logo
08 TEMMUZ 2026

İnsan kul olduğunu unutursa...

Allah'ın kainatta yarattığı birçok varlık var. Nebatat var, hayvanat var, melekler var, cinler var…

08.07.2026 00:12:00
Haber Merkezi
 
İnsan kul olduğunu unutursa...
İnsan kul olduğunu unutursa...
Allah'ın kainatta yarattığı birçok varlık var. Nebatat var, hayvanat var, melekler var, cinler var…

Bunların kendi aralarında nevileri var. Allah, ayrı ayrı binlerce, on binlerce mahluk yaratmış. Hepsinin bir maksadı, bir gayesi var… Hiçbir şey gayesiz yaratılmamıştır.

Biz bunların ancak bazılarının gayesini biliyoruz, anlıyoruz. Fakat şunu çok iyi biliyoruz ki; bu varlıklar insan için yaratılmıştır.

Allah, özel bir tecelli ile insan dediğimiz varlığı yaratmış, eşref–i mahlûk/yaratılmışların en şereflisi olarak seçmiştir. Alemde merkez olarak insanı tayin etmiştir. İnsanın, merkez olması münasebetiyle, yaratılış gayesi olan kulluk yönü çok yüce olması gerekiyor. Çünkü insanı, kendine hizmet için yaratılan diğer varlıklardan ayıran özelliği kulluğudur.







İnsanın yaratılış gayesi Allah'a kulluktur

Diğer varlıklarla insanı mukayese ettiğimiz zaman, onun mutlaka farklı bir yönünün olması gerektiğini tespit etmemiz mümkündür. Bu meseleyi çok uzatmadan, o farkın, o nüktenin kulluk olduğunu söyleyebiliriz. Kul olmaktır insanın farkı…

Hayvanların böyle bir iddiası yoktur. Kedinin, köpeğin, karıncanın, yılanın, aslanın, tilkinin böyle bir iddiası yok…

Onun için hayvanlar gelişi güzel yaşarlar. Bu nedenle, arifler, nereden gelip gittiğini anlamayan, hayvanimiş" diye buyurmuşlardır. Hayatı bir tesadüf olarak görüp,bu basitlikte yaşarsa insan, hayvanlardan farkı kalmaz.

Kelime olarak kulluk; emre itaat, ittika manasına gelir. Yani tam bir teslimiyet... Buna Arap dilinde kölelik denir. Ama öyle bir kölelik ki bu, içinde esaret olan bir kölelik değil. Muhabbetle kendini Hakk'a vakfetme manasında,Allah'a adama manasında,O'ndan gayrı hiçbir şey düşünmeme manasında bir kölelik...







Kulluk iddiasıyla insan şunları söyler: "Bu alemin hakim–i mutlakı olan bir tek Yaratıcı var. Benim sevdam O'nadır. Benim korkum O'ndandır. Benim rızkım O'ndandır. Benim güzelliğim O'ndandır. Benim her şeyim O'ndandır…"

Aslında iyi düşünürsek, insana ait hiçbir şey yok. Hepsi emanet. Gözlerimiz, kulaklarımız, ellerimiz, yüzümüz, canımız, ruhumuz, bedenimiz, her şeyimiz...

Hepsi Allah'a ait. İşte kulluğun nüktesi, her şeyin sahibine olan teslimiyettir. Burada şunu hatırlatmakta da fayda var: Allah'ı, sahibi olarak bilip düşünen ve bu manada O'na teslim olan insanlar arasında kurulan ilişkiler, birbirini rencide eden değil, onurunu okşayan, seven, anlayışla ortaya çıkar. Kulluktaki ana nüktelerden biri de budur.







İnsan kul olduğunu unutursa...

İnsan, kul olduğunu unuturda sahibini tanımazsa, O'nu inkar ederse, "adam sen de, böyle bir irade yok" diyerek uçuruma yuvarlanırsa, o zaman O Mutlak İradenin Rab sıfatı, ilahlık sıfatı tecelli ediyor ve "Onun hesabını sana Ben ahirette soracağım" diyor.

"O insan (inkarcı) görmedi mi: Biz, onu bir nutfeden yarattık. Şimdi de aşikar bir mücadeleci düşman) kesiliverdi."(Yasin, 77).

Nutfe, meni damlası demektir. Kokmuş bir su… Burada biraz tefekkür etmemiz gerekiyor. O kokmuş su öyle bir hale geliyor ki; görüyor, işitiyor, hissediyor… Muhakeme ediyor, keşif yapıyor, projeler üretiyor…







İşte insan, su damlasına tecelli ederek onu bu kabiliyetlerle donatan Rabbini görmezden gelirse, bu, Allah'ın hoşuna gitmez. Bu nedenle, "Benim aslım su damlasıdır. Benden bir şey olmaz. Beni değerli kılan, sahibim olan Allah'tır" deyip sırtını O'na dayamak insana yakışan davranış biçimidir. Böyle olursa, insan kendini çok güçlü, kuvvetli hisseder,öyle yaşar.

Dolayısıyla, inkarcı kadar zayıf bir mahluk da yoktur. Çünkü, kainatın sahibini, kendi sahibini inkar ediyor. Bu insanın gücü olur mu? Morali olur mu? Olmaz…

Olmadığı için dikkat edilirse, kafirin sonsuz bir hesabı da olamaz. Onun hesabı sadece dünyalıktır. Dünya hayatına razı olurlar. Dünya hayatı onlar için bulunmaz bir hayattır. Bunun ötesi yoktur. Onun için onun cenneti de burasıdır, cehennemi de burasıdır. Mü'min öyle değildir. Mü'min, Allah'a teslim olarak, Cenab–ı Hakk'ı bilerek yaşar.







Teslimiyetin şartları nelerdir?

Şimdi önemli bir soru var karşımızda; kulluğun gereği olan teslimiyet nasıl gerçekleşir? Günlük hayatta, "Ben Allah'a teslim oldum", "Ben Rabbimi seviyorum" cümlelerini sık sık kullanırız.

Ama işin şu tarafını unuturuz: Allah'ın bize "yapın" diye emrettiği taatler, ibadetler var, bunları eda ediyor muyuz?

İşte burası çok önemli. Eğer ibadetler konusunda gereğini yapıyorsan sen iyi bir kulsun, hiç merak etme… Yok, eğer yapmıyorsan, bu kuru bir iddiadır, o zaman kendini kandırıyorsun demektir.

Kulluk insana ait bir makamdır. Bir rütbedir. En yüce rütbedir. "Her türlü noksanlıktan münezzeh olan O Allah'tır ki, kulunu (Hz. Peygamber Aleyhisselamı) gece Mescid–i Haram'dan (Mekke'den alıp) o etrafını mübarek kıldığımız Mescid–i Aksa'ya kadar götürdü..."(İsra, 1).

Ayette "Abdihî" kelimesi geçiyor. Yani "kulu Muhammed'i aldı" diyor Allah…

Halbuki, Allah'ın, Muhammed Mustafa'sına (s.a.v.) verdiği birçok sıfat var. Ve bize göre en büyük sıfat, "resullüktür/peygamberliktir" değil mi? Buna göre ayette "Resulü Muhammed'i aldı" diyebilirdi. "Nebisi Muhammed'i aldı" diyebilirdi. Ama burada görüyoruz ki "kulluk" hepsinin üstünde bir makam.

Burada önemli bir nükte var: Kul olacak, peygamberde olsa Muhammed (s.a.v.) Kendini fani kabul edecek ki, Allah ile beraber olsun.
Kısaca sen, sende olmayacaksın ki, Allah sende olsun. Bu konuda bir başka örnek daha vardır. Hz. Musa Kelimullah Efendimiz Cenab–ı Hakk'a, "Bana cemalini göster" diyor. "Beni göremezsin" cevabı geliyor. Arifler bu cevabı şöyle yorumluyorlar:
"Yani, Ya Musa! Sen, sende iken Beni göremezsin. Sen, o 'ene'ni/benliğini bir dağıt bakalım. Yık, at bakalım, bak nasıl görürsün."







"Beni zikret, Ben de seni zikredeyim"

O halde, "Allah'ı bilmek" kulluktaki en büyük gayedir. "Ben insanları ve cinleri ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat, 56) buyuruyor Cenab–ı Hak…

Ayette geçen "ibadet etmeyi" ariflerin birçoğu, "Allah'ı tanımak, bilmek" olarak yorumlarlar. İbadetle Allah, kulunun kalbine tecelli eder. Mesela, namaz kılıyoruz… Bilelim ki, Allah, kalbimize tecelli ediyor.

Yine bir ayette,"Beni zikret, Ben de seni zikredeyim" (Bakara, 152) buyuruluyor. İnsan, Allah'a ibadetle yaklaştıkça, O'nun ismini andıkça, O'na yöneldikçe kalp kapıları açılıyor, O'na doğru yöneliyor.

Allah da, Kendine yöneldiği için, o kula nurani tecellisi ile tecelli ediyor. O nedenle kul Rabbini bilmek mi istiyor, yapacağı iş apaçık ortadadır. Çünkü ayetle sabit... İbadet edecek ve bol bol Rabbini zikredecek…







Şunu da hatırlatmamız lazım: İbadetler ve zikirler Allah'ı tanımamızda nasıl yardımcımızsa, Allah'ın men ettiklerinden uzaklaşmak da o kadar yardımcıdır. Kısaca, kul, biryandan ibadet edecek, öte yandan haram, mekruh vs. diye önüne konulan sınırları asla aşmayacak.

Mademki, kul imtihan için vardır, kulluktaki bir nükte de imtihan sırrıdır, öyleyse, alabildiğine serbest ve sınırı olmayan bir hayat tarzı mü'min için olamaz. Kul, yasaklar konusunda kendini kolladı mı, korudu mu hiç şüphesiz, Allah'ın sevdiği, seçtiği nebileri,velileri, şühedası, uleması ile haşrettiği bir kul namzeti olur.

Cenab–ı Hak bizi kendine layıkıyla kul eylesin. (Prof. Dr. Haydar Baş İcmal Dergisi 2010)

Hüseyin Baş: 'Yeni hedef 120 bin üye'

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Afyonkarahisar'da düzenlenen geleneksel Yaz Gençlik Kampı’nın kapanışında Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve gençlik krizine dikkat çekti. “Bağımsız Türkiye’nin adresi BTP’dir” diyen Baş, partinin üye sayısını 6 ayda yüzde 263 artırarak rekor kırdığını açıkladı. Baş, yeni hedefin 120 bin üye olduğunu söyledi

05.07.2026 15:11:00
Haber Merkezi
 
Hüseyin Baş: 'Yeni hedef 120 bin üye'
Hüseyin Baş: 'Yeni hedef 120 bin üye'
Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) bu yıl Afyon'da yapılan ve 3 gün süren geleneksel Yaz Gençlik Kampı Genel Başkan Hüseyin Baş'ın kapanış konuşmasıyla sona erdi. Türkiye'nin dört bir yanından yaklaşık 1.500 teşkilat mensubu ve gencin katıldığı kampta eğitim seminerleri, teşkilat toplantıları, meslek grubu çalışmaları, yarışmalar ve gençlik şöleni gerçekleştirildi.

Kapanış programında önce kamp boyunca yapılan yarışmalarda ve eğitim programlarında dereceye girenlere tek tek ödülleri verildi. BTP İstanbul Gençlik kollarında görev yapan ve geçtiğimiz günlerde Gençler Avrupa Motokros şampiyonu olan Hasan Hüseyin Baş'a özel ödülü BTP lideri Hüseyin Baş verdi. BTP lideri aynı zamanda yeğeni olan şampiyon yarışçıyı öperek kutladı. Daha sonra kampın kapanış konuşmasını yapan Hüseyin Baş gençlik kamplarının 25 yıllık bir BTP geleneği olduğunu ifade ederek, şu ifadeleri kullandı:






"Bizim ortak paydamız; Bağımsız Türkiye idealidir"

Üç gün boyunca aynı sofrayı paylaştık, aynı havayı teneffüs ettik, aynı idealleri konuştuk, aynı heyecanı yaşadık. Burada bir kez daha gördük ki bizi bir araya getiren çok güçlü bir ortak paydamız var. Bizim ortak paydamız; Bağımsız Türkiye idealidir. Bizim ortak paydamız; bu millete hizmet etme aşkıdır. Bizim ortak paydamız; daha güçlü, daha adil, daha müreffeh bir Türkiye hayalidir.

Bizim bir hayalimiz var; hayalimiz Mustafa Kemal'in hayalidir, hayalimiz Prof. Dr. Haydar Baş'ın hayalidir. Bu hayal ekonomiden dış politikaya, spordan eğitime her alanda gerçek anlamda bağımsız bir Türkiye hayalidir.

"Bu kamplar yarının kadrolarının yetiştiği bir mekteptir"

Bu kamplar sıradan organizasyonlar değildir. Burada dostluklar kurulur, kardeşlikler güçlenir, fikirler üretilir, Türkiye'nin meseleleri konuşulur ve gelecek planlanır. Bir gün bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olacak insanların birbirini tanıdığı ve birlikte yol yürümeyi öğrendiği bir mekteptir burası.






"Bir ülkenin gençliği umudunu kaybediyorsa, o ülkenin geleceği tehlikededir"

Bugün Türkiye'nin en büyük meselesi gençlik meselesidir. Çünkü bir ülkenin geleceği gençlerine verdiği değer kadar güçlüdür. Peki bugün Türk gençliği ne hissediyor? Kaygılı, endişeli… Geleceğinden emin değil. Üniversiteyi bitiriyor, iş bulamıyor. Çalışıyor, geçinemiyor. Evlenmek istiyor, yuva kuramıyor. Hayal kurmak istiyor, ekonomik gerçekler buna izin vermiyor.

En acısı da şu: Bu ülkenin gençleri artık "Nasıl daha iyi bir Türkiye kurarız?" sorusunu değil, "Bu ülkeden nasıl giderim?" sorusunu konuşuyor. Bir ülke için bundan daha büyük bir alarm olabilir mi?

Bir ülkenin gençliği umudunu kaybediyorsa, o ülkenin geleceği tehlikededir. İşte bizim bütün mücadelemiz bunun içindir. Gençler bu ülkeyi terk etmesin diye… Hayallerini başka ülkelerde değil, kendi vatanlarında kursunlar diye… Bu topraklara yeniden umut gelsin diye mücadele ediyoruz.

"Böyle bir demokrasi olmaz!"

İnsanlar artık siyaset kurumuna güvenmiyor. Milletvekilleri partiler arasında dolaşıyor. Belediye başkanları seçildikleri partiden baskıyla, tehditle iktidar partisine geçmek zorunda kalıyor. Partiler dışarıdan müdahalelerle bölünüyor, seçilmiş yöneticiler tartışmalı kararlarla yerinden ediliyor, görevi iktidarı iktidarda tutmak olanlar yeniden ve sözde yeni umut olarak koltuk sahibi yapılıyor.

Böyle bir demokrasi olmaz!






"Bizim fikrimiz de, rüyamız da sadece ve sadece bağımsız Türkiye!"

Türkiye'de ne yazık ki iktidar ayrı, muhalefet ayrı görünse de millet artık kimin neyi temsil ettiğini anlayamıyor. Şu açıktır iktidar da muhalefet de aynı yerden kurgulanıyor! Siyaset çözüm üretmeyi bıraktı. Siyaset milletin derdiyle dertlenmeyi bıraktı. Siyaset büyük hedefler ortaya koymayı bıraktı.

İşte bu noktada Bağımsız Türkiye Partisi'nin önemi daha da artıyor. Biz makam için kurulmuş bir hareket değiliz. Biz günü kurtarmak için kurulmuş bir parti değiliz. Biz bir dava hareketiyiz. Biz kuvayi milliye ruhuyla yola çıkmış Türkiye sevdalılarıyız.  Bizim zikrimiz de, fikrimiz de, rüyamız da Türkiye, sadece ve sadece bağımsız Türkiye! Biz bu milletin yeniden ayağa kalkmasının adresiyiz.

"Türkiye planlı bir ekonomik buhranın içine sokulmuştur"

Bu ülke tarihte eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik krizin içinde. Ancak buna bir kriz demek doğru değildir. Türkiye bilerek, isteyerek, planlı, ustaca organize edilmiş bir ekonomik buhranın içine sokulmuştur. Eğer cumhuriyetimizim kazanımı olan fabrikalarımız yok pahasına satılmasaydı, eğer madenlerimiz yabancıya yandaşa peşkeş çekilmeseydi, eğer hazine garantili projelerle kaynaklar belli çevrelere akıtılmasaydı, ülke faiz batağına saplanmasaydı elbette bugün yaşadığımız sıkıntıları yaşamayacaktık. Tüm bunlar bilinçli bir şekilde yapıldı, Avrupa Birliği istedi diye yapıldı, ABD istedi diye yapıldı. Neden ? Çünkü Türk milleti geçim derdiyle esir alınmak istendi ve başardılar.

Çünkü Türk milleti günlük sıkıntılardan başımız kaldırıp etrafına bakamasın 'neler oluyor.2 diye sorgulamaya fırsat bulamasın istendi ve bunu başardılar.






"Türkiye'nin Milli Ekonomi Modeli'ne ihtiyacı vardır"

Gelinen noktada Türkiye'nin köklü bir değişime ihtiyacı vardır. Türkiye'nin Milli Ekonomi Modeli'ne ihtiyacı vardır. Çünkü Milli Ekonomi Modeli yalnızca bir ekonomi tezi değildir. Milli Ekonomi Modeli, insanı merkeze alan bir kalkınma modelidir. Milli Ekonomi Modeli, paylaşımın, üretimin ve sosyal devletin adıdır. Prof. Dr. Haydar Baş'ın dünyaya kabul ettirdiği Milli Ekonomi Modeli bağımsızlığın adıdır. Haydar Baş " Milli Ekonomi Modeli ve Milli paralarla ticaret" dedi ve dünya değişti.

ABD'nin ikinci dünya savaşından sonra kurduğu dolar imparatorluğu işte bizim modelimizin "Milli paralarla ticaret" formülüyle yerle bir oldu.

"Türkiye kendi senaryosunu yazmak zorundadır"

Dünya yeni bir döneme girmiştir. Yeni bir düzen kurulmaktadır. Ve bu yeni düzende güçlü olmayan ülkelerin yaşama şansı giderek azalmaktadır. Böyle bir dönemde Türkiye'nin başkalarının senaryolarında figüran olma lüksü yoktur. Türkiye kendi senaryosunu yazmak zorundadır.

Kendi ekonomisini kurmak zorundadır. Kendi dış politikasını üretmek zorundadır.

Kendi savunmasını güçlendirmek zorundadır. Kendi kaynaklarına sahip çıkmak zorundadır.






"BTP, üye sayısını en çok artıran parti oldu"

Kapanış konuşmasının sonunda partinin üye çalışmalarına da değinen Hüseyin Baş, Yargıtay verilerine göre BTP'nin son altı ayda üye sayısını en fazla artıran siyasi parti olduğunu açıkladı.

Baş, "Bağımsız Türkiye Partisi üye sayısını yüzde 263,49 artırarak tüm partiler arasında en yüksek oransal büyümeyi gerçekleştirdi. Üye sayımız 14 bin 450'den 52 bin 525'e yükseldi. Tüm teşkilatlarımız büyük bir performans ortaya koydu ancak bu bize yetmez.  Yeni hedefimiz 120 bin üye. Daha çok çalışacağız, daha çok insana ulaşacağız ve Bağımsız Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz" ifadelerini kullandı.

"İstikbal Biziz… Biz Geleceğiz!"

Konuşmasını "İstikbal Biziz… Biz Geleceğiz!" sözleriyle tamamlayan BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, kampın hazırlanmasında emeği geçen tüm teşkilat mensuplarına teşekkür etti.

Medyanın toplumsal huzuru sağlamadaki sorumluluğu

"Tık odaklı" haberciliğin ve sosyal medya algoritmalarının yarattığı yankı odaları, toplumsal fay hatlarını derinleştirirken; Barışçıl İletişim kavramı, yapay kutuplaşmalara karşı en güçlü panzehir olarak yeniden masaya yatırılıyor

05.07.2026 00:43:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyanın toplumsal huzuru sağlamadaki sorumluluğu
Medyanın toplumsal huzuru sağlamadaki sorumluluğu
Dijitalleşmenin zirve yaptığı, dezenformasyonun ve nefret söyleminin saniyeler içinde milyonlara ulaştığı 2026 dünyasında, medyanın toplumsal huzuru korumadaki rolü hayati bir kırılma noktasında. İletişim bilimciler ve sosyologlar, medyanın yalnızca bir "bilgi aktarıcısı" olmadığını, kullandığı dil ve kurguladığı çerçeveyle toplumsal barışı inşa etme ya da tamamen dinamitleme gücüne sahip olduğunu vurguluyor.

"Tık odaklı" haberciliğin ve sosyal medya algoritmalarının yarattığı yankı odaları, toplumsal fay hatlarını derinleştirirken; Barışçıl İletişim kavramı, yapay kutuplaşmalara karşı en güçlü panzehir olarak yeniden masaya yatırılıyor.







1. "Savaş Haberciliğinden "Barışçıl İletişim"e Geçiş

Geleneksel ve dijital medya, doğası gereği genellikle çatışmayı, dramı ve sansasyonel olayları ön plana çıkarma eğilimindedir. Ancak bu durum, toplumda "kronik bir güvensizlik ve düşmanlık" algısı yaratıyor.

Barışçıl iletişim yaklaşımı, medyanın şu temel sorumlulukları üstlenmesini zorunlu kılıyor:

Çatışmayı Değil, Çözümü Çerçevelemek: Olayları sadece "kazananlar ve kaybedenler" veya "biz ve onlar" ikilemiyle vermek yerine, tarafların altındaki temel ihtiyaçları ve ortak zeminleri görünür kılmak.

Şiddeti Sıradanlaştırmamak: Şiddet görsellerinin ve dilinin dramatikleştirilerek sunulması, toplumda empati duygusunu köreltirken, suça ve nefret söylemine karşı duyarsızlaşmaya yol açıyor.







2. Sosyal Medya Algoritmaları ve Toplumsal Kırılganlık

2026 yılı itibarıyla bireylerin haber tüketim alışkanlıkları büyük oranda yapay zekâ tabanlı algoritmalara bağımlı hale geldi. Bu algoritmalar, kullanıcıların öfke, korku ve nefret gibi ekstrem duygularını tetikleyen içerikleri daha fazla öne çıkarıyor.







Doğrulama (Fact-Checking) Sorumluluğu: Geleneksel gazeteciliğin kurumsal refleksleri, sosyal medyanın hız yarışı karşısında aşınıyor. Medya kuruluşlarının, toplumsal infial yaratma potansiyeli yüksek haberlerde "hız" yerine "doğruluk ve sağduyu" ilkelerini işletmesi toplumsal huzurun ilk kalkanıdır.






3. Dilin Gücü: Kelimeler Silaha Dönüşebilir

Kullanılan tek bir sıfat, haber başlığındaki manipülatif bir vurgu, mikro düzeyde komşuluk ilişkilerinden makro düzeyde etnik ve dini grupların bir arada yaşama kültürüne kadar her şeyi etkileyebilir. Medya; göçmenler, dezavantajlı gruplar veya siyasi fikri farklı olan kesimler hakkında haber yaparken "ötekileştirici" ve "kriminalize edici" dilden kaçınmakla yükümlüdür.







Gazetecilik Etiğinde Yeni Yol Haritası

Barışçıl iletişim, gerçekleri gizlemek ya da pembe bir tablo çizmek demek değildir. Aksine; gerçeği tüm boyutlarıyla, önyargılardan arındırarak ve toplumsal maliyetini hesaba katarak sunmaktır. Medyanın toplumsal huzurdaki sorumluluğu, olayların sadece "yangınını" göstermek değil, o yangının nasıl söndürülebileceğine dair yapıcı kamusal tartışmalara alan açmaktır.

Mersin'de acı olay

Mersin'de doğum gününde hayatını kaybeden Bilal Şimşek, nikah günü ise gözyaşları arasında toprağa verildi

02.07.2026 12:37:00
İhlas Haber Ajansı
 
Mersin'de acı olay
Mersin'de acı olay
Mersin'de doğum gününde geçirdiği kaza sonucu hayatını kaybeden Bilal Şimşek, nikah günü ise gözyaşları arasında dualarla toprağa verildi.






Olay, dün Erdemli ilçesi Koramşalı Mahallesi'nde meydana geldi. Bilal Şimşek patpat diye tabir edilen tarım aracıyla kiraz taşırken kaza geçirdi. Taklalar atan aracın altında kalan Şimşek, kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Şimşek'in doğum gününde hayatını kaybettiği, bugün de Erdemli Belediyesi Evlendirme Memurluğunda Eda Kıllı ile resmi nikahının olduğu öğrenildi. Doğum gününde vefat eden Şimşek'in cenazesi hastane morgundan evine götürülüp helallik alındı. Daha sonra mezarlığa götürülen Şimşek'in naaşı, kılınan cenaze namazının ardından dualarla toprağa verildi. Nikahı olacağı gün defnedilen Şimşek'in cenaze törenine Erdemli Belediye Başkanı Mustafa Kara, mahalleli, yakınları ve aileler katıldı.








Şimşek'in akrabalarından Ercüment Çağlayanlar, "Dün rahmetlinin doğum günüydü, bugün de nikahı vardı. Maalesef elim bir kaza sonucu toprağa verdik" dedi.








Koramşalı Mahalle Muhtarı Hasan Kurt, mahalle için çok zor ve üzücü bir olay yaşadıklarını, nikah beklerken kazanın yaşandığını söyledi.

Alanya'da otelin çatı katında yangın: Konaklayan misafirler tedbir amaçlı tahliye edildi

Antalya'nın Alanya ilçesinde 3 yıldızlı bir otelin çatı katında gece saatlerinde çıkan yangın korkuttu. Olayda yaralanan ya da dumandan etkilenen olmazken, otelde konaklayan misafirler tedbir amacıyla tahliye edildi

02.07.2026 02:30:00
İHA
 
Alanya'da otelin çatı katında yangın: Konaklayan misafirler tedbir amaçlı tahliye edildi
Alanya'da otelin çatı katında yangın: Konaklayan misafirler tedbir amaçlı tahliye edildi
Yangın, saat 00.30 sıralarında Cumhuriyet Mahallesi Ahmet Tokuş Caddesi üzerinde bulunan 3 yıldızlı bir otelin çatı katında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, otelin çatı bölümünden yükselen dumanları ve alevleri fark eden otel görevlileri durumu 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirdi.








İhbar üzerine bölgeye çok sayıda Alanya Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekibi, polis, sağlık ekipleri ve AFAD personeli sevk edildi. Otelde bulunan yerli ve yabancı turistler ile personel, ekiplerin yönlendirmesi doğrultusunda kısa sürede güvenli şekilde tahliye edildi. Tahliye sırasında herhangi bir panik yaşanmaması için polis ekipleri çevrede geniş güvenlik önlemi alırken, sağlık ekipleri de olması muhtemel bir olumsuzluğa karşı hazır bekletildi.








Kısa sürede olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, çatı katını saran alevlere müdahale etti. Yaklaşık 1 saat devam eden çalışmaların ardından yangın kontrol altına alınarak tamamen söndürüldü. Ekipler, yangının yeniden başlamaması için çatı bölümünde uzun süre soğutma çalışması gerçekleştirdi. Yangında dumandan etkilenen ya da yaralanan kimsenin bulunmadığı öğrenilirken, otelin çatı katında ciddi ölçüde maddi hasar meydana geldi. Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için itfaiye ve polis ekipleri tarafından inceleme başlatıldı.




















logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.