başarısını gösterdi. Önemli bir başarı elde etti. Ama ne olduysa, Türkiye'mizin son döneminin en büyük hastalığı, kötü virüsü olan o sözlü mülakatta eleniverdi. Pek çok kamuya giriş mülakatında elenen, binlerce torpilsiz ama ne yazık ki hak ettiğini alamayan liyakat sahibi milyonlarca gencimiz gibi."

"HANGİ ÇOK ZOR SORUYLA BAŞARILI AVUKATI, O GENÇ KARDEŞİMİZİ KAMUYA LAYIK GÖRMEDİNİZ?"

"Hatırlayın; 2023 seçimlerinden önce, Sayın Cumhurbaşkanı'nın kaldırma sözü verdiği ama aradan geçen iki yıla rağmen kaldıramadığı mülakat uygulaması yüzünden insanlarımız, gençlerimiz umutsuz. Bu gencecik avukat kardeşimiz de hukukçu Mert Akdoğan kardeşimiz de canına kıydı. Bir imza! Sadece ve sadece bir imza ile bu mülakat garabeti kalkabilirdi. İşte çözülmesi gereken temel mesele, sorun bu, bunlar. Bir imza! Bunun için para lazım değil. Kredi lazım değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir uzlaşıya gerek yok. Sadece bir imza. Tek bir imza sözü verdi, ama sözünü tutmadı. Merhum Mert kardeşimiz, pek çok avukat gibi, ekonomik zorlukları yaşadı. Ve hakimlik-savcılık sınavına girerek, hayali olan, bu millete hizmet etme arzusu olan, devletimizde, o devletimizin yargı sürecinde görev almak istedi. Binlerce adayın arasından başarılı sonuç almasına rağmen, hedefine ulaşamadı. Şimdi buradan soruyorum: Hakimlik ve savcılık sınavında, on binlerce aday arasında 115. olan bu pırlanta gibi genç avukata, sözlü mülakata ne sordunuz da bu başarılı genç ona cevap veremedi ve elendi? Hangi çok zor soruyla başarılı avukatı, o genç kardeşimizi kamuya layık görmediniz?"

"ADİL VE TARAFSIZ OLMALARINI BEKLEDİĞİMİZ O MESLEK SAHİBİ İNSANLARDAN BEKLENTİLERİMİZ, ARTIK ÇOK AŞAĞILARA DÜŞMEYE BAŞLADI"

"Çok sorusu var milletimizin. Her gün… Ben pazarlarda, sokaklarda yüzlerce, binlerce soru muhatabıyım. Var ama yanıtlar ne yazık ki yok. Çünkü, yanıt verecek insanlar, yanıtın muhatabı insanlar, toplumdan, vatandaştan koptu. Bir sistem, bir süreç, bir avuç yöneticinin vatandaşla kopmuş, kendini kendi dünyasında hülyalarda hisseden bir pozisyona oturdu. Savcı adayı Mithat Can Yalman'a, avukat Mert Akdoğan'a bir kez daha candan, yürekten, bütün özrümüzü dileyerek, onlara borcumuzu tekrar ifade ederek, Allah'tan rahmet, acılı ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Acı örneklerle gördüğümüz gibi, Türkiye'de, özellikle hakimlik ve savcılık mesleklerine atama yapılırken, son yıllarda tarifsiz bir biçimde, liyakat değil de çok ciddi bir tırmanışla, yani hani kör göze parmak sokacak bir biçimde, siyasal mülahazalar öne çıkıyor. Hal böyle olunca, bu şekilde mesleğe kabul edilen hakimlerden ve savcılardan adil ve tarafsız olmalarını beklediğimiz o meslek sahibi insanlardan beklentilerimiz, artık çok aşağılara düşmeye başladı. Ülkemiz adına çok üzücü bir durumdur bu."

"BU SORUN, ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ, EN CİDDİ İKİ BEKA SORUNUNDAN BİRİSİDİR"

"Bakın; bu sorun, hani 'memleket için bir beka sorunu' diyor isek, bu sorun ülkemizin en önemli en ciddi iki beka sorunundan birisidir diyebilirsiniz. İkinciyi siz kendinize göre koyun. En önemli beka sorunudur. Ve bu, her geçen gün derinleşen ve ülkenin işleyişini çürüten, en derin, en önemli sorunlarından birisi haline gelmiştir. İşte tam da bu yönüyle, biz de ne yazık ki İstanbul'da, adil ve tarafsız olmayan bir başsavcılıkla karşı karşıyayız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan beyefendi ve genç savcılardan oluşan ekibinde, bu adaletsizliği aylardır yaşıyoruz; yaşamaya devam ediyoruz. Örnekleyerek anlatayım. Mesela, gözaltı tedbiri, hukuken, ancak taraflarının ifadelerinin normal şartlarda alınamadığı engellerin oluştuğu ya da oluşacağı durumlarda uygulanacak bir tedbirdir. Sanki bu rutin bir uygulamaymış gibi, yani her gün evinden şafak vaktinde insanlar baskınla alınıyormuş gibi, nerede oldukları belli olan, ne zaman çağrılsa gelecek ve hesap verebilecek olan kamu görevlileri ve tabii ki belediye başkanımız Rıza kardeşim, şafak operasyonuyla gözaltına alınmıştır. Burada bir şafak operasyonu yapılmasına ve gözaltı tedbirine başvurulmasına sebep olan zorunluluk nedir? Bunu niçin yapıyorsunuz?"

"ŞEHVETLE YAPTIĞINIZ BU UYGULAMANIN AMACI NEDİR?"

"Bu zorunluluk, hukuktan kaynaklı değil. Az önce bahsettim nasıl olması gerektiğini. Hukuktan kaynaklanan bir zorunluluk değilse, hangi kaynaktan doğmaktadır? Sizi zorlayan nedir? Sizi mecbur bırakan nedir? Şehvetle yaptığınız bu uygulamanın amacı nedir? Şimdi size bu zorunluluğun kaynağını anlatayım. Seçim mevzuatımıza göre, hakimler ve savcılar, seçimlerde bir siyasi partiden aday olmak için istifa ederse ve seçimi kazanamadıkları halde, siyasi bir görev almayı istemiş oldukları için hakimlik ve savcılık görevlerine geri dönemiyorlar. Bakın; aday olmak için. Yani 'seçilmiş' demiyor yani. Seçilirsen, istifa edersen değil; 'aday olmak için istifa edersen' diyor. Halbuki birçok kamu görevine geri dönebilirsiniz. Ama burası o kadar hassas ve o kadar kutsal bir yere konuyor ki, 'Geri dönemezsin' diyor. Bu kadar değerli, bu kadar isabetli bir düzenleme var bizim hukukumuzda. Yazanın kalemine sağlık. Allah ondan razı olsun."

"ADALET BAKAN YARDIMCISI OLARAK YAKLAŞIK 28 AY GÖREV YAPMIŞ OLAN BU BEYEFENDİ, İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCISI OLARAK ATANIYOR"

"Ama sonra bir bakıyoruz; Adalet Bakan Yardımcısı olarak yaklaşık 28 ay görev yapmış olan bu beyefendi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanıyor. Şimdi denilebilir ki, 'İyi de bakan yardımcılığı seçim sonucu gelinen bir görev değil, atamayla gelinen bir görev. Ne ilgisi var?' Çok ilgisi var. Başka bir rejimdeyiz şu anda. Başka bir sistemin içerisindeyiz. Çok ilgisi olduğunu da ben demiyorum bu arada. Söz verip, mülakatı kaldırmayan Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Sayın Cumhurbaşkanı, 8 Haziran 2011 tarihinde, bakanlıkların yeniden yapılandırılmasına ilişkin basın toplantısında, bakan yardımcılarının hükümetle gelip, hükümetle gideceğini söylüyor. Hükümetle gelecekler, hükümetin görevinin bittiği gün hükümetle gidecekler. Özellikle bakan yardımcılarının bir anlamda 'siyasi müsteşar' görevi yapacağını açıkça belirtiyor. Kendisi söylüyor. Siyasi müsteşar. Dikkatinizi çekerim. 'Bakan yardımcıları, siyasi müsteşar olarak görev yapacaklar' diyor. Açık kaynakları açıp, bakın; bu söylediğim süreci net olarak okuyabilirsiniz ve bu bilgiye ulaşabilirsiniz."

"SİYASİ MÜSTEŞARLIK GÖREVİNİ TERK ETMEDİĞİ GİBİ, İÇSELLEŞTİRMİŞ DE BİRİSİDİR"

"Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı'nın o zaman yapmış olduğu basın toplantısında yaptığı açıklamaya bakarsak, İstanbul'da görev yapan, bir dönem Adalet Bakan Yardımcısı olan beyefendi, Adalet Bakan Yardımcısı olarak atandığı tarih itibariyle, bir nevi onun ismi, 'siyasi müsteşar.' Siyasi müsteşar olarak göreve başlamıştır. Bence de o, siyasi müsteşarlık görevini terk etmediği gibi, içselleştirmiş de birisidir. Yani Adalet Bakan Yardımcısı olarak görevde kaldığı 28 ay boyunca, Cumhurbaşkanı ifadesiyle, net olarak bir siyasidir. Bu durumda, seçim mevzuatına göre, siyasi olarak herhangi bir göreve aday olan bir hakim veya savcı, görevine dahi geri dönemezken, yaklaşık 28 ay boyunca Adalet Bakan Yardımcısı olarak görev yapmış bir müsteşar, şu anda İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı! Şuna girmiyorum yani. 'Oraya çıkıp, bakan yardımcısı da dönüp niye İstanbul Başsavcısı?' Ona da ayrıca girmiyorum. Milletimiz anlıyor niye girmediğimi? Bizim milletimiz zekidir."

"HÜKÜMET OLAN PARTİYİ İSTANBUL'DA ÜÇ KEZ SEÇİMDE YENEN EKREM İMAMOĞLU'YLA GÖRÜŞEMEYECEK KADAR, KENDİNİ SİYASİ ERKEĞE TESLİM ETMİŞTİR"

"Cumhurbaşkanının deyimiyle, 'siyasi müsteşar' olan beyefendi, görev aldığı bu kentte düşünün, kendini çok mensup ve o hissettiği hatta onu içselleştirdiği, yaşadığı, bugünün merkezi iktidarı olan hükümet olan partiyi İstanbul'da üç kez seçimde yenerek, Büyükşehir Belediye Başkanı olmuş bir kişiyle Ekrem İmamoğlu'yla görüşemeyecek kadar, kendini siyasi erkeğe teslim etmiştir. Cumhuriyetin savcısı olmak, Allah aşkına bu mudur? Cumhuriyetin savcısı olmak bu değildir. Dünyanın neresinde bir kentin belediye başkanı ile savcı görüşemeyecek. Bir belediye başkanı, vali, kaymakam, savcı, başsavcı… Bunlar birbiriyle istişare halinde, birbirine ihtiyaçları var. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren ama yargının ama kamunun her talebini, 'hizmetlerini layıkıyla yapabilsinler diye, kurum adına, memleket adına, devlet adına emir telakki edip, yerine getirme konusunda cansiparane mücadele edeceksiniz' diyen bir belediye başkanıyım. Bir belediye başkanıyla görüşemeyecek kadar siyasi birisinden bahsediyorum. İşte onun için, bu hususu milletimizin takdirine bırakıyorum."

"AHMET HOCA'NIN ADETA 'SELAMÜNALEYKÜM' DEDİĞİ KİM VARSA, ÇEŞİTLİ GEREKÇELER ÖNE SÜRÜLEREK, TUTUKLANDI"

"İstanbul'da yaşanan bu hukuksuz gözaltılar ve kayyum atanması Esenyurt ile başladı. Devletine yıllarca akademisyen olarak hizmet eden, dekanlık, rektörlük yapmış bir profesör, 65 yaşında, bir gecede 'terörist' ilan edilip, yine tamamen ahlak dışı bir şafak operasyonuyla cezaevine atıldı. Ne yazık ki çabuk unutuyoruz. Böyle bir sorunumuz var. Çabuk unutmakta şöyle bir sebebimiz de var: O kadar adaletsizlik yaşıyoruz ki, o kadar bir ülkeye, hele hele bu canım Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, hele hele Mustafa Kemal Atatürk'ün, milletin daha diline düşmemişken 'demokrasi, cumhuriyet, adalet, eşitlik, kadın-erkek eşitliği' diye 102 sene önce kurduğu bir ülkeye, bu cennet vatanın evlatlarına yakışmayan bir biçimde uygulamalarla, şafak operasyonuyla tutuklandı. İşte onun için unutmakta haklıyız. Ama ben sizi unutturmayacağım. 30 Ekim gecesi, İstanbul Başsavcılığı'nın Ahmet Özer operasyonu için basın bilgilendirmesinin flaş bilgisi aynen şöyleydi: 'Ahmet Özer, terör örgütü liderlerinden biriyle 14 kez telefonla görüştü' diyor. Sanki yeni gibi lanse edilen bu iddia, bir bakıyoruz ki, 10 yıl öncesine ait çıkmış. Daha sonra bir şey daha ortaya çıktı. Aynı tarihlerde, şu an halen AK Parti milletvekili olan bir kişinin, bırakın telefonu, terörist ilan edilen kişiyle akşam yemeği yiyip, saatlerce sohbet ettiği fotoğraflar ortaya çıktı. Sonra ne oldu? Bu flaş bilgi, cazibesini yitirdi. Hemen çöpe atıldı. Niye çöpe aldı? Çünkü, ucu AK Parti'ye dokundu, milletvekiline dokundu. 'Büyük olay' denen konu, bir daha hiç konuşulmadı. Kamuoyuna unutturuldu. Algıyı değiştirmek için, başka başka tutuklamalar başladı. Ahmet Hoca'nın adeta 'selamünaleyküm' dediği kim varsa, çeşitli gerekçeler öne sürülerek, tutuklandı."

"80 GÜN GEÇTİ, BİR İDDİANAME YAZABİLMİŞ DEĞİLLER"

"Aynı 30 Ekim gecesi, bazı gazetelere, 'Esenyurt dosyasında çok şey var, göreceksiniz' haberi salan savcılar… 80 gün geçmiş yahu, 80 gün! Hala bir iddianame yazabilmiş değiller. Operasyon hazırlanırken, 10 yıl öncesinin telefon kayıtlarına bile bakanlar, hazırlıklarını yapıp operasyonu başlatanlar, hukuksuz operasyon yapanlar, ne acı ki 80 gündür bir iddianameyi dahi yazmıyor. Bitmeyen bir, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok az gördü, inşallah da hiç görmesin, bir yargı tacizi altındayız biz. Şimdi yeni operasyonlarla, şehvetli heyecanlar peşinde bu arkadaşlar. Şu anda Belediye Başkanımız ve çalışma arkadaşlarından bazıları gözaltında. Sebep ne? Bir iş insanı varmış, ama o iş insanı aslında bir suç örgütü lideriymiş. Bu kişinin şirketlerine, aralarında bizim yönettiğimiz İBB'nin bazı şirketlerinin de olduğu, CHP'li belediyeler ihale vermiş. Burada bazı istismarlar olabilirmiş. Başsavcılığın sözcülüğünü yapan gazeteler, televizyonlar, gizli dosyaların detaylarını böyle yazıyorlar. Yani CHP'li belediyeler ve İBB'nin iş verdiği bu firma üzerinde şaibeler var; çok önemli! Dosya, bir de gizli. Bize gizli ama! Malum medyaya açık!"

"İSTANBUL'DAN BAŞKA BİR YERİ GÖZÜNÜZ GÖRMÜYOR MU?"

"Ben de pazartesi günü çok önemli şeyler söyledim. Bu firma, -burada Grup Başkanvekilimiz ve milletvekillerimiz var- bu firma, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden, Yargıtay'dan, Türk Hava Yolları'ndan, pek çok üniversiteden, pek çok kamu üniversitesi hastanesinden, pek çok AK Partili belediyeden de ihale almış. Dedim ki, 'CHP belediyelerine ve İBB'ye yaptığınız işlemleri,  dosya topladınız, bir sürü şey yaptınız, baskın yaptınız, insanları tutukladınız; bu devlet kurumlarına da yapacak mısınız?' Aynı uygulamaları onlara yapmayın. Yani sakın evlerini basmayın. Bunu ben istemiyorum. Bana yapılmasını istemediğimi, kimseye yapmayın. Ama işlemleri yapacakmışsınız, diye sordum. Hala çıt yok. Yanıt yok. Öyle ya bu kurumlar da aynı bahsi geçen kişiye ait şirketlerle iş yapmış. 'İşlem yapacak mısınız?' Biz de aynı yasaya tabiyiz, onlar da aynı yasaya tabi. Yoksa, acaba derdiniz, sadece İstanbul'la mı sınırlı? İstanbul'dan başka bir yeri gözünüz görmüyor mu? Bu soru çok önemli."

"HER GÜN BİN, BENİ HATIRLA! BENİ SAKIN UNUTMA!'"

"Mesela bu suç örgütü lideri denen kişinin şirketi… Dedik ya başka başka kurumlara, devlet kurumlarına, belediyelerine iş yaptı. Tekrar edeyim; yani dosyanın başlangıcı bir şirket ve o şirketin sahibi suç örgütü lideri. Yani bir örgüt kurmakla suçlanan bir kişi. Onun için diyor, 'Ben bu kurumlara gittim ve insanları tutukladım' diyor ya. Yine aynı kişinin şirketi, AK Partili Isparta Belediye Başkanı'na, çok lüks kategorisine giren, milyonlarca liralık, -kusura bakmasınlar marka ismini vereceğim- Audi A8 marka bir makam otomobilini hediye etmiş. Hibe etmiş. Bakın kiralamamış. Milyonlarca liralık bir hediye. Hem de makam arabası. 'Her gün bin, beni hatırla! Beni sakın unutma!' Hem de bir belediye başkanına. Mesela, Isparta Belediye Başkanı'na bunları soracak mısınız? Başka kurum ve kuruluşlarda, bu ve benzeri işlemler yapılmış mı; bunları araştıracak mısınız? Bu iş insanı, neden size milyonlarca liralık bir aracı hediye etti diye, bu sorgulamaları yapacak mısınız? Aynı şirket, başka araçlar da hibe etmiş bu arada. Mesela bunlar, sayın savcı beylerin neden hiç dikkatini çekmiyor? Çok enerjiksiniz, çok heyecanlısınız, çok şehvetlisiniz evlerin kapılarına insanlar yollarken, 'kapıları kırarız, ederiz' derken?"

"NEDENİ, 'SİYASİ MÜSTEŞARLIKTA' GİZLİ"

"Neden bunlar dikkatinizi çekmiyor da gözleri hep CHP'li belediyelerde, gözleri hep İstanbul'da? Nedeni, 'siyasi müsteşarlıkta' gizli. Kendimizi emanet ettiğimiz yargı kurumunun çok inandığımız, bizi en yüce bir şekilde koruyan, 'Devletin dini adalettir' diyen inanca sahip insanlar olarak, kendimizi emanet ettiğimiz, bu ülkenin çok saygın yargı mensupları var, çok saygın, çok muteber, çok kadim yargı kurumlarımız var, bu kurumlarımızın çok saygıdeğer en üst makamlarına varıncaya kadar sesleniyorum: İtibarsız her hukuki adım, sizlerin de bu ülkenin adalet duygusuna da binlerce yıllık ülkemizin var olma ülküsüne de adaletin kutsallığına da zarar veriyor. Zarar veriyor. O yargı mensuplarına diyorum: Çocuklarınızı bu ülkede tutamazsınız böyle olursa. Gençler bu ülkeden gider. Analar peşinden bakar, ağlar. Bu nasıl önlenecek? Bu adaletsiz tutum, tavır, bu dedikodular, adalet… Yani koridorlarda dönen konuşulan işler, laflar; bu nasıl önlenecek? Bu benim konum değil. Bu tür durumlarda ne yapılması gerekiyorsa, bu ülkenin saygıdeğer savcıları, saygıdeğer hakimleri, bu ülkenin, yargının o güçlü ve kadim kurumları, yüzlerce yıllık yıldır var olan o kadim kurumları… Ne yapılması gerekiyorsa, onu yapmak sizlerin görevi. Bunu bir babanın, bir vatandaş Ekrem'in çocukları, ailesi, namusu için yaşayan bir Ekrem İmamoğlu'nun bir feryadı olarak kabul edin. Tabii aynı zamanda 16 milyon İstanbullu için, 86 milyon yurttaşımız için de bunu söylüyorum. Herkes, oturduğu kamu makamının hakkını vermek zorunda."

"ŞURADA ÇIKALIM, BİR KAHVEHANEYE GİRELİM, 'AHMAK DAVASI VAR' DİYELİM; GÜLERLER SANA"

"Bakın; bunlar, bu ülkede yaşanıyor. Yani ben, benim yaşadığım davayı anmak bile istemiyorum. Böyle bir dava olmaz. Şurada çıkalım, bir kahvehaneye girelim, 'ahmak davası var' diyelim; gülerler sana. 'Gel, kağıt oynayalım' der, 'Bırakalım, böyle dava mı olur' derler insana. İstinafta bekletilen 'ahmak davası' devam ediyor. Siyasi yasak davası. Ahmak! Ahmak davası! Siyasi yasak! Davamın hakimi, usule uygun olmayan şekilde değiştirildi. Burada bunu yüzlerce defa dile getirmiş Genel Başkan Yardımcılarım, Grup Başkanvekilim, milletvekillerim, il başkanım, yöneticilerim var. Sürülen hakim… 'Sürülen' diyorum. Çünkü, AK Parti İBB sözcüsü, kendi ifade etti, ben demedim. 'Sürdüğümüz' dedi. 'Sürdüğümüz hakim… Sor, anlatayım, niye sürdük' demek istedi yani. İtiraf etti. Bana 2 yıldan fazla ceza verilmesi için tehdit edildiğini, kendisi söyledi. İki kez HSK'ya başvurduk. 'Hakimin sözleri çok önemli, dinleyin. Lütfen bunu bir anlayın, nedir bu' dedik. Dinlemediler. Bunu milletimiz duysun."

"DEMOKLAES'İN KILICI BAŞINDA SALLANAN BU HAKİM GELDİ, 'TAK' DİYE KISA SÜREDE BANA CEZA VERDİ"

"Bakın; kimsenin bir lüksü yok. Hepimiz yargılanabiliriz. Hepimiz yargı önünde hesap vermek zorundayız. Hem de kamuya hizmet veren, bu kürsüde oturan belediye başkanımız da burada olan belediye başkanlarımız da kamuya hizmet etmeye gönüllü olup seçilen meclis üyelerimiz de herkes vermek zorunda. Ama bunun bir usulü, adabı, kuralı var. 'Dinleyin' dedik. Dinlemediler. Sonra, HSK'nın hakkında soruşturma açtığı, bu soruşturma başında Demokles'in Kılıcı gibi sallanan bir hakimi, buraya görevlendirdiler, aynı cezaya yolladıkları, sürdükleri bu hakimin yerine. Ve bu Demoklaes'in Kılıcı başında sallanan bu hakim, geldi, 'tak' diye kısa sürede bana ceza verdi. Öte yandan, hakkımdaki bir başka dava olan Büyükçekmece'deki davada, mahkemelerde… Davayı bitirme hedefi olarak 409 gün duyuruldu. Hala bitmedi. Ve bu 2015 yılına ait bir konuyu, Beylikdüzü Belediyesi'nden, Danıştay'ın hakkımda karar verip, 'soruşturmaya gerek yoktur' dediği bir dava, bir önceki İçişleri Bakanı'nın siparişiyle hakkımda açılan bir davadır. Bunu da belirteyim. Hala bitmedi. Bitmiyor."

"MERAK EDİYORUM; 11 NİSAN'DA NE OLACAK?"

"Son olarak, 11 Nisan'a ertelendi. Enteresan. Merak ediyorum; 11 Nisan'da ne olacak? Yani 1 hafta öncesinde bir şey mi olacak? Niye 11 Nisan? Ertelendi. Yani tam 826'ncı gününe girecek. Bu keyfi bekletmenin sebebi ne? İki ayrı bilirkişi heyeti, hakkımda olumlu rapor verdiği halde, neden dava bitirilmiyor? Zaman ayarımı yapılıyor? Daha önceki iki uzatma, savcı yok, mazereti var, bilmem ne… Son duruşmada, yüz ifadesini tarif etmeyeceğim arkadaşlarımın da ifadesiyle, saygı unsurlarını yitirmiş bir ortamda, yine iddianamesinin hazır olmadığını söylüyor. 'Şak' diye… Yani 10 gün de 20 gün de yok. 90 gün! Daha da fazlası, 11 bir Nisan! Allah Allah! Adrese teslim bir gün mü acaba? Merak ediyorum yani. Bunu da tarihe not düşüyorum. Özellikle adalet dağıtan kurumların görevleri, bu konuda en hassas teraziye sahip olması gereken kurumlardır, kişilerdir. Çünkü, sadece bir kişinin değil, onun ailesindeki, etrafındaki onlarca kişinin hayatına etki ediyorlar. Nasıl ki sayın başsavcının, sayın savcının ailesi var, çoluğu-çocuğu var, eşi var, anası-babası var… Bunları yapanlar, onlara da hesap veremeyecek. Nasıl? Belediye başkanının yüzüne bakamayan, onların yüzüne nasıl bakacak? Benim gözlerime hep açık. Onların da anası-babası var. İtibar suikastı düzenler gibi uygulamalara maruz bırakılan arkadaşlarımın da sevgili kardeşimin de diğerlerinin de ailesi var, çoluğu var, çocuğu var; aynen savcılar gibi. Bu arkadaşlarımızın da namusu var, şerefi var. Buna özen göstermek zorundasınız. Bunun size o kutsal mesleğiniz söylüyor; ben değil."

"KULİS BİLGİSİ' ADI ALTINDA, BU İDDİALARI LÜTFEN YAYINLARINIZDA DİLLENDİRMEYİN"

"'Devletin dini adalettir. Ne yüce laf. Onlar, bu arkadaşlarımızdan insan olarak daha değerli ya da daha ayrıcalıklı değil. Herkes eşit. Yargının önünde herkes eşit. Gazetelere, adeta yeni siparişleri gösterir gibi, savcılık kaynaklı, 'İstanbul'un CHP'li başka belediyelerinin de hedefte olduğu' sözde bilgisini vermek ne adalete ne de mertliğe ne de insanlığa yakışıyor. 'Kulis bilgisi' adı altında, bu iddiaları lütfen yayınlarınızda dillendirmeyin. Bakın bakalım bu savcılar, bunlar geçmişte hakim miymiş, neymiş, ne yapmışlar, hangi kararlar alınmış onların mahkemelerinde; onları haber yapın. Bakalım bunlar, geçmişte çok adaletliydi de sonra mı değişti ve bu hale geldiler mesela' Yok efendim o belediye, bu belediye... Milletin aklını karıştırmayın. Özellikle bu işin içinde bu adaletsizlik sürecinin içinde koşanların amaçlarının bu olduğunu biliyoruz. Ama bu olmayıp, mesleki olarak sürece baktığını düşünen arkadaşlara da diyorum ki; lütfen buna alet olmayın. Çünkü onlar, özellikle sizlerin adaletsizlik değirmenine böylece su taşımanızı da istiyorlar. Bu tuzağa düşmeyin. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, sorumluluk sahibi herkes, bu süreçte hep birlikte çok dikkatli olmak zorundayız. Medyada 'kulis' adı altında konuşulan iddialar, kamu görevlilerini, ailelerini ne yazık ki çocukları, evlatları derin bir travmaya düşürüyor. Bu konularda herkes yazdığına, çizdiğine lütfen dikkat etsin. Kimsenin onurunu, namusunu zedelemesin. Yaradan huzurunda ifade ediyorum ki; kul hakkı yemiş olursunuz. Bu kadar net. Belediyelerimizin çalışma standartlarına da zarar veriyorlar. Onların morallerini, çalıştırdığı insanların da canını sıkan bir seviye bu işi taşıyorlar. O bakımdan bunu özellikle basın mensuplarımızdan rica ediyorum."

"DEMOKRASİ VE HUKUKTAN HER GEÇEN GÜN DAHA DA SAPAN BU ZİHNİYET, BU AKIL İKTİDARDAYKEN…"

"Bu gidişat, hepimizin ve çocuklarımızın geleceği açısından artık en yüksek seviyede alarm vermektedir. Demokrasi ve hukuktan her geçen gün daha da sapan bu zihniyet, bu akıl iktidardayken, buradan söylüyorum, ekonomi düzelemez. İyi niyetle çaba gösteren yöneticiler var. Görüyorum. Kim istemez ülkesinin ekonomisi iyi olmasın? Biz muhalefetiz. İktidar olacağız. İnanıyoruz buna. İktidar kötü olsun da biz iktidar olalım! Böyle bir şey olabilir mi? Ekonomimiz iyi olsun kardeşim. Benim vatandaşım, yoksullukla sınava tabi tutulmasın. Ama bu süreç böyle devam ettiği takdirde, ekonomi düzelmez kardeşim. Yoksulluk, hayat pahalılığı bitmez. Türkiye'de hiçbir şey iyi gitmez. Türkiye, dünyada bir cazibe noktası olmaz. Güven oluşturamaz. Olmadığı için de oluşturamadığı için de sermayenin yolu, yatırımların yolu, bu cennet vatanımız Türkiye'den geçmez. Şimdi, toplantı bitiminde belki soru soracaksınız bana. 'İşte bu operasyonlara karşı eylem planınız ne? Veya bu operasyonlar böyle sürerse Cumhuriyet Halk Partisi ne yapacak?' Çok açık söyleyeyim: Bu saatten sonra ne yapacaksak, milletçe, hep beraber yapacağız. Bu, hepimizin sorunu. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin sorunu değil. Bu konu, artık sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nin ya da bir başka partinin sorunu olmaktan çıkmıştır."

"İŞ İNSANLARININ, SANATÇILARIN, SPORCULARIN BAŞINA GELECEK"

"Bugün bizim belediye başkanlarımızın meselesi gibi görenler, öyle kafasını kuma sokarak bunu görmezden gelemezler. Yarın sizin gazetelerinizin, televizyonlarınızın başına gelir. Sizin başınıza gelecek. İnanın, dokunulmazlığı olan milletvekillerinin başına gelecek. Bugün sessizce ya da sadece içinden hayıflanarak ama ses çıkartmadan gelişmeleri izleyen iş dünyasının başına gelecek. Bu akıl, malınıza göz koyar. İş dünyasının, sermayenin, ekonominin içinde olan herkese sesleniyorum: Bu iş hafife almayın. Bu, büyük bir iştir. Sanatçılar, sporcular… Sizin de başınıza gelecek. Herkesin. Esnaf, çiftçi… Zaten kan ağlıyorlar. 'Bu konuyla benim ne ilgim var' diyen kendi halinde vatandaşımın dahi başına gelecek. Çünkü bu tek kişilik mesele var ya, bu otoriter zihniyet, akıl virüsü bedene bulaştı mı tüm vücudu metastaz etmeden, bırakmaz. Ülkemizi ve milletimizi çürütmeye çalışan, işte tam da bu siyasi müsteşarlıkla ya hep beraber mücadele edeceğiz ve onu yeneceğiz ya da herkes sırasını bekleyecek. Bu kadar net. Tarih tekerrürden ibaret. Nazi dönemi Almanya'sının ünlü muhaliflerinden Alman din adamı ve asker Martin Niemöller'ün dediği gibi, 'Sonra benim için de geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı' dememek için, artık ayağa kalkma zamanı. Bu kadar net."

"HEP BERABER AYAĞA KALKMA ZAMANI"

"6 senedir… Seçimi elimizden aldılar yahu. Düşünsenize. 16 milyon insanın seçtiği bir insanın, mazbatasını almış bir insanın seçimini elinden aldılar. Aldılar. Milletin iradesini hem de utanmadan 'hırsızlar' dediler, 'çaldılar' dediler… Halbuki onlar çaldı. Milletin iradesini çaldın. İşte onun için, hep beraber ayağa kalkma zamanı. Buradan beni istemeyene, hayatı bana dar etmeye çalışana ben buradan meydan okuyorum: Büyükşehir Belediyesi'ne ve bana ulaşmak ise hedefiniz, benim yol arkadaşlarıma ve ailelerine çile çektirmenize, bahaneler yaratmanıza, ara yollar üretmenize gerek yok. İşte siyasi yasak davam orada? İstinaf Mahkemesi'nde. Madem hedefiniz benim; mert olun, bari burada mert olun, onayın benim cezamı, milleti rahat bırakın yahu Milleti rahat bırakın. Hodri meydan. Hodri meydan. Siz istemiyorsunuz ama -Ekrem'in kelime anlamı da merttir- sizi bir kez daha mertliğe davet ediyorum."

"BU YOLLAR MERTLİK YOLLARI DEĞİL"

"Ve bir kez daha bu güzel memleketimin, güzel insanlarına sesleniyorum: Güneyimizde, belki de ülkemizin 100 yılını derinden ilgilendirecek bir mesele var. Ülkemiz için de sulh ve barışı sağlamamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Demokrasi, adalet, eğitim, ekonomi, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, bir sürü sorunlarımız var. Bütün bu sorunlar varken, bunlarla uğraşılıyor. Ve bir kez daha mertliğe davet ederek söylüyorum ki; mücadelenizi bu milletle sandıkta hesaplaşarak, bizimle beraber orada mücadelenizi verin. Bu yollar, doğru yollar değil. Bu yollar mertlik yolları değil. Türkiye'ye sesleniyorum: İstediğiniz her kanaldan beni bir kez daha dinleyin, bir kez daha dinleyin, bir kez daha dinleyin… Ülkeme, canım ülkeme, milletimize sesleniyorum. Lütfen bunu iyi duyun: Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bu kadar."

SORU: "HEDEF SİZ MİSİNİZ?"

YANIT: "AK PARTİLİLERİN TAMAMI BİLE 'EVET, O' DER"


İmamoğlu, bir gazeteciden gelen, "Dediniz ki; 'Bana ulaşmak istiyorsanız arkadaşlarımı rahat bırakın. Hedefin bütünüyle siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz" sorusuna, "Vallahi herkes öyle düşünüyor, ben değil ki. Yani benim düşünmeme vesile olan şey, herkes öyle düşünüyor. Sokakta gidin, hangi partiye oy versin, vermesin, sorun yüz kişiye, deyin ki, 'Bu işlerin sebebi nedir?' İddia ediyorum, en az 90'ı, AK Partililerin tamamı, onlar bile 'Evet, o' diyecek yani. Ben anlamadım yani, ne var bu İstanbul'da? Bu İstanbul'un koltuğu, 16 milyon insanın koltuğu. Millete ait. Millete olan işleri yönetmeye çalışıyoruz. Bir sürü sorunu var, sorunlarımız var. Bu milletin ekonomi sorunu da bizim İstanbul'un sorunu da bizim. Hakkari'nin sorunu da bizim Sinop'un da Kastamonu'n da deprem bölgesinin de… Birlikte çözmek varken, nedir bu bu anlamadım yani. Seçimle geldik, seçimle gideceğiz. Ben demiyorum bunu, millet diyor" yanıtını verdi.

Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor


 
 
Bacakta ani gelişen şişlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa bu belirtiler, yaşamsal risk taşıyan ve halk arasında 'pıhtı oluşması' olarak bilinen derin ven trombozunun ilk sinyalleri olabiliyor.

08.08.2026 15:04:00
Murat Çorbacı
 
Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor
Yazın bacaklarda pıhtı tehlikesi artıyor

En sık bacaklarda, özellikle de baldır ve uyluk bölgesindeki toplardamarlarda pıhtı oluşumuyla seyreden derin ven trombozu, dünya genelinde her yıl yaklaşık 10 milyon kişide teşhis edilen ciddi bir hastalık. Derin ven trombozunun en büyük tehlikesi ise pıhtının koparak akciğer damarlarına ulaşması ve yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek akciğer embolisine (pulmoner emboli) neden olabilmesi. Ayrıca bacakta kalıcı şişlik, ağrı, ağırlık hissi, ciltte renk değişikliği, sertleşme ve iyileşmesi güç olan yaralarla seyreden kalıcı damar hasarına da yol açabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Arif Ağlar, erken dönemde başlanan tedavi sayesinde pulmoner embolinin ve kalıcı damar hasarının önüne geçilebildiğini belirterek, "Özellikle tek bacakta gelişen şişlik ve ağrı gibi belirtiler asla ihmal edilmemelidir. Bu şikayetler derin ven trombozunun en önemli uyarı işaretleri arasında yer alır ve zaman kaybetmeden hekim değerlendirmesi gerektirir" dedi.

Yaz aylarında sıvı kaybı pıhtılaşma riskini artırıyor

Derin ven trombozu (DVT) genellikle bacakların derin toplardamarlarında kan pıhtısı oluşması sonucu gelişen ciddi bir damar hastalığı olarak tanımlanıyor. Güncel sağlık kılavuzlarına göre; hareketsizlikten obeziteye, geçirilmiş ameliyatlardan kansere, ileri yaştan hamileliğe kadar pek çok faktör pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor. Genetik yatkınlığın da tetikleyici olabildiği bu tabloda derin ven trombozu riskinin yaz aylarında artış gösterdiğini anlatan Dr. Ahmet Arif Ağlar, şu bilgileri verdi: "Bunun nedeni ise artan sıcaklık ve terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybının, yeterli sıvı tüketilmediğinde kanın koyulaşmasına ve pıhtılaşma eğiliminin artmasına sebep olabilmesidir. Özellikle ileri yaşta olan, kronik hastalığı bulunan, diüretik kullanan ve uzun süre güneş altında çalışan kişilerde bu risk daha belirgin hale gelmektedir. Ayrıca yaz tatillerinde uzun süre hareketsiz kalınan uçak, otobüs veya otomobil yolculukları da bacak toplardamarlarında kan akımını yavaşlatarak derin ven trombozu gelişme riskini artırabilmektedir."

Yeterli su tüketmek, bol hareket etmek şart!

Dr. Ahmet Arif Ağlar, derin ven trombozuna karşı yaz aylarında bazı önlemlerin mutlaka alınması gerektiğini vurgularken, "Yeterli sıvı tüketmek, uzun yolculuklarda düzenli aralıklarla hareket etmek, özellikle 4-6 saatten uzun yolculuklarda belirli aralıklarla ayağa kalkıp birkaç dakika yürümek ve  yüksek risk grubundaki kişilerin hekimin önerdiği koruyucu önlemleri  uygulaması büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. 

Kardeniz'in en güzel kalesi


 
 
Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Çat Vadisi'nde sarp kaya üzerine kurulu Zil Kale, her mevsim doğa ve tarih tutkunlarının ilgisini çekiyor.

08.08.2026 14:32:00
Haber Merkezi
 
Kardeniz'in en güzel kalesi
Kardeniz'in en güzel kalesi

Rize'nin Çamlıhemşin ilçesindeki Çat Vadisi'nde 1. derece arkeolojik sit alanında sarp bir kaya üzerine kurulu Zil Kale, her mevsim ziyaretçilerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.


Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü


 
 
Afyonkarahisar'da Kütahyalılar firmasına ait yolcu otobüsü kamyonete çarptı, 1 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

08.08.2026 13:09:00 / Güncelleme: 08.08.2026 13:21:20
AA
 
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü
Otobüs, kamyonete bindirdi, bir kişi öldü

Afyonkarahisar'da yolcu otobüsünün kamyonete çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi yaralandı. Kütahyalılar firmasına ait, Z.Y. yönetimindeki 43 KP 338 plakalı yolcu otobüsü, Afyonkarahisar-Antalya kara yolu Sinanpaşa ilçesine bağlı Akören beldesi yakınlarında, H.S. idaresindeki 06 BFV 460 plakalı kamyonete arkadan çarptı. İhbar üzerine kaza yerine sağlık, jandarma ve polis ekipleri sevk edildi.



Kamyoneti bariyerlerin ötesine fırlattı

Bariyerlere çarpan kamyonetin sürücüsü H.S'nin olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Kamyonette bulunan 1 kişi ile otobüsteki 14 kişi yaralandı. Yaralılar, ambulanslarla çevre hastanelere kaldırıldı.

Kandil bu işe çok kızacak!

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde Jandarma İnsansız Hava Aracı (JİHA) destekli düzenlenen narkotik operasyonunda 253 kilogram esrar ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı

08.08.2026 09:57:00
İhlas Haber Ajansı
 
Kandil bu işe çok kızacak!
Kandil bu işe çok kızacak!
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde Jandarma İnsansız Hava Aracı (JİHA) destekli düzenlenen narkotik operasyonunda 253 kilogram esrar ele geçirildi, 1 şüpheli gözaltına alındı.

İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, 7'nci Hudut Alay Komutanlığı ve Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde uyuşturucu ticareti yapanlara yönelik çalışma başlatıldı.



Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği titiz istihbari çalışmalar sonucunda belirlenen adrese operasyon düzenlendi. Havadan JİHA'ların da destek verdiği operasyonda, 253 kilogram esrar ele geçirildi, uyuşturucu ticareti yaptığı değerlendirilen 1 şüpheli yakalandı.

Açıklamada, uyuşturucuyla mücadeleye yönelik operasyonların kararlılıkla ve kesintisiz bir şekilde devam edeceği vurgulanarak, operasyonu başarıyla yürüten ve emeği geçen tüm güvenlik güçleri ile Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı tebrik edildi.

Narko-terör



PKK terör örgütü, uluslararası raporlarda ve güvenlik kaynaklarında uyuşturucu ticaretini en birincil finansman kaynağı olarak kullanan tipik bir "Narko-Terör" örgütü olarak tanımlanmaktadır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde devlet sponsorluklarının azalmasıyla birlikte PKK, silah temini, lojistik altyapı ve militan iaşesini sürdürebilmek için uyuşturucu kaçakçılığı ağlarına doğrudan entegre olmuştur

Dev finansal hacim



Europol ve uluslararası istihbarat raporlarına göre, PKK'nın uyuşturucu ticaretinden elde ettiği yıllık gelirin 1.5 milyar ile 3 milyar dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Bu devasa nakit akışı; silah alımlarında, kampların idamesinde ve kara para aklama faaliyetlerinde kullanılmaktadır.

Mekke Anlaşması ana gündem


 
 
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Ortak Savunma Anlaşması imzaladı. Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlıyor ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor. Anlaşmanın İsrail saldırganlığına karşı işleyip işlemeyeceği merak ediliyor. Anlaşmanın özellikle İsrail ve Yunanistan'da menfi karşılanması dikkat çekti. 

08.08.2026 06:53:00
Haber Merkezi
 
Mekke Anlaşması ana gündem
Mekke Anlaşması ana gündem

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlü savunma anlaşmasını imzaladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sosyal medya hesabından, imzalanan üçlü anlaşmaya ilişkin ortak açıklama paylaşıldı. Açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in, Suudi Arabistan Krallığı'na ziyarette bulunduğu hatırlatıldı.

Görüşmeler Mekke'de yapıldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şerif ile Mekke'deki Safa Sarayı'nda bir araya geldiği, burada resmi görüşmelerin gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, bu görüşmeler esnasında Suudi Arabistan Krallığı, Türkiye Cumhuriyeti ve Pakistan İslam Cumhuriyeti arasındaki müstesna ilişkiler ile karşılıklı çıkar alanına giren konuların ele alındığı kaydedildi.

Anlaşmanın içeriği

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan İslam Cumhuriyeti Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif, üç devlet arasındaki derin tarihi ilişkiler, köklü kardeşlik ve İslami dayanışma bağları, müşterek stratejik çıkarları ve köklü savunma işbirlikleri temelinde, kolektif güvenliklerini daha da güçlendirmek, bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmek, güvenli ve müreffeh bir geleceği birlikte inşa etmek yönündeki ortak iradelerini yansıtan Ortak Savunma Anlaşması'nı imzalamışlardır. Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma işbirliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir."

Peki, İsrail; Türkiye'ye ya da Suudi Arabistan'a saldırırsa anlaşma işleyecek mi?

Güncel gelişmelere bakıldığında şu anda Pakistan; Hindistan tehdidi altında bulunuyor. İki nükleer güç zaman zaman askeri olarak da karşı karşıya geliyor. Nitekim Mayıs 2025'te Hindistan ve Pakistan arasında Keşmir bölgesindeki artan gerilim nedeniyle kısa süreli ama şiddetli sınır ötesi hava çatışmaları yaşanmıştı. Günler süren bu askeri kriz, tarafların ateşkes sağlamasıyla sona ermişti.

Suudi Arabistan ise halen ABD üslerinden ötürü İran'ın ve Yemen'deki Husilerin baskısı altında bulunuyor. Anlaşmanın düşük yoğunluklu savaşlarda devreye girip girmeyeceği net değil.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, yakın gelecekte İsrail tehdidi altında bulunuyor. İsrail'in Pakistan'ın ebedi düşmanı Hindistan ile yakın askeri ilişkileri var! İsrail sık sık Türkiye'yi de tehdit ediyor. Yahudi devletinin Suudi Arabistan'a saldırması ise bir kıvılcımla mümkün... Pakistan dün anlaşma imzalayan üç ülke içinde tek nükleer güç olarak öne çıkıyor. Peki Pakistan, Türkiye'ye ya da Suudi Arabistan'a özellikle İsrail'e karşı nükleer şemsiye olur mu?

Anlaşmanın içeriği detaylarda yumuşatıldı

Öte yandan "Müslüman NATO' olarak adlandırılan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu. Anlaşma, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir işbirliği niteliği taşıyor.
Yetkililer, anlaşmanın yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayisi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliği taşıdığını vurguluyor.
Türk yetkililer, "anlaşmanın saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" olduğunu ifade ediyor.

Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif

Şanlıurfa'nın doğusundaki dağlık bölgede yürütülen yüzey araştırmalarında, Neolitik Çağ'a ait ve içerisinde anıtsal dikili taşların bulunduğu devasa bir yaşam alanı gün yüzüne çıkarıldı

07.08.2026 22:30:00
Eyüp Kabil
 
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Şanlıurfa'da heyecan yaratan keşif
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile uluslararası arkeoloji heyetlerinin ortaklaşa yürüttüğü Taş Tepeler projesi kapsamında, insanlık tarihini yeniden yazacak nitelikte bir keşfe imza atıldı. Şanlıurfa kent merkezinin 45 kilometre doğusunda yer alan "Karahan Tepe" yakınlarındaki bakir bir vadide, jeoradar taramaları sonucunda yer altında gömülü devasa bir yerleşim tespit edildi. İlk karbon testleri, bu alanın günümüzden tam 12 bin yıl öncesine, yani avcı-toplayıcı toplulukların yerleşik hayata geçiş evresine tarihlendiğini gösteriyor.

Göbeklitepe'nin ikizinden daha büyük

Kazı başkanlığından yapılan ilk açıklamaya göre, yeni keşfedilen yerleşim alanı coğrafi yayılım olarak Göbeklitepe'den yaklaşık 3 kat daha büyük bir alana yayılıyor.

Bölgede yapılan ilk sondaj çalışmalarında, üzerilerinde insan, akbaba, tilki ve leopar kabartmaları bulunan, boyları 6 metreye ulaşan "T" biçimli 40'tan fazla dikili taş belirlendi. Arkeologlar, bu alanın sadece bir tapınak değil, aynı zamanda binlerce insanın aynı anda toplandığı devasa bir ritüel ve sosyal yaşam merkezi olduğunu tahmin ediyor.



Yerleşik hayatın ezberleri bozuluyor

Keşif, insanlığın tarım devriminden önce de büyük topluluklar halinde bir arada yaşadığını ve organize olduğunu kanıtlayan yeni veriler sunuyor.

Henüz tarımın ve evcilleştirilmiş hayvanların olmadığı bir dönemde, bu kadar büyük anıtsal yapıların hangi mühendislik bilgisiyle ve nasıl bir iş gücü organizasyonuyla yapıldığı sorusu, bilim dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Yabancı uzmanlar, bu sit alanının büyüklüğü karşısında insanlık tarihinin kronolojisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyor.



Güvenlik çemberine alındı, kazılar genişletiliyor

Eşsiz buluntuların zarar görmemesi ve kaçak kazıların önlenmesi amacıyla bölge tamamen sit alanı ilan edilerek jandarma koruması altına alındı. Önümüzdeki aylarda dünyanın dört bir yanından yüzlerce arkeolog, antropolog ve jeologun katılımıyla uluslararası düzeyde büyük bir kazı seferberliği başlatılması planlanıyor. Yetkililer, alanın turizme kazandırılması için şimdiden lojistik ve çevre düzenleme çalışmalarına başlandığını bildirdi.

Adalet Komisyonu önünde gerginlik

Kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" düzenlemesi olarak bilinen 12 maddelik kanun teklifinin görüşmeleri olaylı başladı. Toplantı salonunun kapısında İYİ Partili vekiller ile AK Partili üyeler arasında salonun küçüklüğü ve kapıların açılmaması nedeniyle sert tartışmalar yaşandı

07.08.2026 17:20:00
Haber Merkezi
 
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Adalet Komisyonu önünde gerginlik
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), tarihi adımlardan biri olarak nitelendirilen "Terörsüz Türkiye" sürecinin hukuki çerçevesini belirleyecek yasa teklifi için kritik bir viraja girdi.

Resmi adı "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" olan 12 maddelik düzenleme, bugün saat 15.30 itibarıyla TBMM Adalet Komisyonu'nda masaya yatırıldı. Ancak görüşmeler öncesinde komisyon salonunun girişinde tansiyon yükseldi.

Kapıda "salon" kavgası: İYİ Partili vekiller tepki gösterdi

Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel başkanlığında toplanacak kurul öncesinde, salon kapısının geç açılması ve toplantının fiziki olarak yetersiz, küçük bir salonda yapılması muhalefetin tepkisini çekti.

TBMM Adalet Komisyonu salonu önünde bekleyen İYİ Parti milletvekilleri ile AK Parti milletvekilleri arasında sert sözlü tartışmalar yaşandı. İYİ Partili vekiller, böylesine kritik bir kanun teklifinin kamuoyundan ve milletvekillerinden kaçırılarak dar alanlarda müzakere edilmek istendiğini öne sürdü. Gerginliğin ardından komisyon, tartışmaların gölgesinde ilk oturumuna başladı.

Komisyon başkanı yüksel: "Bir af düzenlemesi değil"

Gergin başlayan toplantının açılış konuşmasını yapan Komisyon Başkanı Cüneyt Yüksel, düzenlemenin içeriğine dair net mesajlar verdi. Söz konusu teklifin kesinlikle bir genel af niteliği taşımadığını vurgulayan Yüksel, "Bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın sürelik kanayan yarasını sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Tarihi bir sorumluluğu yerine getiriyoruz" ifadelerini kullandı.

12 maddelik teklif neleri içeriyor?

Meclis Başkanlığına sunulan ve önümüzdeki hafta Genel Kurul'dan geçmesi planlanan teklifin öne çıkan hukuki detayları şunlar:

MGK Şartı ve 6 Aylık Süre: Düzenlemenin hayata geçmesi için Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) terör örgütünün fiilen lağvedildiğini ve silah bıraktığını Resmi Gazete'de ilan etmesi gerekiyor. Bu ilanın ardından örgüt mensuplarına adli makamlara başvurmaları için 6 aylık süre tanınacak.

Ceza Ertelemeleri: Silah bırakma şartına uyanların; örgüt üyeliği, yardım ve propaganda gibi suçlardan aldıkları cezalar belirli sürelerle ertelenecek. 15 yıl altı hapis cezaları için 5 yıl, 15 yıl üzeri cezalar için 10 yıl infaz erteleme uygulanacak.

Hak Yoksunluğu Kontrolü: Cezası ertelenen kişilere erteleme süresine göre 2 ya da 3 yıl boyunca seçme ve seçilme gibi hak yoksunlukları uygulanacak. Süreç içinde yeni bir terör suçu işlenirse erteleme kararı düşecek ve infaz kaldığı yerden devam edecek.

Öcalan ve Yönetim Kadrosu Kapsam Dışı: Düzenlemede 1 Haziran 2005 öncesindeki ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları ile kasten adam öldürme gibi ağır suçlar tamamen kapsam dışı bırakıldı. Böylece teröristbaşı Abdullah Öcalan ve Kandil'deki tepe yöneticilerin yasadan yararlanmasının hukuken önüne geçildi.

Komisyondaki görüşmelerin hızla tamamlanarak kanun teklifinin önümüzdeki hafta Genel Kurul'a indirilmesi ve yasalaşması bekleniyor.

"Terörsüz Türkiye" sürecinde bugüne nasıl gelindi?

1 Ekim 2025 – İlk Sinyal: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM yeni yasama yılı açılış resepsiyonunda DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşarak yeni bir sürecin kapısını araladı.

22 Ekim 2025 – Tarihi Çağrı: Devlet Bahçeli, parti grup toplantısında teröristbaşı Abdullah Öcalan'a hitaben, örgütü tasfiye ettiğini ve silah bıraktığını haykırması şartıyla "Umut Hakkı" kullanımı dahil yasal düzenlemelerin yapılabileceği tarihi çağrısını gerçekleştirdi.

Ekim - Aralık 2025 – Siyasi Trafik: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli'nin çağrısına tam destek verdiğini açıkladı. AK Parti, MHP ve DEM Parti hukukçuları arkada yasal zemin oluşturmak için teknik çalışmalara başladı.

Bahar 2026 – Bölgesel Görüşmeler: Sınır ötesindeki gelişmeler ve Türkiye'nin diplomatik adımları doğrultusunda terör örgütünün tasfiye sürecine yönelik uluslararası ve bölgesel istişareler yürütüldü.

5 Ağustos 2026 – Teklif Meclis'te: AK Parti, MHP ve DEM Parti gruplarından 360 milletvekilinin ortak imzasıyla hazırlanan 12 maddelik yasa teklifi resmi olarak TBMM Başkanlığına sunuldu.

7 Ağustos 2026 (Bugün) – Komisyonda İlk Oturum: Teklif, TBMM Adalet Komisyonu'nda muhalefet partilerinin fiziki alan yetersizliği protestoları ve sert tartışmalar eşliğinde ilk kez görüşülmeye başlandı.

Anlaşmanın detayları belli oldu

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın detayları belli oldu

07.08.2026 16:20:00
AA
 
Anlaşmanın detayları belli oldu
Anlaşmanın detayları belli oldu
Konuyla ilgili yetkililerden alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanan Mekke Anlaşması, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.

Herhangi bir saldırganlık eylemine karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlayan anlaşma, üç devletten herhangi birine yönelik herhangi bir silahlı saldırının, hepsine yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Mekke Anlaşması, artan bölgesel ve uluslararası güvenlik tehditlerine karşı ortak mücadele zemini oluşturmak amacıyla bölgesel sahiplenme ilkesi doğrultusunda yürütülen uzun soluklu diplomatik çalışmaların somut sonucu olarak görülüyor.

Anlaşmanın, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğini destekleme taahhüdünün yanı sıra savunma sanayisi işbirliğini ve askeri birlikte çalışabilirliği geliştirmeyi amaçlayan savunma odaklı bir düzenleme niteliği bulunuyor.

Herhangi bir ittifak veya anlaşmadan kopuş anlamına gelmeyen Mekke Anlaşması, mevcut müttefiklik ilişkilerini tamamlayarak bölgesel güvenliği güçlendiriyor ve diğer bölge ülkelerinin katılımına açık bir işbirliği zemini oluşturuyor.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülke arasındaki köklü kardeşlik bağlarını pekiştiren, kendi savunmalarının yanı sıra bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sağlayacak bir anlaşma niteliği taşıyor.

Anlaşma, "bölgede barışın, huzurun ve güvenliğin destekleyici unsuru" olarak değerlendiriliyor.

"Türkiye'nin NATO üyeliği ile bölgesel ortaklıklarının birbirinin alternatifi olmadığını, güvenlik yükünün paylaşılmasını sağlayan tamamlayıcı yapılar" olduğunu belirten yetkililer, "Bu anlaşma saldırgan bir askeri cephe, çevreleme girişimi veya saldırı planlaması değil, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik Terörsüz Bölge hedefine de katkı sağlayacak bir adım" değerlendirmesinde bulundu.

"Mekke Anlaşması'nın, hiçbir ülkeyi hedeflemediğini, mevcut diyalog kanallarını kapatmadığını" vurgulayan yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi.

Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi.

Türkiye açısından bakıldığında, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölge ve İslam dünyası için her anlamda tarihi nitelikte olduğu yorumunu yapan yetkililer, "bölgedeki güvenlik mimarisinin Mekke Anlaşması ile yeniden dizayn edildiği" değerlendirmesini yaptı.

Anlaşmayla Türkiye'nin başka çatışmalara sürüklenmediğini, bölgesel etkisini ve tecrübesini bölgenin güçlü aktörleriyle birleştirdiğini belirten yetkililer, "Türkiye değişen ve karmaşıklaşan uluslararası güvenlik ortamında işbirliği seçeneklerini çeşitlendiren bir düzenlemeye imza atmıştır. Türkiye'nin Mekke Anlaşması'na imza atması, küresel deniz ticaret yollarının güvenliğini güçlendirerek ihracata, enerji tedarikine ve ekonomik istikrara katkı sağlayacaktır. Anlaşmaya katılım, Türk askerinin her bölgesel krize gönderileceği anlamına gelmemektedir. Kuvvet kullanımı ve askeri harekat kararları anayasal düzen ile ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınacaktır." ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın, Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerine zarar vermediğini vurgulayan yetkililer, şunları kaydetti:

"Anadolu'dan Hicaz'a, İslamabad'dan Riyad'a uzanan kardeşlik hattı, ortak değerlerin ve zor zamanlarda birbirinin yanında duran milletlerin iradesini temsil etmektedir. Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki işbirliği, tarihi bir sorumluluğun günümüzdeki stratejik karşılığıdır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler yalnızca devletler arası çıkarlara değil, ortak tarih, inanç, kardeşlik ve dayanışma bağlarına dayanmaktadır."

Sokak ve muhalefet ayakta

TBMM Başkanlığı’na sunulan ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” ülkede tansiyonu yükseltti. Taslağın altına imza atan siyasi aktörlere yönelik sokaktaki öfke çığ gibi büyürken, muhalefet kanadından gelen sert açıklamalar ve sivil toplumun protestoları siyasetin gündemini tamamen değiştirdi

07.08.2026 15:20:00
Haber Merkezi
 
Sokak ve muhalefet ayakta
Sokak ve muhalefet ayakta
Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 12 maddelik yasa teklifi, toplumun geniş bir kesiminde büyük bir infiale yol açtı. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'lı milletvekillerinin ortak imzalarıyla TBMM'ye getirilen düzenlemeye karşı birçok şehirde eş zamanlı protesto gösterileri düzenleniyor.

Özellikle şehit yakınları, gazi dernekleri ve milliyetçi hassasiyeti yüksek sivil toplum kuruluşları meydanlara inerek yasanın geri çekilmesini talep ediyor. Sokaktaki vatandaşlar, örgüt suçlarına yönelik ceza ertelemesi ve adli kontrolle tahliye yollarının açılmasını "hukukun katledilmesi" olarak yorumluyor. İmza atan liderlerin ve milletvekillerinin fotoğraflarının taşındığı eylemlerde, "Gazi Meclis'te terör meşrulaştırılamaz" sloganları atılıyor.


Muhalefetten sert itiraz: "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorlar!"


Siyasi arenada yasa teklifine en sert ve tavizsiz tepki İYİ Parti'den geldi. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Meclis kürsüsünden yasa metnini imzalayan MHP lideri Devlet Bahçeli ve Cumhur İttifakı ortaklarına adeta ateş püskürdü. Dervişoğlu, yapılan hamleyi tarihi bir benzetmeyle eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"Yasanın altına imza atarken gururla poz veriyorlar. Siz Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz ve ne yaptığınızın farkında bile değilsiniz. Çerçeve yasa olarak adlandırılan bu ihanet belgesini asla kabul etmeyeceğiz!"

İYİ Parti, yasa teklifinin TBMM Başkanlığı tarafından sahiplerine iade edilmesini talep ederken, Genel Kurul aşamasında her bir maddeye karşı çok sert ve kitlesel bir direnç göstereceklerinin sinyalini verdi.


Yeni Parti kanadı: "Özensiz ve kötü hazırlanmış bir metin"


Sürece dair usul ve yöntem eleştirilerini sürdüren Yeni Parti (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel de düzenlemeyi hedef aldı. Teklifin kapalı kapılar ardında, toplumsal mutabakat aranmadan ve adeta "boş kâğıda imza toplanarak" hazırlandığını belirten Özel, "Özensiz, kötü hazırlanmış bir teklif. Yaklaşımımızda bir değişiklik yok ancak sürecin yürütülüş biçimi baştan aşağı yanlıştır" diyerek iktidarın aceleci tutumuna tepki gösterdi.


İmzacıların savunması: "Terörsüz Türkiye için tarihi eşik"


Tepkilerin odağındaki AK Parti ve MHP kanadı ise eleştirileri "küresel odakların hezeyanları" olarak nitelendiriyor. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, düzenlemenin iki yıllık bir emeğin ürünü olduğunu ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatlarıyla şekillendiğini vurguladı. Çelik, "Bu hamle, bölgemize dönük emperyalist saldırganlığa verilmiş en büyük cevaptır" diyerek yasayı savundu.

HÜDA-PAR cephesinden ise "Türkiye'nin normalleşmesi adına bazı hususlara gözümüzü kapattık ve imzayı attık" itirafı gelirken, muhalefet kanadından ise metnin referanduma götürülerek nihai kararın millete bırakılması gerektiği çağrısını yapıyor.


11 Ağustos'a kadar yasalaştırılması hedefleniyor


Toplumsal öfke ve sokak protestoları eşliğinde Adalet Komisyonu'na gelen yasa teklifinin, iktidar bloku tarafından hızlandırılmış bir takvimle en geç 11 Ağustos Salı gününe kadar Meclis Genel Kurulu'ndan geçirilmesi planlanıyor. Ancak sokaktaki tansiyonun ve muhalefetin tırmandırdığı direncin, Meclis Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri tarihin en gerilimli oturumlarından birine dönüştürmesine kesin gözüyle bakılıyor.


Tepkiler sokakta dalga dalga büyüyor


TBMM Başkanlığı'na sunulan ve kamuoyunda büyük bir kutuplaşmaya yol açan "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sonrası sokağın ateşi düşmüyor. Başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye genelinde protestoların merkezi haline gelen iller netleşirken, sivil toplum kuruluşları ve kadın hareketleri de 11 Ağustos Salı günü gerçekleşecek Genel Kurul oylamasına kadar sürdürecekleri yeni eylem planlarını yürürlüğe koydu.


Protestolar hangi illerde yoğunlaşıyor?


Yasa teklifine yönelik toplumsal öfke ve kitlesel yürüyüşler, özellikle milliyetçi hassasiyetlerin yüksek olduğu kentler ile metropollerde kritik noktalara ulaşmış durumda.

Protestoların idari merkezi konumunda olan başkentte, özellikle Güvenpark ve TBMM çevresinde şehit yakınları, gaziler ve sivil toplum örgütleri oturma eylemi ve açlık grevlerini sürdürüyor.

İstanbul Kadıköy, Beşiktaş ve Çağlayan Adliyesi önünde toplanan binlerce kişi, "hukukun üstünlüğü" vurgusuyla taslağın derhal geri çekilmesini talep ediyor.

İzmir Alsancak, Bornova ve Antalya Akdeniz Üniversitesi kampüsü çevresinde gençlik örgütleri ve sivil inisiyatiflerin düzenlediği yürüyüşlere polis müdahaleleri yaşanıyor.

Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Adana, Mersin, Trabzon, Sakarya ve Bartın gibi illerde de yerel sivil toplum platformları öncülüğünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştiriliyor.


Sivil toplum ve kadın hareketlerinin "yeni eylem planı"


Bu arada yasa metninde yer alan "infaz erteleme mekanizmaları" ve "koşullu siyaset izinleri" gibi maddelere karşı çıkan sivil toplum, süreci kilitlemek amacıyla üç ana ayaktan oluşan çok yönlü bir eylem haritası hazırladı.

Örgütler, taslakla kurulması planlanan "Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" gibi yapılarda kadınların ve toplumun geniş kesimlerinin eşit söz hakkına sahip olacağı bir güvence getirilmesini istiyor.

Sivil toplum kuruluşları, barış ve bütünleşme süreçlerinin kapalı kapılar ardında yürütülemeyeceğini savunarak Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1325 sayılı kararını gündeme taşıyor. Uluslararası hukuk zemininde meşruiyet arayan sivil toplum, kadınların karar alma ve izleme mekanizmalarına dahil edilmediği hiçbir yasal çerçeveyi tanımayacaklarını duyuruyor.

Eğitim-İş ve Hürriyetçi Eğitim Sen gibi büyük eğitim sendikaları, yasa teklifinin Meclis gündemine gelmesiyle birlikte eş zamanlı olarak seslerini yükseltmeye başladılar.

Hürriyetçi Eğitim Sen Genel Başkanı Levent Kuruoğlu, kamuoyunda Çerçeve Yasa olarak bilinen düzenlemeye karşı net bir duruş sergilediklerini açıkladı. Sendika, örgüt liderlerine ya da üyelerine yönelik getirilebilecek olası af veya infaz erteleme girişimlerinin karşısında olduklarını vurgulayarak, "Eli kanlı terör örgütü PKK'ya ve terörist başına af getirecek her türlü girişimin karşısındayız; şehit öğretmenlerimizin aziz hatıralarının yanındayız" açıklaması yaptı.


"Çerçeve Yasa" sosyal medyayı da salladı


Meclis Adalet Komisyonu'nda görüşmeleri süren 12 maddelik yasa teklifi, sosyal medya platformlarında cumhuriyet tarihinin en büyük dijital reaksiyonlarından birine sahne oluyor. Aralarında kamuoyunun yakından tanıdığı aydınlar, emekli bürokratlar ve hukukçuların yer aldığı 242 isim, yayımladıkları ortak bildiriyle sosyal medyada fitili ateşledi.

Kısa sürede yüz binlerce etkileşim alan bildiride, "Terörsüz Türkiye adı altında terör örgütü mensuplarına örtülü af getirilmesine, teröristbaşının muhatap alınmasına ve milli egemenliğin zedelenmesine Türk milleti olarak hayır diyoruz" ifadelerine yer verildi. Kampanya, "Çerçeve Yasaya Hayır" etiketleriyle kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaştı.


Ekşi Sözlük ve forumlar ayakta


Sözlük platformları ve siyasi forumlarda da yasa teklifinin şifreleri masaya yatırıldı. "5 ağustos 2026 çerçeve yasanın meclise sunulması" başlığı altında binlerce yorum birikirken, kullanıcılar özellikle yasadaki "10 yıllık infaz erteleme" maddesine dikkat çekti.

Dijital analizlerde ve yorumlarda öne çıkan en büyük endişe ise "Lübnanlaşma" tehlikesi oldu. Kullanıcılar, kapalı kapılar ardında ve toplumsal mutabakat aranmadan hazırlanan bu metnin, Türkiye'yi etnik ve çoklu bir yönetim yapısına sürükleyerek kırılganlaştıracağını savunuyor. Meclis'teki partilerin "boş kağıtlara imza atarak" bu süreci yürütmesi ise dijital tabanda çok ciddi bir güvensizlik dalgası yarattı.


Milletvekillerine "istifa" çağrısı


Sosyal medyadaki öfkenin bir diğer hedefi ise taslağın altında ortak imzası bulunan milletvekilleri oldu. AK Parti, MHP, DEM Parti ve HÜDA-PAR'ın yanı sıra bazı CHP'li vekillerin de teklife destek verdiğinin ortaya çıkması, partilerin tabanlarında adeta deprem etkisi yarattı.

İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun Meclis kürsüsünden yaptığı "Lozan'a değil, Sevr'e imza atıyorsunuz" konuşmasına ait videolar TikTok ve X platformlarında izlenme rekorları kırarken; seçmenler, kendi partilerinden imza veren milletvekillerinin hesaplarını etiketleyerek "İstifa edin" ve "O imzayı geri çekin" çağrıları yapıyor. Sosyal medyadaki bu büyük dijital ablukanın, 11 Ağustos Salı günü yapılması planlanan Genel Kurul oylamasına kadar artarak sürmesi bekleniyor.

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu

07.08.2026 12:40:00
Haber Merkezi
 
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
 AHBAP Derneği'nin feshi için Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açılan davada dernek yönetimine kayyum atanmasına karar verildi. Mahkemenin bu kararı ile derneğin fesih süreci başlamış oldu
İstanbul 29. Asliye Hukuk Mahkemesi, AHBAP Derneği'nin yönetimi için kayyum atanmasına karar verdi. Daha önce alınan tedbir kararları kapsamında derneğin mal varlıklarının yönetimi için kayyum heyeti tayin edilmiş, ayrıca iştirak şirketleri olan Ahbap Lojistik ve Ahbap İktisadi İşletmesi'ne Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyum olarak atanmıştı. Mahkemenin son kararıyla birlikte bu kez bizzat derneğin sevk ve idaresi kayyuma devredildi. Böylece ile derneğin hukuki varlığının sona erdirilmesi (fesih) süreci resmen başlatılmış oldu.

Kararda, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği'nin 27 Temmuz 2026 tarihli kararıyla kayyım olarak belirlenen 3 kişinin AHBAP Derneği'ne yönetim kayyımı olarak atanmasına hükmedildi. Kayyım heyetinin dernek iş ve işlemlerini yürütmesi, mal varlığını koruması ve resmi süreçleri takip etmesi kararlaştırıldı.

Mahkeme, faaliyetlerin durdurulması kararının uygulanması kapsamında dernek binası ve eklentilerinin mühürlenmesine, fiziki faaliyetlerin engellenmesine ve kayyım heyetinin yönetime fiilen teslim edilmesine karar verdi. Bu kapsamda İstanbul İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'ne müzekkere yazılacak.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen soruşturmanın odak noktasını; özellikle 6 Şubat 2023 depremleri sonrasında AHBAP Derneği adına toplanan milyarlarca liralık yardım ve bağışların usulsüz kullanımı, haksız kazanç ve kara para aklama şüpheleri oluşturuyor. İlk olarak dernek kurucusu Haluk Levent'in kardeşi Berkant Acil'in mali hareketlerini inceleyen başsavcılık, Şile Belediyesi'nde düzenlenen festival rüşvet soruşturması belgeleriyle çapraz inceleme yaptı. İncelemelerde Haluk Levent, Berkant Acil ve Yeliz Kaya arasında hem mali transferler hem de organik çalışma birlikteliği tespit edildi.

İstanbul Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, MASAK ve Mülkiye Müfettişliği raporlarının birleştirilmesiyle derinleştirilen soruşturmada mali bulgulara ulaşıldı. Sadece 2023 yılında milyarlarca lira bağış toplayan derneğin banka hesaplarında yapılan incelemelerde, hesap bakiyelerinin neredeyse tamamen boşaltıldığı saptandı. Banka detaylarına göre dernek hesaplarında yalnızca 266 bin TL, 786 bin TL, 8 bin 598 Dolar ve 19 bin Euro civarında bir meblağ kaldığı görüldü. Hatta pazar günleri de dahil olmak üzere dernek hesaplarından yüksek miktarlı finansal işlemler yapıldığı ve bu hesaplarda tek işlem yetkilisinin Haluk Levent olduğu banka kayıtlarıyla doğrulandı.

Davaname metninde yer alan Mali Müfettişlik ve MASAK verilerine göre, dernek bütçesinden Haluk Levent'in asistanı Yeliz Kaya'nın kişisel hesaplarına tespit edilebilen ilk etapta 122 milyon TL doğrudan para çıkışı yapıldı. Ayrıca Dernek Haluk Levent'in derneği usulsüz şekilde borçlandırarak kambiyo senetleri düzenlediği, bu senetler karşılığında alınan yüksek değerli taşınmazların ve dernek iştiraki Ahbap Lojistik'e ait gayrimenkullerin Yeliz Kaya adına tescil ettirildiği belirlendi. Yeliz Kaya'nın sadece 2025 ve 2026 yıllarında dernekle bağlantılı 100 adet taşınmaz işlemi yaptığı, bunların 58 adedini şüpheli Esin Önder Çağlayan'a devrettiği tespit edildi. Soruşturma dosyasında ayrıca Haluk Levent tarafından kullanılan hesaplardan yüksek hacimli yasal bahis oyunlarının oynandığı bilgisi yer aldı.

Teknik ve fiziki takip altında tutulan Haluk Levent'in, 12 Temmuz 2026 günü telefonlarını kapatıp sinyal kesici kullanarak kaçma izlenimi veren eylemlerde bulunduğu ve İzmir yolunda seyir halindeyken güvenlik güçlerince yakalandığı öğrenildi. Soruşturma kapsamında 12, 14, 17 ve 27 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen 4 ayrı operasyon sonucunda tutuklamalar ve adli kontroller peş peşe geldi.

logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.