logo
28 EYLÜL 2026

İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap

İmamoğlu, bir gazeteciden gelen, “Dediniz ki; ‘Bana ulaşmak istiyorsanız arkadaşlarımı rahat bırakın. Hedefin bütünüyle siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz” sorusuna, “Vallahi herkes öyle düşünüyor, ben değil ki. Yani benim düşünmeme vesile olan şey, herkes öyle düşünüyor. Sokakta gidin, hangi partiye oy versin, vermesin, sorun yüz kişiye, deyin ki, ‘Bu işlerin sebebi nedir?’ İddia ediyorum, en az 90’ı, AK Partililerin tamamı, onlar bile ‘Evet, o’ diyecek yani. Ben anlamadım yani, ne var bu İstanbul'da" şeklinde cevap verdi.

15.01.2025 16:47:00
Haber Merkezi
 
İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap
İmamoğlu'ndan hedef siz misiniz sorusuna çarpıcı cevap
Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) TBMM Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Genel Başkan Yardımcıları Gökan Zeybek, Özgür Karabat, Sevgi Kılıç, Parti Meclisi üyeleri, milletvekilleri, İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve CHP'li belediye başkanlarının katılımıyla basın toplantısı düzenledi. Beşiktaş Belediyesi Meclis Salonu'nda düzenlenen basın toplantısında çarpıcı açıklamalarda bulunan İmamoğlu, ilçe Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın hukuksuz biçimde gözaltında tutulmasına tepki gösterdi.

"SİZLERİ BEŞİKTAŞ BELEDİYESİ MECLİS SALONU'NDAN SELAMLIYORUM"

"Sizleri bugün İstanbul'da, Beşiktaş Belediyemizin meclis salonundan selamlıyorum" diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

"Halkın iradesiyle seçilmiş ve bu meclis salonunda, özellikle Beşiktaş'ta, sadece CHP'li meclis üyelerini seçerek, tamamının CHP'li olduğu bir meclis salonundan, halkı temsil eden bu salondan ve tabii ki çok kıymetli Belediye Başkanımızın da her zamanki gibi Beşiktaş'ta rekor oy aldığı bir biçimde seçildiği, belediye başkanı olduğu, Rıza Akpolat kardeşimizin de seçilerek buradan hizmet ettiği, halımıza dair iyi hizmetler üretme konusunda süreci yönettiği meclis salonundan sizleri selamlıyorum. Ne yazık ki bu selamlamanın içerisi, bugün hizmet değil de hizmetin dışında özellikle adaletin, yargının işletilme biçimine dönük, yine hepimizi üzen ve gerçekten bu milleti gerçek sorunlarından uzaklaştırmaya dönük yapılan bu bilinçli adımların, vasat süreçlerin, insanlarımızı umutsuzluğa sürükleyen kötü hallerin nasıl yürüdüğünü, nasıl bu hale geldiğini sizlerle paylaşmak üzere Beşiktaş Belediyemizin meclis salonundan sizlere sesleniyorum."

YAŞAMLARINA SON VEREN GENÇ HUKUKÇULAR, MİTHAT CAN YALMAN VE MERT AKDOĞAN'I ANDI

"Sözlerime iki taziye mesajı ile başlamak istiyorum. İkisi de ne yazık ki, hukuk dünyasından. Haberlerde hak ettiği yeri görmediği için, pek çok genel geçer konu saatlerce ekranlarda tartışıldığı halde, bu genç ölümler, bu acı ölümler kısa bir haberle geçiştirildiği için, konuşmama bu konuyla başlamak istiyorum. Çünkü yaşamını kaybedenlere, ailelerine ve sevdiklerine inanın hepimizin borcu var. Geçen hafta, iki genç hukukçu, yaşamlarına son verdi. Bunlardan bir tanesi stajyer savcı merhum Mithat Can Yalman'dı. İntiharında mobbing iddiaları ve şikayetlerine yanıtsız kalınması, hukuki hakkının aranmasında yalnız bırakılması gibi nedenler gösterildi. Nedeni bilinmeyen, mesleki bir yalnızlığa bırakılmıştı aslında. Ve gencecik hukukçu kardeşimiz, dayanamadı, canına kıydı. Allah'tan rahmet diliyorum. Aynı hafta, genç yaşta canına kıyanlardan bir başkası, avukat Mert Akdoğan'dı. Bu genç rahmetli kardeşime başsağlığı diliyorum, bütün yakınlarına, ailelerine. Hakimlik ve savcılık sınavında binlerce kişi arasında, 115. olma başarısını gösterdi. Önemli bir başarı elde etti. Ama ne olduysa, Türkiye'mizin son döneminin en büyük hastalığı, kötü virüsü olan o sözlü mülakatta eleniverdi. Pek çok kamuya giriş mülakatında elenen, binlerce torpilsiz ama ne yazık ki hak ettiğini alamayan liyakat sahibi milyonlarca gencimiz gibi."

"HANGİ ÇOK ZOR SORUYLA BAŞARILI AVUKATI, O GENÇ KARDEŞİMİZİ KAMUYA LAYIK GÖRMEDİNİZ?"

"Hatırlayın; 2023 seçimlerinden önce, Sayın Cumhurbaşkanı'nın kaldırma sözü verdiği ama aradan geçen iki yıla rağmen kaldıramadığı mülakat uygulaması yüzünden insanlarımız, gençlerimiz umutsuz. Bu gencecik avukat kardeşimiz de hukukçu Mert Akdoğan kardeşimiz de canına kıydı. Bir imza! Sadece ve sadece bir imza ile bu mülakat garabeti kalkabilirdi. İşte çözülmesi gereken temel mesele, sorun bu, bunlar. Bir imza! Bunun için para lazım değil. Kredi lazım değil. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir uzlaşıya gerek yok. Sadece bir imza. Tek bir imza sözü verdi, ama sözünü tutmadı. Merhum Mert kardeşimiz, pek çok avukat gibi, ekonomik zorlukları yaşadı. Ve hakimlik-savcılık sınavına girerek, hayali olan, bu millete hizmet etme arzusu olan, devletimizde, o devletimizin yargı sürecinde görev almak istedi. Binlerce adayın arasından başarılı sonuç almasına rağmen, hedefine ulaşamadı. Şimdi buradan soruyorum: Hakimlik ve savcılık sınavında, on binlerce aday arasında 115. olan bu pırlanta gibi genç avukata, sözlü mülakata ne sordunuz da bu başarılı genç ona cevap veremedi ve elendi? Hangi çok zor soruyla başarılı avukatı, o genç kardeşimizi kamuya layık görmediniz?"

"ADİL VE TARAFSIZ OLMALARINI BEKLEDİĞİMİZ O MESLEK SAHİBİ İNSANLARDAN BEKLENTİLERİMİZ, ARTIK ÇOK AŞAĞILARA DÜŞMEYE BAŞLADI"

"Çok sorusu var milletimizin. Her gün… Ben pazarlarda, sokaklarda yüzlerce, binlerce soru muhatabıyım. Var ama yanıtlar ne yazık ki yok. Çünkü, yanıt verecek insanlar, yanıtın muhatabı insanlar, toplumdan, vatandaştan koptu. Bir sistem, bir süreç, bir avuç yöneticinin vatandaşla kopmuş, kendini kendi dünyasında hülyalarda hisseden bir pozisyona oturdu. Savcı adayı Mithat Can Yalman'a, avukat Mert Akdoğan'a bir kez daha candan, yürekten, bütün özrümüzü dileyerek, onlara borcumuzu tekrar ifade ederek, Allah'tan rahmet, acılı ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Acı örneklerle gördüğümüz gibi, Türkiye'de, özellikle hakimlik ve savcılık mesleklerine atama yapılırken, son yıllarda tarifsiz bir biçimde, liyakat değil de çok ciddi bir tırmanışla, yani hani kör göze parmak sokacak bir biçimde, siyasal mülahazalar öne çıkıyor. Hal böyle olunca, bu şekilde mesleğe kabul edilen hakimlerden ve savcılardan adil ve tarafsız olmalarını beklediğimiz o meslek sahibi insanlardan beklentilerimiz, artık çok aşağılara düşmeye başladı. Ülkemiz adına çok üzücü bir durumdur bu."

"BU SORUN, ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ, EN CİDDİ İKİ BEKA SORUNUNDAN BİRİSİDİR"

"Bakın; bu sorun, hani 'memleket için bir beka sorunu' diyor isek, bu sorun ülkemizin en önemli en ciddi iki beka sorunundan birisidir diyebilirsiniz. İkinciyi siz kendinize göre koyun. En önemli beka sorunudur. Ve bu, her geçen gün derinleşen ve ülkenin işleyişini çürüten, en derin, en önemli sorunlarından birisi haline gelmiştir. İşte tam da bu yönüyle, biz de ne yazık ki İstanbul'da, adil ve tarafsız olmayan bir başsavcılıkla karşı karşıyayız. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan beyefendi ve genç savcılardan oluşan ekibinde, bu adaletsizliği aylardır yaşıyoruz; yaşamaya devam ediyoruz. Örnekleyerek anlatayım. Mesela, gözaltı tedbiri, hukuken, ancak taraflarının ifadelerinin normal şartlarda alınamadığı engellerin oluştuğu ya da oluşacağı durumlarda uygulanacak bir tedbirdir. Sanki bu rutin bir uygulamaymış gibi, yani her gün evinden şafak vaktinde insanlar baskınla alınıyormuş gibi, nerede oldukları belli olan, ne zaman çağrılsa gelecek ve hesap verebilecek olan kamu görevlileri ve tabii ki belediye başkanımız Rıza kardeşim, şafak operasyonuyla gözaltına alınmıştır. Burada bir şafak operasyonu yapılmasına ve gözaltı tedbirine başvurulmasına sebep olan zorunluluk nedir? Bunu niçin yapıyorsunuz?"

"ŞEHVETLE YAPTIĞINIZ BU UYGULAMANIN AMACI NEDİR?"

"Bu zorunluluk, hukuktan kaynaklı değil. Az önce bahsettim nasıl olması gerektiğini. Hukuktan kaynaklanan bir zorunluluk değilse, hangi kaynaktan doğmaktadır? Sizi zorlayan nedir? Sizi mecbur bırakan nedir? Şehvetle yaptığınız bu uygulamanın amacı nedir? Şimdi size bu zorunluluğun kaynağını anlatayım. Seçim mevzuatımıza göre, hakimler ve savcılar, seçimlerde bir siyasi partiden aday olmak için istifa ederse ve seçimi kazanamadıkları halde, siyasi bir görev almayı istemiş oldukları için hakimlik ve savcılık görevlerine geri dönemiyorlar. Bakın; aday olmak için. Yani 'seçilmiş' demiyor yani. Seçilirsen, istifa edersen değil; 'aday olmak için istifa edersen' diyor. Halbuki birçok kamu görevine geri dönebilirsiniz. Ama burası o kadar hassas ve o kadar kutsal bir yere konuyor ki, 'Geri dönemezsin' diyor. Bu kadar değerli, bu kadar isabetli bir düzenleme var bizim hukukumuzda. Yazanın kalemine sağlık. Allah ondan razı olsun."

"ADALET BAKAN YARDIMCISI OLARAK YAKLAŞIK 28 AY GÖREV YAPMIŞ OLAN BU BEYEFENDİ, İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCISI OLARAK ATANIYOR"

"Ama sonra bir bakıyoruz; Adalet Bakan Yardımcısı olarak yaklaşık 28 ay görev yapmış olan bu beyefendi, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanıyor. Şimdi denilebilir ki, 'İyi de bakan yardımcılığı seçim sonucu gelinen bir görev değil, atamayla gelinen bir görev. Ne ilgisi var?' Çok ilgisi var. Başka bir rejimdeyiz şu anda. Başka bir sistemin içerisindeyiz. Çok ilgisi olduğunu da ben demiyorum bu arada. Söz verip, mülakatı kaldırmayan Sayın Cumhurbaşkanı söylüyor. Sayın Cumhurbaşkanı, 8 Haziran 2011 tarihinde, bakanlıkların yeniden yapılandırılmasına ilişkin basın toplantısında, bakan yardımcılarının hükümetle gelip, hükümetle gideceğini söylüyor. Hükümetle gelecekler, hükümetin görevinin bittiği gün hükümetle gidecekler. Özellikle bakan yardımcılarının bir anlamda 'siyasi müsteşar' görevi yapacağını açıkça belirtiyor. Kendisi söylüyor. Siyasi müsteşar. Dikkatinizi çekerim. 'Bakan yardımcıları, siyasi müsteşar olarak görev yapacaklar' diyor. Açık kaynakları açıp, bakın; bu söylediğim süreci net olarak okuyabilirsiniz ve bu bilgiye ulaşabilirsiniz."

"SİYASİ MÜSTEŞARLIK GÖREVİNİ TERK ETMEDİĞİ GİBİ, İÇSELLEŞTİRMİŞ DE BİRİSİDİR"

"Dolayısıyla, Sayın Cumhurbaşkanı'nın o zaman yapmış olduğu basın toplantısında yaptığı açıklamaya bakarsak, İstanbul'da görev yapan, bir dönem Adalet Bakan Yardımcısı olan beyefendi, Adalet Bakan Yardımcısı olarak atandığı tarih itibariyle, bir nevi onun ismi, 'siyasi müsteşar.' Siyasi müsteşar olarak göreve başlamıştır. Bence de o, siyasi müsteşarlık görevini terk etmediği gibi, içselleştirmiş de birisidir. Yani Adalet Bakan Yardımcısı olarak görevde kaldığı 28 ay boyunca, Cumhurbaşkanı ifadesiyle, net olarak bir siyasidir. Bu durumda, seçim mevzuatına göre, siyasi olarak herhangi bir göreve aday olan bir hakim veya savcı, görevine dahi geri dönemezken, yaklaşık 28 ay boyunca Adalet Bakan Yardımcısı olarak görev yapmış bir müsteşar, şu anda İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı! Şuna girmiyorum yani. 'Oraya çıkıp, bakan yardımcısı da dönüp niye İstanbul Başsavcısı?' Ona da ayrıca girmiyorum. Milletimiz anlıyor niye girmediğimi? Bizim milletimiz zekidir."

"HÜKÜMET OLAN PARTİYİ İSTANBUL'DA ÜÇ KEZ SEÇİMDE YENEN EKREM İMAMOĞLU'YLA GÖRÜŞEMEYECEK KADAR, KENDİNİ SİYASİ ERKEĞE TESLİM ETMİŞTİR"

"Cumhurbaşkanının deyimiyle, 'siyasi müsteşar' olan beyefendi, görev aldığı bu kentte düşünün, kendini çok mensup ve o hissettiği hatta onu içselleştirdiği, yaşadığı, bugünün merkezi iktidarı olan hükümet olan partiyi İstanbul'da üç kez seçimde yenerek, Büyükşehir Belediye Başkanı olmuş bir kişiyle Ekrem İmamoğlu'yla görüşemeyecek kadar, kendini siyasi erkeğe teslim etmiştir. Cumhuriyetin savcısı olmak, Allah aşkına bu mudur? Cumhuriyetin savcısı olmak bu değildir. Dünyanın neresinde bir kentin belediye başkanı ile savcı görüşemeyecek. Bir belediye başkanı, vali, kaymakam, savcı, başsavcı… Bunlar birbiriyle istişare halinde, birbirine ihtiyaçları var. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren ama yargının ama kamunun her talebini, 'hizmetlerini layıkıyla yapabilsinler diye, kurum adına, memleket adına, devlet adına emir telakki edip, yerine getirme konusunda cansiparane mücadele edeceksiniz' diyen bir belediye başkanıyım. Bir belediye başkanıyla görüşemeyecek kadar siyasi birisinden bahsediyorum. İşte onun için, bu hususu milletimizin takdirine bırakıyorum."

"AHMET HOCA'NIN ADETA 'SELAMÜNALEYKÜM' DEDİĞİ KİM VARSA, ÇEŞİTLİ GEREKÇELER ÖNE SÜRÜLEREK, TUTUKLANDI"

"İstanbul'da yaşanan bu hukuksuz gözaltılar ve kayyum atanması Esenyurt ile başladı. Devletine yıllarca akademisyen olarak hizmet eden, dekanlık, rektörlük yapmış bir profesör, 65 yaşında, bir gecede 'terörist' ilan edilip, yine tamamen ahlak dışı bir şafak operasyonuyla cezaevine atıldı. Ne yazık ki çabuk unutuyoruz. Böyle bir sorunumuz var. Çabuk unutmakta şöyle bir sebebimiz de var: O kadar adaletsizlik yaşıyoruz ki, o kadar bir ülkeye, hele hele bu canım Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, hele hele Mustafa Kemal Atatürk'ün, milletin daha diline düşmemişken 'demokrasi, cumhuriyet, adalet, eşitlik, kadın-erkek eşitliği' diye 102 sene önce kurduğu bir ülkeye, bu cennet vatanın evlatlarına yakışmayan bir biçimde uygulamalarla, şafak operasyonuyla tutuklandı. İşte onun için unutmakta haklıyız. Ama ben sizi unutturmayacağım. 30 Ekim gecesi, İstanbul Başsavcılığı'nın Ahmet Özer operasyonu için basın bilgilendirmesinin flaş bilgisi aynen şöyleydi: 'Ahmet Özer, terör örgütü liderlerinden biriyle 14 kez telefonla görüştü' diyor. Sanki yeni gibi lanse edilen bu iddia, bir bakıyoruz ki, 10 yıl öncesine ait çıkmış. Daha sonra bir şey daha ortaya çıktı. Aynı tarihlerde, şu an halen AK Parti milletvekili olan bir kişinin, bırakın telefonu, terörist ilan edilen kişiyle akşam yemeği yiyip, saatlerce sohbet ettiği fotoğraflar ortaya çıktı. Sonra ne oldu? Bu flaş bilgi, cazibesini yitirdi. Hemen çöpe atıldı. Niye çöpe aldı? Çünkü, ucu AK Parti'ye dokundu, milletvekiline dokundu. 'Büyük olay' denen konu, bir daha hiç konuşulmadı. Kamuoyuna unutturuldu. Algıyı değiştirmek için, başka başka tutuklamalar başladı. Ahmet Hoca'nın adeta 'selamünaleyküm' dediği kim varsa, çeşitli gerekçeler öne sürülerek, tutuklandı."

"80 GÜN GEÇTİ, BİR İDDİANAME YAZABİLMİŞ DEĞİLLER"

"Aynı 30 Ekim gecesi, bazı gazetelere, 'Esenyurt dosyasında çok şey var, göreceksiniz' haberi salan savcılar… 80 gün geçmiş yahu, 80 gün! Hala bir iddianame yazabilmiş değiller. Operasyon hazırlanırken, 10 yıl öncesinin telefon kayıtlarına bile bakanlar, hazırlıklarını yapıp operasyonu başlatanlar, hukuksuz operasyon yapanlar, ne acı ki 80 gündür bir iddianameyi dahi yazmıyor. Bitmeyen bir, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin çok az gördü, inşallah da hiç görmesin, bir yargı tacizi altındayız biz. Şimdi yeni operasyonlarla, şehvetli heyecanlar peşinde bu arkadaşlar. Şu anda Belediye Başkanımız ve çalışma arkadaşlarından bazıları gözaltında. Sebep ne? Bir iş insanı varmış, ama o iş insanı aslında bir suç örgütü lideriymiş. Bu kişinin şirketlerine, aralarında bizim yönettiğimiz İBB'nin bazı şirketlerinin de olduğu, CHP'li belediyeler ihale vermiş. Burada bazı istismarlar olabilirmiş. Başsavcılığın sözcülüğünü yapan gazeteler, televizyonlar, gizli dosyaların detaylarını böyle yazıyorlar. Yani CHP'li belediyeler ve İBB'nin iş verdiği bu firma üzerinde şaibeler var; çok önemli! Dosya, bir de gizli. Bize gizli ama! Malum medyaya açık!"

"İSTANBUL'DAN BAŞKA BİR YERİ GÖZÜNÜZ GÖRMÜYOR MU?"

"Ben de pazartesi günü çok önemli şeyler söyledim. Bu firma, -burada Grup Başkanvekilimiz ve milletvekillerimiz var- bu firma, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden, Yargıtay'dan, Türk Hava Yolları'ndan, pek çok üniversiteden, pek çok kamu üniversitesi hastanesinden, pek çok AK Partili belediyeden de ihale almış. Dedim ki, 'CHP belediyelerine ve İBB'ye yaptığınız işlemleri,  dosya topladınız, bir sürü şey yaptınız, baskın yaptınız, insanları tutukladınız; bu devlet kurumlarına da yapacak mısınız?' Aynı uygulamaları onlara yapmayın. Yani sakın evlerini basmayın. Bunu ben istemiyorum. Bana yapılmasını istemediğimi, kimseye yapmayın. Ama işlemleri yapacakmışsınız, diye sordum. Hala çıt yok. Yanıt yok. Öyle ya bu kurumlar da aynı bahsi geçen kişiye ait şirketlerle iş yapmış. 'İşlem yapacak mısınız?' Biz de aynı yasaya tabiyiz, onlar da aynı yasaya tabi. Yoksa, acaba derdiniz, sadece İstanbul'la mı sınırlı? İstanbul'dan başka bir yeri gözünüz görmüyor mu? Bu soru çok önemli."

"HER GÜN BİN, BENİ HATIRLA! BENİ SAKIN UNUTMA!'"

"Mesela bu suç örgütü lideri denen kişinin şirketi… Dedik ya başka başka kurumlara, devlet kurumlarına, belediyelerine iş yaptı. Tekrar edeyim; yani dosyanın başlangıcı bir şirket ve o şirketin sahibi suç örgütü lideri. Yani bir örgüt kurmakla suçlanan bir kişi. Onun için diyor, 'Ben bu kurumlara gittim ve insanları tutukladım' diyor ya. Yine aynı kişinin şirketi, AK Partili Isparta Belediye Başkanı'na, çok lüks kategorisine giren, milyonlarca liralık, -kusura bakmasınlar marka ismini vereceğim- Audi A8 marka bir makam otomobilini hediye etmiş. Hibe etmiş. Bakın kiralamamış. Milyonlarca liralık bir hediye. Hem de makam arabası. 'Her gün bin, beni hatırla! Beni sakın unutma!' Hem de bir belediye başkanına. Mesela, Isparta Belediye Başkanı'na bunları soracak mısınız? Başka kurum ve kuruluşlarda, bu ve benzeri işlemler yapılmış mı; bunları araştıracak mısınız? Bu iş insanı, neden size milyonlarca liralık bir aracı hediye etti diye, bu sorgulamaları yapacak mısınız? Aynı şirket, başka araçlar da hibe etmiş bu arada. Mesela bunlar, sayın savcı beylerin neden hiç dikkatini çekmiyor? Çok enerjiksiniz, çok heyecanlısınız, çok şehvetlisiniz evlerin kapılarına insanlar yollarken, 'kapıları kırarız, ederiz' derken?"

"NEDENİ, 'SİYASİ MÜSTEŞARLIKTA' GİZLİ"

"Neden bunlar dikkatinizi çekmiyor da gözleri hep CHP'li belediyelerde, gözleri hep İstanbul'da? Nedeni, 'siyasi müsteşarlıkta' gizli. Kendimizi emanet ettiğimiz yargı kurumunun çok inandığımız, bizi en yüce bir şekilde koruyan, 'Devletin dini adalettir' diyen inanca sahip insanlar olarak, kendimizi emanet ettiğimiz, bu ülkenin çok saygın yargı mensupları var, çok saygın, çok muteber, çok kadim yargı kurumlarımız var, bu kurumlarımızın çok saygıdeğer en üst makamlarına varıncaya kadar sesleniyorum: İtibarsız her hukuki adım, sizlerin de bu ülkenin adalet duygusuna da binlerce yıllık ülkemizin var olma ülküsüne de adaletin kutsallığına da zarar veriyor. Zarar veriyor. O yargı mensuplarına diyorum: Çocuklarınızı bu ülkede tutamazsınız böyle olursa. Gençler bu ülkeden gider. Analar peşinden bakar, ağlar. Bu nasıl önlenecek? Bu adaletsiz tutum, tavır, bu dedikodular, adalet… Yani koridorlarda dönen konuşulan işler, laflar; bu nasıl önlenecek? Bu benim konum değil. Bu tür durumlarda ne yapılması gerekiyorsa, bu ülkenin saygıdeğer savcıları, saygıdeğer hakimleri, bu ülkenin, yargının o güçlü ve kadim kurumları, yüzlerce yıllık yıldır var olan o kadim kurumları… Ne yapılması gerekiyorsa, onu yapmak sizlerin görevi. Bunu bir babanın, bir vatandaş Ekrem'in çocukları, ailesi, namusu için yaşayan bir Ekrem İmamoğlu'nun bir feryadı olarak kabul edin. Tabii aynı zamanda 16 milyon İstanbullu için, 86 milyon yurttaşımız için de bunu söylüyorum. Herkes, oturduğu kamu makamının hakkını vermek zorunda."

"ŞURADA ÇIKALIM, BİR KAHVEHANEYE GİRELİM, 'AHMAK DAVASI VAR' DİYELİM; GÜLERLER SANA"

"Bakın; bunlar, bu ülkede yaşanıyor. Yani ben, benim yaşadığım davayı anmak bile istemiyorum. Böyle bir dava olmaz. Şurada çıkalım, bir kahvehaneye girelim, 'ahmak davası var' diyelim; gülerler sana. 'Gel, kağıt oynayalım' der, 'Bırakalım, böyle dava mı olur' derler insana. İstinafta bekletilen 'ahmak davası' devam ediyor. Siyasi yasak davası. Ahmak! Ahmak davası! Siyasi yasak! Davamın hakimi, usule uygun olmayan şekilde değiştirildi. Burada bunu yüzlerce defa dile getirmiş Genel Başkan Yardımcılarım, Grup Başkanvekilim, milletvekillerim, il başkanım, yöneticilerim var. Sürülen hakim… 'Sürülen' diyorum. Çünkü, AK Parti İBB sözcüsü, kendi ifade etti, ben demedim. 'Sürdüğümüz' dedi. 'Sürdüğümüz hakim… Sor, anlatayım, niye sürdük' demek istedi yani. İtiraf etti. Bana 2 yıldan fazla ceza verilmesi için tehdit edildiğini, kendisi söyledi. İki kez HSK'ya başvurduk. 'Hakimin sözleri çok önemli, dinleyin. Lütfen bunu bir anlayın, nedir bu' dedik. Dinlemediler. Bunu milletimiz duysun."

"DEMOKLAES'İN KILICI BAŞINDA SALLANAN BU HAKİM GELDİ, 'TAK' DİYE KISA SÜREDE BANA CEZA VERDİ"

"Bakın; kimsenin bir lüksü yok. Hepimiz yargılanabiliriz. Hepimiz yargı önünde hesap vermek zorundayız. Hem de kamuya hizmet veren, bu kürsüde oturan belediye başkanımız da burada olan belediye başkanlarımız da kamuya hizmet etmeye gönüllü olup seçilen meclis üyelerimiz de herkes vermek zorunda. Ama bunun bir usulü, adabı, kuralı var. 'Dinleyin' dedik. Dinlemediler. Sonra, HSK'nın hakkında soruşturma açtığı, bu soruşturma başında Demokles'in Kılıcı gibi sallanan bir hakimi, buraya görevlendirdiler, aynı cezaya yolladıkları, sürdükleri bu hakimin yerine. Ve bu Demoklaes'in Kılıcı başında sallanan bu hakim, geldi, 'tak' diye kısa sürede bana ceza verdi. Öte yandan, hakkımdaki bir başka dava olan Büyükçekmece'deki davada, mahkemelerde… Davayı bitirme hedefi olarak 409 gün duyuruldu. Hala bitmedi. Ve bu 2015 yılına ait bir konuyu, Beylikdüzü Belediyesi'nden, Danıştay'ın hakkımda karar verip, 'soruşturmaya gerek yoktur' dediği bir dava, bir önceki İçişleri Bakanı'nın siparişiyle hakkımda açılan bir davadır. Bunu da belirteyim. Hala bitmedi. Bitmiyor."

"MERAK EDİYORUM; 11 NİSAN'DA NE OLACAK?"

"Son olarak, 11 Nisan'a ertelendi. Enteresan. Merak ediyorum; 11 Nisan'da ne olacak? Yani 1 hafta öncesinde bir şey mi olacak? Niye 11 Nisan? Ertelendi. Yani tam 826'ncı gününe girecek. Bu keyfi bekletmenin sebebi ne? İki ayrı bilirkişi heyeti, hakkımda olumlu rapor verdiği halde, neden dava bitirilmiyor? Zaman ayarımı yapılıyor? Daha önceki iki uzatma, savcı yok, mazereti var, bilmem ne… Son duruşmada, yüz ifadesini tarif etmeyeceğim arkadaşlarımın da ifadesiyle, saygı unsurlarını yitirmiş bir ortamda, yine iddianamesinin hazır olmadığını söylüyor. 'Şak' diye… Yani 10 gün de 20 gün de yok. 90 gün! Daha da fazlası, 11 bir Nisan! Allah Allah! Adrese teslim bir gün mü acaba? Merak ediyorum yani. Bunu da tarihe not düşüyorum. Özellikle adalet dağıtan kurumların görevleri, bu konuda en hassas teraziye sahip olması gereken kurumlardır, kişilerdir. Çünkü, sadece bir kişinin değil, onun ailesindeki, etrafındaki onlarca kişinin hayatına etki ediyorlar. Nasıl ki sayın başsavcının, sayın savcının ailesi var, çoluğu-çocuğu var, eşi var, anası-babası var… Bunları yapanlar, onlara da hesap veremeyecek. Nasıl? Belediye başkanının yüzüne bakamayan, onların yüzüne nasıl bakacak? Benim gözlerime hep açık. Onların da anası-babası var. İtibar suikastı düzenler gibi uygulamalara maruz bırakılan arkadaşlarımın da sevgili kardeşimin de diğerlerinin de ailesi var, çoluğu var, çocuğu var; aynen savcılar gibi. Bu arkadaşlarımızın da namusu var, şerefi var. Buna özen göstermek zorundasınız. Bunun size o kutsal mesleğiniz söylüyor; ben değil."

"KULİS BİLGİSİ' ADI ALTINDA, BU İDDİALARI LÜTFEN YAYINLARINIZDA DİLLENDİRMEYİN"

"'Devletin dini adalettir. Ne yüce laf. Onlar, bu arkadaşlarımızdan insan olarak daha değerli ya da daha ayrıcalıklı değil. Herkes eşit. Yargının önünde herkes eşit. Gazetelere, adeta yeni siparişleri gösterir gibi, savcılık kaynaklı, 'İstanbul'un CHP'li başka belediyelerinin de hedefte olduğu' sözde bilgisini vermek ne adalete ne de mertliğe ne de insanlığa yakışıyor. 'Kulis bilgisi' adı altında, bu iddiaları lütfen yayınlarınızda dillendirmeyin. Bakın bakalım bu savcılar, bunlar geçmişte hakim miymiş, neymiş, ne yapmışlar, hangi kararlar alınmış onların mahkemelerinde; onları haber yapın. Bakalım bunlar, geçmişte çok adaletliydi de sonra mı değişti ve bu hale geldiler mesela' Yok efendim o belediye, bu belediye... Milletin aklını karıştırmayın. Özellikle bu işin içinde bu adaletsizlik sürecinin içinde koşanların amaçlarının bu olduğunu biliyoruz. Ama bu olmayıp, mesleki olarak sürece baktığını düşünen arkadaşlara da diyorum ki; lütfen buna alet olmayın. Çünkü onlar, özellikle sizlerin adaletsizlik değirmenine böylece su taşımanızı da istiyorlar. Bu tuzağa düşmeyin. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, sorumluluk sahibi herkes, bu süreçte hep birlikte çok dikkatli olmak zorundayız. Medyada 'kulis' adı altında konuşulan iddialar, kamu görevlilerini, ailelerini ne yazık ki çocukları, evlatları derin bir travmaya düşürüyor. Bu konularda herkes yazdığına, çizdiğine lütfen dikkat etsin. Kimsenin onurunu, namusunu zedelemesin. Yaradan huzurunda ifade ediyorum ki; kul hakkı yemiş olursunuz. Bu kadar net. Belediyelerimizin çalışma standartlarına da zarar veriyorlar. Onların morallerini, çalıştırdığı insanların da canını sıkan bir seviye bu işi taşıyorlar. O bakımdan bunu özellikle basın mensuplarımızdan rica ediyorum."

"DEMOKRASİ VE HUKUKTAN HER GEÇEN GÜN DAHA DA SAPAN BU ZİHNİYET, BU AKIL İKTİDARDAYKEN…"

"Bu gidişat, hepimizin ve çocuklarımızın geleceği açısından artık en yüksek seviyede alarm vermektedir. Demokrasi ve hukuktan her geçen gün daha da sapan bu zihniyet, bu akıl iktidardayken, buradan söylüyorum, ekonomi düzelemez. İyi niyetle çaba gösteren yöneticiler var. Görüyorum. Kim istemez ülkesinin ekonomisi iyi olmasın? Biz muhalefetiz. İktidar olacağız. İnanıyoruz buna. İktidar kötü olsun da biz iktidar olalım! Böyle bir şey olabilir mi? Ekonomimiz iyi olsun kardeşim. Benim vatandaşım, yoksullukla sınava tabi tutulmasın. Ama bu süreç böyle devam ettiği takdirde, ekonomi düzelmez kardeşim. Yoksulluk, hayat pahalılığı bitmez. Türkiye'de hiçbir şey iyi gitmez. Türkiye, dünyada bir cazibe noktası olmaz. Güven oluşturamaz. Olmadığı için de oluşturamadığı için de sermayenin yolu, yatırımların yolu, bu cennet vatanımız Türkiye'den geçmez. Şimdi, toplantı bitiminde belki soru soracaksınız bana. 'İşte bu operasyonlara karşı eylem planınız ne? Veya bu operasyonlar böyle sürerse Cumhuriyet Halk Partisi ne yapacak?' Çok açık söyleyeyim: Bu saatten sonra ne yapacaksak, milletçe, hep beraber yapacağız. Bu, hepimizin sorunu. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin sorunu değil. Bu konu, artık sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nin ya da bir başka partinin sorunu olmaktan çıkmıştır."

"İŞ İNSANLARININ, SANATÇILARIN, SPORCULARIN BAŞINA GELECEK"

"Bugün bizim belediye başkanlarımızın meselesi gibi görenler, öyle kafasını kuma sokarak bunu görmezden gelemezler. Yarın sizin gazetelerinizin, televizyonlarınızın başına gelir. Sizin başınıza gelecek. İnanın, dokunulmazlığı olan milletvekillerinin başına gelecek. Bugün sessizce ya da sadece içinden hayıflanarak ama ses çıkartmadan gelişmeleri izleyen iş dünyasının başına gelecek. Bu akıl, malınıza göz koyar. İş dünyasının, sermayenin, ekonominin içinde olan herkese sesleniyorum: Bu iş hafife almayın. Bu, büyük bir iştir. Sanatçılar, sporcular… Sizin de başınıza gelecek. Herkesin. Esnaf, çiftçi… Zaten kan ağlıyorlar. 'Bu konuyla benim ne ilgim var' diyen kendi halinde vatandaşımın dahi başına gelecek. Çünkü bu tek kişilik mesele var ya, bu otoriter zihniyet, akıl virüsü bedene bulaştı mı tüm vücudu metastaz etmeden, bırakmaz. Ülkemizi ve milletimizi çürütmeye çalışan, işte tam da bu siyasi müsteşarlıkla ya hep beraber mücadele edeceğiz ve onu yeneceğiz ya da herkes sırasını bekleyecek. Bu kadar net. Tarih tekerrürden ibaret. Nazi dönemi Almanya'sının ünlü muhaliflerinden Alman din adamı ve asker Martin Niemöller'ün dediği gibi, 'Sonra benim için de geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı' dememek için, artık ayağa kalkma zamanı. Bu kadar net."

"HEP BERABER AYAĞA KALKMA ZAMANI"

"6 senedir… Seçimi elimizden aldılar yahu. Düşünsenize. 16 milyon insanın seçtiği bir insanın, mazbatasını almış bir insanın seçimini elinden aldılar. Aldılar. Milletin iradesini hem de utanmadan 'hırsızlar' dediler, 'çaldılar' dediler… Halbuki onlar çaldı. Milletin iradesini çaldın. İşte onun için, hep beraber ayağa kalkma zamanı. Buradan beni istemeyene, hayatı bana dar etmeye çalışana ben buradan meydan okuyorum: Büyükşehir Belediyesi'ne ve bana ulaşmak ise hedefiniz, benim yol arkadaşlarıma ve ailelerine çile çektirmenize, bahaneler yaratmanıza, ara yollar üretmenize gerek yok. İşte siyasi yasak davam orada? İstinaf Mahkemesi'nde. Madem hedefiniz benim; mert olun, bari burada mert olun, onayın benim cezamı, milleti rahat bırakın yahu Milleti rahat bırakın. Hodri meydan. Hodri meydan. Siz istemiyorsunuz ama -Ekrem'in kelime anlamı da merttir- sizi bir kez daha mertliğe davet ediyorum."

"BU YOLLAR MERTLİK YOLLARI DEĞİL"

"Ve bir kez daha bu güzel memleketimin, güzel insanlarına sesleniyorum: Güneyimizde, belki de ülkemizin 100 yılını derinden ilgilendirecek bir mesele var. Ülkemiz için de sulh ve barışı sağlamamız gerektiğini hepimiz biliyoruz. Demokrasi, adalet, eğitim, ekonomi, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, bir sürü sorunlarımız var. Bütün bu sorunlar varken, bunlarla uğraşılıyor. Ve bir kez daha mertliğe davet ederek söylüyorum ki; mücadelenizi bu milletle sandıkta hesaplaşarak, bizimle beraber orada mücadelenizi verin. Bu yollar, doğru yollar değil. Bu yollar mertlik yolları değil. Türkiye'ye sesleniyorum: İstediğiniz her kanaldan beni bir kez daha dinleyin, bir kez daha dinleyin, bir kez daha dinleyin… Ülkeme, canım ülkeme, milletimize sesleniyorum. Lütfen bunu iyi duyun: Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bu kadar."

SORU: "HEDEF SİZ MİSİNİZ?"

YANIT: "AK PARTİLİLERİN TAMAMI BİLE 'EVET, O' DER"


İmamoğlu, bir gazeteciden gelen, "Dediniz ki; 'Bana ulaşmak istiyorsanız arkadaşlarımı rahat bırakın. Hedefin bütünüyle siz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz" sorusuna, "Vallahi herkes öyle düşünüyor, ben değil ki. Yani benim düşünmeme vesile olan şey, herkes öyle düşünüyor. Sokakta gidin, hangi partiye oy versin, vermesin, sorun yüz kişiye, deyin ki, 'Bu işlerin sebebi nedir?' İddia ediyorum, en az 90'ı, AK Partililerin tamamı, onlar bile 'Evet, o' diyecek yani. Ben anlamadım yani, ne var bu İstanbul'da? Bu İstanbul'un koltuğu, 16 milyon insanın koltuğu. Millete ait. Millete olan işleri yönetmeye çalışıyoruz. Bir sürü sorunu var, sorunlarımız var. Bu milletin ekonomi sorunu da bizim İstanbul'un sorunu da bizim. Hakkari'nin sorunu da bizim Sinop'un da Kastamonu'n da deprem bölgesinin de… Birlikte çözmek varken, nedir bu bu anlamadım yani. Seçimle geldik, seçimle gideceğiz. Ben demiyorum bunu, millet diyor" yanıtını verdi.

Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi

28.09.2026 18:47:00
Haber Merkezi
 
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Fatih Ergin’in anlattıklarının hangisi yanlış?
Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Peki, Ergin'in paylaşımında hangi bilgiler yanlış, hangileri doğru? Kaynaklar karşılaştırıldığında tartışmanın merkezinde tek bir ifade bulunuyor: "eski Adli Tıp çalışanı."

Gazeteci Fatih Ergin, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Turgay Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunmasına ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı.

Ergin'in paylaşımında Tamer'in Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı, 14'ünde serbest bırakıldığı ve daha sonra evinde ölü bulunduğu aktarıldı.

Bu olayların önemli bölümü farklı haber kaynaklarında da yer aldı.

"GÖZALTINA ALINDI" BİLGİSİ DOĞRU

Turgay Tamer'in Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alındığı doğrulanıyor.

DHA'nın haberine göre Tamer, yaklaşık iki hafta önce soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve "yurt dışına çıkış yasağı" şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Dolayısıyla Ergin'in "Tamer, kısa süre önce Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı" şeklindeki aktarımının bu bölümü kaynaklarla örtüşüyor.

"SERBEST BIRAKILDI" BİLGİSİ DOĞRU

Tamer'in gözaltı işleminin ardından serbest bırakıldığı da doğrulanıyor.

DHA, Tamer'in adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakıldığını bildirirken, soruşturmayla ilgili diğer haberlerde de aynı bilgi yer alıyor.

"EVİNDE ÖLÜ BULUNDU" BİLGİSİ DE DOĞRU

Ergin'in paylaşımındaki en önemli bilgilerden biri olan Tamer'in evinde ölü bulunması da doğrulanıyor.

Tamer, Büyükçekmece'deki evinde eşi tarafından yerde yatarken bulundu. Sağlık ekipleri Tamer'in hayatını kaybettiğini belirledi. Cenazesi kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. DHA, ilk incelemede ölümün şüpheli bulunduğunu aktardı.

Dolayısıyla "evinde ölü bulundu" bilgisi de doğrulanmış durumda.

PEKİ YANLIŞ OLAN NE?

Tartışmanın asıl noktası Turgay Tamer'in mesleki tanımı.

Ergin'in paylaşımında Tamer için "eski Adli Tıp çalışanı" ifadesinin kullanıldığı aktarılıyor.

Ancak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açıklamasına göre Tamer, Adli Tıp doktoru değildi. Tamer, Kozinoğlu'nun tutuklu bulunduğu dönemde cezaevinde kampüs doktoru olarak görev yapıyordu. Başsavcılık ayrıca Tamer'in Kozinoğlu'nun sağlık durumunun kötüleştiğinden haberdar edilmediğini ve Kozinoğlu'na herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını açıkladı.

Yani resmi açıklamaya göre yanlış olan nokta Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olarak nitelendirilmesi.

BİR İFADE, TUTUKLAMA TALEBİ

Ergin'in gözaltına alınmasının ve ardından tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesinin, söz konusu paylaşım üzerinden yürütüldüğü haberleştirildi. Ergin hakkında "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasının yanı sıra, suçun basın ve yayın yoluyla işlendiği iddiasının da bulunduğu bildirildi.

Burada dikkat çeken tablo şu:

Tamer'in gözaltına alınması: doğrulanıyor.

Tamer'in serbest bırakılması: doğrulanıyor.

Tamer'in daha sonra evinde ölü bulunması: doğrulanıyor.

Tamer'in cezaevinde görev yapmış doktor olması: doğrulanıyor.

Tamer'in "Adli Tıp çalışanı" olması: Başsavcılık tarafından reddediliyor.

Dolayısıyla Ergin'in paylaşımındaki olayların tamamının yanlış olduğu söylenemiyor. Tartışmalı olan, Tamer'in görevine ilişkin kullanılan ifade.

GAZETECİLİKTE HATA NEREDE BİTER, SUÇ NEREDE BAŞLAR?

Fatih Ergin dosyasında hukuki sürecin nasıl sonuçlanacağı henüz belli değil. Ancak mevcut bilgiler üzerinden bakıldığında tartışma, paylaşımın ana olay örgüsünün yanlış olup olmadığı ile bir meslek tanımındaki hatanın "halkı yanıltıcı bilgi" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında düğümleniyor.

Ergin'in tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilmesiyle birlikte kamuoyunun önündeki soru da şu:

Bir gazetecinin haberindeki tek bir yanlış ifade, paylaşımın diğer bölümleri doğru olsa dahi "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklama talebine dayanak yapılabilir mi?

Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı

Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı

28.09.2026 14:27:00
İhlas Haber Ajansı
 
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ operasyonu: 5 gözaltı
Adıyaman'da DEAŞ terör örgütüne yönelik düzenlenen operasyonda yabancı uyruklu 5 şüpheli gözaltına alındı.

Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma çerçevesinde, İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele ekiplerince DEAŞ'a yönelik operasyon gerçekleştirildi.



Jandarma ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yabancı uyruklu R.K.Q.B., W.K.Q.B., R.H.K.B., N.T.H.M. ve N.T.G. isimli şahısların adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere Özel Harekat Timlerinin de katılımıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda 5 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Şüpheliler, sağlık kontrollerinin ardından işlemleri yapılmak üzere İl Jandarma Komutanlığına götürüldü.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü

Osmaniye'de yeğeni tarafından görev yaptığı okulda silahla vurulan öğretmen hayatını kaybetti

28.09.2026 14:11:00 / Güncelleme: 28.09.2026 14:14:16
İHA
 
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Lisede korku dolu anlar: Silahla vurulan öğretmen öldü
Olay, merkez Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nde yaşandı.

Okulda görev yapan Edebiyat Öğretmeni Mehmet Bilgili, ilk bilgilere göre yeğeni olan A.B. tarafından silahla vuruldu.



İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Sağlık ekiplerinin kontrollerinde Bilgili'nin hayatını kaybettiği belirlendi.

Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı

Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen A.B.'nin yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı

28.09.2026 13:44:00 / Güncelleme: 28.09.2026 13:50:04
Haber Merkezi
 
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
 Osmaniye’nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü’nde, Farabi Anadolu Lisesi’nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili silahlı saldırıda ağır yaralandı. Öğretmen tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı
Osmaniye'nin Merkez ilçesine bağlı Çardak Köyü'nde, Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde öğretmen Mehmet Bilgili ilahlı saldırı sonucu ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan öğretmen tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Osmaniye Valisi Mehmet Fatih Serdengeçti, şüpheli A.B.'nin kısa sürede yakalanarak belirtirken saldırganın öğretmenin yeğeni olduğunu açıkladı.

Yeğeni olduğu ortaya çıktı
Valiliğin açıklamasına göre olay, 28 Eylül 2026 tarihinde meydana geldi. Merkeze bağlı Çardak köyündeki Farabi Anadolu Lisesi'nin bahçesinde Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, aralarında husumet bulunan yeğeni A.E. Bilgili'nin silahlı saldırısına uğradı. İhbar üzerine okula 112 Acil Sağlık ve jandarma ekipleri yönlendirildi.
Tabancayla açılan ateş sonucu ağır yaralanan öğretmen, ambulansla kaldırıldığı hastanede müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Okula giden Vali Mehmet Fatih Serdengeçti, yetkililerden bilgi aldı.

Zanlının psikolojik sorunları olduğu açıklandı
Serdengeçti, gazetecilere, saldırının eğitim öğretimle alakası olmadığını söyledi.
Öğretmen ile yeğeni arasında husumet bulunduğunu dile getiren Serdengeçti, şöyle konuştu:
"Zanlı şizofren, psikiyatri bağlamında uzun yıllardır tedavisi devam ediyor. Daha önce öğretmenimizin kendisini yetiştirdiği, evlat olarak baktığına yönelik bilgiler var elimizde. Fakat son dönemlerde husumet oluşuyor, şizofreni kaynaklı çeşitli iddialardan kaynaklı bu menfur saldırıyı gerçekleştiriyor. Gerek kolluk kuvvetlerimizce gerek Cumhuriyet Başsavcılığınca aydınlatacaktır. Burada öğrenci ve eğitime dönük bir saldırı değil."
Vali Serdengeçti, saldırganın amcası olan öğretmeni hedef aldığını belirterek, "Okulumuzun bahçesinde hedef alıyor. Geçmiş olsun, başımız sağ olsun." dedi. Serdengeçti, şüphelinin yakalandığını ve olayda kullanılan ruhsatsız tabancanın ele geçirildiğini ifade ederek, "Kendisinin, öğretmene husumete dönük çeşitli iddiaları var fakat saldıran kişinin şizofreni belirtileri olduğunu biliyoruz." diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak

28.09.2026 13:35:00
AA
 
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Genel Kurulu, 51 günlük aranın ardından yasama çalışmalarına 1 Ekim'de başlayacak
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla, 28. Dönem 5. Yasama Yılı açılışı dolayısıyla ilk olarak Meclis'teki Atatürk Anıtı'na saat 13.00'te çelenk konulacak, saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak.

Anıttaki törenin ardından TBMM Genel Kurulu, TBMM Başkanı Kurtulmuş başkanlığında saat 14.00'te açılacak.

Kurtulmuş, yapacağı sunuş konuşması sonrasında Genel Kurul'a Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı takdim edecek, ardından İstiklal Marşı okunacak. Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul'a hitap edecek.

Meclis başkanlarının yasama yılı açılışı dolayısıyla geleneksel olarak verdiği resepsiyon, Kurtulmuş'un ev sahipliğinde TBMM Tören Salonu'nda saat 18.30'da gerçekleştirilecek.

Yasama yılının açılışında devlet protokolü ile davetiye gönderilen izleyiciler dışında TBMM'ye ziyaretçi kabul edilmeyecek.

Genel Kurul, yeni yasama yılının ilk mesaisini 6 Ekim'de yapacak.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

İBB davasının 88. duruşması başladı

İBB davasına ilişkin 57'si tutuklu 436 sanığın yargılandığı davanın 88. duruşması başladı

28.09.2026 12:09:00
Anadolu Ajansı
 
İBB davasının 88. duruşması başladı
İBB davasının 88. duruşması başladı

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda görülen duruşmaya, görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun'un da aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar katıldı.

Bazı tutuksuz sanıklar ile avukatlarının da bulunduğu duruşmada, sanıkların yakınları izleyici olarak yer aldı.

Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı "ihbar eden" sıfatıyla, Hazine ve Maliye, İçişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Tarım ve Orman bakanlıkları ile İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İBB Başkanlığı ve Şişli Belediye Başkanlığı "suçtan zarar gören" sıfatıyla yer alıyor.

İddianamede, 16 kişi "müşteki", 7'si firari, 5'i "müşteki sanık" olmak üzere toplam 407 kişi "sanık" olarak bulunuyor.

Suç örgütünün kurulduğu 2014'ten bugüne kadarki faaliyetleri anlatılan iddianamede, "İddianameye konu 143 eyleme ilişkin elde olunan menfaat ile sebep olunan kamu zararının, suç tarihleri itibarıyla (güncel değeri hariç) toplamda menkul olarak yaklaşık 160 milyar lira ve 24 milyon dolar, gayrimenkul olarak ise İstanbul ile ülke genelinde 95 taşınmazdan ibaret (örgüt elebaşı ve yöneticilerinin suç gelirlerinden elde ettikleri mal varlıkları hariç) olduğuna" ilişkin değerlendirme yapılıyor.

İddianamede yer alan örgüt şemasında, sanık Ekrem İmamoğlu'nun "örgüt elebaşı", sanıklar Murat Ongun, Fatih Keleş, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Hüseyin Gün ile firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun da "örgüt yöneticisi" olduğu belirtiliyor.

Şemada, 10 örgüt üyesinin Ekrem İmamoğlu'na doğrudan bağlı olduğu aktarılarak örgüt üyelerinden 77'sinin Fatih Keleş'e, 35'inin Murat Ongun'a, 8'inin Ertan Yıldız'a, 7'sinin Hüseyin Gün'e, 6'sının Murat Gülibrahimoğlu'na ve 6'sının da Adem Soytekin'e bağlı olduğu gösteriliyor.

İddianamede, Ekrem İmamoğlu'nun "suç işleme amacıyla örgüt kurmak", "kişisel verilerin kaydedilmesi", "kişisel verileri ele geçirme ve yayma", "suç delillerini gizleme", "haberleşmenin engellenmesi", "kamu malına zarar verme", "rüşvet", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma", "irtikap", "kamu, kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "ihaleye fesat karıştırma", "çevrenin kasten kirletilmesi", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet" ve "Maden Kanunu'na muhalefet" suçlarından toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

İddianamede, Keleş'in 48 kez "rüşvet", "rüşvet alma" ve "rüşvet verme", 55 kez "ihaleye fesat karıştırma", 39 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", 8 kez "suç gelirlerini aklama", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma", "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet", "irtikap", "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ile "haberleşmenin engellenmesi" suçlarından 556 yıl 8 aydan 1542 yıl 8 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Ongun'un "rüşvet" ve 53 kez "ihaleye fesat karıştırma", 33 kez "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme", "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ile "suç gelirlerini aklama" suçlarından 287 yıl 6 aydan 779 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Yıldız'ın "rüşvet", "ihaleye fesat karıştırma", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 86 yıldan 251 yıla kadar hapsi öngörülüyor.

İddianamede, Soytekin'in "rüşvet", "zincirleme şekilde rüşvet", "irtikap" ve "suç gelirlerini aklama" suçlarından 67 yıldan 194 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edilirken, Gülibrahimoğlu'nun "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık", "suç gelirlerini aklama", "evrakta sahtecilik", "Maden Kanunu'na muhalefet", "Orman Kanunu'na muhalefet", "çevre kirliliğine neden olma" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 19 yıl 6 aydan 51 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.

Gün'ün "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme" suçlarından 20 yıldan 40 yıla kadar hapsi talep edilen iddianamede, örgüt yöneticisi konumundaki bu sanıkların, örgütün kendilerine bağlı yapılanmalarının faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan ayrıca fail olarak cezalandırılmalarına karar verilmesi gerektiği belirtiliyor.

İddianamede, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren örgüt yöneticisi sanıklardan Adem Soytekin, Hüseyin Gün ve Ertan Yıldız hakkında "etkin pişmanlık" hükümlerinin uygulanması isteniyor.

Tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan hakkında 5 kez "rüşvet alma", 2 kez "irtikap", "kişisel verilerin hukuka aykırı kaydedilmesi", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplamda 35 yıldan 91 yıla kadar hapis cezası istemine yer verilen iddianamede, tutuklanmasının ardından görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık'ın ise 7 kez "rüşvet alma" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından toplam 30 yıldan 88 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

Birleşen dosya

Beyoğlu Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan İnan Güney'in de aralarında bulunduğu 7 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

İddianamede, sanıklar İnan Güney, İsmail Akkaya, Seyhan Özcan, Veysel Eren Güven, Sabriye Akkaya, Mehmet Akif Bulut ve Deniz Göleli'nin "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmamakla birlikte yardım etme" ile "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 9 yıl 8 aydan 31 yıl 8'er aya kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

Birleşen ikinci dosya

Ağaç ve Peyzaj AŞ üzerinden usulsüzce kurgusal ihale sistematiği işletilerek ihalelere fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlanmış ve 29 sanık hakkında hazırlanan iddianame de bu davayla birleştirilmişti.

Sanıklar Ekrem İmamoğlu, Fatih Keleş ve Ali Sukas'ın "ihaleye fesat karıştırma", "resmi belgede sahtecilik", "rüşvet alma ve verme" ile "rüşvete aracılık etme" suçlarından 62'şer yıldan 168'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları, diğer 26 sanık hakkında ise aynı suçlardan 3 yıldan 168 yıla kadar değişen sürelerde hapis cezası isteniyor.

Yargılama sürecinde, birleşen dosyalarla birlikte 59 sanığın tahliye edilmesiyle davada 57 tutuklu sanık bulunuyor.

Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi

28.09.2026 10:08:00
Haber Merkezi
 
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı herkesin merak ettiği soruyu sordu
Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa iddialarını köşesine taşıdı. Altaylı, Kaya ve eşinin Tera üzerinden yaptığı öne sürülen işlemlerdeki yüksek getiriyi gündeme getirirken, soruşturmanın toplam büyüklüğü olarak dile getirilen 25 milyar dolara dikkat çekti: "Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak?"

Gazeteci Fatih Altaylı, AK Parti eski Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkındaki borsa ve fon iddialarını köşesinde değerlendirdi.

Altaylı, Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin Kaya hakkında ortaya attığı iddiaları ilk duyduğunda bunların gerçeği yansıtmayacağını düşündüğünü belirtti. Ancak daha sonra gündeme gelen rakamların dikkat çekici olduğunu ifade etti.

63 MİLYON TL'DEN 1,3 MİLYAR TL'YE

Altaylı'nın aktardığı iddiaya göre Kaya, nisan ayında Tera üzerinden yaklaşık 63 milyon TL tutarında yatırım yaptı. İddiaya göre bu para eylül ayında yaklaşık 1 milyar 344 milyon TL olarak geri çekildi.

Altaylı, söz konusu rakamları dolar üzerinden de hesaplayarak, yaklaşık 1 milyon 432 bin dolarlık yatırımın 5 ay içerisinde 28 milyon dolara ulaştığı iddiasını gündeme getirdi. Yazar, bunun dolar bazında yaklaşık yüzde 2 binlik artış anlamına geldiğini yazdı.

EŞİNE AİT İŞLEMLER DE GÜNDEMDE

Altaylı, Kaya'nın eşi İlyas Kaya hakkındaki iddiaları da yazısına taşıdı.

Buna göre İlyas Kaya'nın nisan ayında yaklaşık 99 milyon TL yatırdığı, eylül ayında ise yaklaşık 826 milyon TL ile çıktığı öne sürüldü.

Altaylı, bu rakamların dolar karşılığının yaklaşık 2 milyon 250 bin dolardan 17 milyon 210 bin dolara yükselmek anlamına geldiğini belirterek, işlemlerin fonun batmasından hemen önce gerçekleştiği iddiasına dikkat çekti.

"SADECE FATMA BETÜL SAYAN KAYA MI?"



Altaylı'nın yazısının odağındaki soru ise fon soruşturmasının tamamına ilişkin oldu.

Yazar, "Sadece Fatma Betül Sayan Kaya mı yapmıştır bu işi? Başka kimler böyle servet edindi?" sorusunu gündeme getirdi.

Altaylı, ardından soruşturmayla bağlantılı olarak dile getirilen 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğe dikkat çekerek şu soruyu sordu:

"Fatma Betül Kaya'dan 45 milyon doları çıktı. Gerisi nereden çıkacak! Çıkacak mı?"

ESKİ DOSYA: İBB'DEN 85 BİN 791 DOLARLIK EĞİTİM ÖDEMESİ

Kaya'nın adı daha önce de ABD'deki eğitimi nedeniyle İBB iştiraki İSBAK'tan aldığı öne sürülen ödemelerle gündeme gelmişti.

İBB'nin eski yönetimi döneminde, Kaya'nın 14 Kasım 2008'de İSBAK AŞ'de elektrik-elektronik mühendisi olarak işe başladığı, yaklaşık iki ay sonra da ABD'de eğitim için İBB bursuyla gönderildiği kamuoyuna yansıyan kayıtlarda yer aldı.

İSBAK tarafından Kaya'ya yurtdışı eğitim sözleşmesi kapsamında 85 bin 791 dolar ve 20 bin 289 TL ödeme yapıldığı belirtildi.

İBB PARAYI GERİ İSTEMİŞTİ

Konu 2021 yılında İBB Teftiş Kurulu'nun incelemesiyle yeniden gündeme geldi.

Dönemin İBB yönetimi, Kaya'dan ve kefil olan aile üyelerinden 85 bin 791 dolar ile 20 bin 289 TL'nin, masraflar ve yasal faiziyle birlikte geri ödenmesini talep etti. Ayrıca dönemin bazı İSBAK yöneticileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.

İBB müfettişlerinin raporuna ilişkin haberlerde, yurtdışı eğitim sözleşmesindeki bazı hükümlerin ihlal edildiği iddiaları da yer aldı. Bunlar arasında eğitim sonrasında İSBAK'ta çalışma yükümlülüğü ve eğitim süresinin uzatılmasına ilişkin sözleşme hükümleri tartışma konusu oldu.

Ancak bu eski dosyada da önemli bir ayrım bulunuyor: Kaya hakkında 2021 sonunda işlem başlatıldığı, sonrasında takipsizlik kararlarının verildiği basına yansıdı. Ayrıca Kaya'nın başvurusu üzerine İBB bursuyla ilgili çok sayıda internet içeriğine 2024'te erişim engeli getirildi.

ALTAYLI'NIN VURGUSU NE?



Altaylı'nın yazısındaki temel vurgu, yalnızca Kaya hakkındaki iddialar değil. Yazar, Kaya üzerinden ortaya çıkan rakamların, eğer soruşturmadaki toplam para büyüklüğü iddiasıyla birlikte değerlendirilecekse, "başka kimlerin bu sistemden ne kadar kazanç sağladığı" sorusunu gündeme getirdiğini belirtiyor.

Dolayısıyla "25 milyar doların 45 milyonu eski Bakan'dan çıktı" ifadesi, 25 milyar dolarlık toplam büyüklüğün tamamının Kaya'ya ait olduğu anlamına gelmiyor. Altaylı, Kaya hakkında öne sürülen yaklaşık 45 milyon dolarlık tutarı, soruşturmada konuşulan 25 milyar dolarlık toplam rakamla karşılaştırarak geriye kalan miktarın akıbetini sorguluyor.

Kaya ise iddiaların ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı ve diğer görevlerinden istifa etti. Hakkındaki borsa işlemlerine ilişkin iddiaların hukuki olarak kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmediği de ayrıca belirtilmeli.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.