logo
07 MAYIS 2026

Meslek lisesinin 'Altın kızları'

Kayseri'de Ahi Evran Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kuyumculuk Teknolojisi bölümünde okuyan kız öğrenciler, ilgi duydukları takıları kendileri şekillendirerek kuyumculuk mesleğine ilerliyor

11.02.2025 17:19:00
İhlas Haber Ajansı
Meslek lisesinin 'Altın kızları'
Meslek lisesinin 'Altın kızları'
Kayseri'de Ahi Evran Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kuyumculuk Teknolojisi bölümünde okuyan kız öğrenciler, ilgi duydukları takıları kendileri şekillendirerek kuyumculuk mesleğine ilerliyor.

Ahi Evran Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kuyumculuk Teknolojisi Bölümünde okuyan kız öğrenciler, küçüklükten beri ilgi duydukları ve nasıl yapıldığını merak ettikleri takıları kendileri işliyor. Bölümde gördükleri eğitimlerle altını işlemeyi öğrenen kız öğrenciler, hemcinslerine de yaptıkları mesleği tavsiye ederek, meslek hayatlarında erkek işi olarak adlandırılan işleri kadınların da yapabileceğini göstermek istiyor.



Annesinin küçüklük takılarını bulduktan sonra mesleğe ilgi duyduğunu söyleyen Ahi Evran Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kuyumculuk Teknolojisi Bölümü 12. sınıf öğrencisi Tuğba Coşkun, "Ben bu bölümü farklı yollardan tercih ettim. İlk başta takılara hiç ilgim yoktu. Sonrasında annemin küçüklük takılarını bulup oynamaya başladım. Dedim ki neden ben bu işin mesleğini yapmıyorum' Sonrasında yaşadığım şehirde bu bölüme rastladım.

Ortaokuldan mezun olduktan sonra burayı tercih ettim meslek olarak. Burada öğretmenlerim sayesinde bölüme daha çok ilgim arttı. Birçok şeyi yapabilme kabiliyeti kazandım. Şu anda son sınıf olarak da devam ediyorum. Bu işi yapmak aslında güçlü hissettiriyor diyebilirim. Birçok insan kadın yapamaz derken, biz aslında hemcinslerimize örnek oluyoruz. Bu aslında çok güzel bir şey. Herkese de tavsiye ediyorum. Kadın yapamaz diye bir şey yok. Kadın istediğinde her şeyi yapabilir. Ben de kendimi öyle görüyorum. o yüzden de bu meslekte devam ediyorum" dedi.



10. sınıf öğrencisi Melike Sarı ise takıların nasıl yapıldığı merak ederek mesleğe yöneldiğini söyleyerek, "Ben kız çocuğu olarak takıya çok meraklıydım. Takıları da seviyorum. Sonra bunların imalat olarak nasıl yapıldığını çok merak ediyordum. Altını sarrafta görüyordum ama nereden geldiğini çok merak ediyordum. Rengi nasıl veriliyor, nasıl bu rengi alıyor diye. Normalde altınlar sarı oluyordu ama beyaz olanları da varmış. Nasıl beyaz oluyor diye merak ediyordum. Arkadaşlarım bu bölümü okuyordu. Bana da onlar söylediler. Ben de bu okula geldim ve geldiğim için de çok mutluyum. Çünkü genelde erkeklerin yaptığı bir iş ama kızların da yapabileceği bir şey. Erkeklerin arasında bizim de olmamız çok gurur verici ve gurur duyuyorum böyle olduğu için. Başlarda yapamam diye düşünüyordum ama sonra kolay olduğunu ve yaptıkça daha çok sevdiğimi fark ettim.



Çünkü bir altına rengi verdiğimde güzel olduğunda ben de mutlu oluyorum. Demek ki yapabiliyormuşum dedim. Bu yüzden hemcinslerime de öneririm yapmalarını. Çünkü gerçekten mutlu edici bir şey" ifadelerini kullandı.

Ahi Evran Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Kuyumculuk Öğretmeni Canan Öztekin Kaynar da, "11 yıldır bu görevi severek ve gurur duyarak yapıyorum. Öğrencilerimize yeni bir şeyler öğretmek, onların güzel ürünler ortaya çıkarması hem beni hem de öğretmen arkadaşlarımı mutlu ediyor. Bendeki takı merakı da ortaokul yıllarında İş Eğitimi diye bir ders vardı. Orada yaptığım el işi ürünler, benim bu alanda yetenekli olduğumu ortaya çıkardı. Öğretmenlerim de böyle bir bölüm olduğu ve üniversitesini okumam gerektiğini söylediler.

Buralara kadar geldik, öğretmenliği de kazandık. Özellikle kız öğrencilerime de hiçbir meslekte kız-erkek ayrımı yapmaksızın her alanda başarılı olacaklarını, bu bölümde de kızlar için güzel ayrıcalıklar olduğunu anlatarak teşvik ettik. Kız öğrencilerimizin de mezun oldukları zaman bu bölümde ilerlediklerini ve gelecekte de iyi bir yere geleceklerini gördük. Şimdiki öğrencilerimizin de hem tasarım hem de üretim alanında kendilerini geliştirerek çok iyi yerlere geleceklerinden eminiz. Bununla da övünüyoruz ve gurur duyuyoruz" dedi.

İstanbul'da DEAŞ operasyonunda 11 zanlı yakalandı

İstanbul'da terör örgütü DEAŞ'la iltisaklı faaliyet yürüttüğü ve sosyal medya kanalları aracılığıyla propaganda yaptığı belirlenen 11 şüpheli gözaltına alındı

07.05.2026 09:50:00
AA
İstanbul'da DEAŞ operasyonunda 11 zanlı yakalandı
İstanbul'da DEAŞ operasyonunda 11 zanlı yakalandı

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat şubeleri ekipleri, terör örgütü DEAŞ'ın faaliyetlerinin engellenmesi ve deşifre edilmesine yönelik çalışma yürüttü.

Bu kapsamda terör örgütüyle iltisaklı faaliyet yürüten ve sosyal medya kanalları aracılığıyla propaganda yapan şüphelilerin kimlik ve adresleri tespit edildi.

Belirlenen adreslere düzenlenen eş zamanlı operasyonda 11 şüpheli gözaltına alındı.

Şüpheliler, işlemleri için emniyete götürüldü. 

Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Tuncer tutuklandı

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve suçtan elde edilen gelirin aklanması" suçları kapsamında Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraki ANSET'e yönelik yürütülen soruşturmada, hastanedeki tedavisinin ardından adliyeye sevk edilen Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cansel Tuncer tutuklandı. Tuncer'in tutuklanmasıyla dosya kapsamında tutuklanan kişi sayısı 15'e yükseldi

06.05.2026 18:12:00 / Güncelleme: 06.05.2026 18:17:32
İHA
Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Tuncer tutuklandı
Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Tuncer tutuklandı
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraki ANSET'e yönelik çalışma başlatılmıştı.

Mülkiye başmüfettişi tarafından hazırlanan tevdi raporu ve emniyet birimlerince yapılan araştırmalar doğrultusunda ANSET tarafından gerçekleştirilen ihalelerde usulsüzlük yapıldığı tespit edilmişti. Soruşturma kapsamında ihalelerde yetkili olan kişiler ile aralarında suçtan elde edilen geliri aklama amacıyla para geçişleri tespit edilen şüpheliler hakkında işlem başlatılmıştı. Dosyada 113 milyon 426 bin TL kamu zararı tespit edilmişti.

Şüphelilerin yakalanması ve suç unsurlarının ele geçirilmesine yönelik 30 Nisan tarihinde Antalya merkezli olmak üzere İstanbul, Ankara, İzmir, Muğla, Denizli ve Edirne'de eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Soruşturma kapsamında ilk etapta 34 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, süreç içinde 1 kişinin daha gözaltına alınmasıyla dosya kapsamındaki kişi sayısı 35'e yükselmişti.

Operasyon kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden 27'si, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmişti. Savcılık sorgusunun ardından 11 kişi serbest bırakılırken, sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 14'ü tutuklanmış, 2 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.


Cansel Tuncer de tutuklandı



Operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı olan Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cansel Tuncer, bugün hastanedeki tedavisinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. Tuncer, savcılık işlemlerinin ardından çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince "kamu kurum ve kuruluşları ihalesine fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak" suçlarından tutuklandı. Tuncer'in tutuklanmasıyla soruşturma kapsamında tutuklanan kişi sayısı 15'e yükseldi. Dosya kapsamında 3 firari şüpheliyi yakalamak için çalışmaların devam ettiği, 2 kişinin ise cezaevinde bulunduğu öğrenildi.İHA

Türkiye'de geçen yıl 1 milyon 549 bin 574 trafik kazası oldu

Türkiye'de geçen yıl 1 milyon 549 bin 574 trafik kazası meydana geldi. Trafik kazaları sonucu 6 bin 35 kişi öldü

06.05.2026 14:46:00
AA
Türkiye'de geçen yıl 1 milyon 549 bin 574 trafik kazası oldu
Türkiye'de geçen yıl 1 milyon 549 bin 574 trafik kazası oldu
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı kara yolu trafik kazası istatistiklerini yayımladı.

Buna göre, geçen yıl meydana gelen trafik kazası sayısı bir önceki yıla göre yüzde 7,3 artarak 1 milyon 549 bin 574 oldu. Bu sayının 1 milyon 261 bin 253'ünü maddi hasarlı, 288 bin 321'i ölümlü yaralanmalı kazalar oluşturdu.

Yıl içerisinde meydana gelen ölümlü yaralanmalı trafik kazalarının yüzde 86,5'i yerleşim yeri içinde, yüzde 13,5'i ise yerleşim yeri dışında meydana geldi.

Türkiye'deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 2024'te 31,3 milyon iken 2025'te 33,6 milyona yükseldi. Kara yolu trafik kazalarında ölen kişi sayısı ise 2024 yılında 6 bin 351 iken 2025 yılında 6 bin 35 oldu. Böylece 100 bin taşıt başına trafik kazası ölü sayısı 2024 yılında 20,3 iken 2025 yılında 18'e geriledi. Trafik kazalarında 403 bin 937 kişi yaralandı.

Türkiye'de geçen yıl meydana gelen 288 bin 321 ölümlü, yaralanmalı trafik kazasında 2 bin 541 kişi kaza yerinde, 3 bin 494 kişi ise sağlık kuruluşlarına sevk edildikten sonra 30 gün içinde hayatını kaybetti.

Söz konusu dönemde kara yolu trafik kazalarında günde ortalama 789,9 ölümlü yaralanmalı kaza, 16,5 ölüm ve 1106,7 yaralanma meydana geldi.

Türkiye'de 2025'te bir önceki yıla göre trafikteki motorlu kara taşıtı sayısı yüzde 7,4, toplam kaza sayısı yüzde 7,3, ölümlü, yaralanmalı kaza sayısı yüzde 8, hasarlı kaza sayısı yüzde 7,1 ve yaralı sayısı yüzde 4,9 artarken ölü sayısı toplamda yüzde 5 azaldı.

İllere göre ölümlü, yaralanmalı kaza sayıları incelendiğinde, en fazla ölü sayısı 290 ile Ankara'da, en fazla yaralı sayısı 47 bin 717 ile İstanbul'da görüldü. En az ölü sayısı 5 ve en az yaralı sayısı ise 294 ile Ardahan'da gerçekleşti.

Ölenlerin yüzde 50,7'si sürücüler
Kara yolu ağında geçen yıl gerçekleşen trafik kazalarında ölen kişilerin yüzde 50,7'sini sürücü, yüzde 29,3'ünü yolcu, yüzde 20'sini ise yayalar oluşturdu. Trafik kazalarında ölenler ve yaralananlar cinsiyetlerine göre incelendiğinde ise ölenlerin yüzde 77,8'inin erkek, yüzde 22,2'sinin kadın, yaralananların ise yüzde 70'inin erkek, yüzde 30'unu kadın olduğu görüldü.

Türkiye'de ölümlü, yaralanmalı trafik kazasına neden olan toplam 345 bin 489 kusura bakıldığında, kusurların yüzde 90,6'sının sürücü, yüzde 7,7'sinin yaya, yüzde 0,8'inin taşıt, yüzde 0,6'sının yolcu ve yüzde 0,3'ünün yol kaynaklı olduğu belirlendi.

Kusurlar alt başlıklara göre incelendiğinde "araç hızını yol, hava ve trafiğin gerektirdiği şartlara uydurmamak", toplam 345 bin 489 kusurun 114 bin 636'sını oluşturdu ve en sık görülen kusur oldu. "Kavşak, geçit ve kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymamak" kusuru 52 bin 974 ile en sık görülen ikinci kusur olurken "arkadan çarpmak" 29 bin 735 kusur ile en sık görülen üçüncü kusur olarak kayıtlara geçti.

Ölümler kazanın oluş şekline göre incelendiğinde, ilk üç sırada 1190 ölüm ile yayaya çarpma, 1171 ölümle yoldan çıkma ve 1124 ölümle yandan çarpma yer aldı.

Kara yolu ağında meydana gelen 288 bin 321 ölümlü, yaralanmalı kazanın yüzde 65'i gündüz, yüzde 33,1'i gece ve yüzde 1,9'u alaca karanlıkta gerçekleşti.

Kaza ve sonuçları değerlendirildiğinde, ölümlü, yaralanmalı kazaların yüzde 50,1'i tek araçlı, yüzde 43'ü iki araçlı ve yüzde 6,9'u çok araçlı kazalardan oluştu.

Yaralanmaların ise yüzde 55'i iki araçlı, yüzde 37,4'ü tek araçlı ve yüzde 7,6'sı çok araçlı kazalarda meydana geldi. Ölümlü, yaralanmalı kazaların yüzde 54,3'ü iki araçlı, yüzde 39,6'sı tek araçlı ve yüzde 6,1'i ise çok araçlı kazalarda yaşandı.

Ölümlü, yaralanmalı trafik kazasına karışan toplam 484 bin 683 taşıtın yüzde 45,2'si otomobil, yüzde 31,3'ü motosiklet, yüzde 12,5'i kamyonet, yüzde 1,9'u minibüs, yüzde 1,9'u bisiklet, yüzde 8'i çekici, yüzde 1,5'i otobüs, yüzde 1,5'i kamyon, yüzde 0,9'u bilinmeyen, yüzde 0,6'sı elektrikli skuter, yüzde 0,6'sı traktör ve yüzde 0,4'ü ise özel amaçlı, iş makinesi, ambulans, tren, tramvay, at arabası taşıtlarından oluştu.

En çok kaza ağustosta, en az kaza şubatta
Türkiye'de geçen yıl en fazla ölümlü, yaralanmalı kazanın meydana geldiği ay yüzde 10,4 ile ağustos oldu. En az kaza ise yüzde 5,7 ile şubatta gerçekleşti.

Haftanın günlerine göre bakıldığında ise ölümlü, yaralanmalı kazaların yüzde 15,1 ile en fazla cuma günü ve yüzde 13,6 ile en az pazar günü meydana geldiği görüldü.

Kurban Bayramı'nda yola çıkacaklar dikkat: Bilet fiyatlarına zam bekleniyor

Kurban Bayramı'nda 9 gün tatil ilan edilmesinin ardından otobüs ve uçak biletleri fiyatlarında da zam sinyalleri geldi

06.05.2026 14:30:00
Haber Merkezi
Kurban Bayramı'nda yola çıkacaklar dikkat: Bilet fiyatlarına zam bekleniyor
Kurban Bayramı'nda yola çıkacaklar dikkat: Bilet fiyatlarına zam bekleniyor
Türkiye, Kurban Bayramı'na hazırlanırken 9 gün tatil ilan edilmesiyle birlikte çok sayıda kişi de tatile ya da memleketine gitmek için bilet bakmaya başladı. Ama hem otobüs hem de uçak bileti fiyatlarına zam hazırlığı da başladı. Türkiye Otobüsçüler Federasyonu Başkanı Mustafa Yıldırım maliyetlerden dolayı zam yapmak zorunda kalındığını belirtirken "Yaz dönemine girerken yeniden bir yüzde 20'lik zam gelir" ifadelerini kullandı. Sosyal medyada ise bilet fiyatlarındaki artışa tepki gösterildi.

Yaz döneminde yeniden zam gelir uyarısı
Sözcü'nün haberine göre Türkiye Otobüsçüler Federasyonu Başkanı Mustafa Yıldırım, son beş yılda seyahat talebinin yüzde 50 düştüğünü belirterek, "Akaryakıt, otoyol gibi maliyetlerimiz arttığı için sektör, iş olmamasına rağmen zam yapmak zorunda kalıyor. Yaz dönemine girerken yeniden bir yüzde 20'lik zam gelir" dedi.

Memlekete gitmek bile lüks
Bir sosyal medya kullanıcısı, İstanbul-Hatay uçak biletlerinin 5 bin liradan başladığını belirterek, "Allah sizi bildiği gibi yapsın ya bayramda memlekete gitmek bile lüks" ifadelerini kullandı.
İstanbul-Ankara uçak bileti 1500-2000 lira, otobüs bileti 1100-1400 lira arasında seyrediyor. İstanbul-İzmir uçak bileti 3000-5000 lira, otobüs bileti 1300-1500 lira. İstanbul-Gaziantep gibi uzun mesafelerde ise uçak bileti 6000-7300 lira, otobüs bileti 1800-2100 lira arasında değişiyor.
Uçak bileti fiyatlarına ise tavan fiyatlara geçen ay yüzde 14 zam gelmiş ve iç hat biletlerde tavan fiyat 6 bin 990 liraya yükselmişti. Ancak sektörde bilet fiyatları şimdiden bu tutarı geçti. Havayolu şirketlerinin yeni bir zam daha yapabileceği konuşulmaya başlandı.

İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Politico’ya yazdığı yazıda AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye ilişkin ifadelerini eleştirerek, "Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak, AB'nin kendi jeopolitik gerçeklerine ve stratejik çıkarlarına aykırıdır" dedi

06.05.2026 13:59:00
Haber Merkezi
İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"
İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"
19 Mart 2025'den bu yana Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ABD'nin önde gelen medya kuruluşlarından Politico'da yazdı.

"Türkiye AB kapısında bekletilecek bir ülke değildir" başlığıyla yayımlanan yazıda İmamoğlu; AB'nin genişleme politikalarına değinirken, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile aynı çerçevede değerlendirilmesine karşı çıktı.

"Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak jeopolitik gerçeklere aykırı"
İmamoğlu, "Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak, AB'nin kendi jeopolitik gerçeklerine ve stratejik çıkarlarına aykırıdır. Türkiye, bu aktörlerden farklı olarak, Avrupa'nın kurumsal yapılarıyla uzun yıllara yayılan bir entegrasyon ilişkisine ve doğrudan bir ortaklığa sahiptir. Türkiye'yi dışlayan bir AB, uzun vadeli güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığını da eksik kurgulamış olur" ifadelerini kullandı.

"AB ile ortak geleceği savunmak AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir"
Türkiye'nin ihtiyacının net bir yön olduğunu vurgulayan İmamoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Türkiye'nin bugün ihtiyacı olanın hamaset değil, net bir istikamet olduğudur. AB ile ortak geleceği savunmak, AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir. Aynı şekilde, AB'deki çifte standardı görmek de Avrupa fikri ve projesinden vazgeçmek anlamına gelmez. Asıl ihtiyaç, hukuku, özgürlüğü ve çoğulculuğu dışsal bir beklenti olarak değil, Türk toplumunun öz hakkı olarak savunan bir siyasi aklın güçlenmesidir."

"Türkiye demokratik güven üretemiyor"
İmamoğlu, ayrıca Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu'nun son taslağı ile von der Leyen'in açıklamalarını birlikte değerlendirerek, AB ile Türkiye arasında ortak bir gelecek iradesinin zayıfladığına dikkat çekti. "İlk bakışta farklı başlıklar gibi görünse de ikisi de benzer bir sıkıntıya işaret ediyor: AB ile Türkiye arasında ortak bir geleceğe ilişkin inandırıcı ve ortak bir iradenin zayıflığı. AB Türkiye'ye bakarken ilkeler ile çıkarlar arasında gidip geliyor ve vizyoner bir perspektif ortaya koyamıyor. Türkiye ise AB ile ortak bir yön ve gelecek iddiasını diri ve sürdürülebilir tutacak demokratik güveni üretemiyor" dedi.

Öte yandan Ursula von der Leyen, geçen ay Almanya'nın Hamburg kentinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı konuşmada, AB'nin genişlemesini desteklediğini belirterek, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz" ifadelerini kullanmıştı.

"Bugün Silivri'de olmam kişisel bir hukuk meselesi değildir"
Ekrem İmamoğlu'nun Politico'daki "Türkiye AB kapısında bekletilecek bir ülke değildir" başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

"Bu satırları Silivri Cezaevi'nden yazıyorum. Bugün burada olmam, yalnızca kişisel bir hukuk meselesi değildir. Türkiye'nin demokrasi, hukuk devleti ve Avrupa Birliği ile ortak gelecek iddiasının da içinden geçtiği kırılmayı gösteriyor.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki uzun zamandır dürüstlükten de dengeden de yoksundur. 1999'dan bu yana resmen devam eden adaylık süreci zamanla içi boşalmış bir çerçeveye dönüşmüştür. Türk Hükümeti, AB tam üyeliğini stratejik hedef olarak tanımladığını söylüyor. Ancak içeride demokratik siyaseti ve kurumlarını, hukuk devleti ve insan hak ve özgürlüklerini zayıflatarak bu ilişkinin zeminini kendi eliyle aşındırıyor.

"Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koyarak..."
Son günlerde iki güncel gelişme bu çelişkiyi yeniden görünür hale getirdi. İlki, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu'nun Dış İlişkiler Komitesi'nden geçen son taslağı. İkincisi, Ursula von der Leyen'in Türkiye'yi Rusya ve Çin'le aynı kefeye koyarak bir ortak olarak değil, karşıt bir aktör olarak değerlendirmesi.

İlk bakışta farklı başlıklar gibi görünse de ikisi de benzer bir sıkıntıya işaret ediyor: AB ile Türkiye arasında ortak bir geleceğe ilişkin inandırıcı ve ortak bir iradenin zayıflığı. AB Türkiye'ye bakarken ilkeler ile çıkarlar arasında gidip geliyor ve vizyoner bir perspektif ortaya koyamıyor. Türkiye ise AB ile ortak bir yön ve gelecek iddiasını diri ve sürdürülebilir tutacak demokratik güveni üretemiyor.

"AB parlamentosunun son raporu muhalefet üzerinde baskıyı kayda geçiriyor"
Avrupa Parlamentosu'nun yakında Genel Kurul'da kabul edilmesi beklenen son raporu, Türkiye'deki demokratik gerilemeye dair genel tespitleri tekrarlamanın ötesine geçiyor. Bu yılki metin, gözaltına alındığım 19 Mart sonrasında yaşanan süreci, muhalefet üzerindeki artan baskıyı ve demokratik kurumlarda derinleşen aşınmayı daha somut ve doğrudan kayda geçiriyor.

Aynı zamanda Avrupa Birliği genişleme siyasetinde yeniden bir hareket alanı oluşurken, Türkiye'nin gerekli demokratik reformları hayata geçirmemesi nedeniyle bu fırsat penceresinin dışında kaldığını açıkça söylüyor. Bu vurgu çok önemli. Çünkü mesele artık yalnızca donmuş bir üyelik dosyası değil; Türkiye ile AB'nin ortak geleceğine dair stratejik bir yön meselesidir.

Türkiye'nin AB ile ilişkisinde yaşanan tıkanma da tam bu noktada belirginleşiyor. Zira mevcut siyasi çerçevede muhalefet üzerinde uygulanan baskı giderek kalıcı bir yönetim pratiğine dönüştükçe, mesele dış politikanın dar sınırlarını aşarak daha yapısal bir nitelik kazanıyor. Bir rejim meselesine dönüşüyor. Bu nedenle, AB ile yaşanan gerilimlerin önemli bir kısmı demokratik standartlardaki bu iç bozulmanın dış politikaya yansımasından besleniyor.

"Türkiye Avrupa güvenlik mimarisinin önemli bir bileşenidir"
Türkiye, Avrupa Konseyi'nin kurucu üyelerinden biri olarak Avrupa'nın demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti temelinde inşa ettiği kurumsal yapının en başından beri parçasıdır. NATO'nun içindeki konumuyla da Avrupa güvenlik mimarisinin ve kolektif savunma sisteminin önemli bir bileşenidir. Bugün ise Karadeniz'den yaşamsal enerji hatlarına, göçten sanayi üretimine kadar AB'nin uzun vadeli güvenliği ile ekonomik dayanıklılığı Türkiye'yi dışlayarak kurulamaz. Bu gerçek, ilişkilerin siyasi olduğu kadar aynı zamanda stratejik karşılıklı bağımlılık temelinde yeniden düşünülmesini gerekli kılıyor.

Bu yüzden Türkiye'yi Rusya ve Çin'le aynı düzlemde değerlendirmek, AB'nin kendi jeopolitik gerçekliği ve stratejik vizyonuyla çelişmektedir. Türkiye, bu aktörlerden farklı olarak, Avrupa'nın kurumsal yapılarıyla uzun yıllara yayılan bir entegrasyon ilişkisine ve doğrudan bir ortaklığa sahiptir. Türkiye'yi dışlayan bir AB, uzun vadeli güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığını da eksik kurgulamış olur.

AB bugün Türkiye'ye baktığında çoğunlukla şu tabloyu görüyor: Yıpranmış kurumlar. Siyasallaşmış bir yargı. Baskı altındaki muhalefet. Zayıflayan yerel demokrasi. Biz bunları en ağır biçimde bizzat yaşıyoruz. Türkiye'yi AB'den uzaklaştıran şey coğrafyası değil, otoriterleşme eğilimin bir süredir yarattığı birikmiş tahribattır.

Yıllardır Türkiye'yi Avrupa Konseyi standartlarından uzaklaştıran, hukuk devletini zedeleyen, AİHM kararlarına uymamakta ısrar eden, yerel demokrasiyi baskı altına alan iktidar, dönüp Avrupa değerlerinin savunucusu gibi konuşamaz. Bu söylem AB nezdinde de inandırıcılıktan uzaktır.

Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey hamaset değil, net bir istikamettir. AB ile ortak geleceği savunmak, AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir. Aynı şekilde, AB'deki çifte standardı görmek de Avrupa fikri ve projesinden vazgeçmek anlamına gelmez. Asıl ihtiyaç, hukuku, özgürlüğü ve çoğulculuğu dışsal bir beklenti olarak değil, Türk toplumunun öz hakkı olarak savunan bir siyasi aklın güçlenmesidir.

"Hedefimiz hukuku toplumsal hayatın temeli sayan bir Türkiye"
Bizim tahayyülümüzde, yöneteceğimiz Türkiye işte bu yüzden farklı olacaktır. Hedefimiz, AB ile ilişkisini edilgen bir bekleyiş üzerinden değil; eşitlik, değerler ve ortak çıkarlar temelinde kuran; hak ve özgürlüklerden korkmayan, bilakis toplumsal düzenin temeli ve güvencesi olarak gören; hukuku pazarlık konusu değil, toplumsal hayatın temeli olarak sayan bir Türkiye'dir.

Bu noktada AB tarafından beklentimiz, Türkiye'ye korkuların, klişelerin ve kısa vadeli siyasi hesapların merceğinden bakmasını geride bırakması; Türkiye'nin tarihini, toplumsal dinamiklerini ve AB ile kurduğu kurumsal bağları daha ciddiyetle ele almasıdır.

Bugün bu satırları hapishanedeki hücremden yazıyor olabilirim. Ancak bu zorlu koşullarda dahi, Türkiye'nin yönünün demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve Avrupa ile ortak bir gelecek olduğuna dair inancım sarsılmış değildir.
Türkiye, AB kapısında bekletilebilecek bir ülke değildir."

Leyen ne demişti?
Hamburg'da Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde konuşan von der Leyen, AB'nin genişlemesini desteklediğini vurgulayarak, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki; Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz" açıklamasında bulunmuştu.

Leyen'in, Avrupa'nın Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğine ilişkin ifadelerinin ardından AB Komisyonu Sözcülüğü açıklama yapmıştı. Yapılan açıklamada Türkiye'nin önemli bir NATO müttefiki ve AB aday ülkesi olduğuna dikkat çekilerek "Türkiye, bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız önemli bir ortaktır" izahatında bulunmuştu.

CHP kurultayı davası 1 Temmuz'a ertelendi

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla açılan ceza davasının beşinci duruşması 6 Mayıs'ta Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ara kararını veren mahkeme, davayı 1 Temmuz'a erteledi

06.05.2026 11:54:00
Haber Merkezi
CHP kurultayı davası 1 Temmuz'a ertelendi
CHP kurultayı davası 1 Temmuz'a ertelendi
CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla açılan ceza davasının beşinci duruşması 6 Mayıs'ta Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

Ara kararını veren mahkeme, davayı 1 Temmuz'a erteledi.

Bir sonraki davada İBB davasında etkin pişmanlık ifadesi veren Adem Soytekin'in dinlenmesine karar verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, 4-5 Kasım 2023'teki 38. Olağan Kurultay sürecinde bazı delegelere "oy karşılığında para" teklif edildiği öne sürülüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan ve İstanbul'da tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu'nun yanı sıra 11 kişi sanık sandalyesinde.

Savcılık, İmamoğlu'nun, "Divan Başkanı" olarak görev yaptığını, diğer şüphelilerin de iştirak halinde hareket ettiğini iddia ediyor.

Sanıklar hakkında "oylamaya hile karıştırma" suçlamasıyla bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

İddianamede eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu mağdur olarak yer alıyor.
İmamoğlu'nun yanı sıra sanıklar arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, CHP Erzurum İl Başkanı Serhat Can Eş, CHP Parti Meclisi Üyesi Baki Aydöner, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Hüseyin Yaşar, Mehmet Kılınçaslan, CHP Bitlis İl Başkanı Metin Güzelkaya ve Özgen Nama bulunuyor.

Önceki duruşmalarda neler yaşandı?
Davanın dördüncü duruşması 1 Nisan'da görüldü. Üçüncü duruşma ise 23 Şubat'ta yapıldı.

Ara kararını açıklayan mahkeme, dosyanın Aziz İhsan Aktaş davası olarak bilinen dava dosyasıyla birleştirilmesi için İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'ne müzekkere yazılmasına karar verdi.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi 24 Ocak'ta "dosyalar arasında fiili ve hukuki bağlantı bulunmadığı" gerekçesiyle birleştirme talebini reddetti.

Bu duruşmada eski CHP delegeleri ve CHP üyeleri tanık olarak dinlendi.

Tanıklar, delegelerin kurultayda oy kullanmaları karşılığında para teklif edildiği, para ve hediye alış verişi olduğu iddialarını dile getirdi.

Avukatlar, tanıkların "şahsen bir şeye şahit olmadığını" ve "duydum" gibi ifadelerle konuştuğunu söyleyerek suçlamaları reddetti.

Kasım 2025'te başlayan mahkemenin ikinci duruşması 13 Ocak'ta yapılmıştı.

Görev tartışması yaşandı
Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı delegeler, 38. Olağan Kurultayı ile Nisan 2025'teki 21. Olağanüstü Kurultayının iptali için bir dava açmıştı.

Bu dava Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 24 Ekim'de reddedilmişti.

Bu dava ise bundan ayrı bir ceza davası.

Dava başlamadan önce, hangi mahkemenin yetkili olduğu konusunda asliye ceza mahkemesi ile ağır ceza mahkemesi arasında görev tartışması yaşandı.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, davayı "görevsizlik" kararı veren 26. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmesine hükmetti.

Mahkeme bu karara itiraz ederek Anayasa Mahkemesi'ne götürdü.

Anayasa Mahkemesi ise 10 Eylül'de mahkemenin başvurusunu reddetti ve davanın Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmesi kesinleşti.

Öte yandan CHP yönetimi 24 Ekim'deki duruşma öncesi kurultay davasını düşürmek için yeni bir hamle yapmış ve 39. Olağan Kurultay kararı almıştı.

Özel'in başkanlığında duruşmadan bir gün önce toplanan Parti Meclisi'nde, kurultayın 28-30 Kasım tarihlerinde yapılması kararlaştırılmıştı.

Muhittin Böcek ile oğlu ve gelinin mal varlıklarına el konuldu

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Muhittin Böcek ile oğlu ve gelinin mal varlıklarına el konuldu

06.05.2026 11:07:00
İhlas Haber Ajansı
Muhittin Böcek ile oğlu ve gelinin mal varlıklarına el konuldu
Muhittin Böcek ile oğlu ve gelinin mal varlıklarına el konuldu
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Muhittin Böcek ile oğlu ve gelinin mal varlıklarına el konuldu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında aralarında tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in gelini Zuhal Böcek'in de bulunduğu 3 kişi, 30 Nisan'da gözaltına alınmıştı. Emniyette işlemleri biten 3 kişi adliyeye sevk edilmiş, savcılıkta ifadeleri alınan şüphelilerden Zuhal Böcek, "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçundan tutuklanmıştı.

Mal varlıklarına el konuldu
Konuyla ilgili soruşturma sürerken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, şüpheliler Muhittin Böcek, Mustafa Gökhan Böcek ile Zuhal Böcek'in 'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap' ile 'suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama' suçlarından mal varlıklarına el konuldu.İHA

Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi

Konya'nın Beyşehir ilçesinde KOM ekiplerince düzenlenen silah operasyonunda çok sayıda kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek ve tabanca ele geçirilirken, 11 kişi gözaltına alındı

06.05.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi
Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi
Konya'nın Beyşehir ilçesinde KOM ekiplerince düzenlenen silah operasyonunda çok sayıda kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek ve tabanca ele geçirilirken, 11 kişi gözaltına alındı.



İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekiplerince Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında silah operasyonu düzenlendi. Yürütülen çalışmalar neticesinde, Beyşehir ilçesinde belirlenen 13 ikamet, 3 iş yeri ve 18 araca eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi.



Operasyon kapsamında yapılan aramalarda 51 adet AK-47 kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek, 1 adet uzi otomatik tabanca, 34 adet tabanca, 2 adet av tüfeği, 41 adet fişek ve 10 adet tüfek kartuşu ele geçirildi. Operasyonda 11 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Konuyla ilgili adli tahkikatın çok yönlü olarak sürdüğü bildirildi.

Öte yandan, soruşturmanın ilk aşamalarında gerçekleştirilen iki ayrı ara yakalamada toplam 101 adet ruhsatsız tabanca ve şarjör ele geçirilirken, 3 şüpheli şahıs tutuklanmıştı.

Nisan ayında en az 26 kadın katledildi

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'na göre geçen ay en az 26 kadın erkekler tarafından öldürüldü

05.05.2026 16:22:00 / Güncelleme: 05.05.2026 16:28:51
Haber Merkezi
Nisan ayında en az 26 kadın katledildi
Nisan ayında en az 26 kadın katledildi
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'na göre geçen ay en az 26 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 23 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu geçen aya ilişkin verilerini yayımladı. Buna göre Türkiye'de nisanda en az 26 kadın öldürülürken, 23 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu.

Rapora göre öldürülen 26 kadından 20'sinin hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi. 4'ü ekonomik bahanelerle, 1'i barışmayı kabul etmemesi bahanesiyle, 1'i de bebeğini aldırmadığı bahanesiyle öldürüldü.

Kadınların yüzde 69'u evlerinde öldürüldü

Katledilen 26 kadından 10'u evli olduğu erkek, 2'si eskiden evli olduğu erkek, 2'si birlikte olduğu erkek, 1'i babası, 1'i akrabası, 1'i oğlu ve 1'i tanıdığı tarafından öldürüldü. Kadınların 18'i evinde, 2'si sokakta, 1'i otelde, 1'i arabada, 1'i su kenarında ve 1'i boş arazide öldürüldü. 2 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Kadınların yüzde 69'u evlerinde katledildi.

Cinayetlerin 16'sı ateşli silahlarla, 2'si boğularak, 7'si kesici aletlerle, 1'i de darbedilerek öldürüldü.

Bülent Gezer'in cansız bedeni 4 ay sonra bulundu

31 Aralık 2025 günü meydana gelen çığ felaketinde kaybolan Bülent Gezer, aradan geçen 4 ayın ardından ekipler tarafından bulundu

05.05.2026 14:44:00
İhlas Haber Ajansı
Bülent Gezer'in cansız bedeni 4 ay sonra bulundu
Bülent Gezer'in cansız bedeni 4 ay sonra bulundu
Artvin'in Ardanuç ilçesinde 31 Aralık 2025 günü meydana gelen çığ felaketinde kaybolan Bülent Gezer, aradan geçen 4 ayın ardından ekipler tarafından çığ altından çıkarıldı.






Ardanuç ilçesine bağlı Zekeriya köyünde yürütülen arama kurtarma çalışmalarında yeri tespit edilen Gezer'in cansız bedeni, ekiplerin yoğun çalışması sonucu bulunduğu noktadan çıkarıldı. Zorlu arazi ve hava şartlarına rağmen sürdürülen çalışmalarda, çığ kütlesi altında kalan Gezer'e ulaşılmasının ardından dikkatli şekilde çıkarma işlemi gerçekleştirildi. Ekiplerin koordinasyonuyla bölgeden çıkarılan Bülent Gezer'in cenazesi, otopsi için Artvin Adli Tıp Kurumu'na sevk edildi.








31 Aralık 2025 günü Zekeriya köyünde meydana gelen çığda, sürülerini yayladan köye indirmeye çalışan 6 çoban ve yaklaşık bin 200 küçükbaş hayvan çığa yakalandı. Çobanlardan 3'ü kendi imkânlarıyla kurtulurken, Suat Temel ile Kerimullah Azizullah'ın cansız bedenlerine ulaşıldı. Bülent Gezer ise kaybolmuştu. Olayın ardından başlatılan arama çalışmaları, bölgede artan çığ riski ve olumsuz hava şartları nedeniyle 3 Ocak 2026 tarihinde durduruldu. AFAD ekiplerinin bölgede sürdürdüğü ölçüm ve risk analizleri sonucunda çığ tehlikesinin azalmasıyla birlikte arama faaliyetlerine geçtiğimiz hafta sonu yeniden başlamıştı.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.