Kimlik siyaseti kıskacında toplum!
Son yıllarda küresel siyasetin merkezine oturan "kimlik siyaseti", toplumları ortak paydalarda buluşturmak yerine etnik, dinsel, kültürel veya ideolojik kompartımanlara ayırıyor
Abdülkadir Gündoğdu





Bireylerin ortak vatandaşlık bağı yerine aidiyetleri üzerinden siyasi saflaşmaya dahil edilmesi, toplumsal güveni zedelerken kutuplaşmayı da derinleştiriyor. Sosyologlar ve siyaset bilimciler, bu gidişatın sürdürülebilir olmadığı ve acilen yapıcı çıkış yolları bulunması gerektiği konusunda hemfikir.

Kutuplaşmanın Siyasal ve Sosyal Maliyeti
Kimlik siyaseti, doğası gereği "biz" ve "onlar" ikiliği yaratır. Siyasi aktörlerin kitleleri konsolide etmek için bu fay hatlarını derinleştirmesi, toplumsal hoşgörüyü azaltırken "öteki"ne karşı bir güvensizlik iklimi doğuruyor.
Yapılan araştırmalar, yoğun kutuplaşmanın yaşandığı toplumlarda kurumlara olan güvenin sarsıldığını, adalete olan inancın zayıfladığını ve ekonomik istikrarın dahi olumsuz etkilendiğini gösteriyor.
Tartışmalar ilkeler veya projeler üzerinden değil, kimliklerin sembolleri üzerinden yürüdüğünde ortak akıl devre dışı kalıyor.

Çıkış Yolları: Yeniden Ortak Paydada Buluşmak
Uzmanlar, kimlik siyasetinin yarattığı bu kördüğümden kurtulmak için üç temel adımın altını çiziyor:
Ortak Vatandaşlık ve Anayasal Vatanseverlik: Kimliklerin üstünde, herkesi eşit ve güvenceli kılan kapsayıcı bir vatandaşlık tanımının güçlendirilmesi gerekiyor. Hukukun üstünlüğü ve liyakat ilkeleri, kimlik temelli kayırmacılığın panzehiri olarak görülüyor.
Müzakereci Demokrasi ve Sosyal Diyalog: Farklı kesimlerin yankı odalarından çıkıp birbirini dinleyebileceği kamusal alanların ve diyalog kanallarının açılması şart. Medya ve dijital platformların kutuplaştırıcı dil yerine yapıcı bir anlatıyı benimsemesi bu süreci hızlandırabilir.

Sosyo-Ekonomik Sorunlara Odaklanma: Toplumu bölen soyut kimlik tartışmalarının yerine; gelir adaletsizliği, eğitim kalitesi ve istihdam gibi somut, herkesi ortaklaşa etkileyen sorunların siyasetin ana gündemi haline getirilmesi bağları yeniden güçlendirecektir.

Sonuç olarak; Kimlikler zenginliğimiz olsa da, siyasetin yegane malzemesi haline geldiklerinde toplumsal barışı tehdit eden birer silaha dönüşebiliyor. Çıkış yolu; farklılıkları yok saymak değil, adaleti ve ortak geleceği merkeze alan kapsayıcı bir toplumsal sözleşmeyi yeniden inşa etmektir.












































































