Molla Zübeyde hanım... Acı ve çileyle geçen bir ömür
14 Ocak 1923 günü hayata gözlerini yuman Zübeyde Hanım’ın ömrü acılarla, çilelerle ve ıstırap içinde geçti. O sadece vatan için yıllarını cephelerde geçiren Mustafa Kemal’in değil, Türk milletinin de annesiydi. O, bir annenin tüm dünyayı değiştirebileceğini herkese göstermişti





1881 yılında dördüncü çocuğu Mustafa, 1885'te Makbule ve ardından Naciye doğdu. Zübeyde Hanım Naciye'yi de küçük yaşta veremden kaybetti. Peş peşe acıların en büyüğü olan evlat acısı yaşayan Zübeyde Hanım 1888 yılında da eşi Ali Rıza Efendi'yi toprağa verdi.
Mustafa'sı sürgün yerine götürecek olan vapura bindirilirken görüşmesi bile engellenen Zübeyde Hanım, gözyaşları ile Sirkeci rıhtımında acılar ve kederler içinde bir başına yapayalnız kalır…
Evet, Samsun'a Kurtuluş mücadelesini başlatmaya gider oğlu… Aralarındaki özlem tekrardan uzun süre devam eder ve bu özlem 14 Haziran 1922 günü Adapazarı'nda son bulur. Buluşma sahnesi herkesi duygulandırmıştır ve bu kavuşmaya tanık olanlardan Ahmet Emin Yalman şunları söyler:
Atatürk, annesinin mezarı başında
Mustafa Kemal Atatürk, annesinin ölümünden sonra mezarı başında yaptığı konuşmada şunları söyler:
"1905 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak okulu bitirmiştim. Hayata ilk adımımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil zindana rastladı. Beni aldılar ve keyfi yönetimin zindanına attılar. Annem ancak zindandan kurtulduktan sonra başıma geleni haber alabildi. Hemen beni görmeye koştu ve İstanbul'a geldi.
Fakat İstanbul'da kendisiyle ancak dört beş gün görüşebildik. Çünkü istibdat yönetiminin cellâtları, casusları, hafiyeleri evimizi sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi.
Annem peşimden koşuyordu. Görüşmemiz yasaklanmıştı. Beni sürgüne götürecek vapura bindirilmiştim. Anacığım gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında taşların üstünde dövünüyor, kahroluyordu. Sürgünde geçirdiğim yılları anam ıstırap ve gözyaşları içinde tüketmiştir. Validemin kaybından şüphesiz çok müteessirim."













































































