İşgalcilerin, İstanbul’u işgali
1. Meclis’in açılması 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgalinden bir ay sonradır.
07.03.2026 00:05:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





1. Meclis'in açılması 16 Mart 1920'de İstanbul'un işgalinden bir ay sonradır.
Yani İstanbul Hükümeti'nin tamamen devreden çıkmasıyla, millet egemenliğini temsil eden Meclis dönemi başlar.
Mustafa Kemal, bir yandan vatanperver din adamları ile fetvalar yayınlayarak milletin Kuvva hareketine karşı çıkmasını engellemeye çalışırken, diğer yandan millet egemenliğine giden yolu hazırlamaktadır.

İstanbul'un işgalinden birkaç gün önce 12 Mart 1920 tarihinde Ankara'dan şu telgrafı çeker:
"İngiliz mümessili olarak Ankara'da bulunan (Vitol) dün buradan ağır eşyasını da alarak şömendöfere binip gitmiştir. Hükmetmek lazımdır ki, fevkalade hadiselerin arifesinde bulunuyoruz.
Daha ziyade İstanbul'da vukû ve tahakkukuna intizar olunabilecek bu hadiselerin tevlit edebileceği mühim ve vahim vaziyetler üzerine arkadaşların nazar-ı dikkatlerini celbe musaraat ederim.
Her ihtimale karşı bilhassa Anadolu'da bulunmaları faydalı olan arkadaşların gafil avlanmayarak sürat ve emniyetle Anadolu'ya geçmek için şimdiden tertibat almış olmaları lazımdır. Mustafa Kemal."

"Bu telgraf ertesi 13 Mart akşamı o vakit Sivas Mebusu olan Kara Vasıf Bey'in Şişli'de Osmanbey karşısındaki evinde Hüseyin Rauf, Bekir Sami, Kara Vasıf Bey'lerle ben olduğum halde okunarak vaziyet mütalaa ve müzakere olunmuştur."
"16 Mart günü İstanbul işgal edilir. İstanbul limanını dolduran harp gemilerinin en büyükleri köprüye ve rıhtımlara yanaştırılarak en büyük topları İstanbul üzerine tehditkâr bir vaziyette çevrilmişti.
(…) İngilizler ve hatta bütün yabancılar Türk milletini öldürmeye müekkel olan bu hareketlerine Saray'da kuvvetli bir müzahir ve muavin bulmuşlardı.

Saray devlet ve millet aleyhine yapılan ve yapılacak her hareketi tasvip ediyor, hatta bu hususta aklınca ecnebilere yol bile gösteriyordu."
İşgal günü, İngilizler meclisi basarak Kara Vasıf Bey'i ve Rauf Bey'i alıp götürmüşlerdi. Ortalık karışıktı.
Kansu, hatıratında o sabahı şöyle anlatır:
"… Bu sabah (16 Mart 1336) bizim askerlerimiz uykuda iken evvela Şehzadebaşı'ndaki muzika karakolunu İngiliz askeri birden bire basarak uykudan uyanan askerimizle vukua gelen müsademe neticesinde altı şehit ve on beş yaralı verdiğimiz ve zırhlılardan karaya asker çıkarıldığı, bazı devair ve köşelere müfrezeler ve en ziyade mürur ve ubura mahsus kalabalık mahallerde de damlar üzerine mitralyözler konulmakta olduğu ve İngilizlerin bir taraftan zırhlılarını rıhtıma yanaştırıp Beyoğlu ciheti ile Tophane'yi işgal ettikleri ve bir taraftan da Harbiye Nezareti'ni işgal ederek ve Nezaret telgrafhanesine girerek telgraf tellerini kestikleri ve biraz sonra da Beyoğlu telgrafhanesine de girerek müdür ve memurları kovdukları, orasının da işgal edilmiş olduğu anlaşıldı.
Neticenin ne olacağını kimse bilmiyordu. Vükela meseleden haberdar değildi; Saray sükûnet içinde idi. Belki Padişah'ın malumatı vardı. Zira Meclis'ten gidip de ahval hakkında malumat talep edenlere Düvel-i İtilafiye Kuvvetleri güya İstanbul'u seyre gelmişler gibi soğuk bir tarzda cevaplar vermişler.
Hayret! İstanbul işgal olunuyor fakat makamat-ı resmiye ve Saray'da hiç telaş yok. Pek tabii bir hal karşısında imişler gibi, hiçbir teşebbüs ve tedbir yok."

İstanbul'un işgalinden sonra işgal güçleri bir işgal tebliği yayınlar:
"… Düvel-i İtilafiye'nin bu tebliğ-i resmisi, Mustafa Kemal Paşa'nın ikaz ve ihtariyle Anadolu'da bir iki merkezden başka hiçbir taraftan alınmamıştı. Alanlar ve cevap verenlerin de İzmit Mutasarrıfı Suat ve Konya Valisi Suphi Beyler olduğu Nutuk'ta zikredilmektedir.
(…) İstanbul'u muvakkaten işgal etmek idi.

İşbu karar, bugün mevki-i icraya vazedildiğinden, efkâr-ı umumiyeyi bera-yı tenvir nıkat-ı atiye tasrih olunur:
1- İşgal muvakkattır.
2- Düvel-i İtilafiye'nin niyeti, makam-ı saltanatın nüfuzunu kırmak değil, bilakis idare-i Osmaniye'de kalacak memalikte o nüfuzu takviye ve tahkim etmektir.

3- Düvel-i İtilafiye'nin niyeti, yine Türkleri Dersaadet'ten mahrum etmemektir.
4- Bu nazik zamanda, Müslim olsun, gayrimüslim olsun herkesin vazifesi, kendi işine gücüne bakmak, asayişin teminine hizmet etmek, Devlet-i Osmaniye'nin enkazından yeni bir Türkiye'nin ihdası için son bir ümidi cinnetleriyle mahvetmek isteyenlerin iğfalatına kapılmamak ve halen makarr-ı saltanat kalan İstanbul'dan ita olunacak evamire itaat etmektir. Balada zikrolunan teşvikata iştirak eden eşhasın bazıları…"

Evet, işgal kuvvetlerinin gayesi, onlarla beraber hareket eden saltanatın gücünü muhafazadır ve son bir ümit olarak yeni bir Türkiye kurmak isteyenlerle beraber hareket edilmemelidir." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)
Yani İstanbul Hükümeti'nin tamamen devreden çıkmasıyla, millet egemenliğini temsil eden Meclis dönemi başlar.
Mustafa Kemal, bir yandan vatanperver din adamları ile fetvalar yayınlayarak milletin Kuvva hareketine karşı çıkmasını engellemeye çalışırken, diğer yandan millet egemenliğine giden yolu hazırlamaktadır.

İstanbul'un işgalinden birkaç gün önce 12 Mart 1920 tarihinde Ankara'dan şu telgrafı çeker:
"İngiliz mümessili olarak Ankara'da bulunan (Vitol) dün buradan ağır eşyasını da alarak şömendöfere binip gitmiştir. Hükmetmek lazımdır ki, fevkalade hadiselerin arifesinde bulunuyoruz.
Daha ziyade İstanbul'da vukû ve tahakkukuna intizar olunabilecek bu hadiselerin tevlit edebileceği mühim ve vahim vaziyetler üzerine arkadaşların nazar-ı dikkatlerini celbe musaraat ederim.
Her ihtimale karşı bilhassa Anadolu'da bulunmaları faydalı olan arkadaşların gafil avlanmayarak sürat ve emniyetle Anadolu'ya geçmek için şimdiden tertibat almış olmaları lazımdır. Mustafa Kemal."

"Bu telgraf ertesi 13 Mart akşamı o vakit Sivas Mebusu olan Kara Vasıf Bey'in Şişli'de Osmanbey karşısındaki evinde Hüseyin Rauf, Bekir Sami, Kara Vasıf Bey'lerle ben olduğum halde okunarak vaziyet mütalaa ve müzakere olunmuştur."
"16 Mart günü İstanbul işgal edilir. İstanbul limanını dolduran harp gemilerinin en büyükleri köprüye ve rıhtımlara yanaştırılarak en büyük topları İstanbul üzerine tehditkâr bir vaziyette çevrilmişti.
(…) İngilizler ve hatta bütün yabancılar Türk milletini öldürmeye müekkel olan bu hareketlerine Saray'da kuvvetli bir müzahir ve muavin bulmuşlardı.

Saray devlet ve millet aleyhine yapılan ve yapılacak her hareketi tasvip ediyor, hatta bu hususta aklınca ecnebilere yol bile gösteriyordu."
İşgal günü, İngilizler meclisi basarak Kara Vasıf Bey'i ve Rauf Bey'i alıp götürmüşlerdi. Ortalık karışıktı.
Kansu, hatıratında o sabahı şöyle anlatır:
"… Bu sabah (16 Mart 1336) bizim askerlerimiz uykuda iken evvela Şehzadebaşı'ndaki muzika karakolunu İngiliz askeri birden bire basarak uykudan uyanan askerimizle vukua gelen müsademe neticesinde altı şehit ve on beş yaralı verdiğimiz ve zırhlılardan karaya asker çıkarıldığı, bazı devair ve köşelere müfrezeler ve en ziyade mürur ve ubura mahsus kalabalık mahallerde de damlar üzerine mitralyözler konulmakta olduğu ve İngilizlerin bir taraftan zırhlılarını rıhtıma yanaştırıp Beyoğlu ciheti ile Tophane'yi işgal ettikleri ve bir taraftan da Harbiye Nezareti'ni işgal ederek ve Nezaret telgrafhanesine girerek telgraf tellerini kestikleri ve biraz sonra da Beyoğlu telgrafhanesine de girerek müdür ve memurları kovdukları, orasının da işgal edilmiş olduğu anlaşıldı.
Neticenin ne olacağını kimse bilmiyordu. Vükela meseleden haberdar değildi; Saray sükûnet içinde idi. Belki Padişah'ın malumatı vardı. Zira Meclis'ten gidip de ahval hakkında malumat talep edenlere Düvel-i İtilafiye Kuvvetleri güya İstanbul'u seyre gelmişler gibi soğuk bir tarzda cevaplar vermişler.
Hayret! İstanbul işgal olunuyor fakat makamat-ı resmiye ve Saray'da hiç telaş yok. Pek tabii bir hal karşısında imişler gibi, hiçbir teşebbüs ve tedbir yok."

İstanbul'un işgalinden sonra işgal güçleri bir işgal tebliği yayınlar:
"… Düvel-i İtilafiye'nin bu tebliğ-i resmisi, Mustafa Kemal Paşa'nın ikaz ve ihtariyle Anadolu'da bir iki merkezden başka hiçbir taraftan alınmamıştı. Alanlar ve cevap verenlerin de İzmit Mutasarrıfı Suat ve Konya Valisi Suphi Beyler olduğu Nutuk'ta zikredilmektedir.
(…) İstanbul'u muvakkaten işgal etmek idi.

İşbu karar, bugün mevki-i icraya vazedildiğinden, efkâr-ı umumiyeyi bera-yı tenvir nıkat-ı atiye tasrih olunur:
1- İşgal muvakkattır.
2- Düvel-i İtilafiye'nin niyeti, makam-ı saltanatın nüfuzunu kırmak değil, bilakis idare-i Osmaniye'de kalacak memalikte o nüfuzu takviye ve tahkim etmektir.

3- Düvel-i İtilafiye'nin niyeti, yine Türkleri Dersaadet'ten mahrum etmemektir.
4- Bu nazik zamanda, Müslim olsun, gayrimüslim olsun herkesin vazifesi, kendi işine gücüne bakmak, asayişin teminine hizmet etmek, Devlet-i Osmaniye'nin enkazından yeni bir Türkiye'nin ihdası için son bir ümidi cinnetleriyle mahvetmek isteyenlerin iğfalatına kapılmamak ve halen makarr-ı saltanat kalan İstanbul'dan ita olunacak evamire itaat etmektir. Balada zikrolunan teşvikata iştirak eden eşhasın bazıları…"

Evet, işgal kuvvetlerinin gayesi, onlarla beraber hareket eden saltanatın gücünü muhafazadır ve son bir ümit olarak yeni bir Türkiye kurmak isteyenlerle beraber hareket edilmemelidir." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)



























































