logo
06 KASIM 2026

Membanın gücü: Sınırları aşan su ve savaş

06.11.2026 00:00:00
 

Türkçede "rakip" dediğimiz kavramın Batı dillerindeki karşılığı "rival", Latince rivalis kelimesinden gelir. Kökü "dere" anlamındaki rivus'tur ve ilk anlamı "aynı dereden su alan kişi"dir. Rekabetin ilk adı, aynı suyu paylaşmak zorunda kalanlara verilmişti. Önceki yazıda suyun bir hak mı yoksa bir mal mı olduğunu tartıştık ve şu soruyla bitirdik: Bir nehir birkaç ülkeden geçiyorsa, o suyun sahibi kimdir? Bu yazıda o sorunun peşine düşüyoruz.

Dünyada 153 ülke nehirlerini ve göllerini komşularıyla paylaşıyor. BM'ye göre bunlardan yalnızca 43'ünün ortak sularının büyük kısmını kapsayan işleyen bir anlaşması var. Geri kalanında kuralı coğrafya koyuyor: nehrin yukarısındaki memba ülkesi, aşağıdaki mansap ülkesinin ekmeğini elinde tutuyor.

Suyun sahibi kim?

Önce sorunun hukuki cevabına bakalım. Memba ülkesinin su üzerindeki hakkı yüzyıldır tartışılıyor. 1895'te ABD Başsavcısı Judson Harmon, Meksika'yla Rio Grande anlaşmazlığında, her devletin kendi topraklarındaki su üzerinde mutlak egemenliği olduğunu savundu. "Harmon Doktrini" denen bu görüşün tam karşısında, mansap ülkesinin nehrin doğal akışını aynen alma hakkı olduğunu söyleyen "mutlak toprak bütünlüğü" tezi durur. Modern hukuk ikisinin ortasını arıyor.

Bu arayışın temel metni, BM Genel Kurulu'nun 21 Mayıs 1997'de kabul ettiği Uluslararası Su Yollarının Ulaşım Dışı Kullanımına İlişkin Sözleşme'dir. Sözleşmenin 5. ve 6. maddeleri her ülkenin ortak suyu "hakça ve makul" kullanmasını öngörür. 7. madde komşulara "önemli zarar" vermeme yükümlülüğü getirir. 11 ve 12. maddeler ise büyük bir projeden önce komşuların bilgilendirilmesini ister. Sözleşme 103 oyla kabul edildi ve 27 ülke çekimser kaldı. Yalnızca üç ülke karşı oy verdi: Türkiye, Çin ve Burundi. Türkiye, metnin su yolları üzerindeki egemenliğe atıf yapmadığını ve "hakça kullanım"ın "zarar vermeme"nin önüne konması gerektiğini savundu. Sözleşme ancak 2014'te yürürlüğe girebildi. Türkiye, Çin, Mısır ve Etiyopya taraf değil, Irak ve Suriye ise taraf. Kısacası kurallar var, ama en çok su tartışılan havzalarda bağlayıcı değil. Bu boşlukta nasıl bir tablo çıktığına üç nehirden bakalım.

Nil: bir barajın iki yüzü

Mısır'ın tatlı suyunun yaklaşık yüzde 90'ı Nil'den gelir. Ama Nil'in suyunun yüzde 85'i Etiyopya yaylalarında, Mavi Nil'in kaynağında doğar. Mısır 1959'da Sudan'la imzaladığı antlaşmayla yılda 55,5 milyar metreküp su hakkı edinmişti. Etiyopya o masada yoktu.

Eylül 2025'te Etiyopya, 5.150 megavatlık Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nı açtı. Baraj 14 yılda, büyük kısmı kendi kaynaklarıyla, yaklaşık 5 milyar dolara yapıldı. Dolduğunda yaklaşık 74 milyar metreküp su tutacak. Bu, Nil'in Asvan'a bir yılda taşıdığı suya neredeyse eşit. Etiyopya'nın tezi, nüfusunun yüzde 65'inin elektriğe bağlı olmaması ve kendi suyundan kalkınma hakkı. Mısır'ın tezi, hayatının tek kaynağının musluğunun başka bir ülkenin elinde olması. Mısır açılışın ardından BM'ye yeniden şikâyette bulundu. Kurak yıllarda kapakların nasıl yönetileceğine dair bağlayıcı bir anlaşma hâlâ yok.

İndus: askıya alınan antlaşma

Dünya Bankası'nın arabuluculuğuyla 1960'ta imzalanan İndus Su Antlaşması, Hindistan ile Pakistan arasındaki 1965, 1971 ve 1999 savaşlarını atlattı. Nisan 2025'te Keşmir'deki Pahalgam saldırısının ardından Hindistan antlaşmayı "askıya aldı." Pakistan suyun kesilmesini savaş nedeni sayacağını açıkladı. Lahey'deki Tahkim Mahkemesi Ağustos 2026'da antlaşmanın yürürlükte olduğuna hükmetti. Hindistan ise mahkemeyi tanımıyor.

Dicle-Fırat: aynı nehrin iki hikâyesi

Bu havzada membadaki ülke Türkiye. Irak Su Bakanlığı'na göre Irak'ın suyunun yüzde 70'inden fazlası dışarıdan geliyor ve bunun yarısı Türkiye'den. Kasım 2025'te Irak'ın su rezervleri yüzde 6'nın altına indi. Irak, Dicle ile Fırat'ı üç ülkenin ihtiyacına göre paylaşılacak uluslararası nehirler olarak görüyor ve yukarı havzadaki barajları suçluyor. Türkiye ise iki nehri ayrı havzalara sahip "sınır aşan sular" olarak görüyor ve paylaşımın teknik olarak ölçülen ihtiyaca göre yapılmasını savunuyor. ORSAM'ın bir analizine göre Irak'ta suyun yaklaşık yarısı kötü yönetim ve harap altyapı yüzünden kayboluyor. Türkiye 1987'de Suriye'ye sınırdan ortalama saniyede 500 metreküp su bırakmayı taahhüt etmişti.

Kasım 2025'te Bağdat'ta yeni bir model imzalandı. Irak'taki su altyapısını Türk şirketleri yapacak, ödemeler Irak'ın Türkiye'ye sattığı petrolden karşılanacak. Ankara buna işbirliği diyor. Irak'ta ise itirazlar yükseliyor ve önceki yazıdaki "hak mı, mal mı" tartışması burada devletler arasında yeniden karşımıza çıkıyor. 

Başka havzalar da aynı hikâyeyi anlatıyor. Mekong'da Çin'in barajları aşağıdaki ülkelerin balıkçılığını ve pirincini tehdit ediyor. Afganistan'da Taliban, Amu Derya'nın yaklaşık beşte birini çekecek Koş Tepe kanalını inşa ediyor ve Özbekistan'ın bazı bölgeleri su kullanımını yarıya indirmek zorunda kalabilir. ABD'de bile Colorado Nehri'ni paylaşan yedi eyalet anlaşamıyor.

Su savaşı: kehanet ve gerçek

Peki su yüzünden hiç savaş çıktı mı? Oregon State Üniversitesi'nden Aaron Wolf'un araştırmasına göre, tamamen su yüzünden çıktığı bilinen tek savaş 4.500 yıl önce, bugünkü Irak topraklarında yaşandı. Dicle ile Fırat arasındaki iki Sümer şehri, Lagaş ile Umma, sulama hakları için savaştı. Wolf, 1999'a kadarki elli yılda devletler arasında su yüzünden 37 askeri olay saydı ve hiçbiri savaşa dönüşmedi. Aynı süreçte binlerce su antlaşması imzalandı.

Ama eşiğe çok kez gelindi. 1975'te Keban ve Tabka barajları su tutarken Irak, Fırat'ın akışının saniyede 920 metreküpten 197'ye düştüğünü açıkladı. Suriye ve Irak sınıra asker yığdı ve savaşı Suudi Arabistan'ın arabuluculuğu önledi. 1964-1967 arasında İsrail, Ürdün Nehri'nin kaynaklarını başka yöne çevirmek için çalışan Suriye'nin iş makinelerini tank ve uçaklarla vurdu. Bu "Su Savaşı", 1967 Altı Gün Savaşı'nın önemli etkenlerinden biri oldu. Ocak 1990'da Atatürk Barajı dolarken Fırat'ın akışı 30 gün boyunca neredeyse kesildi ve Irak sert tepki gösterdi. Kan dökülen en net örnek ise Orta Asya'da yaşandı. Nisan 2021'de Kırgızistan ile Tacikistan arasında İsfara Nehri'ndeki bir su dağıtım noktası yüzünden çıkan çatışmada, Kırgız tarafına göre en az 31 kişi öldü.

Su kavganın konusu olmasa bile silahı olabilir. 1938'de Çin ordusu Japon ilerleyişini durdurmak için Sarı Nehir'in setlerini yıktı. Sel, kıtlık ve salgınlarla 400-500 bin insan öldü. 2023'te Ukrayna'da Kahovka Barajı yıkıldı ve yüz binlerce insan içme suyundan mahrum kaldı. Gazze'de su altyapısının yaklaşık yüzde 90'ı hasar gördü. Pacific Institute'a göre 2000'de 24 olan su çatışması sayısı, 2024'te 420'ye çıktı. Oysa 1977 Cenevre Ek Protokolü'nün 54. maddesi içme suyu tesislerine, 56. maddesi de yıkıldığında sivillere ağır kayıp verecek barajlara saldırıyı yasaklıyor. Yasakla gerçek arasındaki mesafe her yıl biraz daha açılıyor.

Petrolden sonra su

Yirminci yüzyılın savaşlarını petrol haritası çizdi. Petrolün yerini alacak enerji kaynakları var. Ama suyun yerini alacak bir şey yok. Dünya nüfusu artarken iklim bozuluyor ve kaşık küçülüyor. Pek çok analiste göre bu yüzden 4.500 yıldır görülmeyen şeyin, yani yalnızca su için çıkan bir savaşın yeniden görülme ihtimali artıyor. Belki de yarının jeopolitik haritası, boru hatlarıyla değil, barajlarla çizilecek.

Bir sonraki yazıda suyun bir başka yüzüne, dünya ticaretinin yüzde 80'ini taşıyan deniz yollarına ve o yolların düğümlendiği dar boğazlara bakacağız.

 
 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.