logo
28 EYLÜL 2026

İYİ Parti lideri grup toplantısında konuştu

İYİ Parti lideri partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada, "Sözde Terörsüz Türkiye Komisyonu… Barış, kardeşlik, dayanışma, demokrasi, milli birlik… ne güzel laflar. Peki, Sonuç? Teröristbaşı Öcalan'a özgürlük yürüyüşleri. Sonuç? Polise 'ey düşman' diye megafonla seslenen terör sempatizanları" dedi 

22.10.2025 14:19:00 / Güncelleme: 22.10.2025 14:25:13
Haber Merkezi
 
İYİ Parti lideri grup toplantısında konuştu
İYİ Parti lideri grup toplantısında konuştu
İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM'de düzenlenen haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.  

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) yeni seçilen Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'ı tebrik eden Dervişoğlu, Kıbrıs'ta iki temel öncelikleri olduğunu belirterek, "Birincisi Kıbrıs Türklüğünün güven içinde yaşaması, ikincisi ise KKTC'nin bir hukuk devleti olarak ilelebet varlığıdır" dedi. KKTC'nin "mafya, kumar, fuhuş, kara para ve yasa dışı faaliyetlerin merkezi haline gelmemesi gerektiğini" vurgulayan Dervişoğlu, bunun "herkes için bir namus meselesi" olduğunu söyledi.

Türkiye'nin KKTC'nin bağımsızlığına saygı göstermesi gerektiğinin altını çizen Dervişoğlu, şöyle konuştu:

"Gerek seçim sürecinde ve gerekse sonrasında, Türkiye'den bir takım siyasi aktörleri esefle izledik. KKTC seçimlerini etkilemeye yönelik, talihsiz olduğu kadar münasebetsiz açıklamalarını da tek tek not aldık. KKTC'nin bağımsız bir devlet olduğunu savunup, bunu dünyaya kabul ettirmeye çalışırken; bağımsızlığına önce Türkiye'nin saygı duyması gerekir. Çünkü Türkiye'nin saygı göstermediği bir alanda, başkalarının saygı göstermesi beklenemez.

"Kıbrıs Türk halkının bir devleti vardır"

KKTC'nin bağımsız ve egemen bir ülke olduğuna inanan ve bu davayı destekleyen herkes, Kıbrıs Türk halkının hür iradesiyle yaptığı seçimlerin sonuçlarının, KKTC'nin bağımsızlığını perçinlediğini kabul etmelidir. KKTC Cumhurbaşkanı atanmış bir vali değildir, bağımsız bir Türk devletinin adil ve özgür seçimler sonucu seçilmiş devlet başkanıdır. Yapılan seçimleri, federasyon ile bağımsız devlet arasında bir referandum gibi sunmak, hadiseyi bu şekilde ele almak, düşmanları sevindirmek, Türkiye için de bir mağlubiyet algısı yaratmaktır.
Okumadıkları, okuyup anlamadıkları, anlayıp da inanamadıkları tarihi gerçeği tekrarlayayım ki; o pamuk ipliğine bağlı milli özgüvenleri öğrensin. Kıbrıs Türk halkının bir devleti vardır ve garantörü de Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bu hakikat öylesine köklü, öylesine güçlüdür ki; ne tek bir seçimle değişir ne de değiştirmeye kimsenin gücü yetebilir. Devlet aklı ve ahlakı olanlar bunu bilir ve buna dikkat ederek söylem üretirler. Ancak; 'beka' kavramını her mecrada bozuk para gibi kullanmaya alışkın bu zihniyet; en kirli ve karanlık şahsi ilişkilerini, onunla yıkayıp aklayacağına o kadar inanmış ki, beka diye sattıkları cakaları ve bundan elde ettikleri menfaatleri bozulduğunda maksadı aşan cümleler kurmaktan geri durmuyorlar."

Dervişoğlu'ndan iktidara 3 Suriye sorusu

TBMM'de kabul edilen Irak-Suriye tezkeresini değerlendiren Dervişoğlu, Suriye'deki istikrarsızlık ve Şam yönetimiyle YPG arasındaki görüşmelere dikkat çekerek, iktidara şu üç soruyu yöneltti:

"Suriye'deki istikrarsızlık ve yeni bir iç savaş tehdidi, Türkiye'nin arzu ettiği bir şey olamaz. Ancak, Suriye ile ilgili yapılan ve yapılacak herhangi bir anlaşmanın da, Türkiye'nin toprak ve nüfus güvenliğinin hilafına olması asla kabul edilemez. Dolayısıyla, milli güvenlik mimarimizle kökünden oynamaya meyilli aktörlerin içinde olduğu bu iktidara, bu tezkere bağlamında üç soru sormamız gerekiyor.

Bir, SDG/YPG'nin, Suriye ordusuna entegre olması halinde, o yapının birlikleri, kendi emir-komuta zincirlerini koruyarak, Suriye'nin kuzeydoğusunda konuşlanmaya devam mı edecekler? Yoksa Şam'ın iradesine tabi olacak ve Suriye'nin diğer bölgelerindeki ordu birliklerine karışarak mı görev yapacaklar? Eğer SDG/YPG birlikleri sadece üniforma ve flama değiştirmekle yetinecek ve bulundukları bölgede özerk bir ordu birliği olarak kalmaya devam edecekse, bu bir barış anlaşması olmadığı gibi, TBMM'den çıkarılacak tezkerenin kullanılması da ivedi ve zaruri hale gelir.

İkinci sorumuz ise Türkiye olası anlaşma sonunda, Suriye'nin kuzeyinde bir tampon bölge kurma ve sürdürme hakkına sahip olacak mıdır? Aksi durum, yani Adana Mutabakatı'nın bile gerisine düşen, 'sınırdan 30 km içeriye girerek terör unsurlarını takip ve imha hakkının altında kalan' bir anlaşma bu koşullarda, başarısızlık ve rezalet dışında bir şekilde tanımlanamaz.

Son olarak da Türkiye'nin, Şam yönetimine hava savunma sistemi, insansız hava uçağı ve bazı elektronik haberleşme sistemleri konusunda, yardım yapacağı haberleri de basına sızmış durumdadır. Bu stratejik mühimmatın denetimi için Şam'a gönderilecek bir heyet olacak mıdır? Bu mühimmatın SDG/YPG başta olmak üzere birtakım grupların, hatta Türkiye'ye hasmane tutum sahibi devletlerin eline geçmeyeceğinin teminatına sahip misiniz?"

Bu konularda belirsizliklerin büyük güvenlik riskleri doğurabileceğini belirten Dervişoğlu, "Türkiye bu tür zafiyetlere izin veremez" dedi. Irak-Suriye tezkeresindeki "PKK ile mücadele" vurgusuna da değinen Dervişoğlu, "Bir anlamıyla örgütün tasfiyesine yönelik adımların safsata olduğunu ortaya koyarken, bir önceki tezkere döneminde yapılan mücadelede, başarısız olunduğunu teyit etmektedir. Yani malum ilan edilmiştir. Bakalım bu duruma, o meşhur komisyonda ne tepki verilecektir" değerlendirmesinde bulundu.

"Yandaş ve oligarklarının ekonomisi"

Dervişoğlu, iktidarın ekonomi politikasını da eleştirerek, "Bir tarafta sarayın yandaş ve oligarklarının ekonomisi… Bunun içinde peşkeş, talan, yağma ve haram zenginlik vardır. Diğer yanda temiz vatandaşın ekonomisi… Bunun içinde ise hakkını alamayan, hakkı gasbedilen 86 milyon vardır, alın teri vardır, emeği vardır, değişim arzusu vardır" dedi.

Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Emrah Şener'in tutuklanmasına değinen Dervişoğlu, şunları kaydetti:

"Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nı düşünebiliyor musunuz? Cebimizdeki parada imzası bulunan kişi, yolsuzluk iddiaları ile tutuklanıyor. İngiliz Mehmet'ten, sabık damat bakana, oradan da ışıldayan gözlü bakanlara kadar, atandığı dönemde öve öve bitirilemeyen, Türkiye'yi milyarlarca dolar zarara uğratan kur korumalı mevduatın da mucitlerinden olan Merkez Bankası başkan yardımcısından bahsediyorum. Söz konusu soruşturmaya göre, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın iştiraki olan Bankalararası Kart Merkezi'nde yapılan 'Çipli Kart Alımı' ve 'TROY Yazılım Geliştirme' ihalelerinde, ciddi usulsüzlükler tespit edilmiş ve devletimiz milyonlarca lira zarara uğratılmıştır.

Hiç kimse ağzını eğip bükmesin, bu, basit bir ihale tartışması, yahut bir usul hatasından kaynaklanan bir zarar değildir. Bu mesele, devletin en güvenilir kurumu sayılan ve öyle de olması gereken Merkez Bankası'nın gölgesinde doğmuş bir yönetim zafiyeti, saray çürümüşlüğünün en açık özetidir. Çünkü ortada bir rabıta vardır. İş takibi ve komisyon rabıtası vardır. Merkez Bankası görevlilerinden, kayyum rektör olarak adlandırılan Boğaziçi Üniversitesi'ndeki görevlilere, sendika başkanının oğlundan, farklı kurumlardaki üst düzey kamu görevlilerine kadar, büyük bir şebekenin işin içerisinde olduğu görülmektedir. Eğer bir mucize olup derinlemesine incelenebilse, bu işin nereye ve kimlere uzanacağını da hepimiz biliyoruz.

Sonuç, kara paranın, kayıt dışılığın, enformel ve hatta illegal ekonominin emeği, bilgiyi, alın terini ve helal lokmayı yutmasıdır, tüketmesidir, yok etmesidir. Söz gelimi, bugün kayıt dışı ekonomi, toplam ekonomimizin yüzde 30'unu aşmış, kabaca 400-500 milyar dolarlık bir hacme ulaşmış durumdadır. Bütçe ise, vatandaşın ümüğünün sıkılmasıyla, zamlarla ve vergilerle dengelenmeye çalışılmaktadır.

Faiz ödemeleri korkunç boyuttadır. İç borçlanma faizleri, 2002'nin, 2003'ün üzerindedir. Hatırlıyoruz, o günlerde onlarca banka batmıştı, 'Bugün ne oldu da bunu yaşıyoruz' diye soruyoruz, hep birlikte soruyoruz. Gözümüzün önünde, adeta bir savaşta yenilmiş, işgal kuvvetlerine imtiyaz ve tekel dağıtan bir ülke ekonomisi fotoğrafı beliriyor. Bu fotoğrafı ortaya kim koymuştur, bu fotoğraf ortaya nasıl çıkmıştır? Ayan beyan biliyoruz."

"Bütçenin sahibi Recep Tayyip Erdoğan gelsin"

Dervişoğlu, TBMM'de bu hafta başlayacak bütçe görüşmelerine ilişkin eleştirilerini şöyle dile getirdi:

"Bütçeyi hazırlayan arkadaşların, hükümetin marifeti hemen ortaya çıksın diye teslim günü dolmadan TBMM'ye alelacele verdikleri 2026 yılı bütçesinde; 16.2 trilyon gelir, 18.9 trilyon gider, 2.7 trilyon lira bütçe açığı bekleniyor. Ödeyeceğimiz faiz de aynı miktarda yani 2,7 trilyon. Büyüme ise yüzde 3.8 olacakmış. Bu açıkla da enflasyon yüzde 16'ya düşecekmiş. 3 haftada çöken, 3 yıllık Orta Vadeli yalanların yeni bir versiyonu. Bu bütçe açığıyla, bu enflasyon, nasıl o seviyeye düşecek? Rakamlar yalan söylemez, ama bu bütçe yalan söylemekten imtina etmiyor. Çünkü 2026 rakamlarının gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok. Bütçe eskiden bir hükümetin yol haritasıydı, namusuydu. Şimdi ise yalanın resmi belgesi haline gelmiş durumdadır. Hakikatin bütçesi değil, amirine yaranma telaşıyla yapılmış palavra sporudur.

Yanlış ekonomik politikalar yüzünden millet tükenmiştir. Kepenk kapatan esnaf, ay sonunu getiremeyen emekli, toprağına küsen çiftçi tükenmiştir. Emeği zayi olan emekçi, maaşı kuşa dönen memur, maaşının yarıdan fazlasını kiraya veren kiracı tükenmiştir. Çarkı döndüremeyen KOBİ'ler, finansmana ulaşamayan sanayiciler, geleceğinden umudu kesmiş, kayırmacılık altında ezilen gençler tükenmiştir. Aslına bakarsanız milleti tüketen, iktidar tükenmiştir. Hazırladıkları bütçe de, bir 'tükeniş bütçesidir.' Bütçenin sahibi Recep Tayyip Erdoğan, geride bıraktığımız yıllarda yaptığı gibi yapmasın. Bütçesini gelsin ya delikanlı gibi savunsun ya da bu büyük millete kendisi sunsun, suçu bürokrasinin üstüne, bakanların üstüne atmasın. Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı TBMM'den kaçmamaya davet ediyorum."

Dervişoğlu, borsadaki çöküş ve halkın birikimlerinin erimesi üzerine TBMM'de kapsamlı bir denetim komisyonu kurulmasını, tüm kamu kurumlarının iş ve işlemlerinin şeffaf şekilde halka açıklanmasını talep etti.

"Adalet bir gün herkese lazım olur"

"Biliyorsunuz her yeni güne operasyonlar, soruşturmalar, mahkemelerle uyanıyoruz" diyen Dervişoğlu, şöyle konuştu:

"Ülkemizde adalet duygusu zedeleniyor. Yapılan soruşturma ve yargılamaların hukukiliğinden çok siyasiliği konuşulup tartışılıyor. Belediye başkanları üzerinden yürütülen süreçler kamu vicdanını yaralar bir mahiyettedir. Suç varsa elbette cezasız kalmamalıdır. Ancak adaletin tecellisi geciktirilmemelidir. Aksi ispat edilinceye kadar herkes masumdur. Bu nedenle, tutukluluğun bir tedbir olmanın ötesinde, cezaya dönüştürülmemesi gerekmektedir. Ülkemizde, çeşitli dönemlerde yaşanmış ve hukuk tarihimize kara bir leke olarak kazınmış, yine hukukun üstünlüğü ile temizlenmiş kararlar ve süreçler vardır.

Yüzlerce yıldan yargılanıp, serbest dolaşanların bulunduğu bir dönemde, büyükşehir belediye başkanlarının sanki mahkum edilmişler gibi, cezaevlerinin ağır koşulları altında tutulmaları hukuken ve vicdanen kabul edilebilir değildir. Adalet bir gün herkese lazım olur… Yargılamaların tutukluluk dışındaki tedbirlerle sürdürülmesi sadece bizim değil, kamuoyunun da beklentisidir. İstiyoruz ki, hakikat konuşulsun. İstiyoruz ki, hakkı yenen 86 milyonun derdi çözülsün. İstiyoruz ki, bu cennet vatanda, refaha, mutluluğa ve geleceğe ortak olalım. Ancak görüyoruz ki birçoğunun derdi, bir ortaklık tasavvuru değildir. İktidar nasıl ki siyaseti, ekonomiyi ve toplumu spekülasyon ve manipülasyonla yönetiyor, onun ortakları da her fırsatta benzine ateş, ateşe de de barut taşımayı bir marifet sanıyorlar."

"Komisyonun sonucu Öcalan'a özgürlük yürüyüşleri"

Dervişoğlu, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'na ilişkin eleştirilerini şu şekilde paylaştı:

"Sözde Terörsüz Türkiye Komisyonu… Barış, kardeşlik, dayanışma, demokrasi, milli birlik… ne güzel laflar. Peki, Sonuç? Teröristbaşı Öcalan'a özgürlük yürüyüşleri. Sonuç? Polise 'ey düşman' diye megafonla seslenen terör sempatizanları. Sonuç? Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret eden Post-modern siyaset feodalleri. Sonuç? Türkiye'nin tartışılmazlarının, tartışma masasına yatırılıp, tartışmaya açılması. Sonuç? Siyasetteki varlığını, Türk milleti tanımıyla, Cumhuriyet'in nitelikleriyle yaptığı çekişmeye adamış, anadil kılıfıyla, ayrışma taleplerini meşrulaştıran sözde bir meclis başkanı. Her yeni gün, bir başka birinin yaptığı bu şımarıklıkların sonu, bizi içinden çıkılmaz belalara götürüyor.

İktidara, ne yapıyorsunuz o komisyonda diyorlar? 'Bekamız söz konusu' diyor… Ana muhalefete ne yapıyorsunuz diyorlar? 'Dinliyoruz' diyor… PKK ve İmralı'nın sözcüsü ve temsilciliğine soyunmuş, Kürtleri de oraya hapsetmekle görevli partiye soruyorlar, Bu sloganlar nedir diye? 'Barış diyor, demokrasi' diyor... Buradan bir kez daha uyarıyorum. Ey yanlış yolun şaşkın yolcuları, bu ülkeyi, Türk milletini provake ederek varacağınız menzilde sizi bekleyen hiç ama hiç iyi bir gelecek yoktur. Kimse için yoktur. Ne Kürt için ne başka bir kimlik için yoktur. Öcalan'a indirgenmiş bir sürecin sonunda, en çok benim masum Kürt kardeşime yazık edeceksiniz. Tablo açık ve nettir: Ya Öcalan'ı tercih edeceksiniz ya Kürtleri ya Kandil'i tercih edeceksiniz ya Türkiye'yi. Ya Cumhuriyet'i tercih edeceksiniz ya da sefilliği.

"Kimsenin anadiline de laf edecek tiynetsizlikte değiliz"

Bizim de tavrımız bellidir. Biz kardeşlik diyeceğiz, biz eşitlik diyeceğiz, biz hürriyet diyeceğiz, biz cumhuriyet diyeceğiz. Ey yanlış yolun şaşkın yolcuları; size rağmen Türk vatandaşlığını parçalatmayacağız. Kalkınmış, demokratik Türkiye Cumhuriyetini elbirliğiyle, Türkmeniyle Kürdüyle Alevisiyle Sünnisiyle Büyük Türk milleti olarak biz payidar kılacağız.
Her seferinde, bizi olmadık sıfatlarla itham etmenin size bir mecra kazandırdığını zannediyorsanız büyük bir yanılgı içindesiniz. Siz 2025 yılında, bu coğrafyada, Cumhuriyet olarak yaşayan, bir etnik ve dini kimlik cehenneminde yanmayan Türkiye'nin kıymetini bir türlü ve ısrarla anlamıyorsunuz. Ama biz anadille, resmi dilin ne olduğunu çok iyi bilenleriz. Kimsenin anadiline de laf edecek tiynetsizlikte değiliz.

Ben sükunetle ve suhuletle tekrar uyarıyorum: Türkiye, ondan bir parça devşirmeye çalışan sözde gizli ajandalarla kuyusu kazılacak bir ülke değildir. Türk milleti, aç da kalsa, sefalet içinde de bırakılsa, varlığını bir faninin varlığına bırakacak bir millet değildir. Türk milleti, kendisine 40 sene silah doğrultmuş bir terör örgütüne de, onun elebaşına da, barış güvercini muamelesi yapacak, yaptıracak bir millet de değildir. Biz, bu bölünmez vatanı, milli mücadele ve irfanla kurduk, hukukla var etmek istiyoruz. Biz, yedi düvele karşı kazandığımız savaşı, 100 sene sonra Büyük Orta Doğu tefecilerine boyun eğelim diye vermedik. O yüzden kendinize gelin. Bu şımarıklığa son verin. Bugün devleti yönettiğini zannedenler mi, yoksa onların okyanus ötesindeki patronları mı, her kim ise size bu cüreti veren, bilin ki bizler, ne bedel varsa onu öderiz.

Cumhuriyetle savaşarak, devletin kuruluş felsefesi ile dalaşarak, Mustafa Kemal ile hesaplaşmaya kalkarak, milletin birliği ve bütünlüğüne karşı çıkarak, vatanın bütünlüğüne kast ederek, bize barış diye yutturmaya çalıştığınız, o parçalanma hikayesinin sonunda, gökten üç elma filan düşmez. Böyle bir şeye Allah da rıza göstermez. Başınıza taş yağar, taş. Ha bunu da böyle bilin."

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi

Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek

28.09.2026 14:00:00
Haber Merkezi
 
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
Savcılığın Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi
20 milyar dolarlık büyüklüğe ve 450 binin üzerinde hesap sahibine ulaşan fon soruşturmasında tasfiye koşulları netleşiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikle 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesinin gündeme geldiği belirtildi.

Toplam büyüklüğü 20 milyar dolara ulaşan ve 450 binin üstündeki hesap sahibini doğrudan ilgilendiren fon kriziyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma giderek derinleştirilirken, kapatılan fonların tasfiyesine ilişkin koşullar da netleşmeye başladı. Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi kurmaylarıyla yaptığı toplantıda, öncelikli olarak 1 milyon lira ve altındaki fon paylarının ödenmesi yönünde karar çıktığı ifade ediliyor. Son üç aylık dönem başta olmak üzere soruşturmaya konu fonlardaki tüm hesap hareketleri detaylıca incelenecek. Devam eden soruşturmada tutuklu sayısı 51'e yükselirken, 46 düzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı ise kaçırma, değer azaltma, üçüncü kişilere devrin önlenmesi amacıyla donduruldu.

Kapsamda hangi fonlar var?
Son dönemlerde çok sayıda operasyona imza atan Adalet Bakanlığı'nın en kapsamlı soruşturmasını fonlarla ilgili sürdürülen soruşturma oluşturuyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürüttüğü fon soruşturmasında, 7 yatırım şirketine ait fonların para ve yatırımcı trafiğinin ortaya çıkarılması için Merkezi Kayıt Kuruluşuna müzekkere yazdı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen 2026/149004 sayılı fon soruşturması kapsamında 22 Eylül'de Merkezi Kayıt Kuruluşu'ndan fonlara ilişkin ayrıntılı yatırımcı ve işlem kayıtlarını istedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı MKK'ya yaptığı başvuruda, Pusula Finans Anonim Şirketi, Tera Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Hedef Portföy Yönetimi A.Ş., Bulls Yatırım Menkul Değerler A.Ş., A1 Capital Menkul Değerler A.Ş., Atlas Menkul Kıymetler Yatırım Ortaklığı ile Pardus Menkul Kıymetler A.Ş. ile bağlantılı fonlara ilişkin kayıtların incelenmesini istedi. TCK'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet suçları kapsamında yürütülen soruşturmada tasfiye tarihine kadar yapılan yatırımcı bazlı tüm hareketlerin tespiti istendi.

Para hareketleri ortaya çıkarılacak
Yatırımcıların fonlardaki alım-satım işlemlerinin TL karşılıkları, mevcut hesaplardaki katılma payı değerleri, pay oranları ve benzeri nitelikteki kayıtları isteyen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, fonlardaki yatırımcı hareketlerinin dönemsel olarak ortaya çıkarılarak, para trafiğinin ayrıntılı biçimde incelenmesini hedefliyor. Savcılığın MKK'dan talebinde 1 Temmuz ile 16 Eylül tarihleri arasında fondan çıkış yapan yatırımcılara yönelik, adet, tutar, bakiye bilgilerinin ise öncelikli olarak gönderilmesi istendi. Bu kayıtlarla, tasfiye sürecine yaklaşılırken fonlardan gerçekleşen çıkışların büyüklüğü, zamanlaması ve yatırımcı bazındaki dağılımı soruşturma dosyasında incelenecek. Soruşturmaya ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek, amacın birikimlerin istismarına izin vermemek ve mağduriyetin kanunun öngördüğü koşullar çerçevesinde giderilmesinin amaçlandığını bildirdi. Bakan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından "suç işlemek amacıyla örgüt kurma-üye olma", "nitelikli dolandırıcılık", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" ve "sermaye piyasası kanununa muhalefet" suçları kapsamında yürütülen soruşturmada, para hareketlerinin tüm yönleriyle ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek

Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti

28.09.2026 13:30:00
Haber Merkezi
 
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
 Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek
Anayasa Mahkemesi (AYM), Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı olduğu iddiasıyla hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine ilişkin talebi yarın görüşecek. Yenilik Partisi'nin isim benzerliği itirazıyla başlayan süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı daha önce Yeni Parti'ye isim değişikliği yönünde tebligat göndermişti.

AYM'nin 24 Eylül'de yayımladığı 29 Eylül Genel Kurul gündeminin ilk sırasında, E.2026/9 (Değişik İşler) numaralı dosya yer aldı. Gündemde dosyanın konusu, "Yeni Parti'nin isim ve rumuzunun 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek anılan Kanun'un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi" olarak belirtildi.

Süreç, Yenilik Partisi'nin itirazıyla başladı
Öztürk Yılmaz'ın genel başkanlığını yaptığı Yenilik Partisi, "Yeni Parti" adının kendi parti adıyla karıştırılabileceğini savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu. Yılmaz, "Yeni" ve "Yenilik" ifadelerinin seçmen açısından karışıklığa yol açabileceğini ve Yeni Parti isminde ayırt edici bir ek bulunmadığını ileri sürdü.

Başvurunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 14 Eylül'de Yeni Parti'ye isim değişikliği talebi içeren bir tebligat gönderdi. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise parti adının belirlenmesinde mevcut içtihatların dikkate alındığını belirterek isim benzerliği iddiasına karşı çıktı.

İki seçenek konuşuluyor
Yeni Parti yetkilileri isim benzerliği olmadığını belirtmiş, "Buna rağmen aksi yönde bir karar çıkarsa küçük bir değişiklikle yola devam ederiz" mesajını vermişti.

Kulislerde "Halkın Yeni Partisi" ve "Değişim Partisi" gündeme gelen seçenekler arasında yer alıyor.

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu

28.09.2026 13:00:00
Haber Merkezi
 
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
 Yeni Parti’nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara’da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu
Yeni Parti'nin hafta sonu düzenlenen ilçe başkanlıkları ön seçimleri kapsamında, Ankara'da sandık başına giden üyelerin oylarıyla 13 ilçe başkanı belli oldu.

Yeni Parti'nin ilçe ön seçimleri 26-27 Eylül tarihlerinde, Türkiye genelinde kurulan sandıklarla gerçekleştirildi. 26 Ağustos tarihine kadar partiye üye olan tüm üyelerin oy kullanabildiği seçimlerde, Ankara'da da 13 ilçede sandık kuruldu. Ön seçim sonuçlarına göre Ankara'nın 13 ilçe başkanı şöyle:

Akyurt - Yalçın İpek

Altındağ - Gökhan Urun

Ayaş - Fatih Öztürk

Çankaya - Ercan Başal

Elmadağ - Mehmet Kurusakız

Etimesgut - Özgür Şahbaz

Gölbaşı - Nazım Sağlam

Keçiören - Görkem Cevahir Yıldırım

Mamak - Şeref Demirbaş

Nallıhan - Mustafa Sarıkaya

Pursaklar - Hüseyin Benek

Sincan - Önder Ağdede

Yenimahalle - Halil Alankuş

Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Trabzon'da balıkçılar, tezgahlarında yerini alan palamudu tanesi 100 ile 125 lira arasında değişen fiyatlardan satışa sunuyor

 

28.09.2026 12:20:00
Anadolu Ajansı
 
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında
Trabzon'da palamut 100-125 lira arasında

Ortahisar ilçesindeki Moloz mevkisinde yer alan balıkçı tezgahlarında palamudun tanesi 100 ile 125 liradan satılırken, istavritin kilogramı 100, somon 200, çipura 500, levrek ise 600 liradan alıcı buluyor.

Balıkçı Ahmet Çoğalmış, AA muhabirine, vatandaşların bu sezon daha çok palamuda ilgi gösterdiğini söyledi.

Tezgahlardaki palamutların taze olduğunu belirten Çoğalmış, sıcak havanın balıkların görünümünü etkileyebildiğini ifade etti.

Çoğalmış, piyasadaki herkesin şu an taze balık sattığına dikkati çekerek, "Havalar sıcak gittiği için balıklar ezik gibi görünÜyor ama ezik değil. Havaların sıcaklığından dolayı biraz gevşek oluyor. Vatandaş bayat balık aldığını sanıyor ama öyle değil. Şu an piyasa herkes taze balık satıyor." diye konuştu.

Balıkçı Emin Avcı da bu sezon palamudun daha fazla, hamsinin ise daha az olmasını beklediklerini dile getirdi.

Hamsinin şu anda Marmara tarafından geldiğini aktaran Avcı, "Hamsi palamut gibi olmaz, az olur. Şu anda hamsi geliyor ama Marmara tarafından geliyor. Bizim yerli hamsi daha çıkmadı. Palamut olduğu zaman hamsi biraz daha az oluyor" dedi.

Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor

28.09.2026 11:30:00
Haber Merkezi
 
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor
Tutuklu komedyen Deniz Göktaş'ın bugün Çağlayan Adliyesi'nde ilk kez hakim karşısına çıkması bekleniyor.

"Ölü Deniz" isimli gösterisindeki sözleri nedeniyle tutuklanan komedyen Deniz Göktaş hakkında üç suçtan iki yıl iki aydan dokuz yıl sekiz aya kadar hapis cezası isteniyor.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianameye göre bu suçlamalar, "cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" ve "suçu ve suçluyu övme" olarak sıralanıyor.

Göktaş'ın X hesabından yapılan 27 Eylül'de yapılan bir paylaşımda komedyenin yeni bir mektubu yer aldı.

Duruşmayı hatırlatarak başlayan mektupta, "88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim? İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş" ifadeleri yer aldı.

32 yaşındaki Göktaş, "kuyu tipi" olarak adlandırılan Tekirdağ Karatepe Cezaevi'nde güneş görmeyen bir hücrede tutuluyor.

Gösterisindeki ifadeleri nedeniyle 29 Haziran'da hakkında soruşturma başlatılan Göktaş, yurtdışı tatili dönüşünde 2 Temmuz'da havalimanında gözaltına alınmış ve 3 Temmuz'da tutuklanmıştı.

28 Ağustos'ta komedyen hakkında "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarından tahliye kararı verilmiş ancak cezaevinden çıkmadan "suçu ve suçluyu övmek" suçlamasıyla yeniden tutuklanmıştı.

Ancak savcılık Göktaş'ın tahliye kararının kaldırılarak üzerine atılı suçlardan yeniden tutuklanmasını talep etti ve komedyenin "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ile "cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Daltonlar isimli suç örgütünün eylemlerini övme suçu işlediği iddiasıyla mahkemeye çıkarılan Göktaş, SEGBİS ile yaptığı savunmada suçlamayı reddetmişti.

Göktaş uzun süredir sergilediği gösteriyi 24 Haziran'da YouTube'a yüklemişti.

Video üç ayda 15 milyondan fazla izlendi.

İddianamede neler var?
İddianamede Göktaş'ın "Ölü Deniz" adlı gösterisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı bazı ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı ve Cumhurbaşkanı'nın şeref ve saygınlığını zedelediği öne sürülüyor.

Savcılık ayrıca gösteride yer alan bazı bölümlerin, İslam dininin mensuplarını ve dini pratikleri konu alan ifadeler nedeniyle toplumun bir kesimini diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği görüşünü dile getiriyor.

Bu bölümde özellikle oruç tutan canlı bombalar ve Kur'an konulu şakalar ile Göktaş'ın dalgıçlarla ilgili sözlerinin haşema giyen kadınlarla ilgili olduğu çıkarımı yer alıyor.

Bir diğer suçlama ise kamuoyunda "Daltonlar" olarak bilinen suç örgütüne ilişkin stand-up bölümüne dayanıyor.

Savcılık, bu bölümdeki ifadelerin suç örgütünün faaliyetlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelik taşıdığını savunarak "suçu ve suçluyu övme" suçunun oluştuğunu ileri sürüyor.

İddianamede, gösteriyle ilgili 500'den fazla CİMER başvurusu ve çok sayıda şikâyet dilekçesi verildiği belirtildi.

Söz konusu ifadelerin kamu düzeni açısından "açık ve yakın tehlike" oluşturduğu değerlendirmesi de yer aldı.

İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

İstanbul'da, haftanın ilk iş günü sabah saatlerinde yağışın da etkisiyle bazı bölgelerde trafik yoğunluğu oluştu

28.09.2026 09:10:00 / Güncelleme: 28.09.2026 09:35:10
AA
 
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu
İstanbul'da yağışın da etkisiyle sabah saatlerinde trafik yoğunluğu

Anadolu Yakası'nda, D-100 kara yolunda Tuzla'da başlayan yoğunluk Avrasya Tüneli girişine kadar ulaşıyor.

TEM Otoyolu'nda Sultanbeyli'de yoğunlaşan trafik, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne kadar devam ediyor.

Otoyolda Fatih Sultan Mehmet Köprüsü istikametinde, Şile Otoyolu'nda ise Altunizade'den Ümraniye'ye kadar araçlar ağır seyrediyor.

Avrupa Yakası'nda D-100 kara yolunda Haliç Köprüsü, Halıcıoğlu, Edirnekapı ve Cevizlibağ çevresinde trafik yoğunluğu yaşanıyor.

Mecidiyeköy'de yağışın da etkisiyle trafik yoğunluğu çift yönlü etkili oluyor.

TEM Otoyolu Bahçeşehir, Saadetdere ve Beylikdüzü'nde trafik ağır seyrediyor.

Öte yandan tramvay, metro, otobüs ve metrobüs duraklarında yolcu yoğunluğu yaşanıyor.

Zincirlikuyu, Cevizlibağ, Uzunçayır ve Altunizade gibi aktarma merkezlerine gelen vatandaşlar araçlara binmek için sıra bekliyor.

Metro İstanbul'un sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Hava muhalefeti nedeniyle TF1 Maçka-Taşkışla Teleferik Hattı'nda seferler yapılamamaktadır." ifadesi kullanıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cep Trafik Haritası verilerine göre, kent genelindeki trafik yoğunluğu sabah saatlerinde yüzde 72'ye kadar çıktı.

Yoğunluk, Anadolu Yakası'nda yüzde 89, Avrupa Yakası'nda ise yüzde 58 olarak ölçüldü.
 

Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi

27.09.2026 21:00:00
Haber Merkezi
 
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Yeni Parti milletvekili Mustafa Erdem hakkında rüşvet soruşturması başlatıldı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 252. maddesi kapsamında resen soruşturma başlattı. Başsavcılığın açıklamasında soruşturmanın ayrıntılarına yer verilmedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Yeni Parti Antalya Milletvekili Mustafa Erdem hakkında "rüşvet" suçundan resen soruşturma başlattı. Başsavcılık açıklamasında, soruşturmanın TCK'nin 252. maddesi uyarınca yürütüldüğü belirtildi.

Soruşturmayı ekonomik suçlar bürosu yürütüyor
Açıklamaya göre dosya, Başsavcılığın Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülüyor. Soruşturma kapsamında elde edilen deliller üzerine resen işlem başlatıldığı bildirildi.

Başsavcılık ayrıntı paylaşmadı
Başsavcılığın kamuoyuna duyurduğu açıklamada, iddianın dayanağına, soruşturmanın kapsamına veya izlenecek adımlara ilişkin ek bilgi verilmedi.

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu

27.09.2026 19:06:00 / Güncelleme: 27.09.2026 19:08:31
Haber Merkezi
 
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu
Kaşif Kozinoğlu soruşturması kapsamında gözaltına alınan eski adli tıp doktoru, evinde ölü bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin olarak başlatılan soruşturmada daha önce gözaltına alınıp 4 gün önce serbest bırakılan cezaevi doktoru Turgay Tamer, Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu. Tamer'in kesin ölüm nedeni, otopsinin ardından belirlenecek.

Kozinoğlu'nun 2011 yılında Silivri Cezaevi'nde ölümüne ilişkin olarak yeniden başlatılan soruşturmada cezaevi ve sağlık kayıtlarında dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıkmış, Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısının ardından cezaevi görevlilerinin koğuş kapısını yaklaşık 10 dakika sonra açtığı, 112'ye ise olaydan yaklaşık 17 dakika sonra haber verildiği tespit edilmişti. Ayrıca Kozinoğlu'nun ilk yardım çağrısından sağlık ekibinin kendisine ulaşmasına kadar 29 dakika 36 saniye geçtiği belirlenirken, kampüste bulunması gereken ambulans ekibinin yemek için Silivri merkeze gittiği, nöbetçi doktorun ise olaydan haberdar edilmediğini söylediği belirtilmişti.

Başsavcılık tarafından yapılan bilgilendirmede, Tamer'in Kozinoğluna herhangi bir tıbbi müdahalede bulunmadığını belirtildi.

Serbest bırakıldı, 4 gün sonra öldü
Soruşturmada ikinci dalga operasyon düzenlenmiş, operasyonda cezaevi doktoru Tamer de gözaltına alınmıştı. Tamer, serbest bırakılmasından 4 gün sonra Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu.

Tamer'in hâlihazırda el ayak iltihabı rahatsızlığının bulunduğu ve iltihap şişliklerinden dolayı yürümekte dahi zorlandığı; bu sebeple bir süredir doktorluk mesleğini de yapamadığı belirtildi.

Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu

Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu

27.09.2026 19:00:00
Haber Merkezi
 
 Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu
 Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, ev hapsi süreci ve parti içi baskıları gerekçe göstererek CHP'den istifa ettiğini duyurdu
Üsküdar Belediyesi Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, belediye meclisinde belediye başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanması sonrası yapılacak başkanvekilliği seçimi öncesinde gözaltına alınarak 5 Eylül'de tutuklanmış, daha sonra ev hapsi şartıyla tahliye edilmişti.

Çelik, yaşadığı sürecin ardından CHP üyeliğinden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurdu.

"BEKLENTİMİN KARŞILANMADIĞINI GÖSTERDİ"
Amine Cansu Çelik'in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeler yer aldı:

"2024 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden gelen teklifi, siyasi aidiyet tartışmalarının ötesinde, Üsküdar'a ve Üsküdarlılara hizmet etme imkânı bulabileceğim düşüncesiyle kabul ettim. Benim için temel ölçü, hangi makamda bulunduğumdan ziyade Üsküdarlılara ne ölçüde hizmet edebildiğimdi. Ancak zaman içerisinde karşılaştığım yönetim anlayışı, bu beklentimin karşılığını bulmadığını açık biçimde gösterdi.

"MARUZ KALDIĞIM SİSTEMATİK DIŞLANMA"
Görev sürem boyunca liyakat konusunda ciddi tereddütler yaşamama neden olan görevlendirmelere ve kurumsal yetki ve sorumlulukların dışında şekillendiğini düşündüğüm yönetim süreçlerine şahit oldum. Belediye Başkan Yardımcısı olarak yetki ve çalışma alanımın dönem dönem sınırlandırılması, görevimi sağlıklı biçimde yerine getirmemi güçleştiren uygulamalar ve maruz kaldığımı düşündüğüm sistematik dışlanma, zaman içerisinde benim açımdan kabul edilemez bir duruma ulaştı.

Bunun yanında; siyasi geçmişimin, duruşumun ve toplumdaki karşılığımın, şahsıma gerçek bir yönetim alanı açılmaksızın kamuoyuna yönelik bir görüntünün parçası hâline getirildiğini ve zaman zaman suistimal edildiğini gördüm.

"İSTİFA BASKISIYLA KARŞI KARŞIYA BIRAKILDIM"
Bugün yürütülmekte olan hukuki süreç ise bütün bu yaşananları benim açımdan çok daha ağır bir boyuta taşımıştır. Gözaltında bulunduğum süre içerisinde, Belediye Başkan Vekilliği seçimi öncesinde, belediye meclis üyeliğinden istifa etmem yönünde CHP ve Yeni Parti ilçe ve il örgütünden hem şahsıma hem de eşime baskı yapıldığına üzülerek şahit oldum.

İçinde bulunduğum şartlara ve ailemin yaşadığı ağır sürece rağmen böyle bir talep ve baskıyla karşı karşıya bırakılmam yerine öncelikle siyasi öngörü ve süreç yönetiminin başarısızlıklarından sorumlu olan kişilerin göz ardı edilmesi yaşadığım hayal kırıklığını daha da derinleştirmiştir.

"ÜSKÜDAR DIŞINDAN GELEN KADROLAR..."
Üsküdar'a hizmet edebilmek düşüncesiyle içerisinde yer aldığım bu yönetim yapısında, zaman içerisinde Üsküdar dışından gelen kadrolar belediyenin kurumsal işleyişinde etkin hale gelmiştir. Dönem dönem uyarılarda bulunduğum ve itiraz ettiğim benim iradem ve sorumluluğum dışında gerçekleşen birtakım yönetim, iş ve ilişkilerin sonuçları şahsıma ve aileme kadar ulaştı. Bu süreçte özgürlüğümden mahrum kaldım ve her şeyden önemlisi, dört yaşındaki evladımdan ayrı düştüm.

Yaşadığım bu ağır süreç, uzun süredir taşıdığım tereddütleri benim açımdan artık geri dönülemez bir noktaya taşımıştır.

Siyaseti; kurumsal iradenin dışında, kişisel hesapların veya makam mücadelelerinin değil, millete hizmet etmenin vasıtası olarak gördüm. Bugün de aynı anlayışı muhafaza ediyorum.

"CHP ÜYELİĞİMDEN İSTİFA EDİYORUM"
Bu sebeplerle, siyasi ve vicdani sorumluluğumun gereği olarak Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden istifa ettiğimi kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Bundan sonraki süreçte de bugüne kadar olduğu gibi Üsküdar'ın, Üsküdarlının ve milletimizin menfaatini her türlü siyasi hesabın üzerinde tutmaya devam edeceğim.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Amine Cansu Çelik"

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Kongresi'nde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuştu

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Kongresi'nde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuştu. Hatimoğulları, ekim ayının silahların sustuğu yeni bir dönemin başlangıcı olmasını istediklerini söyledi

27.09.2026 18:00:00
Haber Merkezi
 
 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Kongresi'nde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuştu
 DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Erzurum İl Kongresi'nde "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuştu
Erzurum'daki bir otelde düzenlenen DEM Parti 2. Olağan İl Kongresi'ne katılan Hatimoğulları, Türkiye'deki sürecin toplumun tüm kesimleri tarafından yakından takip edildiğini belirtti.

Süreç kapsamında bir çerçeve yasanın ortaya çıktığını ifade eden Hatimoğulları, yasanın ne zaman uygulanacağı ve sonuçlarının nasıl hayata geçirileceği konusunda toplumda beklenti bulunduğunu söyledi.

Hatimoğulları, yasanın Türkiye açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirterek, demokratik, adil ve eşit bir yaşamın önünün açılabileceğini dile getirdi.

Sürecin başarıya ulaşması için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, "Ekim ayı silahların sonsuza dek sustuğu, gençlerin çatışmalar yaşamadığı bir dönemin miladı olsun istiyoruz" dedi.

Sürecin yalnızca Türkiye açısından değil, bölge açısından da önemli olduğunu ifade eden Hatimoğulları, DEM Parti tabanının süreci izlemekle yetinmemesi gerektiğini söyledi.

Barış sürecinin kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini belirten Hatimoğulları, geçmişte yürütülen mücadelelere ve ödenen bedellere dikkat çekerek daha güçlü bir örgütlenme ve çalışma yürütülmesi gerektiğini kaydetti.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.