‘Kalp gözüyle O’nun azametini görmelisin’
İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kıbleye doğru durduğunda dünya ve içindeki olan her şeyi, insanları ve hallerini tümüyle unutmalı, kalbini seni Allah’tan alıkoyan her şeyden uzak tutmalı, kalp gözüyle Allah’ın azametini görmelisin”





OKAN EGESEL
İmam Zeyn'ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Namazın hakkı şudur ki onun Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna giriş olduğunu, namazda Allah'ın huzurunda durduğunu bilmendir. O halde, bunu bildikten sonra zelil ve hakir bir kul gibi rağbetli, çekinen, ümitli, korkulu, sefil ve yakarış ehli olmalı ve karşısında durduğun Zâta saygı olarak huzur ve vakarla durmalı, kalbinle namaza yönelmeli, namazı şartlarına ve haklarına riayet ederek eda etmelisin." (Bihar, 74/4/1).
İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kıbleye doğru durduğunda dünya ve içindeki olan her şeyi, insanları ve hallerini tümüyle unutmalı, kalbini seni Allah'tan alıkoyan her şeyden uzak tutmalı, kalp gözüyle Allah'ın azametini görmeli, herkesin yaptıklarının karşılığını gördüğü, herkesin gerçek mevlası olan Allah'a döndürüldüğü ve senin korku ve ümit ayağı ile huzurunda durduğun günü hatırlamalısın.
Tekbir söyleyince gökler ve yeryüzü arasında olan her şeyi O'nun kibriyası karşısında değersiz gör. Zira kul tekbir getirdiğinde Allah-u Teâlâ kalbine bakar da tekbirin hakikatini görmezse, 'Yalancı, Beni mi kandırıyorsun? İzzet ve celalime and olsun ki, Seni zikrimin tatlılığından mahrum kılarım, Bana yaklaşmana ve Benimle münacaatta bulunmana engel olurum' der. Bil ki Allah senin hizmetine muhtaç değildir. İbadet ve duandan müstağnidir. Seni, ihsan ve rahmetinden dolayı davet etmiştir ki sana rahmet etsin ve cezasından uzaklaştırsın." (Bihar, 84/230/3).
Âl-i Muhammed'in (s.a.a) âlimlerinden birine şöyle arz edildi: "Fedan olayım! Namazın gerçek manası nedir?"
O şöyle buyurdu: "Niyetle namaza girince, ululayarak ve yücelterek tekbir getirince, tane tane kıraat edince, huşû içinde rükû edince, tevazu içinde başını rükûdan kaldırınca, horluk ve huzû içinde secdeye kapanınca, ihlas ve ümitle teşehhüd okuyunca, rağbet ve rahmetle selam verince, korku ve ümitle namazı tamamlayınca Allah'ın rahmetinin kula inmesi ve kulun Allah'a ulaşmayı taleb etmesidir. Böyle yaptığı takdirde namazının hakikatini yerine getirmiştir."
"Namazın adabı nedir?" diye sorulunca şöyle buyurmuştur: "Kalp huzuru, (namazda her türlü hareketten) organlarını uzak tutmak, Allah Tebarek ve Teâlâ karşısında horluk içinde durmak, cenneti sağa, cehennemi sola, Sıratı önüne ve Allah'ı ise karşıya koymaktır." (a.g.e., s.246/37).
Hz. İdris'in Suhuf'unda şöyle yer almıştır: "Namaza durunca zihin ve fikrinizi namaza yöneltin. Allah'ı, temiz ve O'ndan başka her şeyden uzak bir kalple çağırın. Huzû, huşû, itaat ve tevazuyla maslahat ve menfaatlerinizi O'ndan isteyin. Rükû ve secde edince dünyevî fikirleri, kötü ve uygunsuz hayalleri, kötü ve çirkin amelleri, hile ve düzen düşünceleri, haram yemeyi, saldırganlığı, düşmanlığı ve kinleri kendinizden uzaklaştırın. Bütün bunların hepsini kendi aranızdan uzağa atın." (a.g.e., s.253/49).
Allah (c.c), Hz. Musa'ya şöyle vahyetmiştir: "Ey Musa! Tevbeni öne sal ve günahını ertele. Namaza durunca benim karşımda sakin ve yavaşça hareket et." (a.g.e., s.259/57). (Muhammed Muhammedî Reyşehrî, Mizanu'l-Hikmet).












































































