logo
01 HAZİRAN 2026

Mesele sistem değil insan meselesidir

Bizim, Şark medeniyetinin, Türk medeniyetinin temelinde olan asıl faktör insandır. Bizde medeni olan insan ve onun vücuda getirdiği toplumlardır

17.04.2026 00:10:00
Haber Merkezi
Mesele sistem değil insan meselesidir
Mesele sistem değil insan meselesidir
"Bizim, Şark medeniyetinin, Türk medeniyetinin temelinde olan asıl faktör insandır. Bizde medeni olan insan ve onun vücuda getirdiği toplumlardır.

Biz medeniyeti tarif ederken insan olmak insanca yaşamak, insanlara hizmet etmek, fakire, yardıma muhtaç olanlara yardım etmek, toplumdaki insanların geçimine, huzuruna, muhabbetine vesile olmak, hülasa elinden geldiği kadar insanlık için gayret içerisinde bulunmak şeklinde tarif ederiz.







Bunun içerisine insanın ailesi ile geçimi, çoluk çocuğu ile hukuku, anası-babası ile alakası, komşusu ile münasebeti; her şey girmektedir.  Bizde medeniyet dendiği zaman bu hal anlaşılır.

Batı dünyasında medeniyet dendiği zaman ise bunlardan uzak kurumlar akla gelir. O da bunların temel karakteristik vasıflarıdır.

Mesela Sokrates, Eflatun, Aristo, Batı medeniyetinin temel dinamikleridir. Temel direkleridir. Onların dünyasında da adalet vardır, fazilet vardır, doğruluk vardır, yok değildir.







Batıda her şey sistem için, bizde ise her şey insan içindir

Mesela, Eflatun, Devlet adlı eserinde adalet, doğruluk, faziletten bahsediyor. Baktığınız zaman "hakikaten adam, fevkalade şeylerden bahsediyor" diyorsunuz.

Ama Eflatun bir insanda olması gereken adaletten, doğruluktan, faziletten değil sistemden bahsediyor. Kendisi, kafasında bir sistem oluşturmuş, bir devlet modeli vücuda getirmiş ve bu sistem içerisinde olması gereken faziletten, doğruluktan, adaletten bahsetmiş. Biz de kalktık bunları bir cankurtaran simidi gibi sahiplendik.

Halbuki bunlarda bir şey yok. Bizde çok daha fazlası var. İnsanda olması gerektiği kadar adalet, fazilet, doğruluk, iffet, letafet yani insani vasıfların tamamı bizde sonsuz nispette mevcuttur. Aksi olan şeylerin önü de kesilmiştir.







Burada asıl anlatmak istediğim husus şudur: Batı dünyası kendine göre kurumlar oluşturur ve bu kurumlara göre insanlara vazifeler verirler. İnsan için olması gereken değil de sistem için olması gerekenden hareketle sistemleri anlatır. Onun için Batı medeniyeti dendiği zaman hep sistemler hatıra gelir. O bakımdan orada evrim alabildiğine fazladır.

Mesela klan dönemi, feodal dönem, sosyalist dönem, komünist dönem, bunlar, onlar için birer evrimdir. Neden? Yaşadığı sistemde, sisteme göre adaleti, fazileti, doğruluğu insana mecbur kıldığı için siz, o sistemdekinden fazla adil olamazsınız. O sistemdekinden fazla doğru olamazsınız.

Mesela kapitalist sistemin adaleti bellidir. Onu aşamazsınız. Fazileti de bellidir. Onu da aşamazsınız. Ama doğruluk, fazilet, adalet vs. olması gerektiği kadar olmadığından, Batıda, sistemler akamete mahkum kalıyor.







O zaman ne oluyor? Bir arayış başlıyor. Aradığını bulamıyor. İçinde bulunduğu sistem onu tatmin edemediği, doyuramadığı için yeni bir sisteme geçiş yapıyor. Komünizmden firar etmelerinin sebebi budur. Önce buna cankurtaran simidi gibi sarıldı, yaşadı, adaletli bir şey zannetti, sonra "meğer değilmiş" dedi.

Onun için Batı her zaman bir arayışın pençesinde kıvranıyor. Bizim aydınlarımız ne hikmetse bu inceliği görmediği için de hep orayı kendisine örnek alıyorlar. Adeta onlarla yarışıyorlar.

Bu bence bir kısır döngüdür. Bu arayışlar sonsuza kadar devam eder ve fakat insanın sermayesi yorgunluk olur. Yaşar, yaşar, sistemi 60 senede eskitir. Şurada 100 sene evvel Batının halini biliyor muyuz? 200 sene evvelini biliyor muyuz?







Bana göre Batıda hiçbir şey yok. Batı korkunç bir açlık içerisinde. O yaşadığı sistem insanı doyuramamış. Hiç doyan insan katil olur mu, hırsız olur mu, eroinman olur mu, namusa düşman olur mu? Onun için bu ölçüler yanlış diyoruz.

Biz, temel değerlerimize döneceğiz. Türk'ün öz değerlerine döneceğiz ki, İslam-Türk kültürü, medeniyeti de insanlık tarihinin en güzel örneklerindendir. Buna dönmemiz lazımdır.

Onun için ele asıl dava iman davası, insan davasıdır, diye özetleyebiliyoruz. Zira bu sistemleri yapan insandır.







Eğer o insan, fıtratının mukabili olan sistemlerden uzak kalırsa, daha doğrusu onları icat ederse onların, onu doyurması mümkün değildir.

Akaitten uzak bir hayat içerisinde insanın doyması mümkün değildir." (Prof. Dr. Haydar Baş, Niçin Türkiye eserinden)

7 aylık hamile hemşire için gözyaşları sel oldu

Yaklaşık 1 yıl önce dünya evine giren ve 7 aylık hamile olan acil servis hemşiresi genç kadın evinde ölü olarak bulundu. Genç hemşire için düzenlenen törende ailesi ve mesai arkadaşları gözyaşlarına boğuldu

01.06.2026 15:00:00
İhlas Haber Ajansı
7 aylık hamile hemşire için gözyaşları sel oldu
7 aylık hamile hemşire için gözyaşları sel oldu
Antalya'da yaklaşık 1 yıl önce dünya evine giren ve 7 aylık hamile olan acil servis hemşiresi genç kadın evinde ölü olarak bulundu. Genç hemşire için Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde törende ailesi ve mesai arkadaşları gözyaşlarına boğuldu.






Olay, dün akşam saat 20.00 sıralarında Kepez ilçesi Yeşilyurt Mahallesi 4314 Sokak üzerinde bulunan 3 katlı bir apartmanın en üst katında meydana geldi. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'nde hemşire olarak görev yapan Esra Uğur'a (29) cuma günü mesai çıkışı sonrasında ulaşamayan ve dün de işe gitmediği öğrenilen genç kadından haber alamayan yakınları ikamet ettiği adrese geldi. Telefon aramalarına ve kapıyı çalmalarına rağmen genç kadından cevap alamayan yakınları 112 Acil Çağrı Merkezi'ni arayarak yardım istedi.









Genç kadın ve bebeği hayatını kaybetti

Verilen adrese gelen polis ekiplerinin eşliğinde daireye giren Esra Uğur'un yakınları evin içerisinde 7 aylık hamile genç kadını kolunda serum takılı halde hareketsiz olarak buldu. Adrese gelen sağlık ekiplerinin yaptığı kontrollerde genç kadının hayatını kaybettiği belirlendi. Bunun üzerine adrese Antalya Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ve Olay Yeri İnceleme ekibi sevk edildi. Olayı haber alarak genç kadının evine gelen arkadaşları ve yakınları gözyaşlarına boğuldu.









Hamile eşi ve karnındaki bebeğinin ölüm haberini alarak eve gelen genç kadının kocası U.U. sinir krizi geçirerek olay yerine gelen ambulansla hastaneye kaldırıldı. Savcılık ve Olay Yeri İnceleme ekibinin çalışmasının ardından genç kadının cansız bedeni kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Antalya Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Genç kadının cenazesi otopsi işlemlerinin ardından bugün anne, babası ve yakınları tarafından Antalya Adli Tıp Kurumu'ndan alındı.









Annesi ve yakınları gözyaşlarına hakim olamadı

Karnında 7 aylık bebeği ile birlikte hayatını kaybeden genç hemşirenin yakınlarının bir hayli üzgün olduğu görülürken, annesi gözyaşlarına hakim olamadı. Cenazenin teslim alınması sırasında fenalaşan anne için ambulans çağrıldı. Esra Uğur için görev yaptığı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde de bir tören düzenlendi. Düzenlenen törende konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Gülbin Arıcı, genç kadının hayatını kaybetmesi nedeniyle üzgün olduklarını belirterek, yakınlarına sabır diledi. Esra Uğur ve karnındaki 7 aylık bebeği Uncalı Mezarlık Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Kurşunlu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Marketteki korkunç olayda "tek kurşun" detayı

Kocaeli'nin Derince ilçesinde oğlunun trafik kazasında ölümünden sorumlu tuttuğu komşusunu markette tabancayla vurarak öldüren ve eşini yaralayan sanığa verilen toplam 23 yıl hapis cezası Yargıtay tarafından bozuldu. Yüksek Mahkeme, olayda tek el ateş edildiğine dikkat çekerek, sanığa iki ayrı suçtan ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti

01.06.2026 14:50:00
İhlas Haber Ajansı
Marketteki korkunç olayda "tek kurşun" detayı
Marketteki korkunç olayda "tek kurşun" detayı
Derince'ye bağlı Yenikent Mahallesi'nde 22 Şubat 2022'de yaşanan olayda, bir süpermarkette alışveriş yapan Belfun Doğramacı (44) ve eşi Sevda Doğramacı (39), komşuları Mustafa Ş.'nin silahlı saldırısına uğradı. Olayda Belfun Doğramacı kalbinden vurularak hayatını kaybederken, eşi Sevda Doğramacı kolundan yaralandı.

23 yıl ceza verilmişti

Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan sanık Mustafa Ş.'ye; 3 Nisan 2024'te maktul Belfun Doğramacı'ya yönelik haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan 16 yıl, eşi Sevda Doğramacı'yı kasten yaralama suçundan 6 yıl ve ruhsatsız silah bulundurmaktan 1 yıl olmak üzere toplam 23 yıl hapis cezası verilmişti.

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin verdiği bu kararı inceleyerek istinaf başvurularını esastan reddetti ve kararı onadı. Bunun üzerine dosya Yargıtay'a taşındı.



Yargıtay kararı 4 ayrı gerekçeyle bozdu

Dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 3 Mart 2026'da oy birliğiyle aldığı kararda yerel mahkemenin ve istinafın kararını bozarak dosyayı Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesine geri gönderdi.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin bozma ilamında, sanık Mustafa Ş. ile maktul Belfun Doğramacı arasındaki yaklaşık 5 yıllık tanışıklığın husumete dönüştüğü ayrıntılarıyla yer aldı. Kararda yer alan bilgilere göre, Mayıs 2019'da maktul Belfun Doğramacı'nın kullandığı aracın kaza yapması sonucu, araçta bulunan sanığın oğlu hayatını kaybetti, maktul ise yaralandı. Bu süreçte sanık Mustafa Ş., yürüyemediğini zannettiği maktule aylar boyunca yardım etti ve hastane süreçlerinde yanında oldu. Ancak sanık, bir gün hastane dönüşü maktulün aslında yürüyebildiğini tesadüfen öğrenince yardımı kesti.

"Oğlunu cinlere kurban verdim" iddiası husumeti büyüttü

Yüksek Mahkemenin kararına göre, yardımların kesilmesinin ardından taraflar arasındaki gerilim giderek arttı. Maktul Belfun Doğramacı'nın, çevresindeki insanlara sanığın kazada ölen oğlu için "Onun oğlunu cinlere kurban verdim" şeklinde söylemlerde bulunduğu iddiaları dosyaya yansıdı.

Ayrıca maktulün, aracıyla sürekli olarak sanığın evinin ve dükkanının bulunduğu sokaktan yüksek sesle müzik dinleyerek geçtiği, bu durumun tahriki artırdığı ifade edildi.

22 Şubat 2022'de sanığın eşinin dükkanında bulunan silahı alarak maktulün arkasından markete girdiği, Mustafa Ş.'nin elindeki silahla maktulün kafasına doğru vurduğu, maktul ile eşinin beraberce yere düştükleri, eşinin tüm engelleme çabalarına rağmen sanık Mustafa Ş.'nin elindeki tabancayı yerde yatan çifte doğrultarak ateş ettiği, bu atış neticesinde maktulün hayatını kaybettiği, eşi Sevda Doğramacı'nın ise kolundan yaralandığı kaydedildi.



Yargıtay'ın bozma ilamında şu gerekçelere yer verildi:

Olay yerinde yalnızca bir adet 9 milimetre boş kovan bulunduğu, sanığın ve yaralı eşin beyanlarında "tek atış" yapıldığının ifade edildiği vurgulandı. Yargıtay, tek kurşunla hem ölümün hem de yaralanmanın gerçekleştiği bu olayda "Fikri İçtima" kurallarının (TCK 44. Madde) işletilmesi gerektiğini belirtti. Sanığa sadece en ağır cezayı gerektiren "kasten öldürme" suçundan ceza verilmesi gerekirken, yaralama suçundan da ayrıca ceza verilmesi hukuka aykırı bulundu.

Maktul Belfun Doğramacı'nın 25 Şubat 2020 tarihli rapora göre yüzde 98 engelli olduğu belirtildi. Yargıtay, maktulün tüm sağlık kayıtlarının incelenerek Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını; olay anında "kendisini beden ve ruh bakımından savunamayacak durumda" olup olmadığının kesin olarak tespit edilmesi gerektiğini kaydetti.

Yargıtay, maktulden sanığa yönelen haksız hareketlerin boyutu dikkate alındığında, sanığa uygulanan haksız tahrik indiriminin asgari oranda tutulması gerektiğini belirtti. Mevcut kararda 16 yıl hapis verilerek tahrik indiriminin fazla uygulandığı ve sanığa "eksik ceza" tayin edildiği ifade edildi.

Sanığın sabıka kaydında yer alan önceki "tehdit" suçunun yasal değişikliklerle "uzlaşma" kapsamına alındığı hatırlatıldı. Yargıtay, bu suç için uzlaştırma işlemi yapılıp yapılmadığı araştırılmadan sanık hakkında "mükerrer (tekrar eden) suçlu" hükümlerinin doğrudan uygulanmasını usule aykırı buldu.

Bozma kararının ardından sanık Mustafa Ş., Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinde Yargıtay'ın belirttiği usul ve esaslar çerçevesinde yeniden hakim karşısına çıkacak.

Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanından CHP'de işten çıkarmalara ilişkin açıklama

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanı Atakan Sönmez, parti genel merkezindeki işten çıkarmalara ilişkin, "Tekrar incelenecek bu işten çıkarmalar. Haklı feshe ikna olamadığımız bir şey varsa, geri döneriz, arkadaşların sözleşmelerini devam ettiririz" dedi

01.06.2026 13:54:00 / Güncelleme: 01.06.2026 13:58:01
Haber Merkezi
Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanından CHP'de işten çıkarmalara ilişkin açıklama
Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanından CHP'de işten çıkarmalara ilişkin açıklama
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun basın danışmanı Atakan Sönmez, mahkemenin CHP kurultayına ilişkin verdiği 'mutlak butlan' kararı sonrası parti genel merkezinde başlayan işten çıkarmalara ilişkin değerlendirmede bulundu.

Sönmez, "Şu anda arkadaşlarımızın feshe gerek nedenlerle ilgili bilgileri 2 yolla öğrenme şansımız var. Birincisi; parti yöneticilerine küfür, hakaret, tehdit vesaire gibi kurum çalışanı disipline uymayacak şeyler yapmışsa. İkincisi ise bu süreçte mazeretsiz ve raporsuz şekilde işe gitmedikleri ve kağıt üzerinde kadrolu göründüklerine yönelik bir tespit varsa bunda yine bir fesih söz konusu olabilir. Bu da nihayetinde nasıl öğrenilebilir? Eğer kart basılıyor da basmamışsa, kart basılmış ama fiilen gitmemişse ancak içerideki çalışan arkadaşlar bunun bilgisini verir. 2 yılı aşkın süredir genel merkezde değiliz biz. Bu bizim yapabileceğimiz bir tespit değildir." ifadelerini kullandı.

"Haklı feshe ikna olamadığımız bir şey varsa arkadaşların sözleşmelerini devam ettiririz"
Sönmez, şöyle devam etti:

"Personelin giriş-çıkış sisteminden baktığınız zaman bir yılda mazeretsiz olarak 300 mesai günü var, bunun 285'inde gelmemişse, bu filli çalışan değildir. Tekrar incelenecek bu işten çıkarmalar. Genel olarak, 'çalışanın işine son verilsin', Cumhuriyet Halk Partisi'nin görüşü olamaz. Genel Merkez'deki idari tasarrufla bunlar yapıldı, benim kendi birimlerimdeki arkadaşlarla ilgili fesih nedenlerini tek tek inceleyeceğim. Gerekirse kendilerini de çağırır, konuşurum. Haklı feshe ikna olamadığımız bir şey varsa, geri döneriz, arkadaşların sözleşmelerini devam ettiririz. Bu gizlice yapılmış bir kıyım, bir operasyon vesaire olmadığı için bizim burada karnımızı ağrıtacak bir durum yok. Kendi birimim için de yeni bir görevlendirme yok."

Çanakkale'de 30 kaçak göçmen kurtarıldı

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi açıklarında motoru arızalanan lastik botla sürüklenen ve yardım talebinde bulunan 14'ü çocuk 30 kaçak göçmen, Sahil Güvenlik ekiplerince kurtarıldı

01.06.2026 10:59:00
İhlas Haber Ajansı
Çanakkale'de 30 kaçak göçmen kurtarıldı
Çanakkale'de 30 kaçak göçmen kurtarıldı
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesi açıklarında motoru arızalanan lastik botla sürüklenen ve yardım talebinde bulunan 14'ü çocuk 30 kaçak göçmen, Sahil Güvenlik ekiplerince kurtarıldı.

Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık ilçesi açıklarında kaçak göçmenlerin olduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Bölgeye sevk edilen Sahil Güvenlik botları 'KB-103', 'KB-76' tarafından 14'ü çocuk toplamda 30 kaçak göçmen kurtarıldı.

Kaçak göçmenler, işlemlerinin ardından Ayvacık Göçmen Ön Kabul ve Sevk Merkezine (GÖKSEM) teslim edildi.

Tatilcilerin dönüşü sürüyor: Bolu geçişinde uzun araç kuyrukları

TEM Otoyolu ve D-100 kara yolunun Bolu geçişinde Kurban Bayramı'nın 4'üncü gününde sabahın erken saatlerinde uzun araç kuyrukları oluştu. Trafiği zaman zaman durma noktasına geldiği Bolu geçişinde oluşan trafik yoğunluğu havadan görüntülendi

30.05.2026 12:01:00
İHA
Tatilcilerin dönüşü sürüyor: Bolu geçişinde uzun araç kuyrukları
Tatilcilerin dönüşü sürüyor: Bolu geçişinde uzun araç kuyrukları
Pazar günü sona erecek olan 9 günlük bayram tatilinin 8'nci, bayramın ise 4'üncü gününde dönüş için yola koyulan sürücüler, Bolu geçişinde yoğunluğunu sürdürüyor.






Özellikle TEM Otoyolu ve D-100 kara yolunun Bolu geçişinde İstanbul istikametine doğru araç trafiği sabah saatlerinde yer yer durma noktasına geldi. 






Tatilcilerin dönüş yolunda kullandığı güzergahlardan olan Köroğlu Rampaları mevkisinde kilometrelerce araç kuyruğu oluştu. Sürücüler, yavaş ilerleyen trafik nedeniyle zor anlar yaşadı.








Ağır vasıtalara geçiş yok

Öte yandan, dönüş yolculuğunda yaşanabilecek olumsuzlukların ve trafik sıkışıklığının en aza indirilmesi amacıyla Bolu Valiliği tarafından yeni bir tedbir kararı alındı. 






Alınan karara göre; Valilikten yapılan açıklamaya göre; Bu kapsamda bugün saat 13.00'den itibaren 1 Haziran Pazartesi günü saat 01.00'e kadar, kamyon, çekici ve tanker cinsi araçların İstanbul istikametine geçilerine izin verilmeyecek.













Artvin'de dere taştı: 5 köyün ulaşımını sağlayan yol hasar gördü

Borçka ilçesinde etkili olan sağanak yağış hayatı olumsuz etkiledi. Yağışların ardından debisi yükselen Camili köyü deresi taşarak çevrede hasara neden oldu

30.05.2026 11:38:00
İHA
Artvin'de dere taştı: 5 köyün ulaşımını sağlayan yol hasar gördü
Artvin'de dere taştı: 5 köyün ulaşımını sağlayan yol hasar gördü
Artvin'in Borçka ilçesinde etkili olan sağanak yağış nedeniyle Camili köyü deresi taştı. Taşkın sonucu beş köyün ulaşımını sağlayan kara yolunda hasar meydana gelirken, yol güvenlik amacıyla ulaşıma kapatıldı.






Taşkın sırasında dere üzerinde bulunan ve bölgedeki beş köyün ulaşımını sağlayan kara yolunun bir bölümünde çökme ve hasar meydana geldi. Yol üzerindeki köprünün korkuluklarının bir kısmı da sel sularına kapılarak yıkıldı.








İhbar üzerine bölgeye sevk edilen ekipler, bölgede güvenlik önlemleri alarak yolu ulaşıma kapattı. Yetkililer, su seviyesinin normale dönmesinin ardından yapılacak teknik incelemeler sonrasında yolun onarılarak yeniden ulaşıma açılacağını belirtti.













Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı

Muğla'nın Bodrum ilçesinde rahatsızlanan televizyon programcısı ve haber sunucusu Reha Muhtar, özel bir hastanede tedavi altına alındı

30.05.2026 11:29:00 / Güncelleme: 30.05.2026 11:32:17
İHA
Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı
Ünlü sunucu, Bodrum'da hastaneye kaldırıldı
Uzun yıllar televizyon ekranlarında görev yapan Reha Muhtar'ın, yaşadığı rahatsızlık nedeniyle Bodrum'daki özel bir hastaneye başvurduğu öğrenildi. Doktorlar tarafından yapılan kontrollerin ardından Muhtar'ın kalp yetmezliği teşhisiyle tedavi altına alındığı belirtildi.



Hastanede gözetim altında tutulan Muhtar'ın sağlık durumunun doktorlar tarafından yakından takip edildiği öğrenilirken, ailesi de Bodrum'a hareket etti.

Muhtar'ın eski eşi oyuncu Deniz Uğur, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, çocukları Mina ve Poyraz ile birlikte Bodrum'a geldiklerini belirterek sevenlerinden dua istedi. Uğur paylaşımında, "Reha Muhtar'ın hastaneye kaldırıldığı haberini aldık. Çocuklarımızın babalarının yanında olmaları ve sağlık durumunu takip etmeleri için Bodrum'a doğru yola çıktık. Bu süreçte destek veren herkese teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verdi.



Reha Muhtar'ın tedavisinin sürdüğü öğrenildi.

Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin


 
 
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, "Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz" dedi.

30.05.2026 10:42:00
AA
Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin
Çocuklarınıza erken yaşta sorumluluk verin

Diyarbakır'da Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Atlı, Cambridge Üniversitesi tarafından yürütülen ve sonuçları geçen yıl kamuoyuyla paylaşılan çalışmada, insan beyninin yaşam boyunca beş gelişim evresinden geçtiğinin ve 9 ile 32 yaş arasının 'ergenlik dönemi' olarak tanımlandığının ortaya konulduğunu söyledi.
Doğumdan ileri yaşlara kadar yaklaşık 4 bin kişinin beyin taramalarının incelendiği araştırmada beynin nöral bağlantılarının zaman içindeki değişimi haritalandırılırken, 32 yaşından sonra gelişimin daha stabil bir yapıya geçtiğini anlatan Atlı, ilerleyen yaşlarda ise gerileme evrelerinin başladığının belirlendiğini ifade etti.
Söz konusu araştırma bulgularının klinik gözlemleriyle de örtüştüğünü belirten Atlı, çalışmanın ileri görüntüleme teknikleriyle elde edilen verilere dayandığını anlattı.

Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu

Atlı, şunları kaydetti: "Benim de yakından takip ettiğim bir çalışma. Bu veriler, manyetik rezonans (MR) görüntüleme çalışmalarında tespit edilmiş. Burada aslında çalışan ve büyüyen bir beyin ortaya konuluyor. Ergenlik kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Ergenlik deyince çoğumuzun aklına hırçın, sinirli bir genç geliyor ama sadece mesele o değil. Ergenlik, büyüyen, gelişen, her şeyi alan ve sürekli aktivite gösteren bir beyin demektir. Bu çalışma da bunu destekliyor. Beynin gelişimi 30'lu yaşların başına kadar sürüyor. 32 yaşa kadar beynin nöronlarındaki gelişim devam etmekte, sinir ağları verimli bir şekilde çalışmaktadır. Bu süreçte beyin sürekli bir yapılanma içerisinde ancak 30'lu yaşların başından sonra bu gelişim yerini daha stabil bir evreye bırakır. 66 yaşına kadar görece dengeli bir dönem devam ederken, sonrasında gerileme başlar, 80'li yaşlardan itibaren ise bu gerileme daha belirgin hale gelir."

Ergenlik sürecinin uzamasında toplumsal değişimlerin de etkili olabileceğine işaret eden Atlı, "Geçmişte bireyler çok daha erken yaşta sorumluluk alıyordu. Günümüzde eğitim süreçlerinin uzamasıyla birlikte bu yaşlar ileriye kaydı. Bugün gençlere evlilik planlarını sorduğumuzda 30-35 yaş aralığı öne çıkıyor. Bu da ergenlik döneminin sosyal olarak da uzadığını gösteriyor. Ailelerin çocuklara erken yaşta sorumluluk vermesi önemli. Çocuğun önüne bir hedef koymadığımızda ve sorumluluk vermediğimizde, davranışsal problemler ve aile içi çatışmalar 30'lu yaşlara kadar devam edebiliyor. Biz bunu klinikte sıkça gözlemliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.

Erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor

Günümüzde "ev genci" olarak tanımlanan bir kesimin ortaya çıktığını belirten Atlı, şunları söyledi: "Bu bireylerin halen bir gelişim süreci içinde olduğunu söylemek mümkündür ancak bu noktada, gençlere nitelikli bir psikososyal eğitim sunulması, sosyal ve mesleki beceriler kazandırılarak hayatın içine aktif şekilde dahil edilmeleri büyük önem taşıyor. Aksi halde 30'lu yaşlara kadar aile içi çatışmalar devam ediyor. Anne ve babalar 'Bana bağırdı, sözümü dinlemedi' derken, gençler de 'Babam bana bağırdı, travmatize oldum' şeklinde karşılık veriyor. Bu kısır döngüden çıkabilmek için hem ailelerin hem de gençlerin süreci doğru yönetmesi ve erken dönemde sorumluluk üstlenilmesi gerekiyor. Eskiden çağlar yüzlerce yıl sürerken, bugün 10-20 yıl içinde büyük değişimler yaşanıyor. Bu dönüşüm, beynin gelişim süreçlerini de etkilemiş olabilir."

Bireyin yaşamını nasıl değerlendirdiğinin gelişim algısını etkilediğini dile getiren Atlı, "50 yaşına gelmiş birinin kendini 20 yaşında hissetmesi farklı şekillerde yorumlanabilecek bir durumdur. Asıl sorulması gereken, kişinin 20 ile 50 yaş arasında nasıl bir yaşam sürdüğüdür. Eğer işlevsel ve üretken bir yaşam geçirmemişse, kendini hala 20 yaşındaymış gibi hissedebilir. Buna karşılık, spor yapan, kitap okuyan, sosyal aktivitelere katılan ve topluma katkı sağlayan bir yaşam sürmüşse, bu süreci kıymetli görür ve yaşına uygun bir olgunluk hisseder çünkü o 50 yılı dolu dolu yaşamıştır" ifadelerini kullandı.

Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser


 
 
Türk Sanat Müziği sanatçısı Muazzez Ersoy, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir otelde konser verdi.

30.05.2026 01:11:00
AA
 Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser
 Muazzez Ersoy'dan Antalya'da görkemli konser

Türk Sanat Müziği sanatçısı Muazzez Ersoy, Antalya'nın Manavgat ilçesinde bir otelde konser verdi.

Side'deki bir otelde düzenlenen konserde Ersoy, sevilen şarkılarını seslendirdi, istek parçaları da repertuvarına ekleyerek izleyicilere keyifli bir gece yaşattı.

Ersoy'un şarkılarına oteli dolduran tatilciler de eşlik etti. Sanatçı, bazı şarkılarını seyircilerin arasında seslendirdi.
Otel sahibi, Manavgat Side Otelciler Birliği Başkanı Zafer Süral, Ersoy'a çiçek takdim etti.

Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!


 
Modern yaşam tarzının etkisiyle insülin direnci artık küresel bir sağlık sorunu haline geldi. Dünya genelinde erişkinlerin yaklaşık yüzde 25-35’inde insülin direnci olduğu tahmin ediliyor. Kesin tanı verileri değişiklik göstermekle birlikte ülkemizde de yaklaşık her 3 kişiden 1’inin insülin direnci veya prediyabet, bir başka deyişle ileride tip 2 diyabet gelişme riskini gösteren metabolik bir tablo sürecinde olduğu düşünülüyor.

30.05.2026 01:04:00
MURAT ÇORBACI
  Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!
  Gençlerde obezite arttı, insülin direnci yaygınlaştı!

Çağımızın önemli bir problemi olan insülin direnci artık yalnızca ileri yaşlarda değil; 20'li yaş grubunda, ergenlik döneminde, hatta çocukluk çağında da giderek daha sık görülüyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, erken yaşta başlayan insülin direncinin ilerleyen yıllarda ciddi hastalıklara zemin hazırladığına dikkat çekerek, "İnsülin direnci ne kadar erken başlarsa; tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkma yaşı da o kadar erkene kaymaktadır. Ayrıca uzun süreli metabolik yük, organ hasarını da hızlandırmaktadır. Bu nedenle, insülin direncini önlemek için çocukluk ile ergenlik döneminde sağlıklı beslenmek ve aktif bir yaşam sürmek son derece önemlidir" dedi.

Hücre içi sinyal iletimi bozulunca…

İnsülin direncinin oluşumundaki temel mekanizma, hücre içi sinyal iletimindeki bozulma olarak açıklanıyor. Normalde pankreasın ürettiği insülin hormonu, kandaki şekeri (glikoz) hücrelerin içine taşıyarak enerji olarak kullanılmasını sağlıyor. Ancak özellikle karın çevresindeki yağ dokusunun artmasıyla gelişen inflamasyon, serbest yağ asitleri ve bazı hormonlar, insülinin hücreler üzerindeki etkisini azaltıyor. Bu durum pankreasın daha fazla insülin üretmesine yol açıyor. Ancak artan insüline rağmen kas, yağ ve karaciğer hücreleri bu hormona yeterince cevap veremiyor. Sonuç olarak kandaki şeker hücrelere taşınamıyor. Pankreas sürekli daha fazla insülin üretse de etkili sonuç alınamıyor ve bu durum zamanla kan şekerinin normalden yüksek seyretmesine neden oluyor.

Gençlerde en önemli nedenlerine dikkat!

Günümüzde insülin direncinin en önemli risk faktörleri arasında fiziksel hareketsizlik, hatalı beslenme (yüksek kalorili ve rafine karbonhidrat ağırlıklı gıdalar) genetik yatkınlık, uyku düzensizliği ve stres yer alıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direncinin gençlerde görülen artışın temel nedenlerini şöyle sıraladı: "Fast-food tüketiminin yaygınlaşması, özellikle paketli gıdalar ve kolalı içeceklerin tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması gençlerde oluşan insülin direncinin en önemli sebeplerini oluşturmaktadır. Bu etkenler doğrudan metabolik sistemi etkilemelerinin yanı sıra karın bölgesinde yağlanmaya yol açmaktadırlar. Karın bölgesindeki yağlar insülinin etkisini bozan hormonlar ve inflamatuar maddeler salgılamaktadır. Ayrıca araştırmalar, çocukluk çağı obezitesindeki artışa paralel olarak gençlerde insülin direncinin daha sık görüldüğünü göstermektedir."

Bel çevresinde yağlanma varsa, zaman kaybetmeyin!

İnsülin direnci çoğu zaman sinsi ilerliyor ve uzun süre fark edilmeyebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, insülin direnci belirti verdiğinde ise gelişen sorunları şöyle sıraladı: "En yaygın belirtiler; yemek sonrası uyku hali ve halsizlik, tatlı krizleri, karın bölgesinde yağlanma ile kilo vermede zorlanmadır. Yorgunluk ve dikkat azalması da insülin direncine bağlı gelişebilmektedir." Dr. Belgin Küçükkaya, ancak bu belirtilerin sıklıkla göz ardı edildiği için insülin direncine çoğunlukla geç tanı konulduğunu vurguluyor.  Oysa erken dönemde yapılacak yaşam tarzı değişikliğiyle insülin direnci büyük ölçüde geriletilebiliyor. Bu sayede diyabet ve kalp hastalıkları gibi ciddi komplikasyonların önüne geçmek  mümkün olabiliyor. Dr. Belgin Küçükkaya, erken tanı için özellikle ailede diyabet öyküsü ve bel çevresinde yağlanma artışı varsa zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Tedavide ilk basamak: Yaşam tarzı değişikliği

İnsülin direncinin tedavisinde amaç, insülin duyarlılığını artırmak ve metabolik dengeyi sağlamak. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, tedavi sürecinde yaşam tarzı değişikliğinin ön plana çıktığını belirterek, şu bilgileri paylaştı: "İnsülin direncinde  en etkili yaklaşım, beslenme ve fiziksel aktivite değişikliğidir. Glisemik indeksi düşük beslenmek, şekerli içeceklerden kaçınmak, haftada en az 150 dakika egzersiz yapmak ve yeterli süre uyumak, insülin direncinin kontrol altına alınmasında kritik rol oynamaktadır. Stres yönetimi de tedaviyi desteklemektedir. Gerekli durumlarda ilaç tedavisine başvurulmaktadır."

İnsülin direncine karşı 6 önemli kural!

• Haftada en az 150 dakika düzenli fiziksel aktivitede bulunmak
Dengeli ve düşük glisemik indeksli beslenmek
• Şekerli içeceklerden uzak durmak
Paketli ve işlenmiş gıda tüketimini azaltmak. En önemli madde bu!
• Sağlıklı kiloyu korumak
Yeterli uyumak ve stres yönetimine dikkat etmek
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.