Kapitalizm’in uygulandığı ülkeler krizden bir türlü çıkamıyor. Çıkmak bir yana bataklıkta çırpınan fil misali daha da batıyor. Bu batış engellenemez. Çünkü doğru bir teşhiş konmuş değil. Teşhis doğru olmayınca tedavinin de mümkün olmaması doğal bir sonuçtur.
Kapitalizm, krizleri nasıl yorumluyor ? ABD ve AB krizlerden neden kurtulamaz? Bu soruların cevabı batı ekonomilerine yön veren meşhur liberal ekonomistlerin yanlış bakış açılarında gizlidir. Krizleri yorumlama tarzları çözümün önünde en büyük engeldir. Liberal iktisatçılar krizlerin kaynağı olarak “Moneterist” yani “Paracı” yaklaşım veya “Dalga Teorisi” ile açıklıyorlar.
“Monetarist Yaklaşım”a göre krizler, bankaların mevduatları geri ödeyememesi sonucunda çıkan panikler ile başlıyor. Sonuçta, batmaz denilen büyük bankaların bile iflası gündeme geliyor. Krizlerle mücadele etmek için de, merkez bankaları veya hazinelerin derhal devreye girip, paniği önlemeleri gerekiyor.
Krizler konusundaki ikinci yaklaşım, “dalga teorisi”ne göre gittikçe iyileşen ekonomik iklim, yükselen fiyatlara, artan şirket kârlarına ve yatırımların artmasına neden olur; ama aynı zamanda, spekülatif sermaye kazançlarının artmasını da teşvik eder. Bankalar artan miktarda kredi verir ve “para arzı” gittikçe artar. Sadece firmaların değil, kişilerin ve bizzat bankaların aldıkları kredilerle, gittikçe şişen bir “kredi balonu” oluşur. Balonun patlamasıyla kredi geri ödenmesinde ortaya çıkan zorluklar, bankaları varlık satmaya zorlar. Krediler yenilenemez hale gelir; banka mevduatları azalır. Reel sektör fiyat indirmek zorunda kalınca da şirket kârları düşer; borsalar çöker. Şirketlerin iflası, ülkenin GSMH’sının düşmesi ve işsizliğin artması anlamına gelir.
Bu iki yaklaşıma göre de krizlerin aşılması zaten mümkün değildir. Çünkü krizlerin kaynağı bizzat liberal ekonominin bankacılık sistemini merkeze oturtmasından kaynaklanıyor. İki yaklaşım da bu sorulara cevap vermiyor:
Bankalar mevduatları neden geri ödeyemiyor?
Krediler neden yenilenemiyor?
Banka mevduatları neden azalıyor?
Bu sorular kriz üreten bir sistemle izah edilemez. Dolaysıyle ekonomik buhran önlenemez bir sel gibi yılların birikimlerini de alır gider. Ekonominin merkezine bankacılık sisteminin baronları ve çıkarları olduğu müddetçe sonuç değişmez. Yani krizlerin kaynağı kapitalizmin bizzat kendisidir. ABD’de 2008 yılında patlayan kriz mortgace kredilerinin geri ödenmemesinden dolayı patladı. Tüketim kabiliyetini yitiren insanlara bir de maliyetli parayla ev satışından dolayı krediler geri ödenmedi . Sistem tıkandı ve balon patladı. Olmayan gelirlerle fahiş fiyatla emlak satılınca ABD’de ekonominin belkemiği olan bankacılık sektörü resmen iflas etti.
Çözüm Milli Ekonomi Modelinin tüketim yanlı analizi ile mümkündür. Eğer tüketici kesimi desteklenir, devletin ekonomideki rolü ve para tanımı MEM’ne göre yapılırsa krizden çıkış mümkün olur. “Tüketim en büyük kaynaktır” iktisadi kuralını literatüre kazandıran Prof. Dr. Haydar Baş’a göre tüketim kabiliyetini yitiren insanlar ki başta ev kadınları, öğrenci, çiftçi, emekli, yaşlı, memur olmak üzere sosyal devlet anlayışı ile desteklenmeden yani cebine devlet tarafından hızla harcayacakları para konmadan bu krizler bitmez.
Eğer tüketim kabiliyetini yitiren yoksul insanlara en temel ihtiyaçlarını karşılamak için faizle para satılırsa o para geri dönmez. Hem bireyi, hem bankayı hem de ülke ekonomisini batırır. Mevcut krizin tanımı budur.
Kapitalizm, krizleri nasıl yorumluyor ? ABD ve AB krizlerden neden kurtulamaz? Bu soruların cevabı batı ekonomilerine yön veren meşhur liberal ekonomistlerin yanlış bakış açılarında gizlidir. Krizleri yorumlama tarzları çözümün önünde en büyük engeldir. Liberal iktisatçılar krizlerin kaynağı olarak “Moneterist” yani “Paracı” yaklaşım veya “Dalga Teorisi” ile açıklıyorlar.
“Monetarist Yaklaşım”a göre krizler, bankaların mevduatları geri ödeyememesi sonucunda çıkan panikler ile başlıyor. Sonuçta, batmaz denilen büyük bankaların bile iflası gündeme geliyor. Krizlerle mücadele etmek için de, merkez bankaları veya hazinelerin derhal devreye girip, paniği önlemeleri gerekiyor.
Krizler konusundaki ikinci yaklaşım, “dalga teorisi”ne göre gittikçe iyileşen ekonomik iklim, yükselen fiyatlara, artan şirket kârlarına ve yatırımların artmasına neden olur; ama aynı zamanda, spekülatif sermaye kazançlarının artmasını da teşvik eder. Bankalar artan miktarda kredi verir ve “para arzı” gittikçe artar. Sadece firmaların değil, kişilerin ve bizzat bankaların aldıkları kredilerle, gittikçe şişen bir “kredi balonu” oluşur. Balonun patlamasıyla kredi geri ödenmesinde ortaya çıkan zorluklar, bankaları varlık satmaya zorlar. Krediler yenilenemez hale gelir; banka mevduatları azalır. Reel sektör fiyat indirmek zorunda kalınca da şirket kârları düşer; borsalar çöker. Şirketlerin iflası, ülkenin GSMH’sının düşmesi ve işsizliğin artması anlamına gelir.
Bu iki yaklaşıma göre de krizlerin aşılması zaten mümkün değildir. Çünkü krizlerin kaynağı bizzat liberal ekonominin bankacılık sistemini merkeze oturtmasından kaynaklanıyor. İki yaklaşım da bu sorulara cevap vermiyor:
Bankalar mevduatları neden geri ödeyemiyor?
Krediler neden yenilenemiyor?
Banka mevduatları neden azalıyor?
Bu sorular kriz üreten bir sistemle izah edilemez. Dolaysıyle ekonomik buhran önlenemez bir sel gibi yılların birikimlerini de alır gider. Ekonominin merkezine bankacılık sisteminin baronları ve çıkarları olduğu müddetçe sonuç değişmez. Yani krizlerin kaynağı kapitalizmin bizzat kendisidir. ABD’de 2008 yılında patlayan kriz mortgace kredilerinin geri ödenmemesinden dolayı patladı. Tüketim kabiliyetini yitiren insanlara bir de maliyetli parayla ev satışından dolayı krediler geri ödenmedi . Sistem tıkandı ve balon patladı. Olmayan gelirlerle fahiş fiyatla emlak satılınca ABD’de ekonominin belkemiği olan bankacılık sektörü resmen iflas etti.
Çözüm Milli Ekonomi Modelinin tüketim yanlı analizi ile mümkündür. Eğer tüketici kesimi desteklenir, devletin ekonomideki rolü ve para tanımı MEM’ne göre yapılırsa krizden çıkış mümkün olur. “Tüketim en büyük kaynaktır” iktisadi kuralını literatüre kazandıran Prof. Dr. Haydar Baş’a göre tüketim kabiliyetini yitiren insanlar ki başta ev kadınları, öğrenci, çiftçi, emekli, yaşlı, memur olmak üzere sosyal devlet anlayışı ile desteklenmeden yani cebine devlet tarafından hızla harcayacakları para konmadan bu krizler bitmez.
Eğer tüketim kabiliyetini yitiren yoksul insanlara en temel ihtiyaçlarını karşılamak için faizle para satılırsa o para geri dönmez. Hem bireyi, hem bankayı hem de ülke ekonomisini batırır. Mevcut krizin tanımı budur.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Cihat Tekin / diğer yazıları
- İkinci Trump dönemi nelere gebe? / 11.11.2024
- İç cephe nasıl tahkim edilir? / 04.11.2024
- Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu / 03.11.2024
- Çözüm değil çözülme süreci / 25.10.2024
- Hazine üzerinde oturan dilenci olmayalım / 20.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor -2- / 13.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor / 06.10.2024
- Siper savaşları out Siber savaşları in / 23.09.2024
- Açlık sınırı = asgari ücret + 10.268 TL / 19.09.2024
- Lütfen herkes işini yapsın / 14.09.2024
- İç cephe nasıl tahkim edilir? / 04.11.2024
- Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu / 03.11.2024
- Çözüm değil çözülme süreci / 25.10.2024
- Hazine üzerinde oturan dilenci olmayalım / 20.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor -2- / 13.10.2024
- Hizbullah, İsrail'i frenlemeye devam ediyor / 06.10.2024
- Siper savaşları out Siber savaşları in / 23.09.2024
- Açlık sınırı = asgari ücret + 10.268 TL / 19.09.2024
- Lütfen herkes işini yapsın / 14.09.2024






























































































