Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinde yer alan din adamları
Siz, Kurtuluş Savaşı'ndaki manevî boyutu çıkarırsanız, görmezden gelirseniz; Yunan'a, Fransız'a, İtalyan'a, Ermeni'ye karşı girişilen büyük mücadeleyi anlayamazsınız
19.08.2025 00:44:00 / Güncelleme: 19.08.2025 10:25:14
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Siz, Kurtuluş Savaşı'ndaki manevî boyutu çıkarırsanız, görmezden gelirseniz; Yunan'a, Fransız'a, İtalyan'a, Ermeni'ye karşı girişilen büyük mücadeleyi anlayamazsınız.
İman gücü ile kazanılan zafer, din adamlarının manevî sohbetleri, meydanlardaki çıkışları ile halka güç vermiş bu da savaşın kazanılmasını sağlamıştır.
Mustafa Kemal, Diyarbakır'da İngiliz etkisinde kurulan Kürt Teali Cemiyeti'nin kapatıldığını öğrenmiş ve Amasya'dan 15 Haziran'da Diyarbakır vali vekilliğine çektiği telgrafta Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin ve Redd-i İlhak derneklerinin gayesini şöyle ifade etmiştir:
"… Kürt kulübü konusundaki davranış biçimi bence de pek uygun görülmüştür. Şu kadar ki, İtilaf Devletleri'nin hak çiğneyici işlemleri, İzmir'in Yunanlılara işgal ettirilmesi etkisiyle ülkenin en uzak köşesinde bile ortaya çıkan çok büyük uyanış her türlü siyasal tutku ve çıkarcı amaçtan arınmış olmak üzere Müdafaa-i Hukuk-i Milliye ve Redd-i İlhak derneklerini doğurmuş ve bu derneklere hangi siyasal kümeye bağlı olursa olsun, her Türk, her Müslüman katılmış ve ulusal vicdanın eylemli görünüşleri bütün dünyaya böylece duyurulmakta bulunmuştur."
VİLAYET-İ ŞARKİYE MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ
Şark vilayetlerinde kuruluş hakkında bizzat şahidi olarak, o dönemde Bitlis Valisi olan ve kendine de Damat Ferit'in bu mânâda bir telgrafı ulaşan Mazhar Müfit Kansu şu yorumu yapar:
"Damat Paşa'nın şark vilayetlerinin Ermenistan'a terki hakkındaki yumuşak ve mütemayil hareket tavrı sezilir sezilmez, teşekkül eden Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti…"
Halk padişahtan, saraydan, başbakandan ümidini keserek ve hatta onların vatan sathını vermeye başladığını görerek ayağa kalkmıştır. Mazhar Müfit, 2 Aralık 1918'de kurulan cemiyetin faaliyete geçiş günlerini şöyle anlatır:
"… Şubenin reisi Hoca Raif Efendi (şimdi Erzurum Milletvekili) idare heyeti azası da, Hacı Hafız Efendi, emekli Binbaşı Süleyman ve Kazım Beyler, Necati Bey ve Dursun Beyzade Cevat (şimdi Erzurum Mebusu ve CHP Genel Sekreter Yardımcısı) Bey'di.
Cemiyet ve gayesi hakkında pek muhterem bir zat olan Raif Efendi, bana daha ilk mülakatımızda şu malümat ve izahatta bulunmuştu: Ermenistan'a şark vilayetlerinden toprak terkedilmesi şayiaları dolaşmaya başlar başlamaz içinde bulunduğumuz mütareke şartlarını da gözönüne getirerek hemen İstanbul'a gittim. İstanbul'da bir iki Türk gazeteci maalesef hezeyan halindeydi.
Şimdi mebus ve miralay (Albay) mütekaidi. Ve memleket bunaltıcı bir havanın sıkıntısı içindeydi. Memleketin kurtulması ilk hedefimiz olmalı ve şark vilayetlerimizden bir karış toprak dahi her ne şekil ve her ne vesile ile olursa olsun anavatandan ayrılmamalıydı.
İstanbul'a varır varmaz temaslarıma başladım. Bu arada Ayasofya civarında merhum Süleyman Nazif Bey'e rastladım.
Selamlaştıktan ve hal hatır sorduktan sonra:
-Erzurum'dan yeni mi geldin, diye sordu.
-Evet.
-Halk nasıl ve ne düşünüyor?
-Maneviyat yüksek fakat bazı gazetelerin tehcir aleyhindeki ve Ermenileri mazlum mevkiinde gösteren yazıları ile doğu topraklarımızdan bir kısmının Ermenistan'a terki hakkındaki mütalaaları çok fena tesirler hâsıl etmekte ve zararlı akıbetler tevlit etmesinden hakkiyle endişe edilmektedir.
Üstad Nazif tereddütsüz:
-Haklısın, doğru düşünüyorsun. Ben de seninle beraberim, dedi.
Beyazıt'a kadar beraber yürüdük ve hep bu bahsi görüştük. Nihayet Beyrut eski valisi İsmail Hakkı, Hicaz eski valisi Mahmut Nedim, Bayezid (Ağrı) mebusu Şefik, Diyarbekir mebusları Zülfü ve Feyzi, Süleyman Nazif, Cevat Beyler ve ben, bir gün aramızda toplandık ve uzun görüşmelerden sonra, bir temel şart üzerinde mutabık kaldık.
Bu temel şart; kayıtsız ve şartsız Türk hukukunu muhafaza, doğu topraklarımızdan herhangi bir parçanın Ermenistan'a terkedilmesi gibi bir hal vukuunda veya herhangi bir fiil tecavüz karşısında doğu vilayetlerimiz halkının müttehiden silahlı müdafaasını temin eylemeye çalışmak üzere Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'ni kurmak ve buna ait diğer tali esasları tesbit etmek oldu."
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri daha sonra Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla teşkilatlanmış ve amacı da vatan sathını korumak olarak netleşmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi de, bu teşkilatlar üzerine bina edilmiştir." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)
İman gücü ile kazanılan zafer, din adamlarının manevî sohbetleri, meydanlardaki çıkışları ile halka güç vermiş bu da savaşın kazanılmasını sağlamıştır.
Mustafa Kemal, Diyarbakır'da İngiliz etkisinde kurulan Kürt Teali Cemiyeti'nin kapatıldığını öğrenmiş ve Amasya'dan 15 Haziran'da Diyarbakır vali vekilliğine çektiği telgrafta Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin ve Redd-i İlhak derneklerinin gayesini şöyle ifade etmiştir:
"… Kürt kulübü konusundaki davranış biçimi bence de pek uygun görülmüştür. Şu kadar ki, İtilaf Devletleri'nin hak çiğneyici işlemleri, İzmir'in Yunanlılara işgal ettirilmesi etkisiyle ülkenin en uzak köşesinde bile ortaya çıkan çok büyük uyanış her türlü siyasal tutku ve çıkarcı amaçtan arınmış olmak üzere Müdafaa-i Hukuk-i Milliye ve Redd-i İlhak derneklerini doğurmuş ve bu derneklere hangi siyasal kümeye bağlı olursa olsun, her Türk, her Müslüman katılmış ve ulusal vicdanın eylemli görünüşleri bütün dünyaya böylece duyurulmakta bulunmuştur."
VİLAYET-İ ŞARKİYE MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ
Şark vilayetlerinde kuruluş hakkında bizzat şahidi olarak, o dönemde Bitlis Valisi olan ve kendine de Damat Ferit'in bu mânâda bir telgrafı ulaşan Mazhar Müfit Kansu şu yorumu yapar:
"Damat Paşa'nın şark vilayetlerinin Ermenistan'a terki hakkındaki yumuşak ve mütemayil hareket tavrı sezilir sezilmez, teşekkül eden Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti…"
Halk padişahtan, saraydan, başbakandan ümidini keserek ve hatta onların vatan sathını vermeye başladığını görerek ayağa kalkmıştır. Mazhar Müfit, 2 Aralık 1918'de kurulan cemiyetin faaliyete geçiş günlerini şöyle anlatır:
"… Şubenin reisi Hoca Raif Efendi (şimdi Erzurum Milletvekili) idare heyeti azası da, Hacı Hafız Efendi, emekli Binbaşı Süleyman ve Kazım Beyler, Necati Bey ve Dursun Beyzade Cevat (şimdi Erzurum Mebusu ve CHP Genel Sekreter Yardımcısı) Bey'di.
Cemiyet ve gayesi hakkında pek muhterem bir zat olan Raif Efendi, bana daha ilk mülakatımızda şu malümat ve izahatta bulunmuştu: Ermenistan'a şark vilayetlerinden toprak terkedilmesi şayiaları dolaşmaya başlar başlamaz içinde bulunduğumuz mütareke şartlarını da gözönüne getirerek hemen İstanbul'a gittim. İstanbul'da bir iki Türk gazeteci maalesef hezeyan halindeydi.
Şimdi mebus ve miralay (Albay) mütekaidi. Ve memleket bunaltıcı bir havanın sıkıntısı içindeydi. Memleketin kurtulması ilk hedefimiz olmalı ve şark vilayetlerimizden bir karış toprak dahi her ne şekil ve her ne vesile ile olursa olsun anavatandan ayrılmamalıydı.
İstanbul'a varır varmaz temaslarıma başladım. Bu arada Ayasofya civarında merhum Süleyman Nazif Bey'e rastladım.
Selamlaştıktan ve hal hatır sorduktan sonra:
-Erzurum'dan yeni mi geldin, diye sordu.
-Evet.
-Halk nasıl ve ne düşünüyor?
-Maneviyat yüksek fakat bazı gazetelerin tehcir aleyhindeki ve Ermenileri mazlum mevkiinde gösteren yazıları ile doğu topraklarımızdan bir kısmının Ermenistan'a terki hakkındaki mütalaaları çok fena tesirler hâsıl etmekte ve zararlı akıbetler tevlit etmesinden hakkiyle endişe edilmektedir.
Üstad Nazif tereddütsüz:
-Haklısın, doğru düşünüyorsun. Ben de seninle beraberim, dedi.
Beyazıt'a kadar beraber yürüdük ve hep bu bahsi görüştük. Nihayet Beyrut eski valisi İsmail Hakkı, Hicaz eski valisi Mahmut Nedim, Bayezid (Ağrı) mebusu Şefik, Diyarbekir mebusları Zülfü ve Feyzi, Süleyman Nazif, Cevat Beyler ve ben, bir gün aramızda toplandık ve uzun görüşmelerden sonra, bir temel şart üzerinde mutabık kaldık.
Bu temel şart; kayıtsız ve şartsız Türk hukukunu muhafaza, doğu topraklarımızdan herhangi bir parçanın Ermenistan'a terkedilmesi gibi bir hal vukuunda veya herhangi bir fiil tecavüz karşısında doğu vilayetlerimiz halkının müttehiden silahlı müdafaasını temin eylemeye çalışmak üzere Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'ni kurmak ve buna ait diğer tali esasları tesbit etmek oldu."
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri daha sonra Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla teşkilatlanmış ve amacı da vatan sathını korumak olarak netleşmiştir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi de, bu teşkilatlar üzerine bina edilmiştir." (Prof. Dr. Haydar Baş Hoş Geldin Atatürk eserinden)




























































































