Milli Devlet’te hayvancılık
Dünyada 2014 yılı itibari ile 1.765 trilyon dolara ulaşan tarım dış ticaretinin 670 milyar dolarlık kısmını AB oluşturmakta; ABD ise 171.3 milyar dolarlık ihracat ile onu izlemektedir
12.10.2026 03:39:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Dünyada 2014 yılı itibari ile 1.765 trilyon dolara ulaşan tarım dış ticaretinin 670 milyar dolarlık kısmını AB oluşturmakta; ABD ise 171.3 milyar dolarlık ihracat ile onu izlemektedir.
Afrika kıtasının ise toplam tarım ihracatı, sadece 64 milyar dolar seviyesindedir. 2014 yılında ise toplam tarım ticaretinin %38'i AB'nin elinde iken, ABD 10.3 % ve Kanada %3.9'lik. pay ile onu izlemektedir.
Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler, tarıma dayalı istihdam yapısına sahip olmalarına ve milli hasılalarının ciddi bir kısmı tarıma dayanmasına rağmen; gelişmiş kabul edilen birkaç ülke, uyguladıkları baskıcı gayr–ı ticari uygulamalarla tarım dış ticaretinin aslan payını ellerinde tutmakta, hatta diğer ülkelerin gelişmesine dahi müsaade etmemektedirler.
Bugün, AB uyum yasaları adı altında çıkarılan yasalar ve IMF talepleri ile Türkiye'de tarım ve hayvancılık bitirilmiştir. Bilinçli olarak yapılan yeni düzenlemelerle bir yılda hayvancılıktaki gerileme oranımız %35'lere varmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre; 1986 yılında koyun sayımız 43.758.000 iken, 2005 yılında bu rakam 25.304.325 e gerilemiş durumdadır. Keçi sayısı 1986'da 13.406.000 iken 2005 yılında 6.517.464'e gerilemiş;
Sığır sayısı 12.713.000'ten 10.526.000'a düştü. Manda sayısı ise 540.000'den 104.965'e geriledi. Bütün dünyada hayvancılık sahasında son yirmi yılda hem dış ticaret, hem de toplam üretim katlanarak artarken; bizde IMF talimatları doğrultusunda tam tersi bir süreç yaşanmaktadır.
Bu tablo her geçen gün daha da kötüleşmiştir. 2016 yılı itibariyle toplam GSMH içerisinde tarım ve hayvancılığın toplam payı %6,2'ye düşmüştür.
Özelleştirme kapsamında devlete ait yem sanayi (Yem– San),Türkiye Süt Endüstrisi (TSEK), Et ve Balık Kurumu (EBK) özelleştirilerek küçük ve orta boy çiftçiler başta olmak üzere üretici, sahipsiz bırakılmıştır.
Toplam yem ihtiyacımızın ancak %56'sını karşılamamıza rağmen, devlete ait yem kurumları özelleştirilmiştir.

Hayvan hastalıklarından dolayı her yıl toplam üretim hacmimizin nerede ise %25'i kadar bir kayıp yaşanırken; bunun için bütçeden ayrılan rakam 20 milyon düzeyindedir.
2005 yılında GSMH içerisinde hayvancılığın payı 46.141.237.232 TL, ormancılığın payı 1.756.925.380 TL, balıkçılığın payı 2.059.167.872 TL iken; yüzdesel olarak hayvancılığın GSMH içinde payı %9.5 olmuştur. Bütçeden hayvancılığa ayrılan meblağ ise 345 trilyon TL gibi son derece komik bir miktardır.
Gelinen noktada, tarım ülkesi bir Türkiye, et ve süt ürünleri üretiminde hammadde bulmakta sıkıntı çekmektedir. Bu durum, et ve süt sektöründe fiyatların diğer ülkelere göre yükselmesine ve kişi başına düşen et ve süt tüketiminin azalmasına neden olmaktadır.
Bu kadar kıymetli arazileri, otlakları, meraları olan ülkemiz, artık Sırbistan'dan, Fransa'dan ve daha birçok ülkeden kırmızı et ithal eder hale gelmiştir.
Tarım konusunda yukarıda izahını yaptığımız üzere, milletlerin elinden toprağa bağlı ürünleri yetiştirme imkânlarının alınması, küreselleşmenin kullandığı silahlardan biridir.
Milletler açısından bakıldığında ise bugün ve gelecekte önemini yitirmeyecek konuların başında, nesillerin yeterli ve dengeli beslenmesi gelmektedir.

Çünkü, yeterli gıda ve ürünlerin olmaması açlık tehlikesini getireceği gibi; dengeli bir beslenme olmaması durumunda da orta ve uzun vadede devletlerin geleceği için gerekli beyinlerin yetişmesine imkân olmayacaktır. Zira, bugün ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kişi başına tüketilen hayvansal ürün miktarı önemli bir kriter sayılmaktadır.
Ayrıca hayvancılık sektörünün, göç olaylarını azaltmak, çeşitli sanayi dalları için hammadde sağlamak ve işsizliği azaltmak gibi devlet ekonomisine de çeşitli faydaları vardır.
Globalizmin kaynaklara erişim savaşına dönüştüğü günümüzde, her türlü kaynağımızın yalnızca milli menfaatler istikametinde değerlendirilmesi ve sadece vatandaşlarımız için kullanılması gerekmektedir.
Sosyal Devlet karakterli Milli Devlet, diğer doğal kaynaklarda olduğu gibi, hayvancılık sektörüne de stratejik önemini dikkate alarak sahip çıkmaktadır. Bu bağlamda dışa bağımlı bir hayvancılık anlayışı yerine; IMF reçeteleriyle bitme noktasına gelen bu sektörü, var olan ve yeten imkânlarımızla tekrar ayağa kaldırmak anlayışı uygulanmalıdır. Bunun için tam bir devlet desteği ve mili bir politika şarttır.
ABD sadece kanatlı hayvan ihracatından 2010 yılında 6.8 milyar paund gelir elde etmiştir.
Bu rakamları dikkate aldığımızda ülkemizde sadece tavuk ihracıyla bile, hem yüksek bir gelir elde edebilir hem de istihdama ciddi katkılar sağlayıp gelir dağılımda adaletin oluşmasına destek olunabilir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Afrika kıtasının ise toplam tarım ihracatı, sadece 64 milyar dolar seviyesindedir. 2014 yılında ise toplam tarım ticaretinin %38'i AB'nin elinde iken, ABD 10.3 % ve Kanada %3.9'lik. pay ile onu izlemektedir.
Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler, tarıma dayalı istihdam yapısına sahip olmalarına ve milli hasılalarının ciddi bir kısmı tarıma dayanmasına rağmen; gelişmiş kabul edilen birkaç ülke, uyguladıkları baskıcı gayr–ı ticari uygulamalarla tarım dış ticaretinin aslan payını ellerinde tutmakta, hatta diğer ülkelerin gelişmesine dahi müsaade etmemektedirler.
Bugün, AB uyum yasaları adı altında çıkarılan yasalar ve IMF talepleri ile Türkiye'de tarım ve hayvancılık bitirilmiştir. Bilinçli olarak yapılan yeni düzenlemelerle bir yılda hayvancılıktaki gerileme oranımız %35'lere varmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre; 1986 yılında koyun sayımız 43.758.000 iken, 2005 yılında bu rakam 25.304.325 e gerilemiş durumdadır. Keçi sayısı 1986'da 13.406.000 iken 2005 yılında 6.517.464'e gerilemiş;
Sığır sayısı 12.713.000'ten 10.526.000'a düştü. Manda sayısı ise 540.000'den 104.965'e geriledi. Bütün dünyada hayvancılık sahasında son yirmi yılda hem dış ticaret, hem de toplam üretim katlanarak artarken; bizde IMF talimatları doğrultusunda tam tersi bir süreç yaşanmaktadır.
Bu tablo her geçen gün daha da kötüleşmiştir. 2016 yılı itibariyle toplam GSMH içerisinde tarım ve hayvancılığın toplam payı %6,2'ye düşmüştür.
Özelleştirme kapsamında devlete ait yem sanayi (Yem– San),Türkiye Süt Endüstrisi (TSEK), Et ve Balık Kurumu (EBK) özelleştirilerek küçük ve orta boy çiftçiler başta olmak üzere üretici, sahipsiz bırakılmıştır.
Toplam yem ihtiyacımızın ancak %56'sını karşılamamıza rağmen, devlete ait yem kurumları özelleştirilmiştir.

Hayvan hastalıklarından dolayı her yıl toplam üretim hacmimizin nerede ise %25'i kadar bir kayıp yaşanırken; bunun için bütçeden ayrılan rakam 20 milyon düzeyindedir.
2005 yılında GSMH içerisinde hayvancılığın payı 46.141.237.232 TL, ormancılığın payı 1.756.925.380 TL, balıkçılığın payı 2.059.167.872 TL iken; yüzdesel olarak hayvancılığın GSMH içinde payı %9.5 olmuştur. Bütçeden hayvancılığa ayrılan meblağ ise 345 trilyon TL gibi son derece komik bir miktardır.
Gelinen noktada, tarım ülkesi bir Türkiye, et ve süt ürünleri üretiminde hammadde bulmakta sıkıntı çekmektedir. Bu durum, et ve süt sektöründe fiyatların diğer ülkelere göre yükselmesine ve kişi başına düşen et ve süt tüketiminin azalmasına neden olmaktadır.
Bu kadar kıymetli arazileri, otlakları, meraları olan ülkemiz, artık Sırbistan'dan, Fransa'dan ve daha birçok ülkeden kırmızı et ithal eder hale gelmiştir.
Tarım konusunda yukarıda izahını yaptığımız üzere, milletlerin elinden toprağa bağlı ürünleri yetiştirme imkânlarının alınması, küreselleşmenin kullandığı silahlardan biridir.
Milletler açısından bakıldığında ise bugün ve gelecekte önemini yitirmeyecek konuların başında, nesillerin yeterli ve dengeli beslenmesi gelmektedir.

Çünkü, yeterli gıda ve ürünlerin olmaması açlık tehlikesini getireceği gibi; dengeli bir beslenme olmaması durumunda da orta ve uzun vadede devletlerin geleceği için gerekli beyinlerin yetişmesine imkân olmayacaktır. Zira, bugün ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde kişi başına tüketilen hayvansal ürün miktarı önemli bir kriter sayılmaktadır.
Ayrıca hayvancılık sektörünün, göç olaylarını azaltmak, çeşitli sanayi dalları için hammadde sağlamak ve işsizliği azaltmak gibi devlet ekonomisine de çeşitli faydaları vardır.
Globalizmin kaynaklara erişim savaşına dönüştüğü günümüzde, her türlü kaynağımızın yalnızca milli menfaatler istikametinde değerlendirilmesi ve sadece vatandaşlarımız için kullanılması gerekmektedir.
Sosyal Devlet karakterli Milli Devlet, diğer doğal kaynaklarda olduğu gibi, hayvancılık sektörüne de stratejik önemini dikkate alarak sahip çıkmaktadır. Bu bağlamda dışa bağımlı bir hayvancılık anlayışı yerine; IMF reçeteleriyle bitme noktasına gelen bu sektörü, var olan ve yeten imkânlarımızla tekrar ayağa kaldırmak anlayışı uygulanmalıdır. Bunun için tam bir devlet desteği ve mili bir politika şarttır.
ABD sadece kanatlı hayvan ihracatından 2010 yılında 6.8 milyar paund gelir elde etmiştir.
Bu rakamları dikkate aldığımızda ülkemizde sadece tavuk ihracıyla bile, hem yüksek bir gelir elde edebilir hem de istihdama ciddi katkılar sağlayıp gelir dağılımda adaletin oluşmasına destek olunabilir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)












































































































