İsrail Devletinin kuruluş ve yaşayış yöntemi, ABD'ninkine benzer. Çünkü ikisini de kuran Yahudi teröristlerdir. Onun içindir ki, ABD ve İsrail, ayrılmaz bir bütünü oluşturmaktır. Teröristler devlet kurar da, başına geçerse ne olur? Elbette, terör, suikast, katliam ve soykırım kaçınılmaz olur. Bugüne kadar İsrail'de devlet ve hükümet başkanlığı yapanlara bakınız, hepsinin terör örgütünden yetişmiş insanlar olduğunu görürsünüz. O kişiler, bununla iftihar ediyorlar. Meselâ, Menahem Begin, "Deir Yassin katliamı olmasaydı, İsrail Devleti kurulmazdı" diyerek, katliamların tarihlerindeki önemi vurgulamıştır. Siyonist ideolog Wladimir Yabotinsy şöyle diyor: "Yahudiler için iki seçenek mevcuttur: Ya zaaf gösterip, aşağlınarak kendini yok etmek, ya da saldırgan, yenilmez bir öfke göstererek var olmaktır". İsrail Devletinin politikasının temeli, işte bu anlayıştır.Bu anlayışa, fırsat veren, imkân tanıyan, maalesef, gaflet, dalâlet ve hıyanet içerisinde olan Müslümanlar olmuştur. Hıyanetin ilki Müslüman Araplara aittir. Osmanlı'ya karşı isyan hazırlığı yapan Müslüman Araplara, Yahudiler, isyanda destek olma sözü vererek, toprak talep ettiler ve aldılar. Gerçekten de, Birinci Dünya Savaşı'nda Yahudiler, İngiliz ordusuna katılarak, Osmanlı'ya karşı savaştılar. "Katırcı Taburları" denilen birlikleri Yahudiler oluşturdular. İsrail Devletinin kurucusu ve ilk devlet başkanı David Ben Gurion, bu taburlarda görev yapmış birisiydi. Ne gariptir ki, Birinci Dünya Savaşı'nda Arapların, Osmanlı'yı arkadan vurduğu sürekli söylenir, fakat Yahudilerin bu hıyanetinden hiç söz edilmez. Halbuki Sultan Abdülhamid, Yahudilerin bu hıyanet plânlarını çok önceden bilmiş ve ona karşı gerekli tedbirleri almıştı. Aldığı tedbirlerden biri, Filistin'i 'Sultanın Mülkü' ilân edip, toprak satışlarını yasaklamasıydı. İttihat ve Terakki, bu kararı iptal ederek, İsrail Devletinin kurulmasının önünü açtı. Sultan Abdülhamid, Theoder Herzl'i huzurundan kovmuş, fakat onu adım adım takip etmiştir. Herzl'in Filistin'den toprak satın alma isteğinden vazgeçmediğini, bu maksatla İstanbul'a beş kez geldiğini gören Sultan Abdülhamid, arkadaşı Newlinski ile ona şu tehdit dolu haberi göndermiştir: "Arkadaşına söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim, bu vatanı kanlarıyla mahsüldar kılmıştır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla örteriz". Osmanlı yöneticilerine, Batı dünyasında sürekli Yahudilere toprak satışı sorulmuştur. Osmanlı Büyükelçisi Ali Ferruh Beye de Washington'da 24 Nisan 1899'da bir Amerakalı gazeteci böyle bir soru sordu. Ali Ferruh Beyin cevabı şu oldu: "Ceplerimize milyonlarca altın doldursalar, hükümetimiz Arap memleketlerinin hiçbir bölümünü satmak niyetinde değildir". Osmanlı parçalanmadan İsrail devletinin kurulamayacağını anlayan Yahudiler, içimizdeki beyinsizler vasıtasıyla Osmanlı'yı Birinci Dünya Savaşı'na soktular ve parçaladılar. Osmanlı parçalanır, Arapların 'Büyük Arabistan' hayali de suya düşer. ABD Başkanı Roosevelt, Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz el-Suud ile görüşür. Başkan Roosevelt, Suudi Kral'a, "Hitler ve Naziler zulmüne uğrayan Yahudilerin bir vatana ihtiyacı olduğunu" söyler. "Filistin'e ne dersiniz?" diye sorar. Kral, "Yahudiler Filistinliler zulmetmedi. Naziler zulmetti. Nazilerin yaptığından dolayı Filistinlilerin cezalandırılması yanlıştır. Bir halkın elinden vatanlarını koparıp, diğer bir halka vermeye taraftar değilim" der. (Bkz. Grace Hallsell, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak, s. 108). Kral böyle der ama, hiçbir işe yaramaz. Zira köprünün altından çok sular geçmiş, Müslümanların hamisi Osmanlı tarihe karışmıştır. Ne yazık ki, bugün de birçok Müslümanın gaflet, dalâlet ve hıyaneti hâlâ sürüyor ve İsrail Devleti de, bundan istifade ederek, insanlık dışı vahşetini sergiliyor. Neymiş, Hamas, Ortadoğu'da barışa engelmiş, İsrail, onu ortadan kaldırırsa, barış sağlanacakmış, krallar da saltanatlarını koruyacak, debdebe içerisinde yaşayacakmış. Bu düşünceyle Hamas, İsrail'in önünü yem olarak atılmıştır. Yahudilerin ve yandaş kralların unuttuğu bir gerçek vardır. O da şudur: Zalimlerin hasmı Allah (cc)'tır. Allah (cc) ihmal etmez, imhal eder, yani meyil verir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
M. Hilmi Yıldırım / diğer yazıları
- İnsan hakları ve ihlâlleri / 01.02.2019
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018
- Sömürü ve şahsiyetli insan / 21.01.2019
- Ekonomik kararlar ve insan davranışları / 09.01.2019
- Medeniyetlerin etkileşimi / 20.12.2018
- Ekonomide bitmeyen tartışma / 12.12.2018
- İletişim çağında iletişimsizlik / 22.11.2018
- Öngörülerdeki isabetsizlikler / 09.11.2018
- Küresel ekonomi ve ülke ekonomileri / 22.10.2018
- Adaletsiz ekonomi / 11.10.2018
- Ekonomide milli strateji / 18.09.2018