"Bu mukaddes ve vaad edilmiş topraklar silahsız bir Haçlı seferiyle geri alınacaktır" sözü Türkiye hakkında, 1820'li yıllardan beri Amerika'nın ünlü misyoner örgütü ABCFM tarafından ifade edilmektedir.
Yapılan bunca Haçlı seferi ile Türkleri silahla alt edemeyeceğini anlayan batılılar, stratejilerini bu esasa göre düzenlemişlerdir. Batılılar, kendi içlerinde bu tespitin ne kadar doğru olduğunu, Çanakkale Savaşlarında ve Kıbrıs Barış Harekatında bir kez daha yaşamışlardır.
Düşman güçlerinin hedeflerine ulaşabilmesi için, işin temeli olan insan unsurunu bozmaları gerekiyordu. Nitekim bunu da zaman içine yayarak bir noktaya getirmesini bildiler.
Günümüzde öyle bir nesil yetiştirildi ki, Çanakkale Savaşlarında Hindistan'dan, Senegal'dan, Yeni Zelanda'dan, Avustralya'dan, Fransa'dan, İngiltere'den ve dünyanın dört bir tarafından gelen vampirlerin, topraklarımızı elimizden almak için üzerimize üşüşenlerin saygıyla anılması söz konusu oldu.
Buna karşılık bir hak arayışı için yapılan zulümlere son vermek, kendi vatandaşımızı ve vatanımızı korumak, bir anlamda savunma için yaptığımız Kıbrıs Barış Harekatı ise bir işgal harekatı olarak gösterilmiştir.
İnsan unsurumuzu bozmak isteyenler, ulusal karakterlerimizin temelindeki dinimiz İslam'ın etkisini tespit etmişlerdir. Daha evvel sıkça bahsettiğimiz gibi bir tek şehitlik nüktesi bile, dinimiz İslam'ı millet olma ve bağımsızlığımızı devam ettirmede, vatanın bölünmez bütünlüğünde ne kadar hayati öneme haiz olduğunu göstermektedir.
Bu çerçevede ülkemizde çifte standartların uyguladığı, dinimizin uygulamaları ve geleneklerimizle pervasızca oynandığı görülmektedir. Kale grubu genel müdürlerinden Kemal Sözen'in kızı Elif ile Almanya eski Başbakanı Helmut Kohl'üh oğlu Peter'in düğününden örnek vermek istiyorum.
Önce imam nikahı, ardından kilisede kıyılan nikah ve ardından Ali Müfit Gürtuna'nın kıydığı 3 evetli nikahtan sonra dün bir açıklama geldi. Kale grubu müşaviri Doç. Dr. Osman Şekerci dini nikah kıymadığını, zaten dinimizde dini nikahın yeri olmadığını savundu. Şekerci'nin bu ifadesine kargalar bile gülmüştür. Acaba Şekerci'nin korkusu, dini nikahın resmi nikahtan önce kıyılmasından mı kaynaklanmaktaydı?
TC. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E 1991/5-314 K. 1991/345T. 9.12.1991 kararını göre "... resmi nikah yaptırmadan dini nikah yaptırmak mahkumiyeti gerektirmektedir."
Hadi diyelim Müşavir Şekerci dini nikah kıyılmadığını öne sürüyor; peki kilisede kıyılan nikah bir dini nikah değil midir? Bunun herhangi bir cezai müeyyidesi yok mudur?
Müşavir Şekerci, "Nikah kıyılmadı, dua edildi" diyor. Üstelik Şekerci'nin yapacağı dua 4 kişilik Papazlar Konseyinin kabulünden sonra yapılabilmiş. Adamlar nikahlarında onaydan geçmeyen duayı bile kabul etmiyorlar.
Düşünebiliyor musunuz Batının din anlayışını! Bir başbakanın oğlunun dini nikahı için kendi memleketinden papaz getiriliyor, yapılacak dualar kontrolden geçiriliyor. Bizim memleketimizdeki gelenekler ve dini teamüller ise yok kabul ediliyor.
Dostlar, ülkemizde oyun içinde oyun oynanmaktadır.
Sağında Nat-ı Şerif okutup, solunda Kuran'ı Kerim okutarak poz verenlerin bile oyunun neresinde meçhul olduğu bir dönemi idrak ediyoruz.
Allah, bu millete merhamet eylesin.
Yapılan bunca Haçlı seferi ile Türkleri silahla alt edemeyeceğini anlayan batılılar, stratejilerini bu esasa göre düzenlemişlerdir. Batılılar, kendi içlerinde bu tespitin ne kadar doğru olduğunu, Çanakkale Savaşlarında ve Kıbrıs Barış Harekatında bir kez daha yaşamışlardır.
Düşman güçlerinin hedeflerine ulaşabilmesi için, işin temeli olan insan unsurunu bozmaları gerekiyordu. Nitekim bunu da zaman içine yayarak bir noktaya getirmesini bildiler.
Günümüzde öyle bir nesil yetiştirildi ki, Çanakkale Savaşlarında Hindistan'dan, Senegal'dan, Yeni Zelanda'dan, Avustralya'dan, Fransa'dan, İngiltere'den ve dünyanın dört bir tarafından gelen vampirlerin, topraklarımızı elimizden almak için üzerimize üşüşenlerin saygıyla anılması söz konusu oldu.
Buna karşılık bir hak arayışı için yapılan zulümlere son vermek, kendi vatandaşımızı ve vatanımızı korumak, bir anlamda savunma için yaptığımız Kıbrıs Barış Harekatı ise bir işgal harekatı olarak gösterilmiştir.
İnsan unsurumuzu bozmak isteyenler, ulusal karakterlerimizin temelindeki dinimiz İslam'ın etkisini tespit etmişlerdir. Daha evvel sıkça bahsettiğimiz gibi bir tek şehitlik nüktesi bile, dinimiz İslam'ı millet olma ve bağımsızlığımızı devam ettirmede, vatanın bölünmez bütünlüğünde ne kadar hayati öneme haiz olduğunu göstermektedir.
Bu çerçevede ülkemizde çifte standartların uyguladığı, dinimizin uygulamaları ve geleneklerimizle pervasızca oynandığı görülmektedir. Kale grubu genel müdürlerinden Kemal Sözen'in kızı Elif ile Almanya eski Başbakanı Helmut Kohl'üh oğlu Peter'in düğününden örnek vermek istiyorum.
Önce imam nikahı, ardından kilisede kıyılan nikah ve ardından Ali Müfit Gürtuna'nın kıydığı 3 evetli nikahtan sonra dün bir açıklama geldi. Kale grubu müşaviri Doç. Dr. Osman Şekerci dini nikah kıymadığını, zaten dinimizde dini nikahın yeri olmadığını savundu. Şekerci'nin bu ifadesine kargalar bile gülmüştür. Acaba Şekerci'nin korkusu, dini nikahın resmi nikahtan önce kıyılmasından mı kaynaklanmaktaydı?
TC. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E 1991/5-314 K. 1991/345T. 9.12.1991 kararını göre "... resmi nikah yaptırmadan dini nikah yaptırmak mahkumiyeti gerektirmektedir."
Hadi diyelim Müşavir Şekerci dini nikah kıyılmadığını öne sürüyor; peki kilisede kıyılan nikah bir dini nikah değil midir? Bunun herhangi bir cezai müeyyidesi yok mudur?
Müşavir Şekerci, "Nikah kıyılmadı, dua edildi" diyor. Üstelik Şekerci'nin yapacağı dua 4 kişilik Papazlar Konseyinin kabulünden sonra yapılabilmiş. Adamlar nikahlarında onaydan geçmeyen duayı bile kabul etmiyorlar.
Düşünebiliyor musunuz Batının din anlayışını! Bir başbakanın oğlunun dini nikahı için kendi memleketinden papaz getiriliyor, yapılacak dualar kontrolden geçiriliyor. Bizim memleketimizdeki gelenekler ve dini teamüller ise yok kabul ediliyor.
Dostlar, ülkemizde oyun içinde oyun oynanmaktadır.
Sağında Nat-ı Şerif okutup, solunda Kuran'ı Kerim okutarak poz verenlerin bile oyunun neresinde meçhul olduğu bir dönemi idrak ediyoruz.
Allah, bu millete merhamet eylesin.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
- Medine: Kalbin eğitildiği şehir / 25.01.2026
- Yeni dünya düzeninde güvenlik satılık mı? / 24.01.2026
- Ulus devlet olmadan güvenlik olmaz / 23.01.2026
- Atatürk’ün devlet aklı bugün ne söyler? / 11.01.2026
- Yeni dünya düzeni: Arka bahçeler çağı / 10.01.2026
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026
- Yeni dünya düzeninde güvenlik satılık mı? / 24.01.2026
- Ulus devlet olmadan güvenlik olmaz / 23.01.2026
- Atatürk’ün devlet aklı bugün ne söyler? / 11.01.2026
- Yeni dünya düzeni: Arka bahçeler çağı / 10.01.2026
- İç cepheyi tanımlayalım mı? / 09.01.2026
- Para imparatorluğu çökerken / 08.01.2026
- Emekli ve asgari ücretlinin gücü görmezden gelinemez / 05.01.2026
- Güven çökmeden devlet çökmez, güven çökerse her şey çöker / 04.01.2026
- Ortadoğu’da parçalanan devletler ve Türkiye’ye biçilen rol / 03.01.2026



























































































