Ortadoğu, tarihinin en çalkantılı, kanlı ve geleceği belirsiz dönemlerinden birinden geçiyor.
Gazze'de yaşanan insani dram ve katliamlar devam ederken, krizin failleri ile bölgesel aktörler arasındaki gerilim yeni bir boyuta taşınmış durumda.
İsrail iç politikasındaki aşırı sağcı koalisyon çatlaklarından ABD'nin açık seçim müdahalelerine, İran'ın askeri misilleme söylemlerinden İsrail'in devasa savunma bütçesi kesintilerine kadar yaşanan tüm gelişmeler, bölgenin çok katmanlı bir kriz cenderesinde olduğunu göstermektedir.
Paylaşılan son haberler ve değerlendirmeler ışığında, yaşanan sürecin perde arkasını ve bu gelişmelerin analitik boyutunu üç temel eksende incelemek mümkündür.
Sahte çatışmalar ve siyasi hesaplar
İsrail iç politikasında 27 Ekim seçimleri yaklaştıkça, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Başbakan Binyamin Netanyahu arasındaki gerilimin ivme kazandığı görülmektedir.
Ben-Gvir'in, Netanyahu'nun Avrupalı liderlere kendisini yeni hükümete almama sözü verdiğini iddia etmesi ve Likud Partisi'nin kendisini zayıflatmaya çalıştığını savunması, koalisyon içerisindeki çıkar çatışmasını gözler önüne sermektedir.
Ancak bu noktada gözden kaçırılmaması gereken en yalın gerçek, mevcut çatışmanın ilkeli bir ayrışmadan değil, tamamen koltuk ve iktidar kaygısından kaynaklandığıdır.
Ben-Gvir ve Netanyahu, Gazze'de aylardır sürdürülen yıkımın, on binlerce masum sivilin ve binlerce sabinin katledilmesinin birincil sorumlularıdır.
Seçim öncesinde oy kaybı korkusu ve olası bir mağlubiyet telaşıyla suçu birbirlerine atmaya çalışmaları, tarihsel ve insani sorumluluklarını ortadan kaldırmamaktadır.
Ne tür siyasi manevralara başvururlarsa başvursunlar, ellerindeki masum kanını temizlemeleri mümkün değildir.
Mazlumların ahı üzerine inşa edilen hiçbir siyasi istikbalin kalıcı olmadığı gerçeği doğrultusunda, bu isimlerin işledikleri suçların hesabını er ya da geç hukuk ve insanlık vicdanı önünde verecekleri açıktır.
Trump'ın dış müdahalesi ve Netanyahu'nun yargıdan kaçış savaşı
Seçim sürecine doğrudan dahil olan ABD Başkanı Trump'ın Netanyahu'ya yönelik "tam ve eksiksiz" destek açıklaması, diplomatik nezaket sınırlarını aşan bir hamle olarak öne çıkmaktadır.
Trump'ın Netanyahu'yu "büyük bir savaşçı" ve İran'a karşı "barış ortağı" ilan ederek İsrail seçmenine gözdağı vermesi, bölgesel denklemi daha da karmaşıklaştırmaktadır.
Kendi ülkesinde ve kamuoyu nezdinde ciddi zemin kaybetmiş olan Trump'ın bu desteği, Netanyahu'ya fayda sağlamaktan ziyade onu iç ve dış siyasette daha da meşrulaştırma krizine sokabilir.
Diğer yandan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'nin de net bir şekilde ifade ettiği üzere, Netanyahu'nun izlediği saldırgan dış politikanın temel motivasyonlarından biri hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet davalarıdır.
Netanyahu, koltuğunu kaybettiği an kendisini bekleyen hapishane ve yargı sürecinden kaçabilmek adına tüm bölgeyi ve hatta ABD'yi sonu gelmez bir çatışma sarmalına çekmeye çalışmaktadır.
"Varoluşsal önem" kılıfı altında İran rejimini devirme söylemlerini dolaşıma sokması, tamamen kişisel ikbalini koruma odaklı bir stratejiden ibarettir.
Kendi siyasi geleceği uğruna bütün bir bölgenin istikrarını ateşe atan bu tutum, yenilgi korkusunun ve paçayı kurtarma telaşının en somut göstergesidir.
Savaş bütçeleri ve askeri yığınak
İran tarafında ise yönetimin ve yeni atanan Savunma Bakanı Mehrdad Ahlaki Kitapçi'nin açıklamaları, Tahran'ın hem askeri hem stratejik açıdan her türlü senaryoya hazırlıklı olduğunu göstermektedir.
ABD'nin "tüm bombaların anası" (MOAB) olarak bilinen devasa sığınak delici mühimmatları kullanma ihtimaline karşı gerekli önlemlerin alındığının vurgulanması ve Amerikan güçlerine yönelik sert uyarılar, İran'ın caydırıcılık mesajını güçlendirme amacını taşımaktadır.
İran yönetimi, bir yandan diplomasinin kapılarını açık tutarken diğer yandan olası bir topyekûn savaşa karşı savunma kapasitesini güncel tuttuğunu deklare etmektedir.
Buna karşılık İsrail hükümetinin, halkın temel ihtiyaçlarından ve sosyal kalkınma fonlarından kesinti yaparak acil savunma alımlarına 840 milyon dolar aktarması ve 2026 savunma bütçesini 45 milyar doların üzerine çıkarması, gözden kaçırılmaması gereken son derece tehlikeli bir sinyaldir.
Maliye Bakanlığı uzmanlarının itirazlarına rağmen alınan bu radikal bütçe kararları, İsrail'in çok yakın bir zamanda geniş çaplı bir askeri operasyona hazırlandığını kanıtlamaktadır.
Bu devasa askeri harcamalar ve bütçe revizyonları iki ihtimali gündeme getirmektedir: Netanyahu yönetimi ya seçim öncesinde sıcak bir çatışma ve olağanüstü hal yaratarak 27 Ekim seçimlerini ertelemeyi/iptal etmeyi hedeflemekte ya da seçimden zaferle çıkması durumunda bölgeyi daha yıkıcı bir savaşın içine sokacak stratejisini adım adım finanse etmektedir.
Diplomasi masasının devrildiği ve bütçelerin tamamen silahlara ayrıldığı bu karanlık tablo, Ortadoğu'nun yakın gelecekte çok daha büyük sınamalarla yüzleşeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
- Trump’ın tıkanan Ortadoğu çıkmazı / 18.10.2026
- ABD’nin Ukrayna satrancı ve Avrupa’nın sürüklendiği tuzak / 17.10.2026
- Megakent sular altında: İklim krizinin ve betonlaşmanın acı faturası / 16.10.2026
- Ekonomide derinleşen uçurum, sistem krizi ve emeklinin feryadı / 15.10.2026
- Sandık iradesi, transferler ve derinleşen ekonomik kriz / 14.10.2026
- Kızıldeniz’deki savaş düğümü: Suudi-Husi savaşını bitirecek tek ülke Çin mi? / 13.10.2026
- İsrail’in çok cepheli saldırısı: Katliam, işgal, sürgün ve sansür / 12.10.2026
- Gazze'de insanlık, dünyada adalet can veriyor / 11.10.2026
- ABD’den, İsrail seçimleri öncesi Netanyahu’yu kurtarma senaryosu / 10.10.2026
























































