Milli Devlet’te madencilik -3-
Bugün küresel güçler, gelişmekte olan veya geri kalmış ülkelerdeki maden araştırmalarının önünü kesmeye çalışarak, yeraltı kaynaklarının açığa çıkmasını engellemek istemektedirler
19.10.2026 00:36:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Bugün küresel güçler, gelişmekte olan veya geri kalmış ülkelerdeki maden araştırmalarının önünü kesmeye çalışarak, yeraltı kaynaklarının açığa çıkmasını engellemek istemektedirler.
Madenleri, kendi menfaatleri doğrultusunda kullanabilecekleri ortamlar oluştuğunda ise, daha önce olmadığı söylenen kaynaklar bir anda bu güçlerin kullanımına açılmaktadır.
Dünya nüfusunun %14.6'sını oluşturan başta ABD ve AB olmak üzere gelişmiş kabul edilen ülkeler, alüminyum, bakır, kurşun ve çelik üretiminin %48.8 ila %61.5 arasında değişen oranlarda dışa bağımlıdırlar.
Bu bağımlılığın neticesinde kendi sanayilerinde kullanılmak üzere dünyanın madence zengin ama gelir olarak fakir bırakılmış ülkeleri, global maden firmaları tarafından talan edilerek; kaynaklar, gelişmiş kabul edilen ülkelere aktarılmaktadır.
Maalesef durum ülkemiz içinde farklı değildir. Son yıllarda çıkartılan yasalar ile Global maden firmalarının deyimi ile "İncil'deki altın ülke" talan alanı haline getirilmiştir.
Yapılan araştırmalar neticesinde Türkiye, altın madeni bakımından zengin bir ülke olarak görülmektedir. Ancak 80'li yıllar maalesef bazı profesörlerin "Türkiye'de altın yok" şeklinde açıklamalarına şahit olduğumuz yıllar oldu. Yıllar sonra ülkemizin çok ciddi bir altın rezervine sahip olduğu anlaşılmıştır.
Ne hazin bir tecellidir ki; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, yeraltı kaynaklarımızın devlet eliyle çıkarılması ve değerlendirilmesi amacıyla Ekonomi Bakanlığı'na bağlı "Altın Arama ve İşletme İdaresi" kurumunu 1933 yılında kurmasına rağmen Cumhuriyet tarihimizin ilk altın madeni 2001 yılında İzmir-Bergama ilçesinde faaliyete geçmiştir.

Zengin maden kaynakları sayesinde, uygarlıklar tarihinde her zaman madenciliğin beşiği ve öncüsü olan Anadolu topraklarında dünyanın ilk altın parasının M.Ö. 700 yıllarında Salihli-Sart yöresinde hüküm süren Lidyalılar tarafından basılmasına rağmen ve altından yapılmış süs eşyalarının M.Ö. 5000 yıllarında kullanılmaya başlanmasına rağmen ve Osmanlılar dönemi boyunca işletilen altın ve gümüş madenlerinin hazine için zenginlik kaynağı olmasına rağmen 2001 yılına kadar ülkemizde herhangi bir altın madeninin devreye koyulmamış olması ve o tarihten sonra altın madeni ruhsatı alan firmaların büyük çoğunluğu yabancı global firmalar ya da onların yerli ortakları olması son derece manidardır.
Ülkemizde ilk altın madeni Eurogold firması tarafından işletilmektedir. Eurogold firması, 1954 yılında çıkan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ile 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanunlara ilişkin Kararname ve Tebliğler çerçevesinde HDTM Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nün İzinleri ile 29 Ağustos 1989 tarihinde ülkemizde kurulmuştur. 2001 yılında 1,4 ton olan altın üretimi, 2015 yılında 27,9 tona yükselmiştir. 2016 yılı raporlarına göre; 2015 yılında ülkemizde 9 projede 27,9 ton altın üretimi gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde 2017 itibariyle 1000'in üzerinden altın arama ruhsatı verilmiştir.
Petrol konusuna gelince; Shell firmasında genel müdürlük yapmış olan Antony Robinson'un dediği gibi, "Tüm Amerikan petrol şirketleri bilir ki, yapılan araştırmalar Türkiye'nin bir petrol denizi üzerinde olduğunu gösteriyor." Türkiye'de bu petrol yataklarının varlığı bilinmesine rağmen petrol aramak için ayrılan bütçenin çok az olması, bu kaynakların ortaya çıkmasını istemeyen küresel güçlerin etkinliğindendir.
Mobil firması, ülkemizde petrol üretiminin en çok gerçekleştirildiği Batman ilinde yer alan Şelmo petrol sahasındaki petrol üretim faaliyetlerini 1993 yılında "Daha fazla üretmek isterdik ama daha fazla petrol yok" diyerek dururken, tam 17 yıl sonra Amerikalı TransAtlantic firmasının Şelmo sahasında günlük 1700 varilin üzerinde petrol üretimine başlamış ve bölgede 800 milyon varilden fazla petrol olduğunu açıklamıştır.

Cumhuriyet döneminde petrol sektörü ile ilgili olarak yapılan ilk yasal düzenleme 1926 yılında çıkarılan ve ülke sınırları içinde bütün petrol arama ve işletme haklarını hükümete veren 792 sayılı Kanun'dur.
"Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür" diyerek, Osmanlı'nın aksine milli bir madencilik politikası izleyen Atatürk, bütün petrol arama ve işletme haklarını bu kanun ile hükümete vermiş, yerli-yabancı özel teşebbüslerin ülkemizde petrol arama ve üretim faaliyetlerini yasaklamıştır.
Petrol arama ve işletmesine çok önem veren Atatürk, yeraltı kaynaklarımızın devlet eliyle çıkarılması ve değerlendirilmesi amacıyla, 1933 yılında Ekonomi Bakanlığı'na bağlı "Petrol Arama ve İşletme" kurumunu kurmuştur.
Pek mütevazı bir bütçenin imkânları içerisinde faaliyetlerini sürdüren MTA, ekonomik ve ticari anlamda ilk petrolü 1940 senesinde Raman'da bulmuş ve bu bölgede günümüze kadar aralıksız petrol üretimi gerçekleştirmiştir.
7 Mart 1954 tarihinde 6326 sayılı yeni "Petrol Yasası" çıkarılmış, böylece izlenen petrol politikasında yeni bir dönem başlamış ve bu yasa ile aramaların yerli ve yabancı özel girişim eliyle yapılmasının önü açılmıştır. Kanunun çıkmasından sadece 2 ay sonra tam 7 adet yabancı petrol firması ülkemize giriş yapmıştır.
California Asiatic Oil ve Texaco Overseas Petroleum, petrol yasasının çıkarılmasından tam 2 ay sonra 11.05.1954 tarihinde petrol aramak amacıyla ülkemize gelmiş ve sadece 4 yıl sonra kazılan Kahta-1 Kuyusunda Adıyaman Bölgesindeki ilk petrol keşfini gerçekleştirmiştir. TPAO ise, bugün en çok petrol üretimi yaptığı ikinci yer olan Adıyaman Bölgesindeki petrol keşfini 1971 yılında gerçekleştirmiştir.

Diyarbakır'da ise durum çok vahim. Diyarbakır ilinde yabancı sermayeli petrol hakkı sahibi 9 adet şirket faaliyet göstermektedir. Bu dokuz firmadan biri olan ve 2014 yılı vergi rekortmenleri listesinde 40'ıncı sırada yer alan Anglo-Fransız petrol şirketi Perenco, Diyarbakır'da günlük ortalama 8500 varil petrol çıkarırken ülkemizin yegâne milli petrol şirketi olan TP, bu bölgede herhangi bir üretim gerçekleştirmemektedir.
Adana Bulgurdağı'nda da durum maalesef aynıdır. Mobil, 1960 senesinde Adana Bulgurdağı'nda iyi kaliteli petrol bulmuştur. Amerikalı Aladdin Middle East, Adana bölgesinde Bulgurdağ petrol sahası işletmesini 1994 yılında Mobil'den devralmış ve hala üretime devam etmektedir. Ancak TPAO'nun bu bölgede herhangi bir petrol arama faaliyeti bulunmamaktadır.
Türkiye'nin en kaliteli petrolünün üretildiği Siirt'te de TPAO'nun herhangi bir faaliyeti bulunmamaktadır. Amerikalı Aladdin Middle East firması, Siirt'in Eruh ilçesinde petrolü ilk defa 2013 senesinde keşfetmiştir. Firma, sahip olduğu 497 km² alan kaplayan petrol arama ruhsatı ile yüz ölçümü 1363 km² olan Eruh ilçesinin neredeyse yarısını kapatmış durumdadır. Aramalarına devam eden firma, 2017 senesinde yeni üretim kuyuları keşfetmiştir. Firmanın bu bölgedeki petrol üretimi günlük ortalama 1000 varildir.
Dünya üretilebilir petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık %72'lik bölümü, ülkemizin yakın coğrafyasında yer almaktadır. Bir ucu Suudi Arabistan'da bir ucu Mardin'de 4 bin metre derinlikte 300 trilyon varillik bir petrol denizi olduğu belgelerle ortaya konmuştur. Yani Türkiye uçsuz bucaksız bir petrol denizi üzerindedir.
Oysa ki, ülkemizde maalesef yeteri sayıda ve derinlikte arama sondaj kuyuları açılmamıştır. 2007-2016 yılları arasında ortalama yıllık 82 adet arama kuyusu açılmıştır. Cumhuriyet tarihimiz boyunca ise sadece 4.776 adet kuyu açılmıştır.

Sadece Teksas'da yıllık ortalama 20.000 arama kuyusunun açılıyor olması, ülkemizin petrol arama konusuna çok fazla önem vermediği ve gereken gayreti göstermediği anlaşılıyor.
Ekonomimiz büyüdükçe petrole olan ihtiyacımızın artışından ötürü petrol ile alakalı politikaları belirlerken ulusal çıkarları göz önünde bulundurmalı, petrol arama konusunda azami gayreti göstermeli ve ülkemizin sahip olduğu muazzam petrol kaynaklarını yeryüzüne çıkarmalıyız.
Milli Ekonomi Modeli tezinde madenler ile diğer yeraltı ve yerüstü zenginlikleri millete aittir. Bu kaynaklar, devlet–millet ortaklığı ile kurulacak şirketler tarafından çıkartılmalı ve işlenmelidir.
Şu ana kadar verilmiş olan ruhsatlar yabancıların elinden satış değerlerinin 3–4 misli paralar karşılığında geri alınacaktır. Böylece ülke kaynaklarının tamamı, yine millete ait hale gelecektir.
Madenler yerli sanayinin gelişmesinde kullanılacak hammadde olarak ihracına müsaade edilmeyecek, işlendikten sonra çok daha fazla bir karla satılması sağlanacaktır.
Bugün BOP adı altında devam eden işgallerin demokrasi için değil, bir yönüyle de Ortadoğu'nun kaynaklarına ulaşmak için yapıldığı aşikardır. Bu noktada "işlenmemiş zengin kaynaklara sahip Türkiye'miz de küresel bir tehdit ve tehlike altındadır. Bu bağlamda global maden firmalarına verilen ruhsatlarla devredilen maden yataklarının bu işgale yardım edeceği unutulmamalıdır.
Kendi topraklarında dilenci olmak yerine mutlu ve müreffeh bir yaşam sürmek elimizde, yeter ki ayağımızın altındaki 3 katrilyon dolar değerindeki servete sahip çıkalım. Bu zenginlik, sadece bize değil bütün insanlığa ikram etsek dahi bitmeyecek büyüklüktedir. Yeter ki talan edilmesine müsaade etmeyelim." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Madenleri, kendi menfaatleri doğrultusunda kullanabilecekleri ortamlar oluştuğunda ise, daha önce olmadığı söylenen kaynaklar bir anda bu güçlerin kullanımına açılmaktadır.
Dünya nüfusunun %14.6'sını oluşturan başta ABD ve AB olmak üzere gelişmiş kabul edilen ülkeler, alüminyum, bakır, kurşun ve çelik üretiminin %48.8 ila %61.5 arasında değişen oranlarda dışa bağımlıdırlar.
Bu bağımlılığın neticesinde kendi sanayilerinde kullanılmak üzere dünyanın madence zengin ama gelir olarak fakir bırakılmış ülkeleri, global maden firmaları tarafından talan edilerek; kaynaklar, gelişmiş kabul edilen ülkelere aktarılmaktadır.
Maalesef durum ülkemiz içinde farklı değildir. Son yıllarda çıkartılan yasalar ile Global maden firmalarının deyimi ile "İncil'deki altın ülke" talan alanı haline getirilmiştir.
Yapılan araştırmalar neticesinde Türkiye, altın madeni bakımından zengin bir ülke olarak görülmektedir. Ancak 80'li yıllar maalesef bazı profesörlerin "Türkiye'de altın yok" şeklinde açıklamalarına şahit olduğumuz yıllar oldu. Yıllar sonra ülkemizin çok ciddi bir altın rezervine sahip olduğu anlaşılmıştır.
Ne hazin bir tecellidir ki; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, yeraltı kaynaklarımızın devlet eliyle çıkarılması ve değerlendirilmesi amacıyla Ekonomi Bakanlığı'na bağlı "Altın Arama ve İşletme İdaresi" kurumunu 1933 yılında kurmasına rağmen Cumhuriyet tarihimizin ilk altın madeni 2001 yılında İzmir-Bergama ilçesinde faaliyete geçmiştir.

Zengin maden kaynakları sayesinde, uygarlıklar tarihinde her zaman madenciliğin beşiği ve öncüsü olan Anadolu topraklarında dünyanın ilk altın parasının M.Ö. 700 yıllarında Salihli-Sart yöresinde hüküm süren Lidyalılar tarafından basılmasına rağmen ve altından yapılmış süs eşyalarının M.Ö. 5000 yıllarında kullanılmaya başlanmasına rağmen ve Osmanlılar dönemi boyunca işletilen altın ve gümüş madenlerinin hazine için zenginlik kaynağı olmasına rağmen 2001 yılına kadar ülkemizde herhangi bir altın madeninin devreye koyulmamış olması ve o tarihten sonra altın madeni ruhsatı alan firmaların büyük çoğunluğu yabancı global firmalar ya da onların yerli ortakları olması son derece manidardır.
Ülkemizde ilk altın madeni Eurogold firması tarafından işletilmektedir. Eurogold firması, 1954 yılında çıkan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu ile 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanunlara ilişkin Kararname ve Tebliğler çerçevesinde HDTM Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nün İzinleri ile 29 Ağustos 1989 tarihinde ülkemizde kurulmuştur. 2001 yılında 1,4 ton olan altın üretimi, 2015 yılında 27,9 tona yükselmiştir. 2016 yılı raporlarına göre; 2015 yılında ülkemizde 9 projede 27,9 ton altın üretimi gerçekleştirilmiştir. Ülkemizde 2017 itibariyle 1000'in üzerinden altın arama ruhsatı verilmiştir.
Petrol konusuna gelince; Shell firmasında genel müdürlük yapmış olan Antony Robinson'un dediği gibi, "Tüm Amerikan petrol şirketleri bilir ki, yapılan araştırmalar Türkiye'nin bir petrol denizi üzerinde olduğunu gösteriyor." Türkiye'de bu petrol yataklarının varlığı bilinmesine rağmen petrol aramak için ayrılan bütçenin çok az olması, bu kaynakların ortaya çıkmasını istemeyen küresel güçlerin etkinliğindendir.
Mobil firması, ülkemizde petrol üretiminin en çok gerçekleştirildiği Batman ilinde yer alan Şelmo petrol sahasındaki petrol üretim faaliyetlerini 1993 yılında "Daha fazla üretmek isterdik ama daha fazla petrol yok" diyerek dururken, tam 17 yıl sonra Amerikalı TransAtlantic firmasının Şelmo sahasında günlük 1700 varilin üzerinde petrol üretimine başlamış ve bölgede 800 milyon varilden fazla petrol olduğunu açıklamıştır.

Cumhuriyet döneminde petrol sektörü ile ilgili olarak yapılan ilk yasal düzenleme 1926 yılında çıkarılan ve ülke sınırları içinde bütün petrol arama ve işletme haklarını hükümete veren 792 sayılı Kanun'dur.
"Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür" diyerek, Osmanlı'nın aksine milli bir madencilik politikası izleyen Atatürk, bütün petrol arama ve işletme haklarını bu kanun ile hükümete vermiş, yerli-yabancı özel teşebbüslerin ülkemizde petrol arama ve üretim faaliyetlerini yasaklamıştır.
Petrol arama ve işletmesine çok önem veren Atatürk, yeraltı kaynaklarımızın devlet eliyle çıkarılması ve değerlendirilmesi amacıyla, 1933 yılında Ekonomi Bakanlığı'na bağlı "Petrol Arama ve İşletme" kurumunu kurmuştur.
Pek mütevazı bir bütçenin imkânları içerisinde faaliyetlerini sürdüren MTA, ekonomik ve ticari anlamda ilk petrolü 1940 senesinde Raman'da bulmuş ve bu bölgede günümüze kadar aralıksız petrol üretimi gerçekleştirmiştir.
7 Mart 1954 tarihinde 6326 sayılı yeni "Petrol Yasası" çıkarılmış, böylece izlenen petrol politikasında yeni bir dönem başlamış ve bu yasa ile aramaların yerli ve yabancı özel girişim eliyle yapılmasının önü açılmıştır. Kanunun çıkmasından sadece 2 ay sonra tam 7 adet yabancı petrol firması ülkemize giriş yapmıştır.
California Asiatic Oil ve Texaco Overseas Petroleum, petrol yasasının çıkarılmasından tam 2 ay sonra 11.05.1954 tarihinde petrol aramak amacıyla ülkemize gelmiş ve sadece 4 yıl sonra kazılan Kahta-1 Kuyusunda Adıyaman Bölgesindeki ilk petrol keşfini gerçekleştirmiştir. TPAO ise, bugün en çok petrol üretimi yaptığı ikinci yer olan Adıyaman Bölgesindeki petrol keşfini 1971 yılında gerçekleştirmiştir.

Diyarbakır'da ise durum çok vahim. Diyarbakır ilinde yabancı sermayeli petrol hakkı sahibi 9 adet şirket faaliyet göstermektedir. Bu dokuz firmadan biri olan ve 2014 yılı vergi rekortmenleri listesinde 40'ıncı sırada yer alan Anglo-Fransız petrol şirketi Perenco, Diyarbakır'da günlük ortalama 8500 varil petrol çıkarırken ülkemizin yegâne milli petrol şirketi olan TP, bu bölgede herhangi bir üretim gerçekleştirmemektedir.
Adana Bulgurdağı'nda da durum maalesef aynıdır. Mobil, 1960 senesinde Adana Bulgurdağı'nda iyi kaliteli petrol bulmuştur. Amerikalı Aladdin Middle East, Adana bölgesinde Bulgurdağ petrol sahası işletmesini 1994 yılında Mobil'den devralmış ve hala üretime devam etmektedir. Ancak TPAO'nun bu bölgede herhangi bir petrol arama faaliyeti bulunmamaktadır.
Türkiye'nin en kaliteli petrolünün üretildiği Siirt'te de TPAO'nun herhangi bir faaliyeti bulunmamaktadır. Amerikalı Aladdin Middle East firması, Siirt'in Eruh ilçesinde petrolü ilk defa 2013 senesinde keşfetmiştir. Firma, sahip olduğu 497 km² alan kaplayan petrol arama ruhsatı ile yüz ölçümü 1363 km² olan Eruh ilçesinin neredeyse yarısını kapatmış durumdadır. Aramalarına devam eden firma, 2017 senesinde yeni üretim kuyuları keşfetmiştir. Firmanın bu bölgedeki petrol üretimi günlük ortalama 1000 varildir.
Dünya üretilebilir petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık %72'lik bölümü, ülkemizin yakın coğrafyasında yer almaktadır. Bir ucu Suudi Arabistan'da bir ucu Mardin'de 4 bin metre derinlikte 300 trilyon varillik bir petrol denizi olduğu belgelerle ortaya konmuştur. Yani Türkiye uçsuz bucaksız bir petrol denizi üzerindedir.
Oysa ki, ülkemizde maalesef yeteri sayıda ve derinlikte arama sondaj kuyuları açılmamıştır. 2007-2016 yılları arasında ortalama yıllık 82 adet arama kuyusu açılmıştır. Cumhuriyet tarihimiz boyunca ise sadece 4.776 adet kuyu açılmıştır.

Sadece Teksas'da yıllık ortalama 20.000 arama kuyusunun açılıyor olması, ülkemizin petrol arama konusuna çok fazla önem vermediği ve gereken gayreti göstermediği anlaşılıyor.
Ekonomimiz büyüdükçe petrole olan ihtiyacımızın artışından ötürü petrol ile alakalı politikaları belirlerken ulusal çıkarları göz önünde bulundurmalı, petrol arama konusunda azami gayreti göstermeli ve ülkemizin sahip olduğu muazzam petrol kaynaklarını yeryüzüne çıkarmalıyız.
Milli Ekonomi Modeli tezinde madenler ile diğer yeraltı ve yerüstü zenginlikleri millete aittir. Bu kaynaklar, devlet–millet ortaklığı ile kurulacak şirketler tarafından çıkartılmalı ve işlenmelidir.
Şu ana kadar verilmiş olan ruhsatlar yabancıların elinden satış değerlerinin 3–4 misli paralar karşılığında geri alınacaktır. Böylece ülke kaynaklarının tamamı, yine millete ait hale gelecektir.
Madenler yerli sanayinin gelişmesinde kullanılacak hammadde olarak ihracına müsaade edilmeyecek, işlendikten sonra çok daha fazla bir karla satılması sağlanacaktır.
Bugün BOP adı altında devam eden işgallerin demokrasi için değil, bir yönüyle de Ortadoğu'nun kaynaklarına ulaşmak için yapıldığı aşikardır. Bu noktada "işlenmemiş zengin kaynaklara sahip Türkiye'miz de küresel bir tehdit ve tehlike altındadır. Bu bağlamda global maden firmalarına verilen ruhsatlarla devredilen maden yataklarının bu işgale yardım edeceği unutulmamalıdır.
Kendi topraklarında dilenci olmak yerine mutlu ve müreffeh bir yaşam sürmek elimizde, yeter ki ayağımızın altındaki 3 katrilyon dolar değerindeki servete sahip çıkalım. Bu zenginlik, sadece bize değil bütün insanlığa ikram etsek dahi bitmeyecek büyüklüktedir. Yeter ki talan edilmesine müsaade etmeyelim." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

































































































