logo
12 EKİM 2026

Fahrettin Paşa şöyle demişti: “Yemen seferi Abdülhamit’in zulmü değil de nedir?”

12.10.2026 00:00:00
 
Endişemiz, Türk milleti ve Cumhuriyetimizin bekası içindir.

Bugün ülkemiz adına içeride ve dışarıda çok vahim hatalar yapılmaktadır.

Tüm gelişmeler bize, Türkiye'nin bugün tarihinin en kırılgan dönemini yaşamakta olduğunu göstermektedir..

Gerçekten durum vahim ötesidir ve yaşananlardan hiçte ders çıkartılmış gibi bir durum söz konusu değildir.

Bugün ki yazımı sadece "Mekke İttifakı" konusuna ayırdım.

Geçmişte bu mesele hakkında başımıza ne tür belalar gelmiş,  yeniden hatırlamak ve hatırlatmak için bence tam zamanı diye düşünüyorum!

Pakistan-Türkiye-S.Arabistan Savunma Anlaşması.

Milyonlarca vatandaşımızın, "Nereden çıktı bu anlaşma" diye sorduğunu duyar gibiyim.

Bu anlaşmanın yapılmış olmasından en çok memnun olan kişinin Trump olması, eyvah ki eyvah dememiz için yeterli sebeptir.

Aynı şekilde İsrail'in de çok mutlu olduğunu biliyoruz.

Bir kere S.Arabistan ve Pakistan bizim sınır komşumuz mu?

HAYIR.

Bizim sınır komşularımız, İran-Irak-Suriye'dir.

Bu üç ülkeyi de anlaşmaya dahil ettiğimiz zaman, zaten mesele kendiliğinde çözülmüş olur.

Peki, niçin sınır komşularımız dururken ve ihtiyaçları da olduğu halde coğrafya atlayarak ısmarlama ülkelerle bu anlaşmayı yaptık?

Husiler ve İran, ABD ve İsrail'in canını yaktığı için olabilir mi?

Şii-Sünni temelinde bir mezhep çatışmasına ihtiyaç olduğunu düşünenler olabilir mi?

Elbette ki olabilir ve de olmuştur.

Asla unutulmamalıdır ki, İran bir Türk coğrafyasıdır ve halkının yüzde 60-70'i Türk'tür.

Senin Suud çölünde bir kelime Türkçe konuşan yoktur ama İran'ın tamamı Türkçe bilir ve konuşur.

Yemen'e gelince…

Yemen için Osmanlı, çok büyük hatalı kararlar vermiştir.

Yemen çölleri ve sarp kayalıklarında hakimiyet kuracağım diye, 300 bin Türk askeri şehit edilmiştir.

400 yıl boyunca savaş mı olur?

Yemen 1517'de Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sırasında, Osmanlı yönetiminin eline geçer.

Ne olduysa işte bu tarihten sonra olmuştur.

1877'ye gelindiğinde, Sultan Abdülaziz tarafından Arabistan ve Yemen' de görev yapmak için 7. Ordu kurulur.

1908'de 7. Ordu kuvvetleri Yemen'deki isyancı kabilelerle mücadele için, 13. ve 14.nolu iki piyade tümeni, bir süvari ve bir topçu alayı ile takviye edilir.

Ordu komutanı Mirliva Rüştü Paşa, "Yemen Hatırası" adlı kitabında Yemen' de bulunan 7. Ordunun asker ihtiyacının; Anadolu'da Erzincan'da olan 4. Ordudan ve Trabzon,  Rize, Sivas, Tokat, Amasya, Sivas, Erzurum ve Siirt vilayetlerinde hazırlanan Redif Taburlarından karşılanır.

Yemen'de birçok Bedevi aşireti, Osmanlı Devletine karşı defalarca cihat çağrısında bulunur ve isyanlar çıkartır.

Arabistan yarımadası ve Yemen'de bölge halkı, yüzlerce Arap Aşiretinin hakimiyetindeydi.

Yemen'de birbirleriyle mücadele halinde 258 Bedevi aşiret vardı.

Çok az sayıda aşiret Osmanlı yönetimini kabul ediyordu.

1876'da Tahta çıkan II. Abdülhamit, halife gücünün artırılması amacıyla bölgeye din hocaları, vaizler, komutanlar gönderdi.

İmparatorluğun sınırlarında olan Sina yarımadası, Filistin, Suriye, Yemen, Süveyş Kanalı üzerinde aşiretler arasında sürekli rekabet ve kargaşa yaşanmaktaydı.

II. Abdülhamid tarafından bölgenin asayiş düzeni için 7. Ordu oluşturulur.

Arap yarım adasında Şam'dan Medine'ye kadar uzanan Hicaz Demiryolu inşaatı biter ve  1 Eylül 1900 – 1 Eylül 1908'de  hizmete açılır.

Ancak İngilizlerin kışkırtması sonucunda demiryolu çok kısa zamanda Arap aşiretleri tarafından bütün unsurlarıyla imha edilir.

II. Abdülhamit'in döneminde Arap yarımadası, Yemen, Hicaz, Irak ve Trablusgarp'ın asker ihtiyacı Anadolu Türklerinden karşılanmaktadır.

Ayrıca Hıristiyan kesim başta olmak üzere, İmparatorluğun tebaasının önemli bir kısmına geniş anlamda askerlik muafiyeti uygulanmaktadır.

II. Abdülhamit'in Araplara olan bu ayrıcalığın "Halife-i Ruyi Zemin" yeryüzünün halifesi politikalarına dayandırılmaktadır.

II. Abdülhamit döneminde Yemen aynı zamanda sürgün bölgesidir.

Yıldızdan gönderilen sürgün memurların kontrolsüz davranışları; halka karşı zorbalık, rüşvet, yolsuzluk, Arapça bilmeyen görevlilerin halkı Türkçe konuşmaya zorlaması, halkı sokakta ve merdiven üstünde yargılaması, mahkeme masraflarının halktan alınması, vergi adaletsizlikleri nedeniyle yerel hak, yönetimden sürekli şikâyetçi olmaktaydı.

Yemen'de uzun dönem Valilik yapan Osman Nuri Paşa, bu durumu II. Abdülhamit'e bir raporla bildirir.

Yemen'in asker ihtiyacı Rumeli'den ve Anadolu'dan, Erzincan'da 4. Ordu ve Şam'da bulunan 5. Orduya ait Redif Alaylarından karşılanmaktaydı.

1872 yılında orduda hazır tutulan redif alaylarının toplam mevcudu 75.000 kadardır.

Bu sayı daha sonraki dönemlerde 100.000' e kadar çıkartılır.

1908'de II. Abdülhamit tarafından merkezi Erzincan'da olan 4. Ordu Komutan Müşir Mehmet Zeki Paşa'ya verilen talimatla; Tokat, Amasya Sivas, Erzurum, Rize, Trabzon, Bitlis, Elazığ, Van vilayetlerinden Yemene sevk edilen Redif Alay ve Taburlarının sayıları artırılırken, askerlik süreleri sekiz yıla çıkarılır.

Yemen'de bulunan 7. Ordu Komutanlığı'na Anadolu'dan sevk edilen asker sayısı 1900'lü yıllarında 130.000'e çıkar.

Redif askerinin yeterli eğitim tam olarak hiçbir zaman yapılamazken, silah ve teçhizatlı da yetersizdir.

Yemen gibi uzak bir cepheye sevk edilen kafilelerde ağır sorunlar yaşanmaktadır.

45 gün süren yol koşullarında aç ve susuz halde savaşa sürülmesi ciddi kayıplara neden olmaktadır.

Anadolu'dan sevk edilen askerler, ailesinin bir daha haber alamayacağı uzak diyarlara savaşa gönderilmesi geride bırakılan eşini, çocuğunu, yaşlı anasını, babasını terk ederek geçim kaynağını terk etmek zorunda kalması geçimini topraktan sağlayan Anadolu halkının yoksullaşmasına neden olmaktadır.

Anadolu'dan Yemen'e gönderilen askerlerin gidiş dönüş çilesi hep üzüntü kaynağı olmuştur.

7. Ordunun bulunduğu başkent Sena - Hudeyde limanı arası ulaşım yolu sarp kayaların arasında, keskin ve derin vadiler içerisinde yerleşim birimlerini birbirine bağlayan dağ geçiş yolları çöl bedevilerince kurulan tuzaklarla doludur.  

Cepheye sürülen askerin güneşin elli dereceye kadar çıktığı kızgın çöllerde ölüm tuzakları karşısında, aç, susuz ve hastalıklarla karşı karşıya kalmaları, savaş içinde adeta bir tufan etkisi yaratmaktadır.

Yemen ve Arap yarımadasının savunulması için bölgenin kendi ordusunu yaratmadan, Anadolu'nun kendine özgü iklim şartlarına sahip Trabzon, Rize, Tokat ve Amasya'da redif taburlarından Anadolu Türklerinden seçilmesi ile  taburların çok defa silahsız olarak yük şilepleri ile Kızıldeniz üzerinden Yemene gönderilmeleri 45 günden fazla süren deniz yolculuğu sonunda;

7.Ordunun Sana'daki karargahına ulaşıncaya kadar Bedevi Arap isyancıları tuzaklar kurarak, silahsız birliklere karşı taş ve kaya kitleleri savurarak ağır kayıplar verdiriliyordu. Yemen'de Anadolu' dan 7.Orduya gönderilen kaç kişinin sağ olarak geri döndüğü hiçbir zaman tam olarak kayıtlarda yer almamıştır.

O dönemde 7. Orduda subay olan Rüştü Paşa'nın hatıralarında; Deniz yolu ile İskenderun'a, oradan da Kızıldeniz'e geçip Yemen'e gönderilecek Fransa'dan kiralanan şileplerle yapılan yolculuk 45 gün sürmektedir.

Uzun yolculukta sıcak ve izdihamdan, küflü peksimet yüzünden yüzlerce asker zehirlenir ya da çeşitli hastalıklardan ağır kayıplar yaşanırdı.

Yemen'e giden birliklerin birçoğu gidiş ve dönüş yolunda çok zayiat vermektedir.

Eratın deniz yolculuğundan sonra Hudeyde'n – Sana arasında kilometrelerce kara yürüyüşü yapılması sırasında uzun yolculuk şartlarına uymayan ayakkabı-çarık askerin ayaklarında kangren ve yaralanmalara neden oluyordu.

Anadolu'dan gönderilen Redif askerleri 7. Ordunun merkezi olan Sana'ya ulaşmadan yolarda şehit oluyordu.

Ordu komutanı Rüştü Paşa hatıralarında; Yemen'in her noktasında asker zayiatı verilip, para harcandığını anlatır ve sonucun bir hiç olduğunu yazar.

Anadolu'dan gönderilen Redif taburlarının sayısı artınca cephede erzak sıkıntısı ortaya çıkar. Kuşatma altındaki birlikler teslim olmak zorundadır.

Kuşatma sırasında şehirde merkez kumandanı olarak görev yapan, Yüzbaşı Sami Efendi'nin Hasan adlı arkadaşına yazdığı mektupta "Artık yaşama ümidimiz kalmamıştı.

Ölen asker sayısı günde 250 – 300'ü buluyordu.

Artık şehirde kuş dahi uçmuyordu, yiyecek olarak eşek, köpekte kalmamıştı.

Askerin kuytu alanlarda insan eti yemeye başladıkları biliyorduk" diye yazmaktaydı.

Yemen Valisi Tevfik Bey'in genel durum değerlendirilmesinde şu bilgilere yer verir.

"Artık yiyecek bir şey kalmadı." Askerler halkın bahçelerindeki ham meyve ağaçlarına saldırmaktaydı.

Açlık ve yokluktan ölümler başlamıştı.

Asker, subay ve ailelerinden günde 60 kişi ölüyordu.

Bir ay evvel 6000 kişi olan asker sayısı, ölüm, firar gibi nedenlerle 2000'e düştüğünü bildirmektedir.

Arap yarımadasında Osmanlı savaşını inceleyen yazar;  Erik Jan Zürcher, savaşa katılan 55 bin Osmanlı askerinden 30 bininin öldürüldüğünü" bildirmektedir.

Trabzon'dan yola çıkan 809 kişiden oluşan redif taburundan sadece 50 kişinin geri döndüğü kayıtlarda yer alır.

Bu kayıtlar Anadolu'dan 7. Ordu emrine Yemen'e sevk edilen eratın verdiği kayıpların çok çok yüksek olduğunu göstermektedir.

1869'dan 1905 yılına kadar Yemen'de 100.000 Anadolu evladı öldüğünü bildirilir.

Bu rakam çok abartılı görünüyor olsa da, Yemene sevk edilen asker sayısının 150.000 civarında olduğu bilinmektedir. 

Bu konuda muhtelif kaynaklarda yer alan tespitlere göre 130.000 kişinin kayıp ve şehit olduğu kayıtlarda yer almıştır.

İngiliz casus Lawrence şeytanın bile aklına gelmeyecek hileler ile Arapları Türker'e karşı savaş kışkırtıcılığı yaratmaktadır.

Lawrence Arapların altına düşkünlüğünü bildiğinden daha çok Türk askerinin öldürülmesi için Bedevi askerlerine "Türk askerinin yanında taşıdığı altınları bedevilere kalmasın diye yuttuğunu" söyler.

Hileli bir şekilde şehit Türk askerinin midesine yerleştirilen altınları gösterir.

Yetkili komutanlar cephede şehit olan askerlerin midesinin neden kılıçla yeniden parçalandığı araştırır.

Yapılan incelemede bu durum bedevi askerleri tarafından itiraf edilir.

Osmanlı ordusunda çeşitli rütbelerde görev yapan Fahrettin Altay; Filistin Cephesi, Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale ve İstiklal savaşlarına katılan bir subaydır.

Savaştan dönen askerler devlet desteğinden yoksun, her mevsim üstü başı perişan, ayaklarında parça parça yarım çarıklar kalmıştır.

Anadolu'dan Rize, Trabzon, Tokat, Sivas, Amasya'dan toplanıp Yemen'e gönderilen redif askerlerinin Anadolu'ya geri dönmeyişi şiirler, maniler, ağıtlar ve acıklı öykülerle günümüze kadar anlatıla gelmiştir.

Binbaşı Fahrettin Altay'ın değerlendirmesiyle " Bütün bunlar Sultan Hamit'in zulmü değilse nedir? "

Anadolu topraklarına dönme hasreti içerisinde ailesine ve yurtlarına ulaşmaya birkaç gün kala vefat eden onlarca Yemen askerini yine yoksul Anadolu halkı kimsesizler mezarlığında toprağa vermiştir.

Oğlunu yıllarca bekleyip ona kavuşamayan bir Türk anasının yaktığı ağıt bugün bile kulaklarımızda yankı bulmaktadır.

"Ano yemendir,

Gülü çemendir,

Giden gelmiyor,

Acep nedendir?"


Yüzbinlerce Anadolu Türk evladının Yemen'de heba olması;  Anadolu öykülerine ve ağıtlarına yerleşen  "Gitti de gelmedi" Yemen türküsünün serzenişi bu topraklarda yüreklerin hiçbir zaman taşıyamayacağı ağır bir yükü hatırlatmaktadır.

Tüm bu yaşanan trajedilerin esasen tek bir sorumlusu vardır.

İş bilmez Osmanlı padişahları ve dinin alabildiğine istismar edilmesi.

Yeniden Osmanlıcılık hayalleri kuranların bu aziz milletin evlatlarına benzer acıları yaşatmayacağını, kim garanti edebilir?

Şaşmaz pusulamız, Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve devrimleridir.

Bugüne kadar başımıza ne gelmişse, Atatürk'ün yolundan sapıldığı içindir.

Maceracı bir ülke olmak istemiyoruz.

Kalkınan, zenginleşen ve tam bağımsız bir Türkiye olmak istiyoruz.
 
Hacı Gaydan / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.