Esnafın arasında üç-beş fırt çay yudumlayanlar, 'eski günlere mi dönüyoruz korkusu'nun ciddi biçimde yer ettiğini rahatlıkla gözlemliyor. Toplum, adeta ABD'nin kıskacında kıvranıyor. Bir yandan IMF heyetleri, diğer yandan 'şimdilik Irak'ı gözüne kestirmiş görünen' sömürge kargaları... Bu iki sömürü odağı arasında gidip gelmekten, artık piyasaların takatı kesildi.
Seçimin ardından küçük esnaf, orta ölçekli imalatçılar ve piyasalar, 30-40 gün süreli 'güz ortasında pastırma yazı' yaşadılar; o kadar. Piyasada derman kalmadı.
Esnaf, sandıktan tek başına çıkan iktidar ABD ve IMF'ye yaradığı kadar millete yaramadı, diyerek yakınmaya başladı. Biraz daha mühlet tanıyın, yorum için vakit henüz erken, dediğiniz zaman ise, görünen köy kılavuz istemez türünden sitemkâr karşılık alıyorsunuz.
AKP, tek başına iktidarın verdiği güçle millete nefes aldırmak, bugüne kadar işbaşındakilerin yorduğu toplumun yüzde 95'lik kesimini rahatlatmak istemez mi? İster elbette, buna ne şüphe... Dahası, kabinedeki kadrolar, bugüne kadar bulundukları konumlarda zaten 'millete hizmet etmekle temayüz etmiş' insanlar.
Ancak Ankara'da işler kolay değil... Hele de IMF ve sair odaklara dayalı iktidar, tam bir ateşten gömlek.
IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger'in hükümetten taleplerine şöyle bir göz atın. IMF, bırakın yüzde 6.5'lik kamu sektörü faiz dışı fazlasını mazlasını, hastane kapılarındaki işçiye verilecek ilacın türlerine kadar Ankara'ya karışmaya başladı.
Devletin bankalara verdiği desteğe devam edin, diyor IMF. Şu kurtarılan batıklar var ya; onun gibisinden...
İşçilerin ikramiyelerini ödeyemezsiniz, diyor.
Maaş zamlarının düşük tutmanız şart, diyor.
Kamu çalışanlarına, orijinal ilaç yerine 'eşdeğer ucuz ilaç' vereceksiniz, diyor.
Kamunun faizdışı fazlasının asgari yüzde 6.5 olması lazım, yani bir yerlerden kesip kırpıp faizdışı asgari 19.5 katrilyon TL artırmanız lazım, diyor.
Özelleştirme konusunda, öncekilerin atamadığı adımları atacaksınız, diyor.
Artık devlete işçi-memur alamazsınız, diyor.
IMF, bunları demekle yetinmiyor tabi... Kruger, hükümetin somut politika planlarını açıklığa kavuşturmasını bekliyoruz, diyor. Yani, kaçarınız yok demeğe getiriyor.
Seçim sath-ı mahallinde İMF ile işbirliği yapacağını deklare eden AKP, zaten alternatif bir hazırlık içinde olmadı. Dolayısıyla ister istemez IMF'nin dümen suyuna girmek durumunda kalınıyor.
Yoksa Milli Eğitim Bakanı 'öğrencilere bedava kitap dağıtma' hazırlığı yaparken, Sağlık Bakanı veya Sosyal Güvenlik Bakanı işçisinin-memurunun ilacından kısıp faizdışı fazla oluşturma durumuna düşmek ister mi, Allah aşkına. Korkarım bu 'IMF bağımlı gidişat'la 'bedava kitap projesi' de IMF'ye takılacak.
IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Kruger'e verilen taahhütler, ilginçtir, yine IMF'nin talimatı çerçevesinde 'dargelirlilerin alınteri'nden kotarılacak. IMF, taahhütlerin karşılanma yöntemlerini de dayatıyor.
Böyle bir süreçte 'pastırma yazı'ndan başka güzel gün yaşanamaz.
Bu IMF bağımlılığının üstüne bir de 'Irak paranoyası' eklenince piyasa yeni sezona giremedi. Kaç sezondur bekleyen piyasanın umudu, gırtlağında kaldı.
Bu bağlamda BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyin takdim ettiği emek-üretim ve yerli kaynaklara dayalı Milli Ekonomi Modeli, Türkiye'nin önünde bir büyük açılım ve tek şans olarak durmaktadır.
Gerisi sadece 'pastırma yazı'dır.
Böylesi bir yazın kaç gün olacağını da maalesef IMF planlıyor.
Seçimin ardından küçük esnaf, orta ölçekli imalatçılar ve piyasalar, 30-40 gün süreli 'güz ortasında pastırma yazı' yaşadılar; o kadar. Piyasada derman kalmadı.
Esnaf, sandıktan tek başına çıkan iktidar ABD ve IMF'ye yaradığı kadar millete yaramadı, diyerek yakınmaya başladı. Biraz daha mühlet tanıyın, yorum için vakit henüz erken, dediğiniz zaman ise, görünen köy kılavuz istemez türünden sitemkâr karşılık alıyorsunuz.
AKP, tek başına iktidarın verdiği güçle millete nefes aldırmak, bugüne kadar işbaşındakilerin yorduğu toplumun yüzde 95'lik kesimini rahatlatmak istemez mi? İster elbette, buna ne şüphe... Dahası, kabinedeki kadrolar, bugüne kadar bulundukları konumlarda zaten 'millete hizmet etmekle temayüz etmiş' insanlar.
Ancak Ankara'da işler kolay değil... Hele de IMF ve sair odaklara dayalı iktidar, tam bir ateşten gömlek.
IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger'in hükümetten taleplerine şöyle bir göz atın. IMF, bırakın yüzde 6.5'lik kamu sektörü faiz dışı fazlasını mazlasını, hastane kapılarındaki işçiye verilecek ilacın türlerine kadar Ankara'ya karışmaya başladı.
Devletin bankalara verdiği desteğe devam edin, diyor IMF. Şu kurtarılan batıklar var ya; onun gibisinden...
İşçilerin ikramiyelerini ödeyemezsiniz, diyor.
Maaş zamlarının düşük tutmanız şart, diyor.
Kamu çalışanlarına, orijinal ilaç yerine 'eşdeğer ucuz ilaç' vereceksiniz, diyor.
Kamunun faizdışı fazlasının asgari yüzde 6.5 olması lazım, yani bir yerlerden kesip kırpıp faizdışı asgari 19.5 katrilyon TL artırmanız lazım, diyor.
Özelleştirme konusunda, öncekilerin atamadığı adımları atacaksınız, diyor.
Artık devlete işçi-memur alamazsınız, diyor.
IMF, bunları demekle yetinmiyor tabi... Kruger, hükümetin somut politika planlarını açıklığa kavuşturmasını bekliyoruz, diyor. Yani, kaçarınız yok demeğe getiriyor.
Seçim sath-ı mahallinde İMF ile işbirliği yapacağını deklare eden AKP, zaten alternatif bir hazırlık içinde olmadı. Dolayısıyla ister istemez IMF'nin dümen suyuna girmek durumunda kalınıyor.
Yoksa Milli Eğitim Bakanı 'öğrencilere bedava kitap dağıtma' hazırlığı yaparken, Sağlık Bakanı veya Sosyal Güvenlik Bakanı işçisinin-memurunun ilacından kısıp faizdışı fazla oluşturma durumuna düşmek ister mi, Allah aşkına. Korkarım bu 'IMF bağımlı gidişat'la 'bedava kitap projesi' de IMF'ye takılacak.
IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Kruger'e verilen taahhütler, ilginçtir, yine IMF'nin talimatı çerçevesinde 'dargelirlilerin alınteri'nden kotarılacak. IMF, taahhütlerin karşılanma yöntemlerini de dayatıyor.
Böyle bir süreçte 'pastırma yazı'ndan başka güzel gün yaşanamaz.
Bu IMF bağımlılığının üstüne bir de 'Irak paranoyası' eklenince piyasa yeni sezona giremedi. Kaç sezondur bekleyen piyasanın umudu, gırtlağında kaldı.
Bu bağlamda BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyin takdim ettiği emek-üretim ve yerli kaynaklara dayalı Milli Ekonomi Modeli, Türkiye'nin önünde bir büyük açılım ve tek şans olarak durmaktadır.
Gerisi sadece 'pastırma yazı'dır.
Böylesi bir yazın kaç gün olacağını da maalesef IMF planlıyor.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Misafir Kalem (K) / diğer yazıları
- Kongrelerden milli devlete bir iman mücadelesi / 25.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019
- İnsan bu kadar da ucuz değil! / 23.07.2019
- Amerika da Haydar Hoca'ya mahkûm / 22.07.2019
- İşsizliğin çok daha ağır faturaları var / 20.07.2019
- Sosyal patlamalara gebe kronik işsizlik / 17.07.2019
- Türkiye “hard currency”ye muhtaç değil / 13.07.2019
- İşçinin emeği ve sendikaların vebali / 11.07.2019
- Para, faiz ve MB Başkanı / 10.07.2019
- Çin’de-Maçin’de değil, kurtuluş içimizde / 08.07.2019
- Türkiye yeni çağa ayak uydurmalı / 07.07.2019





























































































