Özellikle “Beş Kişi”nin işaret edilmesinin hikmeti
Ehl-i Sünnet âlimlerince Ehl-i Beyt kavramının içine Âl-i Abâ olan beş kişinin dışındaki kişilerin de dahil edilmesi ile ilgili olarak bir de şunu belirtmeliyiz
05.07.2023 20:03:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Ehl-i Sünnet âlimlerince Ehl-i Beyt kavramının içine Âl-i Abâ olan beş kişinin dışındaki kişilerin de dahil edilmesi ile ilgili olarak bir de şunu belirtmeliyiz:
Ehl-i Beyt âlimlerinden Allame Abdu'l-Hüseyin Şerefuddin'in rivayeti:
"Ve yine eğer Peygamber (s.a.v.), Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin'den (a.s.) başkasını da kastetmiş olsa idi şöyle buyurması gerekirdi:
'Allah'ım bunlar benim Ehl-i Beyt'imdedir.' Yani tab'iz için olan 'min' lafzını kullanırdı.
O zaman da manası şöyle olurdu: 'Allah'ım! Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imin bir parçasıdır.' Ama Resulullah böyle buyurmadı. 'Allah'ım! Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir' buyurdu."
Resulüllah'ın (s.a.v.) hayatında Ehl-i Beyt kavramının içini yalnızca Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ile doldurması bir şeyin işaretidir.
Ehl-i Beyt âlimlerinden Lenkarani bu noktada şu yorumu yapmaktadır: "Bu ayetin amacı, İslam'ın geleceğini kurumsallaştırmaktır."
Resulullah (s.a.v.), Kendinden sonra İslam dinini emanet ettiği beş kişiyi ifade etmektedir. "Beş kişiyi işaret eden hadisler" İslam'ın gelecekteki rehberlerini tanıtmak hedefi üzeredir."
Tefsir-i Burhan'da İmam Sâdık (a.s.)'dan şöyle bir rivayet yer almaktadır:
"Allah'ın Resulü (s.a.v.) sessiz kalarak Ehl-i Beyt'i tanıtmamış olsa idi, filanın oğlu yahut falanın oğlu Tathir ayetinin kendilerini de içine aldığını yahut sadece kendileri ile sınırlandırılmış olduğunu iddia edeceklerdi."
Kaldı ki, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) açıkça ve defalarca beyan etmesine rağmen çeşitli iddialar ortaya atılarak Ehl-i Beyt'in kapsamı beş kişinin dışına taşınmak istenmiştir.
Sünni İbn Meğazalî, Ebu Said El-Hudrî'den şöyle rivayet etmektedir:
"Şanı yüce olan Allah'ın buyurmuş olduğu şu ayetteki, "İki denizi birbirine kavuşmak üzere bırakıverdi. Fakat ikisi arasında hadlerini tecavüz ve hususiyetlerini ifna etmeye mâni bir berzah vardır... Bu iki denizden inci ve mercan çıkar" 'İki deniz'den maksat Ali ve Fâtıma'dır. İkisi arasında duran berzah ise Resûlullah'tır (s.a.v.). İki denizden çıkan inci ve mercan ise Hasan ve Hüseyin'dir."
Ehl-i Beyt cennettekilerin en iyisidir
Sünni Abdurrahman bin El-Kemal Celaleddin El-Suyûtî, Durrü'l-Mensur kitabında, (c. 1, sy. 147) şunları yazmaktadır:
Ayet-i kerimede "Adem, Rabbinden bir takım kelimeler telakki etti ve alıp hıfzetti. Bu kelimelerle tevbe edip yalvardı" buyurulur.
Abdullah bin Abbas, Resulullah (s.a.v.)'e sordu ki: 'Adem, Allah'a hangi kelimelerle yalvardı da O'nu bağışladı?'
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Adem, Allah'a şöyle yalvarmıştı: 'Ey Rabbim, Muhammed (s.a.v.), Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.) hakkı için Beni bağışla.' Allah da bu yalvarışından dolayı O'nun tövbesini kabul etti."
Bihârü'l-Envâr'dan: Bir adam kendisinin Ehl-i Beyt'in gerçek taraftarlarından olup olmadığını öğrenmek için hanımından Hz. Fâtıma'nın (a.s.) yanına giderek bu konu hakkında bilgi almasını istedi.
Kadın, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) huzuruna gidip durumunu anlattığında Hz. Fâtıma (a.s.) o kadına şöyle buyurdular:
"Kocana de ki, eğer emrettiğimiz şeyleri yerine getiriyor, sakındırdığımız şeylerden de uzak duruyor isen bizim taraftarlarımız- dansın, aksi takdirde bizim taraftarlarımızdan değilsin."
Kadın evine dönerek Hz. Fâtıma'nın (a.s.) sözlerini kocasına iletti. Kocası, Fâtıma'nın (a.s.) sözlerini duyar duymaz üzüntüden ıstırapla şöyle feryat etti:
"Vay benim hâlime! İnsan günah ve hataya bulaşmayabilir mi? Durum böyle ise o zaman ben daima cehennem ateşinde yanacağım. Çünkü onların tarafından olmayan kimse, ebedi olarak cehennemde kalacaktır."
Kadın tekrar Hz. Fâtıma'nın (a.s.) huzuruna gelerek kocasının üzüntüsünü ve sözlerini anlattı: Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle buyurdular:
"Kocana de ki, durum düşündüğü gibi değildir. Bizim taraftarlarımız cennet ehlinin en iyileridir. Bizi seven, dostlarımızı dost edinen ve düşmanlarımızla düşman olan herkes cennet ehlidir.
Ama kalbi ve diliyle, biz Ehl-i Beyt'e teslim olmasına rağmen emir ve nehiylerimize uymayıp günah işleyen kimse bizim taraftarlarımızdan olamaz.
Ama yine de onlar, bela ve musibetler vasıtasıyla, kıyamet gününü çeşitli zorlukları veya cehennemin üst tabakasında azabı tatmakla günahlardan arındırıldıktan sonra, bize olan iman ve muhabbetlerinden dolayı onları oradan kurtarıp kendi yanımıza götüreceğiz."
Sünni Suyûti'nin eserinden bir rivayet şöyledir: İbn-i Abbas Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Allah-u Teala halkı iki kısma taksim etti, Beni de onların en iyisinde kıldı. Nitekim şöyle buyuruyor: "Ashab-ı Yemin, ne (kutludur o) Ashab-ı Yemin."
Yine buyuruyor ki:"Ashab-ı Şimal, ne (mutsuzdurlar o) Ashab-ı Şimal."
Ben Ashab-ı Yemin'den ve onların en üstünüyüm. Daha sonra Allah-u Teala onları üç gruba taksim etti ve Beni onların en üstünü kıldı.
Nitekim şöyle buyuruyor: 'İşte o Ashab-ı Meymene olanlar, ne (kutlu) Ashab-ı Meymene'dir. Ashab-ı Meş'eme olanlar da ne (mutsuz ve uğursuz) Ashab-ı Meş'eme'dir. Yarışıp öne geçenler de öne geçmiş öncülerdir.'
Ben öne geçmiş öncülerden ve onların en üstünüyüm. Daha sonra o üç kısmı kabilelere taksim etti ve Beni onların en iyisinde karar kıldı.
Nitekim şöyle buyuruyor: 'Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler olarak kıldık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız takvaca en ileride olanınızdır.'
Ben Adem ve evlatlarının takvaca en ileride olanı ve onların en üstünüyüm. Ama bununla iftihar etmiyorum. Daha sonra o kabileleri ailelere taksim etti ve Beni en üstün ailede kıldı. Nitekim şöyle buyuruyor:
'Şüphesiz, Allah siz Ehl-i Beyt'ten kir ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.'
Bu yüzden ben ve Ehl-i Beyt'im günah ve masumiyetten masumuz." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Fatıma eserinden)
Ehl-i Beyt âlimlerinden Allame Abdu'l-Hüseyin Şerefuddin'in rivayeti:
"Ve yine eğer Peygamber (s.a.v.), Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin'den (a.s.) başkasını da kastetmiş olsa idi şöyle buyurması gerekirdi:
'Allah'ım bunlar benim Ehl-i Beyt'imdedir.' Yani tab'iz için olan 'min' lafzını kullanırdı.
O zaman da manası şöyle olurdu: 'Allah'ım! Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imin bir parçasıdır.' Ama Resulullah böyle buyurmadı. 'Allah'ım! Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir' buyurdu."
Resulüllah'ın (s.a.v.) hayatında Ehl-i Beyt kavramının içini yalnızca Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ile doldurması bir şeyin işaretidir.
Ehl-i Beyt âlimlerinden Lenkarani bu noktada şu yorumu yapmaktadır: "Bu ayetin amacı, İslam'ın geleceğini kurumsallaştırmaktır."
Resulullah (s.a.v.), Kendinden sonra İslam dinini emanet ettiği beş kişiyi ifade etmektedir. "Beş kişiyi işaret eden hadisler" İslam'ın gelecekteki rehberlerini tanıtmak hedefi üzeredir."
Tefsir-i Burhan'da İmam Sâdık (a.s.)'dan şöyle bir rivayet yer almaktadır:
"Allah'ın Resulü (s.a.v.) sessiz kalarak Ehl-i Beyt'i tanıtmamış olsa idi, filanın oğlu yahut falanın oğlu Tathir ayetinin kendilerini de içine aldığını yahut sadece kendileri ile sınırlandırılmış olduğunu iddia edeceklerdi."
Kaldı ki, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) açıkça ve defalarca beyan etmesine rağmen çeşitli iddialar ortaya atılarak Ehl-i Beyt'in kapsamı beş kişinin dışına taşınmak istenmiştir.
Sünni İbn Meğazalî, Ebu Said El-Hudrî'den şöyle rivayet etmektedir:
"Şanı yüce olan Allah'ın buyurmuş olduğu şu ayetteki, "İki denizi birbirine kavuşmak üzere bırakıverdi. Fakat ikisi arasında hadlerini tecavüz ve hususiyetlerini ifna etmeye mâni bir berzah vardır... Bu iki denizden inci ve mercan çıkar" 'İki deniz'den maksat Ali ve Fâtıma'dır. İkisi arasında duran berzah ise Resûlullah'tır (s.a.v.). İki denizden çıkan inci ve mercan ise Hasan ve Hüseyin'dir."
Ehl-i Beyt cennettekilerin en iyisidir
Sünni Abdurrahman bin El-Kemal Celaleddin El-Suyûtî, Durrü'l-Mensur kitabında, (c. 1, sy. 147) şunları yazmaktadır:
Ayet-i kerimede "Adem, Rabbinden bir takım kelimeler telakki etti ve alıp hıfzetti. Bu kelimelerle tevbe edip yalvardı" buyurulur.
Abdullah bin Abbas, Resulullah (s.a.v.)'e sordu ki: 'Adem, Allah'a hangi kelimelerle yalvardı da O'nu bağışladı?'
Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Adem, Allah'a şöyle yalvarmıştı: 'Ey Rabbim, Muhammed (s.a.v.), Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.) hakkı için Beni bağışla.' Allah da bu yalvarışından dolayı O'nun tövbesini kabul etti."
Bihârü'l-Envâr'dan: Bir adam kendisinin Ehl-i Beyt'in gerçek taraftarlarından olup olmadığını öğrenmek için hanımından Hz. Fâtıma'nın (a.s.) yanına giderek bu konu hakkında bilgi almasını istedi.
Kadın, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) huzuruna gidip durumunu anlattığında Hz. Fâtıma (a.s.) o kadına şöyle buyurdular:
"Kocana de ki, eğer emrettiğimiz şeyleri yerine getiriyor, sakındırdığımız şeylerden de uzak duruyor isen bizim taraftarlarımız- dansın, aksi takdirde bizim taraftarlarımızdan değilsin."
Kadın evine dönerek Hz. Fâtıma'nın (a.s.) sözlerini kocasına iletti. Kocası, Fâtıma'nın (a.s.) sözlerini duyar duymaz üzüntüden ıstırapla şöyle feryat etti:
"Vay benim hâlime! İnsan günah ve hataya bulaşmayabilir mi? Durum böyle ise o zaman ben daima cehennem ateşinde yanacağım. Çünkü onların tarafından olmayan kimse, ebedi olarak cehennemde kalacaktır."
Kadın tekrar Hz. Fâtıma'nın (a.s.) huzuruna gelerek kocasının üzüntüsünü ve sözlerini anlattı: Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle buyurdular:
"Kocana de ki, durum düşündüğü gibi değildir. Bizim taraftarlarımız cennet ehlinin en iyileridir. Bizi seven, dostlarımızı dost edinen ve düşmanlarımızla düşman olan herkes cennet ehlidir.
Ama kalbi ve diliyle, biz Ehl-i Beyt'e teslim olmasına rağmen emir ve nehiylerimize uymayıp günah işleyen kimse bizim taraftarlarımızdan olamaz.
Ama yine de onlar, bela ve musibetler vasıtasıyla, kıyamet gününü çeşitli zorlukları veya cehennemin üst tabakasında azabı tatmakla günahlardan arındırıldıktan sonra, bize olan iman ve muhabbetlerinden dolayı onları oradan kurtarıp kendi yanımıza götüreceğiz."
Sünni Suyûti'nin eserinden bir rivayet şöyledir: İbn-i Abbas Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
"Allah-u Teala halkı iki kısma taksim etti, Beni de onların en iyisinde kıldı. Nitekim şöyle buyuruyor: "Ashab-ı Yemin, ne (kutludur o) Ashab-ı Yemin."
Yine buyuruyor ki:"Ashab-ı Şimal, ne (mutsuzdurlar o) Ashab-ı Şimal."
Ben Ashab-ı Yemin'den ve onların en üstünüyüm. Daha sonra Allah-u Teala onları üç gruba taksim etti ve Beni onların en üstünü kıldı.
Nitekim şöyle buyuruyor: 'İşte o Ashab-ı Meymene olanlar, ne (kutlu) Ashab-ı Meymene'dir. Ashab-ı Meş'eme olanlar da ne (mutsuz ve uğursuz) Ashab-ı Meş'eme'dir. Yarışıp öne geçenler de öne geçmiş öncülerdir.'
Ben öne geçmiş öncülerden ve onların en üstünüyüm. Daha sonra o üç kısmı kabilelere taksim etti ve Beni onların en iyisinde karar kıldı.
Nitekim şöyle buyuruyor: 'Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler olarak kıldık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız takvaca en ileride olanınızdır.'
Ben Adem ve evlatlarının takvaca en ileride olanı ve onların en üstünüyüm. Ama bununla iftihar etmiyorum. Daha sonra o kabileleri ailelere taksim etti ve Beni en üstün ailede kıldı. Nitekim şöyle buyuruyor:
'Şüphesiz, Allah siz Ehl-i Beyt'ten kir ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.'
Bu yüzden ben ve Ehl-i Beyt'im günah ve masumiyetten masumuz." (Prof. Dr. Haydar Baş Hz. Fatıma eserinden)
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.




























































































