logo
07 MAYIS 2026

Özgür Özel: Kaybede kaybede kazanmayı öğrendik

"Biz siyasette hep kaybettik. Defalarca kaybettik.... Eğer kaybetmeyi hazmedemiyorsan, kaybetmeyi bilmiyorsan kazanmayı öğrenemiyorsun... Yenile yenile kazanmayı öğrendik. Kaybede kaybede kazanmayı öğrendik."

28.04.2024 14:04:00 / Güncelleme: 28.04.2024 15:54:05
Haber Merkezi
Özgür Özel: Kaybede kaybede kazanmayı öğrendik
Özgür Özel: Kaybede kaybede kazanmayı öğrendik
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, "Ama bundan sonra inşallah iyi ve kötü günden mesir festivali devam edecek. Bütün dünya mesirden haberdar olacak. Bir gün gelecek bu Manisa'da mesir şenliklerinde 100'den fazla ülkeden insan gelecek ve bu şenlikleri takip edecek. Manisa'ya da Türkiye'ye de iyi gelecek" ifadesini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV'de Serhan Asker'in sunduğu Görkemli Hatıralar programına katıldı. Özel, "Burada hemen hemen benim tanımadığım kimse yok. İsmini bilmediğim kimse yok. Öyle bir kenttesiniz. Burada herkesin bu tabloya emeği var. Tabii haritayı kırmızıya boyayan isim filan biraz iddialı olur benim için. Şöyle ki bir başarının elde edilmesi için bütün faktörlerin bir arada olması lazım. Öncelikle şartların hazır olması lazım. İnsanlar israftan, kibirden sıkılmışlardı, sadece Manisa'da değil tüm Türkiye'de ağır ekonomik şartlara rağmen kendilerini görmeyen, duymayan bir anlayıştan sıkılmışlardı. Bir değişim istiyorlardı. Değişmeyenle, değişen yarışırsa değişen kazanır. Seçime değişerek giren tek parti, CHP'ydi. Eski ve yeni yarışırsa her zaman yeni kazanır. CHP eskimiş, köhnemiş bir anlayışa karşı yeni kadrolarıyla, genç kadrolarıyla, yönetimin yarısı kadın, yarısı erkek olan, Cumhuriyet'e uygun yönetim anlayışı ile CHP yeniyi temsil ediyordu. Eski anlayışla yarışıyordu. Yeni ile eski yarıştı, yeni kazandı. Devletle millet yarışırsa her zaman millet kazanır. Bugün geçtiğimiz seçimde birileri devleti seçime alet etti. Anadolu Ajansı'nı, TRT'yi, bütün kurumları etti ama millet kendisine dayatılana karşı her zaman kendi yanında olanı tercih eder. Hepimiz devletimizi severiz ama devlet bir işe alet edilirse, milletin karşısına devlet dikilirse millet kazanır. Biz milletin yanındaydık, millet kazandı" ifadesini kullandı.

Özel, şunları kaydetti:

"BU BAŞARI TÜRKİYE'NİN BÜTÜN DEMOKRATLARININDIR"

"Şunu ifade etmem gerekir. Şartlar böyleydi. Adaylar doğruydu. Manisa'da 17-18 pırlanta gibi adayımız vardı. Türkiye'de binin üzerinde her birisi halkın teveccühünü kazanmış, anketlerle desteklenmiş, ön seçimden çıkmış, toplumda beğeni uyandıran adaylar vardı. Genel Merkez'in ekibi yeniydi, diriydi ve gençti. Bilimsel yöntemler, anketten odak grup çalışmalarına, etkili kampanya yönetimine kadar her şey kullanıldı, bunların yanında onlara inanan, güvenen ve onlara güç veren, onlardan güç alan bir genel başkan vardı. Ben kendime ait kısımda üstüme düşeni yaptım. Başarı partinindir. Sadece CHP'nin değil Türkiye ittifakı diye çağırdığımız milliyetçi demokratlarındır, muhafazakâr demokratlarındır, elbette sosyal demokratlarındır. Kürt'ü, Türk'ü, Laz'ı, Çerkez'iyle, Alevi'si, Sünni'siyle Türkiye'nin bütün demokratlarınındır başarı."

"O GÜN BUGÜN BIRAKMIYORUM"

"Burası Atatürk'ün 7 kez geldiği bir kenttir. 2'sinde istasyonda, trende ve trenin hemen dışında Manisalılarla görüşmüş. 5 kez bu kente gelmiş ve gitmiştir Atatürk. Bu kent bir Cumhuriyet kentidir. Geçmişte bu kente çok büyük haksızlıklar yaptılar. Manisa'yı Soma'dan başlayarak, Twitter başında olur olmaz eleştiriler oldu. Biz hep bu kenti çok sevdik. Arkamızdaki Spil Dağı, kardeşim Barış gibi burnumda tüter benim. 15 gün görmedim mi burnumun direği sızlar. Atatürk'ün geldiği istasyon 500 metre aşağıda. Ondan 100 metre sonra mezun olduğum Gazi İlkokulu var. Semra Güven, kardeşim Barış'ın ilkokul öğretmenidir. Beni Gülseren Hasyamanlar okuturken, en yakın arkadaşı Semra Güven öğlencileri okuturdu. Biz sabahçıydık, Semra Hocam öğlenciydi. Sonra da Semih Hocam ile kolejde görev yaptı. Manisa Gazi İlkokulu'ndan 100 metre beriye, Manisa Doğumevi var. Benim doğduğum yer. 50 metre ileride Kız Meslek Lisesi var. Sayın Valimizle birlikte yürüdük. Anlatıyorum, burası ilkokulum, burası doğduğum yer, burası kız meslek lisesi deyince, Bektaş Valim. Sonra Rize'ye gitti. Böyle dedi ki 'Burası da değildir herhalde.' Dedim ki, anaokulunda 2 sene kız meslek lisesinin ana sınıfında okudum. Çok önemli bir olay yaşandı. 5 yaşında. Müsamere var. İlk kez sahneye çıktım. Bir tane nikelajlı mikrofon verdiler. Şiir okuyacağım. Çıktım şiiri okuyorum, ikinci kıtanın üçüncü mısrasında takıldım kaldım. Herkes bana bakıyor, ben onlara bakıyorum. Attım mikrofonu, tak diye düştü koca mikrofon. Kaçtım içeri. Hoca beni tuttu, çırptı iki kolumdan. Böyle yaptı, dedi ki 'Git o mikrofonu al eline ve bir daha da bırakma'. O gün bugün bırakmıyorum."

"MANİSA ATATÜRK'ÜN KENTİDİR, CUMHURİYET KENTİDİR"

"Ben yıllardır CHP'nin daha fazla kadın ve gençle siyaset yapmasını savundum. Gençlik Kolları Genel Başkanımız Gençosman Başkan, son 3 yılına tanık. Ondan önce 5 yıl boyunca önceki gençlik kolları başkanlarımız, milletvekili listeleri yapılırken ben ilk olarak şunu söylerim. Mutlaka gençlik kolları genel başkanını, kadın kolları genel başkanını milletvekili yapmalıyız. Bu makamlara değer katmak için. 3 dönemdir hep söylemişimdir. Demişimdir ki gençler için ve kadınlar için CHP çekim merkezi haline gelmeli. Cumhuriyet'in kodlarında genç ve kadın var. Gülşah Durbay, 20 yaşındaydı. Ben Manisa Belediye Başkan adayıydım, bizimle broşür dağıtıyordu. Bugün Gülşah Şehzadeler'in, Şehzadeler deyip geçmeyin. Saray-ı Amire, Osmanlı'nın Anadolu'daki tek sarayının üstündeyiz. Korunamamış ayrı konu. Çok az kalıntısı var. Mimar Sinan'ın Ege'deki tek eserinin, ustalık eserlerini yapmadan önce yaptığı son eserinin, Muradiye Cami'nin, Selçuklu'dan kalan Hatuniye Cami'nin, mesir saçılan Sultan Cami'nin, Türklerin en önemli milli parklarından bir tanesi Spil Dağı'nın bulunduğu bu yerin belediye başkanı 34 yaşında genç bir kadın. Manisa'yı artık başka bir şeyle anmayacaklar. Menemen'de Kubilay'ı katledenler, Manisa'ya doğru kaçmış, yok Manisa'dan gelmişler, yok Manisa tarikat yuvasıymış, Manisa Atatürk'ün kentidir, Cumhuriyet kentidir. Manisa hangi görüşten olursa olsun dünyanın en iyi kalpli, en mert ve namuslu insanlarının yaşadığı bir şehirdir. Manisa ile sonuna kadar gurur duyuyoruz."

"FERDİ BAŞKAN'IN ÖNCÜLÜĞÜNDE MANİSA BEYAZ FİL'İNE SAHİP ÇIKTI"

"Gelelim Ferdi Zeyrek'e, Ferdi Zeyrek 20 yıldır tanıdığım, Eczacı Odası Başkanıyken tanıştığımız, Mimarlar Odasında Başkanlık yapmış, Manisa'nın varlıklarına sahip çıkmış. Beyaz Fil var. Yakında onu tekrar kazandıracağız. Gözbebeğimiz. 1960'larda sebze halidir oraları. Demişler ki hali taşıyalım. Oraya kültür ve sanat merkezi yapalım. Orada Beyaz Fil sineması vardı. Ama mimari o günün şartların uymamış. Sinema çok kullanıldı, biz de gittik. Tiyatro salonu daha sonra başka bir amaca dönüştürülmüş. Oda orkestrası diye düşünülen yer noter yapılmış filan. Sonradan iş hanı, tamamı SSK'ya verildi. Üstü Sosyal Sigortalar Kurum binasıydı. Orayı sattılar. Yıkmaya kalktılar, Ferdi Başkan'ın öncülüğünde Manisa Beyaz Fil'ine sahip çıktı. Karşıda Fatih Sergi Salonu var. Onun arkasında mutlaka anlatan olmuştur, at üstünde Fatih'i anlattınız değil mi? Fatih Sultan Mehmet'in yetiştiği has bahçe orası. Fatih Sultan Mehmet 18-19 yaşındayken, ilk önce bir tahta çıkıyor, geri geliyor buraya. İkinci tahta çıkışı. 19 yaşında babasının vefatını duyuyor. Taht Fatih Sultan Mehmet'i çağırıyor. Oturuyor orada. Diz çöküyor. Atına biniyor. Edirne'ye gidiyor. Başkent. Atına biniyor, dönüyor arkasındakilere diyor ki, 'Beni seven arkamdan gelsin'. Dörtnala Edirne'ye gidiyor. Burada, Fatih Parkı'nda at binmeyi öğrendi. O atla dörtnala, dört kere su içiyor hayvan, bir kere yem yiyor. Edirne'ye varıyor. 2 yıl hazırlanıyor. Manisa'dan çıktığı yolun sonunda İstanbul'u, dünyanın en büyük, en iyi mühendislerini getiriyor. En güçlü topları döktürüyor. Fatih burada yetişmiş, çağın çok ilerisinde, 6 yabancı dil bilen, kitapları tercüme eden, mühendisliğe önem veren, hesap ve kitap yapan, ufku çok geniş birisi. Gidiyor, 21 yaşında gemileri karadan yürüterek, İstanbul'u fethediyor. Bir çağı kapatıyor, bir çağ açıyor. Fatih'in yetiştiği yerin önünde Fatih Nikâh Salonu var. O hepimizin evlendiği Fatih Nikâh Salonunu TÜRGEV'e, TÜGVA'ya verdiler. 25 yıllığına TÜGVA'ya. İl başkanlarımız, ilçe başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, Ferdi Başkanımız büyük bir mücadele ile Beyaz Fil'i de kurtardılar. Burayı da geri aldık."

"DENİZLİ'Yİ KAZANDI, BİR DE ÜSTÜNE BENDEN MOTOR KAZANDI"

"Denizli İl Başkanımız Ali Osman Horzum çok tatlı adam. Seçimden önce bir gün sohbet ederken adayı belirledik. Nuri Başkan'ı. Dedi ki, 'Başkanım iki büyük hayalim var. İnşallah gerçekleştireceğim birincisini'. Dedi ki 'Denizli Büyükşehri almak'. 'İkincisi ne' dedim, dedi ki 'Kırmızı bir vespa alıp kazandığım şehirde gezmek istiyorum'. Ben de dedim ki 'Büyükşehri al vespa benden'. İlk anketler geldi. 12 puan gerideydik. 8 puana düştü. Ben aradım bunları, 'yüklenin' diye. Diyor ki 'Kazanacağım ama motor kırmızı olabilir mi?' Dedim 'olur'. Seçim gecesine geldik, fark iyice azalmıştı. Burada mitingi yaptık. Denizli'ye gittim. Muhteşem bir miting yaptılar. Gördüğümüz en güzel mitinglerden birisiydi. Ondan sonra ben iyice umutlandım. Seçim günü altın sandık diye bir uygulama var. Doğru sandıklardan erken sonuç alırsan seçim sonucunu erken tahmin edebiliyorsun. Denizli'ye 70 tane altın sandık bildirmişiz. Seçimin akşamı saat 9'a geliyor. Denizli daha 4 altın sandık girmiş. Çok sinirlendim. Aradım hemen. 'Ali Osman Başkan' dedim, 'Ne yapıyorsun?' 'İyiyim başkanım, geliyoruz, alıyoruz' filan. 'Ben anlamam' dedim. 'Altın sandıkları girmemişsin'. 'Yahu başkanım' dedi, 'Büyük bir heyecan var. Alıyoruz seçimi'. 'Ben anlamam' dedim, 'Disiplinden ayrılma. Altın sandıklar girilecek. Anlaştık mı?' 'Anlaştık başkanım' dedi. Tam kapatıyorum, dedi ki Ali Osman Horzum. 'Ben de bir şey söyleyebilir miyim, benim de bir ricam olsun mu?' 'Olsun' dedim. 'Motor 300 cc. olabilir mi' dedi. 'Sen al seçimi, olsun 300 cc' dedim. 'Kapat' dedim, kapattım telefonu. Bunlar seçimi kazandı. Nuri Çavuşoğlu, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. Ben Türkiye'yi kazanırken, adam Denizli'yi kazandı, bir de üstüne benden motor kazandı."

"MANİSA'DA MESİR ŞENLİKLERİNDE 100'DEN FAZLA ÜLKEDEN İNSAN GELECEK"

"Dün sokaklardaydık. Etkinliklerin bir kısmını takip ettik. Ferdi Başkan'ın elinin değdiği belli. Çok kısa sürede şehirde, 5 büyük konser. 9 küçük yerde canlı müzik. Üniversite öğrencileri, Manisalılar. Dünyanın dört bir yanından gelmiş yabancı ekipler filan. Ama tabi bu sene olduğu kadar oldu. Ben hep yıllardır söylerim. İspanya'da 15 azgın boğayı, önünden millet kaçıyor. Bütün dünya o festivali izliyor. Yapılan iş ne? Boğanın önünden kaçmak. Domates festivali var. Bütün millet birbirine domates atıyor. Bütün dünya biliyor ve izliyor. 180 ülkeden turist geliyor. Dünyanın en eski halk ilaçlarından bir tanesi. Kanuni Sultan Süleyman'ın validesini iyi etmiş, 41 çeşit baharattan yapılmış bir ilaç. İşin tıp yönü var. Mistik yönü var. Örfü, adeti, sağlığı, her şeyi var bunun içinde. Dünyanın böyle bir ürünü, dünya haberdar değil. Kubbe ve minarelerden saçılacak. İnanılmaz bir ritüel. Eller şifaya kalkacak. Bununla bugün Manisa'da, dünyanın dört bir yanından, 150 ülkeden, 10 bin turist yoksa bu mesir festivali iyi yapılmıyor demektir. En iyisini yapacağız. Bu mesir gibi bir ürün, 484 yıldır bu topraklarda karılıyor. Bu topraklarda saçılıyor. Bu gelenek korunuyor. 4 yıl yapılmadı. 3 yıl pandemiden. Geçen sene depremden dolayı. Pandemide yapın dedim. Ama bundan sonra inşallah iyi ve kötü günden mesir festivali devam edecek. Bütün dünya mesirden haberdar olacak. Bir gün gelecek bu Manisa'da mesir şenliklerinde 100'den fazla ülkeden insan gelecek ve bu şenlikleri takip edecek. Manisa'ya da Türkiye'ye de iyi gelecek."

"BU ŞEHRİN DÖRT BİR TARAFI TURİSTİ VE TURİZMİ HAK EDİYOR"

"Akhisar'daki havaalanının uluslararası uçuşların da yapılabileceği müsaitlikte sivilleştirilmesi, asker ve sivil birlikte kullanılması lazım. Şurada Sart Harabeleri var. Kimse bilmiyor. Dünyanın devlet güvencesinde basılan ilk parasıdır. Devlet altını karşılığında para basmış, dolaşıma sokmuş. İlerisinde Osmanlı'nın darphanesi var. Ağlayan kayasından tutun, Akhisar ile Bergama ile Sart arasındaki Akhisar'daki kral mezarlarına kadar. Bu şehrin dört bir tarafı turisti ve turizmi hak ediyor."

"BU ŞEHRE BARIŞI, KARDEŞLİĞİ VE BİRLİKTELİĞİ GETİRECEĞİZ"

"Hayat fena halde futbola benzer diyorlar ya. Siyaset çok fena halde futbola benzer. Iniesta çok genç yaşında, herhalde 6 yaşında Barcelona futbol okulundan başlayıp, takım kaptanlığına kadar gitmiş. Muhteşem bir oyuncu. Ona soruyorlar. 'Barcelona'da size ilk neyi öğretirler' diye. Iniesta diyor ki 'Kaybetmeyi' diyor. İlk gün gidersin, herkes yeni sanırsın, 7'şerden iki takım. Öbür 7'si zaten takımın en iyileri. Seni bir güzel yenerler. Hocalar bakar. Tekme mi atıyorsun, küfür mü ediyorsun, çelme mi takıyorsun, çamur mu yapıyorsun? Sonra bunları düzeltmeye başlarlar. Rakibe saygı duymayı, rakibi tanımayı, kaybedince tebrik etmeyi bilmeyi, kazandığında kibirli olmamayı öğrenirsin çünkü Barcelona çok kazanan bir takımdır. Oyuncular kaybetmeyi bilmezse, birkaç kayıp krize dönüşür. O yüzden bize kaybetmeyi öğretirler. Biz siyasette hep kaybettik. Defalarca kaybettik. 2009'da kaybettik. 2014'te kaybettik. 2019'da kaybettik. Ama her bayram, valiliğin bayram kutlamasına gün oldu 2 kişi gittik. Gün oldu 7 kişi gittik ama her bayram gittik. Buranın alay komutanı bana şunu diyor geçen törende. Dedi ki 'Özgür Bey çok yere gittim ama sizin kadar şehrine bağlı milletvekili görmedim' dedi. Ben genel başkan oldum ve yine geldim. Eğer kaybetmeyi hazmedemiyorsan, kaybetmeyi bilmiyorsan kazanmayı öğrenemiyorsun. Rakibi tebrik etmek ve saygı duymak erdemdir. Rakibini tanımayan, rakibini yenemez. O yüzden centilmenlikten, iyi niyetten asla taviz vermeden, yenile yenile, kaybede kaybede kazanmayı öğrendik. Geçtiğimiz günlerde bir bayram kutlaması vardı. Biz sıfır belediye başkanı ile gidiyorduk oraya. Geçen sefer 4 oldu, şimdi bir baktık 18'de 15 olmuş. Belediye meclisinde 3 kişiydik, 7 olmuştuk. 70 olmuşuz. Ama bir baktık o kutlamada AKP'den ve MHP'den ne il başkanı ve ne milletvekili. Hiçbiri gelmemiş. İlk kez kaybediyorlar. O gün il başkanıma dedim ki, 'Burada kusur onlarda değil. Demek ki biz bir şeyi yanlış yapıyoruz. Eğer kaybeden buraya gelmiyorsa, bir eksik var'. 'Bundan sonraki bayramlarda' dedim, 'Bayram töreninden iki gün önce, biz düzenlemiyoruz, valilik. AKP ve MHP, diğer partilerin il başkanlarını ara ve birlikte gidelim de'. Demek ki onlar kaybetme psikolojisi ile itilmiş hissettiler. Biz senelerdir kaybetmiş parti olarak, muhalefetteki parti olarak, belediye seçimini kaybetmiş aday olarak ilk tebriğe ben gittim. Her bayramda sıraya geçtik. Biz kaybede kaybede kazandığımız bu şehre barışı, kardeşliği ve birlikteliği getireceğiz."

Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Tuncer tutuklandı

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından "ihaleye fesat karıştırma, rüşvet ve suçtan elde edilen gelirin aklanması" suçları kapsamında Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraki ANSET'e yönelik yürütülen soruşturmada, hastanedeki tedavisinin ardından adliyeye sevk edilen Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cansel Tuncer tutuklandı. Tuncer'in tutuklanmasıyla dosya kapsamında tutuklanan kişi sayısı 15'e yükseldi

06.05.2026 18:12:00 / Güncelleme: 06.05.2026 18:17:32
İHA
Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Tuncer tutuklandı
Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Tuncer tutuklandı
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Antalya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraki ANSET'e yönelik çalışma başlatılmıştı.

Mülkiye başmüfettişi tarafından hazırlanan tevdi raporu ve emniyet birimlerince yapılan araştırmalar doğrultusunda ANSET tarafından gerçekleştirilen ihalelerde usulsüzlük yapıldığı tespit edilmişti. Soruşturma kapsamında ihalelerde yetkili olan kişiler ile aralarında suçtan elde edilen geliri aklama amacıyla para geçişleri tespit edilen şüpheliler hakkında işlem başlatılmıştı. Dosyada 113 milyon 426 bin TL kamu zararı tespit edilmişti.

Şüphelilerin yakalanması ve suç unsurlarının ele geçirilmesine yönelik 30 Nisan tarihinde Antalya merkezli olmak üzere İstanbul, Ankara, İzmir, Muğla, Denizli ve Edirne'de eş zamanlı operasyon düzenlenmişti. Soruşturma kapsamında ilk etapta 34 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, süreç içinde 1 kişinin daha gözaltına alınmasıyla dosya kapsamındaki kişi sayısı 35'e yükselmişti.

Operasyon kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden 27'si, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmişti. Savcılık sorgusunun ardından 11 kişi serbest bırakılırken, sulh ceza hakimliğine sevk edilen zanlılardan 14'ü tutuklanmış, 2 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.


Cansel Tuncer de tutuklandı



Operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı olan Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Cansel Tuncer, bugün hastanedeki tedavisinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. Tuncer, savcılık işlemlerinin ardından çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince "kamu kurum ve kuruluşları ihalesine fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak" suçlarından tutuklandı. Tuncer'in tutuklanmasıyla soruşturma kapsamında tutuklanan kişi sayısı 15'e yükseldi. Dosya kapsamında 3 firari şüpheliyi yakalamak için çalışmaların devam ettiği, 2 kişinin ise cezaevinde bulunduğu öğrenildi.İHA

YSK Başkanlığı'na Serdar Mutta Seçildi

YSK, yeni başkanını belirledi. Yargıtay üyesi ve mevcut YSK Üyesi Dr. Serdar Mutta, YSK Başkanlığı'na seçildi

06.05.2026 17:08:00 / Güncelleme: 06.05.2026 18:05:40
Haber Merkezi
YSK Başkanlığı'na Serdar Mutta Seçildi
YSK Başkanlığı'na Serdar Mutta Seçildi
Yüksek Seçim Kurulu (YSK), yeni başkanını belirledi. Yargıtay üyesi ve mevcut YSK Üyesi Dr. Serdar Mutta, YSK Başkanlığı'na seçildi.

YSK üyeleri, bugün gerçekleştirdiği olağan toplantıda gizli oylama ile başkan ve başkanvekili seçimini tamamladı. Yapılan seçim sonucunda Dr. Serdar Mutta, YSK'nın yeni başkanı olarak belirlendi. Seçimde Mutta'nın oy çokluğuyla kazandığı öğrenildi.

Serdar Mutta, 26 Ocak 2023 tarihinde Yargıtay kontenjanından YSK üyeliğine seçilmişti. Hatay'ın Kırıkhan ilçesi doğumlu olan Mutta, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olup Yargıtay 12. Hukuk Dairesi üyeliği görevini de yürütüyordu. Daha önce Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Sekreter Yardımcılığı gibi önemli görevlerde bulunan Mutta, seçim hukuku ve yargı süreçlerindeki tecrübesiyle tanınıyor.

YSK kaynakları, başkanlık seçiminin sorunsuz tamamlandığını ve yeni yönetimin çalışmalarına kısa süre içinde başlayacağını belirtti. Ahmet Yener'in görev süresi dolan başkanlığının ardından gelen bu değişim, yaklaşan seçim süreçleri öncesi yakından takip ediliyor.

Dr. Serdar Mutta'dan ilk açıklama 

Mutta yaptığı ilk açıklamada, "Ülkemizin demokrasisine ve adil seçim süreçlerine katkı sunmak için büyük bir sorumluluk üstlendim. Bağımsızlık, tarafsızlık ve hukuka bağlılık ilkeleri doğrultusunda görevimi en iyi şekilde yerine getireceğim" ifadelerini kullandı.

KIZILELMA Endonezya yolcusu

Baykar ile Endonezya merkezli PT Republik Aero Dirgantara (Republikorp) arasında Bayraktar KIZILELMA İnsansız Savaş Uçağı Çerçeve Anlaşması imzalandı

06.05.2026 16:56:00
AA
KIZILELMA Endonezya yolcusu
KIZILELMA Endonezya yolcusu
Türkiye ve Avrupa'nın en büyük savunma, havacılık ve uzay sanayi kümelenmesi SAHA İstanbul organizasyonuyla İstanbul Fuar Merkezi'nde SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı gerçekleştiriliyor.

Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu fuarda Savunma Sanayii Başkanlığı ile firmalar arasında imza törenleri gerçekleştiriliyor.

Program kapsamında Baykar ile Endonezya merkezli PT Republik Aero Dirgantara arasında Bayraktar KIZILELMA İnsansız Savaş Uçağı Çerçeve Anlaşması imzalandı.

Fuarda konuşan SAHA İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, Baykar adına çok önemli bir tarihi anlaşmaya imza attıklarını belirtti.

Bayraktar TB2'nin kendi kategorisinde en çok ihraç edilen insansız hava aracı sistemi olduğuna işaret eden Bayraktar, "Dünyanın ilklerinden olan insansız savaş uçağı teknolojisi Bayraktar KIZILELMA, 2022 yılında ilk uçuşunu gerçekleştirmişti. O zamandan bu yana çok yoğun bir şekilde uçuş faaliyetleri devam ediyordu. Geçtiğimiz sene seri imalat faaliyetleri tamamlandı ve bu sene içerisinde hedefimiz Bayraktar KIZILELMA'yı ülkemizin hizmetine sunmak." diye konuştu.

Anlaşmanın tarihi bir öneme sahip olduğuna değinen Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bayraktar KIZILELMA için ilk defa bir ihracat anlaşmasına imza atmış olduk. Dolayısıyla bundan dolayı ülkemiz adına ve kardeş ülke Endonezya adına gururluyuz. Bu anlaşmayla birlikte hedefimiz 12 adetten oluşan bir Bayraktar KIZILELMA filosunu 2028 yılında başlamak üzere teslim etmek. Ama bu anlaşmada aynı zamanda ilave 4 filo yani 48 uçak da ileriye dönük opsiyonel olarak yer almaktadır.

Burada sadece sistemlerin tedariki değil aynı zamanda lokal bir şekilde Endonezya'da bakım idamesine yönelik lokal üretim lokal bakım merkezinin kurulması da bu anlaşmanın kapsamı içerisinde. Endonezya ile malumunuz geçtiğimiz yıl Bayraktar AKINCI ve Bayraktar TB2 kontratlarını imzalamıştık. Bu da aslında 3. tip ürün oluyor."

Republikorp Grup Başkanı Norman Joesoef ise anlaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki kurum arasındaki işbirliğinin devam etmesi konusunda çok istekli olduklarının altını çizdi.

TOKİ kurasında kazanamayanlar için iadeler başladı

İstanbul'daki 100 bin sosyal konut projesinde hak sahibi olamayanlar için başvuru bedelleri iade edilmeye başlandı

06.05.2026 14:11:00
Haber Merkezi
TOKİ kurasında kazanamayanlar için iadeler başladı
TOKİ kurasında kazanamayanlar için iadeler başladı
İstanbul'daki 100 bin sosyal konut projesinde hak sahibi olamayanlar için başvuru bedelleri iade edilmeye başlandı.
TOKİ, "500 Bin Sosyal Konut Projesi" kapsamında kurada İstanbul'da hak sahibi olamayan vatandaşların başvuru bedellerinin iade edilmeye başlandığını duyurdu. TOKİ iadeleri nasıl alınacak? Para iadesi işlemleri nasıl yapılacak?

TOKİ iadeleri hangi bankadan alınabilecek?
TOKİ'nin sosyal medya hesabından yapılan duyuruya göre, 500 Bin Sosyal Konut kampanyası kapsamında İstanbul'da hayata geçirilecek 100 bin konutluk proje için hak sahipliği belirleme kurası, 25, 26 ve 27 Nisan'da tamamlandı.
Bu kapsamda hak sahibi olamayan vatandaşların başvuru bedelleri, başvuru sırasında Ziraat Bankası tarafından başvuru sahibi adına açılan hesaba iade edilmeye başlandı.

TOKİ iadeleri nasıl alınacak?
Başvuru bedeli iadeleri, Ziraat Bankası ATM'lerinden "kartsız işlemler > diğer işlemler > diğer para çekme > TOKİ başvuru iadesi" menüsü üzerinden alınabilecek.
Şubeler üzerinden yapılacak iade işlemleri ise vatandaşların Ziraat Bankası şubelerine başvurarak sıra çağrı sistemi numarası almasının ardından gerçekleştirilecek.
Hesabını kapatan vatandaşların iade işlemleri de ilgili şubeler aracılığıyla yapılacak.

İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"

Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Politico’ya yazdığı yazıda AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Türkiye’ye ilişkin ifadelerini eleştirerek, "Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak, AB'nin kendi jeopolitik gerçeklerine ve stratejik çıkarlarına aykırıdır" dedi

06.05.2026 13:59:00
Haber Merkezi
İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"
İmamoğlu Politico'daki yazısında Ursula von der Leyen'e yanıt verdi: "Bizi Rusya ve Çin ile bir tutmayın"
19 Mart 2025'den bu yana Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ABD'nin önde gelen medya kuruluşlarından Politico'da yazdı.

"Türkiye AB kapısında bekletilecek bir ülke değildir" başlığıyla yayımlanan yazıda İmamoğlu; AB'nin genişleme politikalarına değinirken, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile aynı çerçevede değerlendirilmesine karşı çıktı.

"Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak jeopolitik gerçeklere aykırı"
İmamoğlu, "Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koymak, AB'nin kendi jeopolitik gerçeklerine ve stratejik çıkarlarına aykırıdır. Türkiye, bu aktörlerden farklı olarak, Avrupa'nın kurumsal yapılarıyla uzun yıllara yayılan bir entegrasyon ilişkisine ve doğrudan bir ortaklığa sahiptir. Türkiye'yi dışlayan bir AB, uzun vadeli güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığını da eksik kurgulamış olur" ifadelerini kullandı.

"AB ile ortak geleceği savunmak AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir"
Türkiye'nin ihtiyacının net bir yön olduğunu vurgulayan İmamoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

"Türkiye'nin bugün ihtiyacı olanın hamaset değil, net bir istikamet olduğudur. AB ile ortak geleceği savunmak, AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir. Aynı şekilde, AB'deki çifte standardı görmek de Avrupa fikri ve projesinden vazgeçmek anlamına gelmez. Asıl ihtiyaç, hukuku, özgürlüğü ve çoğulculuğu dışsal bir beklenti olarak değil, Türk toplumunun öz hakkı olarak savunan bir siyasi aklın güçlenmesidir."

"Türkiye demokratik güven üretemiyor"
İmamoğlu, ayrıca Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu'nun son taslağı ile von der Leyen'in açıklamalarını birlikte değerlendirerek, AB ile Türkiye arasında ortak bir gelecek iradesinin zayıfladığına dikkat çekti. "İlk bakışta farklı başlıklar gibi görünse de ikisi de benzer bir sıkıntıya işaret ediyor: AB ile Türkiye arasında ortak bir geleceğe ilişkin inandırıcı ve ortak bir iradenin zayıflığı. AB Türkiye'ye bakarken ilkeler ile çıkarlar arasında gidip geliyor ve vizyoner bir perspektif ortaya koyamıyor. Türkiye ise AB ile ortak bir yön ve gelecek iddiasını diri ve sürdürülebilir tutacak demokratik güveni üretemiyor" dedi.

Öte yandan Ursula von der Leyen, geçen ay Almanya'nın Hamburg kentinde Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı konuşmada, AB'nin genişlemesini desteklediğini belirterek, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz" ifadelerini kullanmıştı.

"Bugün Silivri'de olmam kişisel bir hukuk meselesi değildir"
Ekrem İmamoğlu'nun Politico'daki "Türkiye AB kapısında bekletilecek bir ülke değildir" başlıklı yazısının tamamı şu şekilde:

"Bu satırları Silivri Cezaevi'nden yazıyorum. Bugün burada olmam, yalnızca kişisel bir hukuk meselesi değildir. Türkiye'nin demokrasi, hukuk devleti ve Avrupa Birliği ile ortak gelecek iddiasının da içinden geçtiği kırılmayı gösteriyor.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki uzun zamandır dürüstlükten de dengeden de yoksundur. 1999'dan bu yana resmen devam eden adaylık süreci zamanla içi boşalmış bir çerçeveye dönüşmüştür. Türk Hükümeti, AB tam üyeliğini stratejik hedef olarak tanımladığını söylüyor. Ancak içeride demokratik siyaseti ve kurumlarını, hukuk devleti ve insan hak ve özgürlüklerini zayıflatarak bu ilişkinin zeminini kendi eliyle aşındırıyor.

"Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı kefeye koyarak..."
Son günlerde iki güncel gelişme bu çelişkiyi yeniden görünür hale getirdi. İlki, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu'nun Dış İlişkiler Komitesi'nden geçen son taslağı. İkincisi, Ursula von der Leyen'in Türkiye'yi Rusya ve Çin'le aynı kefeye koyarak bir ortak olarak değil, karşıt bir aktör olarak değerlendirmesi.

İlk bakışta farklı başlıklar gibi görünse de ikisi de benzer bir sıkıntıya işaret ediyor: AB ile Türkiye arasında ortak bir geleceğe ilişkin inandırıcı ve ortak bir iradenin zayıflığı. AB Türkiye'ye bakarken ilkeler ile çıkarlar arasında gidip geliyor ve vizyoner bir perspektif ortaya koyamıyor. Türkiye ise AB ile ortak bir yön ve gelecek iddiasını diri ve sürdürülebilir tutacak demokratik güveni üretemiyor.

"AB parlamentosunun son raporu muhalefet üzerinde baskıyı kayda geçiriyor"
Avrupa Parlamentosu'nun yakında Genel Kurul'da kabul edilmesi beklenen son raporu, Türkiye'deki demokratik gerilemeye dair genel tespitleri tekrarlamanın ötesine geçiyor. Bu yılki metin, gözaltına alındığım 19 Mart sonrasında yaşanan süreci, muhalefet üzerindeki artan baskıyı ve demokratik kurumlarda derinleşen aşınmayı daha somut ve doğrudan kayda geçiriyor.

Aynı zamanda Avrupa Birliği genişleme siyasetinde yeniden bir hareket alanı oluşurken, Türkiye'nin gerekli demokratik reformları hayata geçirmemesi nedeniyle bu fırsat penceresinin dışında kaldığını açıkça söylüyor. Bu vurgu çok önemli. Çünkü mesele artık yalnızca donmuş bir üyelik dosyası değil; Türkiye ile AB'nin ortak geleceğine dair stratejik bir yön meselesidir.

Türkiye'nin AB ile ilişkisinde yaşanan tıkanma da tam bu noktada belirginleşiyor. Zira mevcut siyasi çerçevede muhalefet üzerinde uygulanan baskı giderek kalıcı bir yönetim pratiğine dönüştükçe, mesele dış politikanın dar sınırlarını aşarak daha yapısal bir nitelik kazanıyor. Bir rejim meselesine dönüşüyor. Bu nedenle, AB ile yaşanan gerilimlerin önemli bir kısmı demokratik standartlardaki bu iç bozulmanın dış politikaya yansımasından besleniyor.

"Türkiye Avrupa güvenlik mimarisinin önemli bir bileşenidir"
Türkiye, Avrupa Konseyi'nin kurucu üyelerinden biri olarak Avrupa'nın demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti temelinde inşa ettiği kurumsal yapının en başından beri parçasıdır. NATO'nun içindeki konumuyla da Avrupa güvenlik mimarisinin ve kolektif savunma sisteminin önemli bir bileşenidir. Bugün ise Karadeniz'den yaşamsal enerji hatlarına, göçten sanayi üretimine kadar AB'nin uzun vadeli güvenliği ile ekonomik dayanıklılığı Türkiye'yi dışlayarak kurulamaz. Bu gerçek, ilişkilerin siyasi olduğu kadar aynı zamanda stratejik karşılıklı bağımlılık temelinde yeniden düşünülmesini gerekli kılıyor.

Bu yüzden Türkiye'yi Rusya ve Çin'le aynı düzlemde değerlendirmek, AB'nin kendi jeopolitik gerçekliği ve stratejik vizyonuyla çelişmektedir. Türkiye, bu aktörlerden farklı olarak, Avrupa'nın kurumsal yapılarıyla uzun yıllara yayılan bir entegrasyon ilişkisine ve doğrudan bir ortaklığa sahiptir. Türkiye'yi dışlayan bir AB, uzun vadeli güvenliğini ve ekonomik dayanıklılığını da eksik kurgulamış olur.

AB bugün Türkiye'ye baktığında çoğunlukla şu tabloyu görüyor: Yıpranmış kurumlar. Siyasallaşmış bir yargı. Baskı altındaki muhalefet. Zayıflayan yerel demokrasi. Biz bunları en ağır biçimde bizzat yaşıyoruz. Türkiye'yi AB'den uzaklaştıran şey coğrafyası değil, otoriterleşme eğilimin bir süredir yarattığı birikmiş tahribattır.

Yıllardır Türkiye'yi Avrupa Konseyi standartlarından uzaklaştıran, hukuk devletini zedeleyen, AİHM kararlarına uymamakta ısrar eden, yerel demokrasiyi baskı altına alan iktidar, dönüp Avrupa değerlerinin savunucusu gibi konuşamaz. Bu söylem AB nezdinde de inandırıcılıktan uzaktır.

Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey hamaset değil, net bir istikamettir. AB ile ortak geleceği savunmak, AB'ye hoş görünmeye çalışmak değildir. Aynı şekilde, AB'deki çifte standardı görmek de Avrupa fikri ve projesinden vazgeçmek anlamına gelmez. Asıl ihtiyaç, hukuku, özgürlüğü ve çoğulculuğu dışsal bir beklenti olarak değil, Türk toplumunun öz hakkı olarak savunan bir siyasi aklın güçlenmesidir.

"Hedefimiz hukuku toplumsal hayatın temeli sayan bir Türkiye"
Bizim tahayyülümüzde, yöneteceğimiz Türkiye işte bu yüzden farklı olacaktır. Hedefimiz, AB ile ilişkisini edilgen bir bekleyiş üzerinden değil; eşitlik, değerler ve ortak çıkarlar temelinde kuran; hak ve özgürlüklerden korkmayan, bilakis toplumsal düzenin temeli ve güvencesi olarak gören; hukuku pazarlık konusu değil, toplumsal hayatın temeli olarak sayan bir Türkiye'dir.

Bu noktada AB tarafından beklentimiz, Türkiye'ye korkuların, klişelerin ve kısa vadeli siyasi hesapların merceğinden bakmasını geride bırakması; Türkiye'nin tarihini, toplumsal dinamiklerini ve AB ile kurduğu kurumsal bağları daha ciddiyetle ele almasıdır.

Bugün bu satırları hapishanedeki hücremden yazıyor olabilirim. Ancak bu zorlu koşullarda dahi, Türkiye'nin yönünün demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve Avrupa ile ortak bir gelecek olduğuna dair inancım sarsılmış değildir.
Türkiye, AB kapısında bekletilebilecek bir ülke değildir."

Leyen ne demişti?
Hamburg'da Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde konuşan von der Leyen, AB'nin genişlemesini desteklediğini vurgulayarak, "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki; Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz" açıklamasında bulunmuştu.

Leyen'in, Avrupa'nın Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğine ilişkin ifadelerinin ardından AB Komisyonu Sözcülüğü açıklama yapmıştı. Yapılan açıklamada Türkiye'nin önemli bir NATO müttefiki ve AB aday ülkesi olduğuna dikkat çekilerek "Türkiye, bölgede ekonomik ve siyasi açıdan tartışmasız önemli bir ortaktır" izahatında bulunmuştu.

CHP kurultayı davası 1 Temmuz'a ertelendi

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla açılan ceza davasının beşinci duruşması 6 Mayıs'ta Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Ara kararını veren mahkeme, davayı 1 Temmuz'a erteledi

06.05.2026 11:54:00
Haber Merkezi
CHP kurultayı davası 1 Temmuz'a ertelendi
CHP kurultayı davası 1 Temmuz'a ertelendi
CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla açılan ceza davasının beşinci duruşması 6 Mayıs'ta Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görüldü.

Ara kararını veren mahkeme, davayı 1 Temmuz'a erteledi.

Bir sonraki davada İBB davasında etkin pişmanlık ifadesi veren Adem Soytekin'in dinlenmesine karar verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, 4-5 Kasım 2023'teki 38. Olağan Kurultay sürecinde bazı delegelere "oy karşılığında para" teklif edildiği öne sürülüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan ve İstanbul'da tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu'nun yanı sıra 11 kişi sanık sandalyesinde.

Savcılık, İmamoğlu'nun, "Divan Başkanı" olarak görev yaptığını, diğer şüphelilerin de iştirak halinde hareket ettiğini iddia ediyor.

Sanıklar hakkında "oylamaya hile karıştırma" suçlamasıyla bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

İddianamede eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu mağdur olarak yer alıyor.
İmamoğlu'nun yanı sıra sanıklar arasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, CHP Erzurum İl Başkanı Serhat Can Eş, CHP Parti Meclisi Üyesi Baki Aydöner, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Hüseyin Yaşar, Mehmet Kılınçaslan, CHP Bitlis İl Başkanı Metin Güzelkaya ve Özgen Nama bulunuyor.

Önceki duruşmalarda neler yaşandı?
Davanın dördüncü duruşması 1 Nisan'da görüldü. Üçüncü duruşma ise 23 Şubat'ta yapıldı.

Ara kararını açıklayan mahkeme, dosyanın Aziz İhsan Aktaş davası olarak bilinen dava dosyasıyla birleştirilmesi için İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'ne müzekkere yazılmasına karar verdi.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi 24 Ocak'ta "dosyalar arasında fiili ve hukuki bağlantı bulunmadığı" gerekçesiyle birleştirme talebini reddetti.

Bu duruşmada eski CHP delegeleri ve CHP üyeleri tanık olarak dinlendi.

Tanıklar, delegelerin kurultayda oy kullanmaları karşılığında para teklif edildiği, para ve hediye alış verişi olduğu iddialarını dile getirdi.

Avukatlar, tanıkların "şahsen bir şeye şahit olmadığını" ve "duydum" gibi ifadelerle konuştuğunu söyleyerek suçlamaları reddetti.

Kasım 2025'te başlayan mahkemenin ikinci duruşması 13 Ocak'ta yapılmıştı.

Görev tartışması yaşandı
Eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ve bazı delegeler, 38. Olağan Kurultayı ile Nisan 2025'teki 21. Olağanüstü Kurultayının iptali için bir dava açmıştı.

Bu dava Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 24 Ekim'de reddedilmişti.

Bu dava ise bundan ayrı bir ceza davası.

Dava başlamadan önce, hangi mahkemenin yetkili olduğu konusunda asliye ceza mahkemesi ile ağır ceza mahkemesi arasında görev tartışması yaşandı.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, davayı "görevsizlik" kararı veren 26. Ankara Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmesine hükmetti.

Mahkeme bu karara itiraz ederek Anayasa Mahkemesi'ne götürdü.

Anayasa Mahkemesi ise 10 Eylül'de mahkemenin başvurusunu reddetti ve davanın Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmesi kesinleşti.

Öte yandan CHP yönetimi 24 Ekim'deki duruşma öncesi kurultay davasını düşürmek için yeni bir hamle yapmış ve 39. Olağan Kurultay kararı almıştı.

Özel'in başkanlığında duruşmadan bir gün önce toplanan Parti Meclisi'nde, kurultayın 28-30 Kasım tarihlerinde yapılması kararlaştırılmıştı.

Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi

Konya'nın Beyşehir ilçesinde KOM ekiplerince düzenlenen silah operasyonunda çok sayıda kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek ve tabanca ele geçirilirken, 11 kişi gözaltına alındı

06.05.2026 10:23:00
İhlas Haber Ajansı
Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi
Konya'da çok sayıda makineli tüfek ve tabanca ele geçirildi
Konya'nın Beyşehir ilçesinde KOM ekiplerince düzenlenen silah operasyonunda çok sayıda kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek ve tabanca ele geçirilirken, 11 kişi gözaltına alındı.



İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekiplerince Beyşehir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen çalışmalar kapsamında silah operasyonu düzenlendi. Yürütülen çalışmalar neticesinde, Beyşehir ilçesinde belirlenen 13 ikamet, 3 iş yeri ve 18 araca eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi.



Operasyon kapsamında yapılan aramalarda 51 adet AK-47 kalaşnikof benzeri yerli üretim makineli tüfek, 1 adet uzi otomatik tabanca, 34 adet tabanca, 2 adet av tüfeği, 41 adet fişek ve 10 adet tüfek kartuşu ele geçirildi. Operasyonda 11 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Konuyla ilgili adli tahkikatın çok yönlü olarak sürdüğü bildirildi.

Öte yandan, soruşturmanın ilk aşamalarında gerçekleştirilen iki ayrı ara yakalamada toplam 101 adet ruhsatsız tabanca ve şarjör ele geçirilirken, 3 şüpheli şahıs tutuklanmıştı.

Yetersiz su tüketimi böbrek taşına yol açıyor


 
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, çay ve kahvenin sanıldığı gibi vücutta sıvı kaybına yol açmadığını, aksine böbrek taşı riskini azaltabildiğini belirterek, taş oluşumunda belirleyici faktörün çay tüketimi değil, yetersiz su alımı olduğunu bildirdi. 

05.05.2026 10:32:00
AA
Yetersiz su tüketimi böbrek taşına yol açıyor
Yetersiz su tüketimi böbrek taşına yol açıyor

Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, çay ve kahvenin sanıldığı gibi vücutta sıvı kaybına yol açmadığını, aksine böbrek taşı riskini azaltabildiğini belirterek, taş oluşumunda belirleyici faktörün çay tüketimi değil, yetersiz su alımı olduğunu bildirdi. Günde 4-6 bardak çay veya 3-5 fincan kahve tüketiminin hidrasyon açısından suyla benzer etki gösterdiğini aktaran Salabaş, düzenli tüketimde kafeinin 'sıvı attırıcı' etkisinin ortadan kalktığını ve klinik olarak anlamlı sıvı kaybı oluşmadığını aktardı.

Salabaş, "Yarım milyonu aşkın kişinin takip edildiği çalışmalarda düzenli çay içenlerde böbrek taşı riskinin yüzde 27'ye kadar daha düşük bulundu. Yüz binlerce kişiyi kapsayan başka araştırmalarda ise kahve tüketimi taş riskini yüzde 26 ile 31 arasında azalttığı kaydedildi. Türkiye verilerine göre böbrek taşı hastalarının yüzde 46'sı günde 1 litrenin altında su tüketiyor. Taş oluşumunda belirleyici faktör çay tüketimi değil, yetersiz su alımıdır. 'Çay dehidratasyon yapar' veya 'Her çayın yanında su içilmeli' gibi yaygın öneriler, güncel bilimsel verilerle desteklenmemektedir" ifadelerini kullandı.

Salabaş, günlük sıvı tüketiminin 2-2.5 litre olması gerektiğini belirterek, çay ve kahvenin bu miktara dahil edilebileceğini ancak su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Yeşil çayın antioksidan içeriği sayesinde böbrek sağlığını destekleyebileceğini de ifade eden Salabaş, yapılan laboratuvar çalışmalarında çayın içindeki doğal bileşenlerin taş kristallerinin böbrek dokusuna tutunmasını azalttığını belirtti.

Hatay'da 37 kaçak göçmen yakalandı

Hatay'da jandarma ekipleri tarafından gerçekleştirilen dron destekli operasyonda 37 göçmen yakalandı.

05.05.2026 10:14:00
İhlas Haber Ajansı
Hatay'da 37 kaçak göçmen yakalandı
Hatay'da 37 kaçak göçmen yakalandı
Hatay'da jandarma ekipleri tarafından gerçekleştirilen dron destekli operasyonda 37 göçmen yakalandı.

Hatay İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince göçmen kaçakçılığıyla mücadele çalışmaları aralıksız sürüyor. Jandarma ekiplerinin çalışmaları neticesinde; 4 Mayıs günü Yayladağı ilçesi Yukarıpulluyazı Mahallesi'nde dron destekli icra edilen faaliyet sonucunda yabancı uyruklu 37 düzensiz göçmen yakalandı.

Yakalanan şahıslar hakkında gerekli yasal işlemlerin yapıldığı öğrenildi.

İstanbul'da Halk Ekmek'e zam geldi

İBB iştiraki Halk Ekmek AŞ, normal ve kepekli ekmek fiyatlarına yüzde 25 zam yaptı. Zamla birlikte 250 gramlık normal ve kepek ekmeğin fiyatı 10 liradan 12,5 liraya yükseldi 

04.05.2026 18:35:00
Haber Merkezi
İstanbul'da Halk Ekmek'e zam geldi
İstanbul'da Halk Ekmek'e zam geldi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki Halk Ekmek AŞ, normal ve kepekli ekmek fiyatlarına yüzde 25 zam yaptı. Zamla birlikte 250 gramlık normal ve kepek ekmeğin fiyatı 10 liradan 12,5 liraya yükseldi. Yeni fiyatlar bugün itibarıyla tüm Halk Ekmek satış noktalarında uygulanmaya başlandı.

Halk Ekmek AŞ'den yapılan açıklamada, zam kararının artan üretim maliyetleri nedeniyle zorunlu hale geldiği belirtildi. Un fiyatlarındaki yükseliş, enerji giderleri, nakliye maliyetleri ve genel enflasyon baskısı, şirketin bu adımı atmasında etkili oldu. Yetkililer, kaliteli ve hijyenik üretimi sürdürmek için fiyat güncellemesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Diğer ekmek çeşitleri ve ambalajlı ürünlerde ise şu an için bir değişiklik yapılmadığı öğrenildi.

Halk Ekmek, İstanbul'da dar gelirli vatandaşların temel gıda maddesi olan ekmeğe erişimini kolaylaştırmak amacıyla faaliyet gösteren önemli bir kurum. Şehir genelinde yüzlerce satış noktasıyla hizmet veren şirket, özellikle emekliler, öğrenciler ve düşük gelir grupları için uygun fiyatlı ekmek alternatifi sunuyor. Ancak son dönemde yaşanan genel ekonomik sıkıntılar, un ve enerji gibi girdi maliyetlerini önemli ölçüde artırdı. Türkiye genelinde de fırıncılar benzer maliyet baskıları nedeniyle zamlara gitmiş, standart ekmek fiyatlarında da artışlar yaşanmıştı.

Vatandaşlar arasında zam tepkileri hızlı yükseldi. Sosyal medyada birçok kullanıcı, "Ekmeğe her zam daha da zorlaştırıyor" yorumlarını yaparken, bazıları da maliyet artışlarını anlayışla karşıladıklarını ifade etti. Özellikle büyükşehirlerde yaşam maliyeti yüksek olduğu için bu tür zamlar dar kesimleri doğrudan etkiliyor. Bir ailenin günlük ekmek tüketimi göz önüne alındığında, aylık bütçeye yansıyacak ek yükün 100-150 lirayı bulabileceği hesaplanıyor.

İBB yetkilileri, zamın sınırlı tutulduğunu ve Halk Ekmek'in sosyal sorumluluk misyonunu sürdüreceğini belirtti. Şirket, üretimde verimlilik artırıcı önlemlerle maliyetleri kontrol altında tutmaya çalışacağını açıkladı. Önümüzdeki dönemde un destekleri veya belediye sübvansiyonları gibi adımların gündeme gelip gelmeyeceği ise merak konusu.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.