Hastalar her yerde, hastalık çığ gibi ve bir doktor "ben bu derde çare buldum" diye feryad ediyor, dünyanın dört bir yanındaki aynı dertten mustarip milyonların da bu dermandan şifa bulduğunu örnek gösteriyor ama o da ne; hastalar da doktorun meslektaşları da dönüp bakmıyorlar bile.
Derdine derman arayan hasta bu sese doğru koşmalı iken, hastalarına şifa sunmaya uğraşan hekimler bu feryada pürdikkat kesilmeli iken gözleri kapalı ve kulakları tıkalı ömürlerini tüketiyorlar.
Kuşatılmışlığın resmidir.
Sanki gizli bir el hem hastaları hem de hekimleri, söz konusu hekimden ısrarla uzak tutuyor, hatta onun sesinin kitlelere ulaşmasını önlemek için her şey yapıyor.
Türkiye'de Prof. Dr. Haydar Baş'a ve yazdığı Milli Ekonomi Modeli tezine karşı takınılan tavrı, sergilenen tutumu başka nasıl izah edebiliriz?
Resmen, kuşatılmışlığımızın resmidir.
Açlık sınırının çok çok altında, yoksulluk sınırının hayli gerisinde hayatlarını sürdürmeye çalışan kitlelerin çeşitli medya oyunları ve kuru gürültülerle bu şefkatli sesten uzak tutulmasını bir yere kadar anlayalım ama, ekonomi ve iktisat alanında çalışan, ilimin ve bilimin peşinde koşan ilim adamlarının vurdumduymazlığına ne diyelim peki?
Ekonomi dergilerinde, gazetelerin ekonomi sayfalarında her gün sayfalarca yazı yazan sözde ilim adamları, her nedense, sebebi her ne ise bilinmez, bir türlü sözü Milli Ekonomi Modeli'ne getiremiyorlar.
Arkadaş sen bu sahanın uzmanı isen, sen bu meydanın pehlivanı isen çıkarsın, tüm hünerlerini ortaya koyarsın ve "ekonomide böyle bir şey olmaz" diyerek eleştirirsin ya da "şimdiye kadar biz bulamadık, helal olsun Haydar Hoca bulmuş" diyerek bir emeği takdir edersin bir emekçinin hakkını teslim edersin.
Ne o ne de bu.
Dünyadan ses var Türkiye'den tık yok.
Ekonomi yolunda olsa, işler tıkırında olsa, halk refah içinde yüzüyor olsa hadi deriz ki, bu toplum için bu model biraz "lüks kaçıyor" ve şimdilik ihtiyaç dışı bir şey.
Ülkedeki tüm iktisat profesörleri, ekonomi alanında kalem oynatan araştırmacılar, yazar-çizerler sanki sözleşmişler, sanki bir yemin metnine hep beraber imza atmışlar; yazılarında ve konuşmalarında Haydar Baş ismi geçmeyecek, Milli Ekonomi Modeli geçmeyecek, "emisyon hacmini genişletmek, senyoraj hakkını kullanmak" ifadeleri geçmeyecek.
"Kaynaklar sınırsız ihtiyaçlar sınırlı" cümlesi ise asla telaffuz edilmeyecek, çünkü bu da modelin ana ilkelerinden, çıkış noktalarından birisi.
Ülkede ilim namusu, ilim haysiyeti diye bir anlayış azcık misafir olsa, ilim adamları ya gerekçelerini ortaya koyarak tezi eleştirip, çürütüp bir kenara atacaklar ya da tezin sahibinin elini öpecek, ilmini takdir edecekler.
Geriye bir ihtimal kalıyor; hemen her alanda olduğu gibi iktisat ve ekonomi bilimi alanında da ne yazık ki kuşatılmışız.
Mevcut durum kuşatılmışlığımızın resmidir.
Derdine derman arayan hasta bu sese doğru koşmalı iken, hastalarına şifa sunmaya uğraşan hekimler bu feryada pürdikkat kesilmeli iken gözleri kapalı ve kulakları tıkalı ömürlerini tüketiyorlar.
Kuşatılmışlığın resmidir.
Sanki gizli bir el hem hastaları hem de hekimleri, söz konusu hekimden ısrarla uzak tutuyor, hatta onun sesinin kitlelere ulaşmasını önlemek için her şey yapıyor.
Türkiye'de Prof. Dr. Haydar Baş'a ve yazdığı Milli Ekonomi Modeli tezine karşı takınılan tavrı, sergilenen tutumu başka nasıl izah edebiliriz?
Resmen, kuşatılmışlığımızın resmidir.
Açlık sınırının çok çok altında, yoksulluk sınırının hayli gerisinde hayatlarını sürdürmeye çalışan kitlelerin çeşitli medya oyunları ve kuru gürültülerle bu şefkatli sesten uzak tutulmasını bir yere kadar anlayalım ama, ekonomi ve iktisat alanında çalışan, ilimin ve bilimin peşinde koşan ilim adamlarının vurdumduymazlığına ne diyelim peki?
Ekonomi dergilerinde, gazetelerin ekonomi sayfalarında her gün sayfalarca yazı yazan sözde ilim adamları, her nedense, sebebi her ne ise bilinmez, bir türlü sözü Milli Ekonomi Modeli'ne getiremiyorlar.
Arkadaş sen bu sahanın uzmanı isen, sen bu meydanın pehlivanı isen çıkarsın, tüm hünerlerini ortaya koyarsın ve "ekonomide böyle bir şey olmaz" diyerek eleştirirsin ya da "şimdiye kadar biz bulamadık, helal olsun Haydar Hoca bulmuş" diyerek bir emeği takdir edersin bir emekçinin hakkını teslim edersin.
Ne o ne de bu.
Dünyadan ses var Türkiye'den tık yok.
Ekonomi yolunda olsa, işler tıkırında olsa, halk refah içinde yüzüyor olsa hadi deriz ki, bu toplum için bu model biraz "lüks kaçıyor" ve şimdilik ihtiyaç dışı bir şey.
Ülkedeki tüm iktisat profesörleri, ekonomi alanında kalem oynatan araştırmacılar, yazar-çizerler sanki sözleşmişler, sanki bir yemin metnine hep beraber imza atmışlar; yazılarında ve konuşmalarında Haydar Baş ismi geçmeyecek, Milli Ekonomi Modeli geçmeyecek, "emisyon hacmini genişletmek, senyoraj hakkını kullanmak" ifadeleri geçmeyecek.
"Kaynaklar sınırsız ihtiyaçlar sınırlı" cümlesi ise asla telaffuz edilmeyecek, çünkü bu da modelin ana ilkelerinden, çıkış noktalarından birisi.
Ülkede ilim namusu, ilim haysiyeti diye bir anlayış azcık misafir olsa, ilim adamları ya gerekçelerini ortaya koyarak tezi eleştirip, çürütüp bir kenara atacaklar ya da tezin sahibinin elini öpecek, ilmini takdir edecekler.
Geriye bir ihtimal kalıyor; hemen her alanda olduğu gibi iktisat ve ekonomi bilimi alanında da ne yazık ki kuşatılmışız.
Mevcut durum kuşatılmışlığımızın resmidir.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Utanmaz yüz tükenmez söz zenginiyiz erenler / 24.06.2026
- Yüz yıl sonrasına bir mektubum var / 21.06.2026
- Terazinin başındakiler sizler adaletten muaf mısınız? / 20.06.2026
- Sarayda taht kavgası halk içinde ekmek kavgası / 17.06.2026
- İktidarın işleri var / 14.06.2026
- Bu resim şimdilerde tüm ülkeyi resmediyor / 13.06.2026
- Ülkenin kazancı ile iktidarınki ters orantılı / 12.06.2026
- Tuhaf zamanlardan geçiyoruz / 11.06.2026
- İktidar dedikodu ile besleniyor da yoksullar ne ile beslenecek? / 09.06.2026
- Nerede ne varsa / 08.06.2026
- Yüz yıl sonrasına bir mektubum var / 21.06.2026
- Terazinin başındakiler sizler adaletten muaf mısınız? / 20.06.2026
- Sarayda taht kavgası halk içinde ekmek kavgası / 17.06.2026
- İktidarın işleri var / 14.06.2026
- Bu resim şimdilerde tüm ülkeyi resmediyor / 13.06.2026
- Ülkenin kazancı ile iktidarınki ters orantılı / 12.06.2026
- Tuhaf zamanlardan geçiyoruz / 11.06.2026
- İktidar dedikodu ile besleniyor da yoksullar ne ile beslenecek? / 09.06.2026
- Nerede ne varsa / 08.06.2026

























































