logo
18 EYLÜL 2026

Acemoğlu’nun dönüşümü: Aklın yolu bir

18.09.2026 00:00:00
 
Daron Acemoğlu'nun son kitabı Hangi Liberal Demokrasi? (What Happened to Liberal Democracy?) bence bir kitap tanıtımından çok, bir düşünsel dönüşüm üzerinden okunmayı hak ediyor.

Çünkü karşımızda artık yalnızca "kurumlar önemlidir" diyen Acemoğlu yok.

Yıllarca kalkınmanın merkezine kapsayıcı kurumları, mülkiyet haklarını ve demokratik yapıları yerleştiren Acemoğlu, bugün çok daha temel bir noktaya gelmiş durumda: Bir ekonomik ve siyasal düzen geniş halk kesimlerine refah sağlayamıyorsa, çalışanları sistemin dışına itiyorsa ve serveti belirli ellerde yoğunlaştırıyorsa, kurumların varlığı tek başına yetmiyor.

Yeni Acemoğlu tam olarak burada başlıyor.

Kurumlardan gelir dağılımına

Acemoğlu'nun düşünsel seyri dikkat çekici.

Ulusların Düşüşü'nde temel mesele kapsayıcı ve sömürücü kurumlardı. Dar Koridor devlet ile toplum arasındaki güç dengesini tartıştı. Power and Progress ile teknolojiye döndü ve önemli bir eşiği geçti: Teknolojik ilerlemenin kendiliğinden toplumsal refah üretmediğini, teknolojinin hangi yönde kullanılacağına güç ilişkilerinin yön verdiğini savundu.

Şimdi ise Hangi Liberal Demokrasi? ile bir adım daha ileri gidiyor.

Acemoğlu açıkça liberal demokrasinin vaatlerini yerine getiremediğini; sanayisizleşme, eşitsizlik, neoliberal politikalar ve teknoloji merkezli ekonomik dönüşümün çalışan kesimlerin sisteme olan güvenini aşındırdığını söylüyor.

Dahası, çözüm olarak "işçi sınıfı liberalizmi" kavramını ortaya atıyor.

Bu modelde iyi işler, ortak refah, güçlü yerel topluluklar, kamusal hizmetler ve çalışanların ekonomik ve siyasal süreçlerde daha fazla söz sahibi olması gerekiyor

Buraya kadar güzel.

Ama şimdi soruyu tersinden soralım:

Neden hâlâ "liberalizm" kelimesini kurtarmaya çalışıyoruz?

Teşhis değişti, reçetenin adı değişmedi

Acemoğlu'nun düşünsel dönüşümündeki temel çelişki burada ortaya çıkıyor.

Bir sistemin gelir dağılımında sorun oluşturduğunu söylüyorsunuz.

Çalışanların üretkenlik artışından yeterince pay alamadığını söylüyorsunuz.

Sanayisizleşmenin yalnızca ekonomik değil, demokratik sonuçları olduğunu söylüyorsunuz.

Teknolojinin sermayenin kontrolünde gelişmesinin çalışanları güçsüzleştirebileceğini söylüyorsunuz.

Ekonomik büyümenin tek başına ortak refah anlamına gelmediğini söylüyorsunuz.

Sonra çözümün adını:

"İşçi sınıfı liberalizmi" koyuyorsunuz.

Burada kavramsal bir patinaj var.

Çünkü tartışılması gereken artık liberalizmin önüne hangi sıfatı koyacağımız değil; ekonominin hangi temel ilkeler üzerine kurulacağıdır.

Nitekim Acemoğlu'nun kendi ifadeleri de geldiği noktayı gösteriyor. Sanayi çağının demokrasiye "ortak refahın araçlarını" sağladığını söylüyor; bugün ise çalışan sınıflar olmadan demokratik koalisyonun sürdürülemeyeceğini savunuyor.

Bu, küçümsenecek bir dönüşüm değil.

Fakat yeterli de değil.

Mesele kapitalizmi tamir etmek mi?

Asıl ayrım burada başlıyor.

Acemoğlu kapitalizmin dışına çıkmıyor. Liberal demokrasiyi terk etmeyi değil, onu yeniden inşa etmeyi öneriyor. Kendi ifadesiyle bireysel özgürlükleri koruyan fakat ortak refahı, çalışanları ve toplulukları önceleyen daha eşitlikçi bir liberalizm arıyor.

Benim itirazım tam da burada.

Eğer sorun sermayenin yoğunlaşmasıysa, yalnızca sonuçlarını düzenlemek yeterli midir?

Eğer teknoloji emeğin yerine ikame edilerek geliri belirli ellerde topluyorsa, yalnızca "çalışan dostu yapay zekâ" demek yeterli midir?

Eğer üretim artarken tüketim gücü aynı ölçüde artmıyorsa, bu dengesizlik hangi mekanizmayla giderilecektir?

Ve en önemlisi:

Üretilen toplam değer toplumun tamamına hangi mekanizmayla dağıtılacaktır?

Bu sorular bizi liberalizmin sıfatlarından çıkarıp doğrudan iktisat teorisinin merkezine götürüyor.

Milli Ekonomi Modeli tam burada okunmalı

Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli, meseleyi kapitalizmin daha sosyal, daha insancıl veya daha düzenlenmiş bir versiyonunu oluşturmak şeklinde ele almıyor.

Modelin iddiası daha temelden başlıyor.

Üretim kadar tüketim kabiliyetini, büyüme kadar gelirin tabana yayılmasını, sermaye kadar insanı, piyasa kadar devletin düzenleyici ve ekonomik kapasitesini tartışmanın merkezine yerleştiriyor.

Dolayısıyla bugün Acemoğlu'nun "shared prosperity" yani ortak refah dediği noktaya geldiğini görmek önemlidir.

Fakat aynı hedefe yönelmek, aynı teoriye sahip olmak anlamına gelmez. Akademik olarak dürüst olmak istiyorsak bunu özellikle ayırmamız gerekir. Acemoğlu hâlâ liberalizmi yeniden kurmaya çalışıyor; Milli Ekonomi Modeli ise farklı para, gelir ve tüketim mekanizmaları ileri süren ayrı bir iktisadi çerçeve iddiasındadır.

Ancak tam da bu nedenle artık yapılması gereken şey kavramlarla patinaj yapmak değil, modelleri açıkça karşılaştırmaktır.

Kim ne zaman söyledi?

Hangi mekanizmayı önerdi?

Öngörüleri gerçekleşti mi?

Model uygulanabilir mi?

Sonuçları ne olur?

Bilim böyle ilerler.

Aklın yolu bir

Belki de önümüzdeki yılların iktisat tartışması tam burada şekillenecek.

Dün "piyasa büyüsün, refah aşağıya doğru yayılır" deniliyordu.

Bugün Nobel ödüllü bir iktisatçı ortak refahtan, işçi sınıfından, güçlü kamusal hizmetlerden, topluluklardan ve teknolojinin çalışanı güçlendirecek biçimde yönlendirilmesinden söz ediyor.

Bu değişimi görmezden gelmek doğru olmaz.

Ama yarım bırakmak da doğru olmaz.

Acemoğlu'na söylenecek söz sert olabilir fakat hakaret içermesine gerek yok:

Hocam, teşhis giderek netleşiyor. Artık reçeteyi de tartışalım.

Liberalizmin önüne yeni sıfatlar ekleyerek patinaj yapmaya gerek yok.

Milli Ekonomi Modeli masada.

Okuyalım.

Karşılaştıralım.

Eleştirelim.

Yanlışını ortaya koyalım, doğrusunu teslim edelim.

Çünkü bilimde önemli olan kimin söylediği değil, hangi fikrin gerçeği daha iyi açıkladığıdır.

Aklın yolu birdir.

Belki gün gelecek herkes başka başka kavramlarla aynı yere varacak.

Biz şimdiden adını söyleyelim:

Milli Ekonomi Modeli.

Geç kalmadan…
 
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.