logo
23 HAZİRAN 2026

Hayalden zorunluluğa: Türkiye–Avrupa dengesi

02.06.2026 00:00:00
Bazı devlet politikaları seçim kaybedince değişir. Bazıları ise savaş çıkınca gerçek yüzünü gösterir.
 
Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi uzun yıllar boyunca bir çağdaşlaşma projesi olarak anlatıldı. Televizyon ekranlarında, seçim meydanlarında ve diplomasi masalarında aynı cümle tekrar edildi: "Türkiye'nin yönü Batı'ya dönük." Avrupa Birliği üyeliği; daha güçlü ekonomi, daha sağlam hukuk sistemi ve daha demokratik bir gelecek umuduyla birlikte konuşuldu.
 
Bugün ise o eski heyecandan geriye pek fazla şey kalmadı. Ne toplumda eski üyelik coşkusu var ne de siyasette aynı kararlılık hissi. Bu yüzden birçok kişi aynı soruyu soruyor: Ne oldu o yıllarca "devlet politikası" denilen hedefe?
 
Aslında ortadan kaybolan şey politika değil, ona yüklenen anlam oldu.
 
Bir dönem demokrasi ve ortak değerler üzerinden yürüyen ilişki, bugün güvenlik raporları, enerji hesapları ve kriz senaryoları üzerinden konuşuluyor. Çünkü dünya değişti; dünya değişince ülkelerin birbirine duyduğu ihtiyaç da değişti.
 
Rusya-Ukrayna savaşı bu dönüşümün en sert kırılma noktalarından biri oldu. Avrupa uzun yıllardır kurduğu güvenlik ve enerji dengesinin aslında ne kadar kırılgan olduğunu gördü. Enerji maliyetleri yükseldi, ekonomik baskı arttı, toplumsal huzursuzluk derinleşti.
 
Savaş aynı zamanda şunu da gösterdi: Haritada uzak görünen krizler, birkaç ay içinde insanların mutfağına kadar ulaşabiliyor.
 
Artan hayat pahalılığı, enerji kaygısı ve güvenlik endişesi Avrupa toplumlarında yeni bir siyasi iklim oluşturdu. Birçok ülkede aşırı sağ hareketlerin yükselmesi de bu tablonun sonucu olarak ortaya çıktı. Çünkü kriz dönemlerinde toplumlar daha sert sınırlar, daha kapalı politikalar ve daha korumacı söylemler talep eder.
 
Bu iç dönüşüm, Avrupa'nın dış politikadaki tutumunu da daha parçalı hale getirdi. Doğu Akdeniz ve enerji hatları üzerindeki rekabet bunun en görünür alanlarından biri oldu. Türkiye ile Yunanistan arasında uzun süredir devam eden deniz yetki alanları ve güvenlik tartışmaları, Avrupa Birliği içinde de farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına yol açtı. Bazı ülkeler daha temkinli ve dengeleyici bir çizgi izlerken, bazıları daha net pozisyonlar alabiliyor. Bu durum, Avrupa'nın her kriz karşısında tek sesli hareket edemediğini de gösteriyor.
 
İşte tam bu noktada Türkiye'nin stratejik ağırlığı yeniden görünür hale geldi.
 
Karadeniz dengesi, tahıl koridoru, enerji geçiş hatları ve NATO'nun doğu kanadı Türkiye'yi yeniden kritik bir merkez ülke konumuna taşıdı. Ankara bir yandan Moskova ile iletişim kurabilen nadir NATO üyelerinden biri olurken diğer yandan Batı ittifakı içinde kalmaya devam etti.
 
Bu durum Avrupa açısından önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada yaşanacak büyük bir kırılma, sınırların ötesine taşan sonuçlar doğurur. Göçten enerji güvenliğine kadar uzanan etkiler, kısa sürede Avrupa'nın iç siyasetini bile şekillendirir.
 
Türkiye açısından bakıldığında da tablo farklı değil. Ankara zaman zaman sert siyasi mesajlar verse de Avrupa ile ekonomik ve diplomatik bağlarını tamamen koparamıyor. Çünkü ticaret, yatırım ve finans dengesi açısından Avrupa hala Türkiye'nin en önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.
 
Üstelik Türkiye de çevresindeki krizlerin ortasında tamamen yalnız kalmanın maliyetini biliyor. Sert jeopolitik kırılmalar en çok sıradan insanların hayatını etkiliyor; bu etki doğrudan hayat pahalılığına, işsizlik riskine ve güvenlik kaygılarına dönüşüyor.
 
Belki de bugün yaşanan en büyük değişim tam olarak burada yatıyor. Bir zamanlar ortak gelecek hayaliyle yürüyen ilişki, artık ortak riskleri yönetme zorunluluğuna dönüşmüş durumda.
 
Bu yüzden "Ne oldu o devlet politikasına?" Sorusunun cevabı nettir: O politika ortadan kalkmadı, sadece başka bir kimliğe büründü.
 
Bugün Ankara ile Brüksel arasında zaman zaman sert krizler yaşansa da hiçbir taraf tamamen kopuşun doğuracağı sonuçları göze alamıyor. Çünkü Ukrayna savaşıyla birlikte herkes aynı gerçeği yeniden gördü: Haritalar, ideolojilerden daha uzun ömürlüdür.
 
Bir zamanlar hedef olarak anlatılan ilişki, bugün daha çok zorunlulukla ayakta duran bir dengeye dönüşmüş durumda.
 
Çünkü Türkiye ile Avrupa artık aynı hayalin tarafları değil; aynı fırtınada farklı gemilere binmiş ama aynı limana sürüklenen yolcular gibidir. Ve bazı ilişkiler vardır ki bitmez… sadece daha soğuk bir gerçeğe dönüşür.
 
Cem Bürüç / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.