Modern kölelik düzeni: Küresel serbest piyasa
Küreselleşme karşıtlığı; küresel serbest piyasa sisteminin çok uluslu şirketleri zenginleştirirken yerel ekonomileri çökerttiğini, milli egemenliği ve kültürel kimlikleri yok ettiğini, ucuz iş gücü uğruna emeği sömürüp çevre katliamlarına yol açtığını savunan siyasi, ekonomik ve toplumsal bir direniş hareketidir
10.06.2026 20:12:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Küreselleşme karşıtlığı; küresel serbest piyasa sisteminin çok uluslu şirketleri zenginleştirirken yerel ekonomileri çökerttiğini, milli egemenliği ve kültürel kimlikleri yok ettiğini, ucuz iş gücü uğruna emeği sömürüp çevre katliamlarına yol açtığını savunan siyasi, ekonomik ve toplumsal bir direniş hareketidir.
Globalleşmenin kuralları
Ekonomi sahasında; Kendi üretimleri karşılığı kendi topraklarında başta ABD doları olmak üzere "hard currency"lerin dolanımda olması,
– Merkez bankalarının hükümetlerden bağımsız hale getirilerek hazineye borç vermesine yasak getirilmesi,
– Hazinenin ihtiyaç duyduğu parayı global tefecilerden gerek iç gerekse dış borç adı altında temin etmesi,

– Özelleştirme ile en çok kar getiren monopol konumunda ki devlet kurumlarının bedava fiyata satılması,
– Madenlerin global firmalara satışının sağlanması,
– Tarıma verilen desteklerin kaldırılması ve tahditlerin devreye konması,
– Faiz gelirlerinden vergi alınmayarak devletlere para satan global firmaların kârına kâr katılması,
– Global şirketlerin normal ticari kârlarından minimum vergi alınması şeklinde yasal düzenlemelerin yapılması; bu hususta off shore ülkelerden istifade edilmesi,
– Başta dolaylı vergiler olmak üzere borçlu milletlerin sırtındaki vergiler arttırılarak borç ve faiz yükünün yerli ve çalışan halkın sırtına yüklenmesi,
– Yabancı sermayenin dışında bir kalkınmanın olamayacağı kabulü ile emisyona dayalı yerli sanayinin önünü açacak dışarıya bağımlı olmayan bir kalkınma modelinin engellenmesi,

– Tahkim'e "evet" denilerek, dışarıdan alınacak faizli paraya ve global firmalara bağlı bir yatırım modeli kabul edilerek kalkınmada tamamen dışa bağımlı bir anlayışın devreye konması,
– Teknolojinin bilgisine yatırım yapmak yerine teknoloji transferine dayalı bir kalkınma modeli uygulanması,
– Sözde enflasyon hedeflemesi adı altında hane halklarının gelirleri kısılarak, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için bile banka kredilerine ve kredi kartlarına yönlendirilmesi,
– Liberalizasyon adı altında gümrük korumacılığının tek taraflı kaldırılarak; kalkınmak isteyen veya geri kalmış ülkelerin, küresel sermayedarların pazarı haline getirilmesi… vs.

SİYASET VE HUKUK SAHASINDA
Siyasi ve hukuki sahadaki dayatmaları da şu maddeler altında toplayabiliriz:
– Yerelleşme ve sözde demokrasi adı altında merkezi yönetimin yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesi,
– AB örneğinde olduğu gibi, başta egemenlik hakkı olmak üzere millete ait siyasi ve hukuki hakların uluslararası örgütlere devredilmesi,
– Özerk kurumlar vasıtası ile hükümetlerin idari yetkilerinin başta IMF olmak üzere global örgütlerin nüfuz alanı içerisinde olan kuruluşlara devredilmesi,
– Demokrasi projesi adı altında devletlerin birlik yapısını parçalamak üzere etnik farklılıkları siyasal zemine taşıyıp istismar edilmesinin sağlanması…

KÜLTÜREL VE SOSYAL SAHADA
– Dinlerarası diyalog projesi ile milletlerin kendi inançlarından kopartılarak kimliksiz ve sömürgeci güçlere karşı "milli dirençten yoksun" hale getirilmesi,
– Kendi dillerinin kullanımı yerine İngilizce kullanımının eğitim ve öğretime sokulması,
– Yabancı kültürlerin propaganda aracı olan yabancı film ve belgesellerin yayınlatılması,
– Sivil toplum kuruluşlarının National Endowment for Democracy'lerden (NED) yardım almasının önündeki engellerin kaldırılması ve bu kuruluşların halkın inkültüre edilmesi için kullanılması…
Bu ve benzeri talepler ve uygulamalar ile gerçekte yapılan ve yapılmak istenen, dünyanın daha iyi ve yaşanılabilir bir hal alması değil; aksine dünyanın çeşitli milletleri, açlık sınırının da altında yaşam mücadelesi verirken, dünyanın kontrolünün mutlu bir azınlığın eline geçmesidir.
Bunun sonucu ulus devletlerin tasfiye edilerek dünyada kaosun hakim olmasıdır. Bu yeni dönemin adına esasında, kaos üzerine kurulu bir düzen de denilebilir
Globalleşme süreci, sadece geri kalmış veya kalkınmakta olan ülkeleri değil, aynı zamanda kalkınmış kabul edilen ülkeleri de bu global odaklara borçlu hale getirmiştir. Bu durum, ABD ve AB ülkeleri için de böyledir. 1 Ocak 2018 itibari ile ABD hazinesinin toplam borcu 20,492 trilyon doları bulmuştur.
Bugün gelinen noktada görünen o ki, devletler, her geçen gün sosyal güvenlik harcamalarını kısmak zorundadırlar.
Kamu harcamalarını azaltmak, yatırımlarını nerede ise sıfırlamak zorundadırlar; ama diğer taraftan daha fazla, daha da fazla vergi toplamak ama bu vergiyi başta dolaylı vergiler olmak üzere sıradan halktan almak zorundadırlar.
Toplanan bu vergiler, faiz ödemeleri adı altında global tefecilere aktarılırken; globalizmin dünyaya armağanı olarak kara para ve gerçek kayıt dışı off shore ülkeler karşımızda durmaktadırlar." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Globalleşmenin kuralları
Ekonomi sahasında; Kendi üretimleri karşılığı kendi topraklarında başta ABD doları olmak üzere "hard currency"lerin dolanımda olması,
– Merkez bankalarının hükümetlerden bağımsız hale getirilerek hazineye borç vermesine yasak getirilmesi,
– Hazinenin ihtiyaç duyduğu parayı global tefecilerden gerek iç gerekse dış borç adı altında temin etmesi,

– Özelleştirme ile en çok kar getiren monopol konumunda ki devlet kurumlarının bedava fiyata satılması,
– Madenlerin global firmalara satışının sağlanması,
– Tarıma verilen desteklerin kaldırılması ve tahditlerin devreye konması,
– Faiz gelirlerinden vergi alınmayarak devletlere para satan global firmaların kârına kâr katılması,
– Global şirketlerin normal ticari kârlarından minimum vergi alınması şeklinde yasal düzenlemelerin yapılması; bu hususta off shore ülkelerden istifade edilmesi,
– Başta dolaylı vergiler olmak üzere borçlu milletlerin sırtındaki vergiler arttırılarak borç ve faiz yükünün yerli ve çalışan halkın sırtına yüklenmesi,
– Yabancı sermayenin dışında bir kalkınmanın olamayacağı kabulü ile emisyona dayalı yerli sanayinin önünü açacak dışarıya bağımlı olmayan bir kalkınma modelinin engellenmesi,

– Tahkim'e "evet" denilerek, dışarıdan alınacak faizli paraya ve global firmalara bağlı bir yatırım modeli kabul edilerek kalkınmada tamamen dışa bağımlı bir anlayışın devreye konması,
– Teknolojinin bilgisine yatırım yapmak yerine teknoloji transferine dayalı bir kalkınma modeli uygulanması,
– Sözde enflasyon hedeflemesi adı altında hane halklarının gelirleri kısılarak, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için bile banka kredilerine ve kredi kartlarına yönlendirilmesi,
– Liberalizasyon adı altında gümrük korumacılığının tek taraflı kaldırılarak; kalkınmak isteyen veya geri kalmış ülkelerin, küresel sermayedarların pazarı haline getirilmesi… vs.

SİYASET VE HUKUK SAHASINDA
Siyasi ve hukuki sahadaki dayatmaları da şu maddeler altında toplayabiliriz:
– Yerelleşme ve sözde demokrasi adı altında merkezi yönetimin yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesi,
– AB örneğinde olduğu gibi, başta egemenlik hakkı olmak üzere millete ait siyasi ve hukuki hakların uluslararası örgütlere devredilmesi,
– Özerk kurumlar vasıtası ile hükümetlerin idari yetkilerinin başta IMF olmak üzere global örgütlerin nüfuz alanı içerisinde olan kuruluşlara devredilmesi,
– Demokrasi projesi adı altında devletlerin birlik yapısını parçalamak üzere etnik farklılıkları siyasal zemine taşıyıp istismar edilmesinin sağlanması…

KÜLTÜREL VE SOSYAL SAHADA
– Dinlerarası diyalog projesi ile milletlerin kendi inançlarından kopartılarak kimliksiz ve sömürgeci güçlere karşı "milli dirençten yoksun" hale getirilmesi,
– Kendi dillerinin kullanımı yerine İngilizce kullanımının eğitim ve öğretime sokulması,
– Yabancı kültürlerin propaganda aracı olan yabancı film ve belgesellerin yayınlatılması,
– Sivil toplum kuruluşlarının National Endowment for Democracy'lerden (NED) yardım almasının önündeki engellerin kaldırılması ve bu kuruluşların halkın inkültüre edilmesi için kullanılması…
Bu ve benzeri talepler ve uygulamalar ile gerçekte yapılan ve yapılmak istenen, dünyanın daha iyi ve yaşanılabilir bir hal alması değil; aksine dünyanın çeşitli milletleri, açlık sınırının da altında yaşam mücadelesi verirken, dünyanın kontrolünün mutlu bir azınlığın eline geçmesidir.
Bunun sonucu ulus devletlerin tasfiye edilerek dünyada kaosun hakim olmasıdır. Bu yeni dönemin adına esasında, kaos üzerine kurulu bir düzen de denilebilir
Globalleşme süreci, sadece geri kalmış veya kalkınmakta olan ülkeleri değil, aynı zamanda kalkınmış kabul edilen ülkeleri de bu global odaklara borçlu hale getirmiştir. Bu durum, ABD ve AB ülkeleri için de böyledir. 1 Ocak 2018 itibari ile ABD hazinesinin toplam borcu 20,492 trilyon doları bulmuştur.
Bugün gelinen noktada görünen o ki, devletler, her geçen gün sosyal güvenlik harcamalarını kısmak zorundadırlar.
Kamu harcamalarını azaltmak, yatırımlarını nerede ise sıfırlamak zorundadırlar; ama diğer taraftan daha fazla, daha da fazla vergi toplamak ama bu vergiyi başta dolaylı vergiler olmak üzere sıradan halktan almak zorundadırlar.
Toplanan bu vergiler, faiz ödemeleri adı altında global tefecilere aktarılırken; globalizmin dünyaya armağanı olarak kara para ve gerçek kayıt dışı off shore ülkeler karşımızda durmaktadırlar." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)























































































