İnsan meselesi ve insan haklarına bakış -3-
Eflatun, meşhur Devlet adlı eserinde bir sistem anlatmakta ve bu sistemin içinde insanın rolünü ortaya koymaktadır
15.07.2026 00:44:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Eflatun, meşhur Devlet adlı eserinde bir sistem anlatmakta ve bu sistemin içinde insanın rolünü ortaya koymaktadır. Ona göre insan, devletin çıkarları, yani sistemin kendisi izin verdiği ölçüde adil, yardımsever, dürüst vs. olabilir. İnsan işini yapmalıdır.
Her sınıf kendi rolünü devam ettirmelidir. Eflatun, "Bir devlet için yıkıcı olan, (toplumu oluşturan) 3 sınıfın birbirinin işine karışması, görevlerini değiştirmesidir. Bu en büyük suçtur" demektedir.
Bizans imparatoriçesi Theodora ise m. 532 yılında bir Hipodrom yarışı sonrasında galeyana gelen halkı bastırmak, tahtını kurtarmak için, 30 bin kişiyi hipodromda kılıçtan geçirtir.

Bu, Batı tarihinde yetiştirilmiş bir hükümdar örneğidir. Haçlı seferlerinin başlatılmasındaki isim Papa. 2. Urban'ın Leuqs piskoposuna yazdığı mektupta şu cümleler yer almaktaydı: "Dürüst bir samimiyet coşkunluğu ile, birkaç aforozluyu öldürenleri cinayet işlemiş olarak telakki edecek değiliz."
Batının gelebildiği insan tanımı, tarihten bugüne yalnızca kendini düşünen, bencil, ihtiraslarının tatmini için her yolu deneyecek karakterde bir insan modeli oluşturmuştur.
Batılı, insanın, ruhen bütün dünyayı kahramanca(!) karşısına alan, tek başına yaşayan bir fert olduğunu düşünür.
Bütün bu örneklerden de anlaşılacağı üzere kapitalist düşünce sisteminde devletler yönetim yetkisini elinde bulunduran ve onun çevresinde konumlanmış güç odaklarının çıkarlarına hizmet etmektedir.

Böyle bir devlet anlayışı kendi vatandaşlarının haklarını gasp etmekte, mutlu bir azınlığın çıkarları için çalışmaktadır.
Böyle bir devlet anlayışına karşı iki çeşit tepkinin ortaya çıktığını görüyoruz.
– Bunlardan birincisi, insanların özgürlüklerini kısıtlayan devlet anlayışının yerine can, mal ve özgürlükleri koruyan devlet tezini savunan John Locke ve onun temellerini attığı liberalizm anlayışıdır.
Liberalizm, ilk önce baskıcı devlet idaresine karşı özgürlükleri savunmak için ortaya çıkmasına rağmen; bugün globalleşme sürecinde ulus devletlerin tasfiye edilmesinde kullanılmaktadır.
Yola insan haklarını korumak için krallara bir başkaldırı olarak çıkan liberalizm, bugün globalleşme sürecinde tüm insanlığı global firmaların kontrolünde ki dünya krallığına teslim etmiştir. Baskıcı devlet olgusuna karşı verilen tepki doğrudur ancak çözüm ortaya konmadığı için.

Liberalizm insanları yağmurdan kaçırarak doluya teslim etmiştir. Toplumları özgürleştirme hayali ile avutan liberalizm sonunda hem piyasaları hem de devletleri küresel güçlerin oyuncağı yapmıştır. Yeri gelmişken belirtelim ki, liberalizmde insan hakları klasik haklardan ibarettir.
Yani ekonomik ve sosyal hakların varlığından gerçek hayatta bahsetmek mümkün değildir. Bunu şöyle de ifade edebiliriz; liberal dünyada insanlar sosyal ve ekonomik haklarını aramakta, bunları elde etmek için çalışmakta özgürdür, ama bu hakları yaşama hakları kabul edilmemektedir.
Örneğin insanların çalışma hakları vardır. Ama herkesin iş bulma ve onurlu bir hayat sürmek için gerekli gelire sahip olma hakkı yoktur. Liberal–kapitalist düşünce refahı arama hakkını bireylere tanırken; onların refahı yaşama hakkını kabul etmemektedir.
Dolayısı ile devlete de böyle bir vazife yüklememektedir. Ancak böyle bir hedef, Sosyal Devlet/Milli Devlet tezinde vardır. Milli Devlet tezinin Sosyal Devlet açılımı, zaten bireylerin refahı yaşama hakkını onlara sağlamak üzere geliştirilmiştir.

ABD kuruluş bildirgesi olan 1776 yılındaki bağımsızlık bildirgesinde insanların yaşama, özgürlük ve refahı arama hakkından bahsedilmektedir. Dikkat edilirse refahı yaşama hakkından bahsedilmemektedir.
Örneğin bir genç okumak istediği halde okuyamıyor, bir işçi yeteneği ve projesi olduğu halde kendi işini açamıyor, bir işsiz çalışmak istediği halde iş bulamıyorsa; liberal–kapitalist modeller açısından bir sorun gözükmemektedir. Ancak Milli Devlet için durum tamamı ile farklıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Her sınıf kendi rolünü devam ettirmelidir. Eflatun, "Bir devlet için yıkıcı olan, (toplumu oluşturan) 3 sınıfın birbirinin işine karışması, görevlerini değiştirmesidir. Bu en büyük suçtur" demektedir.
Bizans imparatoriçesi Theodora ise m. 532 yılında bir Hipodrom yarışı sonrasında galeyana gelen halkı bastırmak, tahtını kurtarmak için, 30 bin kişiyi hipodromda kılıçtan geçirtir.

Bu, Batı tarihinde yetiştirilmiş bir hükümdar örneğidir. Haçlı seferlerinin başlatılmasındaki isim Papa. 2. Urban'ın Leuqs piskoposuna yazdığı mektupta şu cümleler yer almaktaydı: "Dürüst bir samimiyet coşkunluğu ile, birkaç aforozluyu öldürenleri cinayet işlemiş olarak telakki edecek değiliz."
Batının gelebildiği insan tanımı, tarihten bugüne yalnızca kendini düşünen, bencil, ihtiraslarının tatmini için her yolu deneyecek karakterde bir insan modeli oluşturmuştur.
Batılı, insanın, ruhen bütün dünyayı kahramanca(!) karşısına alan, tek başına yaşayan bir fert olduğunu düşünür.
Bütün bu örneklerden de anlaşılacağı üzere kapitalist düşünce sisteminde devletler yönetim yetkisini elinde bulunduran ve onun çevresinde konumlanmış güç odaklarının çıkarlarına hizmet etmektedir.

Böyle bir devlet anlayışı kendi vatandaşlarının haklarını gasp etmekte, mutlu bir azınlığın çıkarları için çalışmaktadır.
Böyle bir devlet anlayışına karşı iki çeşit tepkinin ortaya çıktığını görüyoruz.
– Bunlardan birincisi, insanların özgürlüklerini kısıtlayan devlet anlayışının yerine can, mal ve özgürlükleri koruyan devlet tezini savunan John Locke ve onun temellerini attığı liberalizm anlayışıdır.
Liberalizm, ilk önce baskıcı devlet idaresine karşı özgürlükleri savunmak için ortaya çıkmasına rağmen; bugün globalleşme sürecinde ulus devletlerin tasfiye edilmesinde kullanılmaktadır.
Yola insan haklarını korumak için krallara bir başkaldırı olarak çıkan liberalizm, bugün globalleşme sürecinde tüm insanlığı global firmaların kontrolünde ki dünya krallığına teslim etmiştir. Baskıcı devlet olgusuna karşı verilen tepki doğrudur ancak çözüm ortaya konmadığı için.

Liberalizm insanları yağmurdan kaçırarak doluya teslim etmiştir. Toplumları özgürleştirme hayali ile avutan liberalizm sonunda hem piyasaları hem de devletleri küresel güçlerin oyuncağı yapmıştır. Yeri gelmişken belirtelim ki, liberalizmde insan hakları klasik haklardan ibarettir.
Yani ekonomik ve sosyal hakların varlığından gerçek hayatta bahsetmek mümkün değildir. Bunu şöyle de ifade edebiliriz; liberal dünyada insanlar sosyal ve ekonomik haklarını aramakta, bunları elde etmek için çalışmakta özgürdür, ama bu hakları yaşama hakları kabul edilmemektedir.
Örneğin insanların çalışma hakları vardır. Ama herkesin iş bulma ve onurlu bir hayat sürmek için gerekli gelire sahip olma hakkı yoktur. Liberal–kapitalist düşünce refahı arama hakkını bireylere tanırken; onların refahı yaşama hakkını kabul etmemektedir.
Dolayısı ile devlete de böyle bir vazife yüklememektedir. Ancak böyle bir hedef, Sosyal Devlet/Milli Devlet tezinde vardır. Milli Devlet tezinin Sosyal Devlet açılımı, zaten bireylerin refahı yaşama hakkını onlara sağlamak üzere geliştirilmiştir.

ABD kuruluş bildirgesi olan 1776 yılındaki bağımsızlık bildirgesinde insanların yaşama, özgürlük ve refahı arama hakkından bahsedilmektedir. Dikkat edilirse refahı yaşama hakkından bahsedilmemektedir.
Örneğin bir genç okumak istediği halde okuyamıyor, bir işçi yeteneği ve projesi olduğu halde kendi işini açamıyor, bir işsiz çalışmak istediği halde iş bulamıyorsa; liberal–kapitalist modeller açısından bir sorun gözükmemektedir. Ancak Milli Devlet için durum tamamı ile farklıdır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)














































































