Küreselleşme süreci ve dış politika -2-
Amerika’nın işgalinden sonra bu topraklarda çalıştırılmak üzere Batı Afrika’dan zenciler toplanarak köleleştirmek için Amerika’ya getirilmeye başlandı
18.09.2026 00:57:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Amerika'nın işgalinden sonra bu topraklarda çalıştırılmak üzere Batı Afrika'dan zenciler toplanarak köleleştirmek için Amerika'ya getirilmeye başlandı.
"Zenci köle tüccarlarının Gine ve B. Hint adalarından düzenli biçimde getirip sattıkları zencilerin sayısı, 1760 yılına gelindiğinde 500 bin rakamına yaklaşıyordu." Kapitalizmin sermaye birikimi, bazıları devlet bütçesinden bile daha büyük olan sermaye sahiplerini dış arayışlara itmiştir.
Nitekim İngiltere Başbakanı Lord Salisburg 1898'de, "Yeryüzündeki ulusları yaşayanlar ve ölenler olarak ikiye ayırabiliriz. Bir yanda büyük güce sahip büyük ülkeler var, bunların gücü her yıl artıyor. Zenginlikleri, egemenlik alanları ve organizasyonları gün geçtikçe büyüyor.

Demiryolları sayesinde bütün askerî güçlerini bir noktada toplayabiliyorlar. Bu zamana kadar görülmemiş büyüklükte ordular kurabiliyorlar. Teknoloji bu orduların silahlarını her geçen gün geliştiriyor. Bu büyük ülkelerin yanı sıra bir de sadece ölüm halinde olduklarını söyleyebileceğim ülkeler var" demektedir.
Bugün küreselleşme rotalı çokuluslu şirketler, kapitalist anlayışın bir sonucu ve sömürgeciliğin 21. yüzyıldaki şeklidir. Kapitalizmdeki sözde serbest rekabet ortamı, tekelleşmeyi doğurmuş ve zamanla karteller oluşmuştur.
Liberal– kapitalist modellerde devletlerin dış politikalarında asıl etkili unsur global firmaların çıkarlarıdır. Dikkat edilirse ABD Başkanı ve yönetim kadrosu, tamamı ile bu iş çevrelerinin şirketlerinde bir dönem görev yapmış, ortak olmuş veya bizatihi global sermayeye yön veren kişilerdir.

Başta ABD olmak üzere kapitalist ülkelerin, özellikle dış politikalarını o ülkelerde konumlanmış global şirketlerin çıkarlarına uygun olarak geliştirmesi kaçınılmazdır
Öte yandan üretim fazlalarının ortaya çıkması da pazar arayışlarını beraberinde getirmektedir. Kapitalist ülkeler içeride ortaya çıkan pazar problemini başka ülkelerin pazarlarını ele geçirerek kapatmaya çalışmaktadırlar.
Üretim için gerekli olan hammadde ihtiyacı ise emperyalizmin temel sebeplerindendir. Dolayısıyla kapitalist toplumlarda içteki ezici rekabet, nasıl işliyorsa, dışarıda da öyle işlemektedir.
Bugün çokuluslu şirketler dünyayı bir ağ gibi sarmıştır. Sömürgeciliğin modern mümessilleri olan bu global firmalar, geri kalmış ülkelerin kaynaklarını, insan gücünü ve hammadde zenginliklerini sömürmektedirler.

Kapitalizmin bu karakteri, çoluk–çocuk ayrımı da yapmamaktadır. Nitekim ABD'de olumsuz koşullarda çalışan çocuk işçilerin sayısı gün geçtikçe artarken, Filipinler'deki Amerikan şirketleri sadece paketleme servislerinde 1447 çocuk çalıştırmaktadırlar.
"Guatemala'da halen Searas, Gap, Kmart gibi Amerikan şirketlerine mal üreten 250 fabrika bulunmaktadır. Trimmer, Guatemala City'deki bir imalathane hakkındaki izlenimlerini aktarırken şunlara dikkat çekiyordu: … ustabaşı hamile işçileri ayıklamak için her 15 günde bir karınlarını hedef alarak kadın işçileri dövmektedir."
Başkasının elindekine göz diken bir dış politika anlayışı liberal –kapitalist modellerin insanlığa armağanıdır. Başkasının elindekini alarak büyüme modeli bu sistemlerin ürünüdür.
Milli Devlet'e gelince; o, alarak, çalarak değil bilakis vererek büyüyen, verdikçe daha fazla büyüyen bir modeli hayata geçirmektedir. Dolayısıyla dünyada gerçekten barış isteniyorsa, herhalde bunun yolu ikram etmekten ve paylaşmaktan geçmektedir.

Sosyalizmde dış politika
Lenin'e göre emperyalizm, kapitalizmin son aşamasıdır. Ancak Marksizm uygulamaya konduğunda yaşananlar, kapitalizmden farklı olmamıştır. Sovyetler Birliği döneminde yayılmacı bir politika izlenmiş, Çeçenistan, Afganistan işgal edilmiştir. 27 Aralık 1979'da Afganistan'a giren Kızıl Ordu, burada milyonlarca insanın ölümüne, sakat kalmasına ve topraklarını terk etmesine sebep olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş milli Ekonomi Modeli)
"Zenci köle tüccarlarının Gine ve B. Hint adalarından düzenli biçimde getirip sattıkları zencilerin sayısı, 1760 yılına gelindiğinde 500 bin rakamına yaklaşıyordu." Kapitalizmin sermaye birikimi, bazıları devlet bütçesinden bile daha büyük olan sermaye sahiplerini dış arayışlara itmiştir.
Nitekim İngiltere Başbakanı Lord Salisburg 1898'de, "Yeryüzündeki ulusları yaşayanlar ve ölenler olarak ikiye ayırabiliriz. Bir yanda büyük güce sahip büyük ülkeler var, bunların gücü her yıl artıyor. Zenginlikleri, egemenlik alanları ve organizasyonları gün geçtikçe büyüyor.

Demiryolları sayesinde bütün askerî güçlerini bir noktada toplayabiliyorlar. Bu zamana kadar görülmemiş büyüklükte ordular kurabiliyorlar. Teknoloji bu orduların silahlarını her geçen gün geliştiriyor. Bu büyük ülkelerin yanı sıra bir de sadece ölüm halinde olduklarını söyleyebileceğim ülkeler var" demektedir.
Bugün küreselleşme rotalı çokuluslu şirketler, kapitalist anlayışın bir sonucu ve sömürgeciliğin 21. yüzyıldaki şeklidir. Kapitalizmdeki sözde serbest rekabet ortamı, tekelleşmeyi doğurmuş ve zamanla karteller oluşmuştur.
Liberal– kapitalist modellerde devletlerin dış politikalarında asıl etkili unsur global firmaların çıkarlarıdır. Dikkat edilirse ABD Başkanı ve yönetim kadrosu, tamamı ile bu iş çevrelerinin şirketlerinde bir dönem görev yapmış, ortak olmuş veya bizatihi global sermayeye yön veren kişilerdir.

Başta ABD olmak üzere kapitalist ülkelerin, özellikle dış politikalarını o ülkelerde konumlanmış global şirketlerin çıkarlarına uygun olarak geliştirmesi kaçınılmazdır
Öte yandan üretim fazlalarının ortaya çıkması da pazar arayışlarını beraberinde getirmektedir. Kapitalist ülkeler içeride ortaya çıkan pazar problemini başka ülkelerin pazarlarını ele geçirerek kapatmaya çalışmaktadırlar.
Üretim için gerekli olan hammadde ihtiyacı ise emperyalizmin temel sebeplerindendir. Dolayısıyla kapitalist toplumlarda içteki ezici rekabet, nasıl işliyorsa, dışarıda da öyle işlemektedir.
Bugün çokuluslu şirketler dünyayı bir ağ gibi sarmıştır. Sömürgeciliğin modern mümessilleri olan bu global firmalar, geri kalmış ülkelerin kaynaklarını, insan gücünü ve hammadde zenginliklerini sömürmektedirler.

Kapitalizmin bu karakteri, çoluk–çocuk ayrımı da yapmamaktadır. Nitekim ABD'de olumsuz koşullarda çalışan çocuk işçilerin sayısı gün geçtikçe artarken, Filipinler'deki Amerikan şirketleri sadece paketleme servislerinde 1447 çocuk çalıştırmaktadırlar.
"Guatemala'da halen Searas, Gap, Kmart gibi Amerikan şirketlerine mal üreten 250 fabrika bulunmaktadır. Trimmer, Guatemala City'deki bir imalathane hakkındaki izlenimlerini aktarırken şunlara dikkat çekiyordu: … ustabaşı hamile işçileri ayıklamak için her 15 günde bir karınlarını hedef alarak kadın işçileri dövmektedir."
Başkasının elindekine göz diken bir dış politika anlayışı liberal –kapitalist modellerin insanlığa armağanıdır. Başkasının elindekini alarak büyüme modeli bu sistemlerin ürünüdür.
Milli Devlet'e gelince; o, alarak, çalarak değil bilakis vererek büyüyen, verdikçe daha fazla büyüyen bir modeli hayata geçirmektedir. Dolayısıyla dünyada gerçekten barış isteniyorsa, herhalde bunun yolu ikram etmekten ve paylaşmaktan geçmektedir.

Sosyalizmde dış politika
Lenin'e göre emperyalizm, kapitalizmin son aşamasıdır. Ancak Marksizm uygulamaya konduğunda yaşananlar, kapitalizmden farklı olmamıştır. Sovyetler Birliği döneminde yayılmacı bir politika izlenmiş, Çeçenistan, Afganistan işgal edilmiştir. 27 Aralık 1979'da Afganistan'a giren Kızıl Ordu, burada milyonlarca insanın ölümüne, sakat kalmasına ve topraklarını terk etmesine sebep olmuştur." (Prof. Dr. Haydar Baş milli Ekonomi Modeli)












































































































