logo
08 KASIM 2026

Kimin denizi?

08.11.2026 00:00:00
 

Önceki yazıda denizin üstündeki yollara baktık: Venedik'i zengin eden baharat yoluna, Singapur'u yükselten boğaza, kapandığında dünyayı sarsan Hürmüz'e. Ama yüzeyin altında başka bir kavga sürüyor. Gemiler geçip gidiyor, deniz tabanı ise yerinde duruyor. Altında gaz var, üstünden boru hatları ve kablolar geçiyor. Artık asıl soru "Bu yoldan kim geçecek?" değil, "Bu deniz kimin?" Dünyanın dört bir yanında bu sorunun cevabını hukuktan çok donanmalar veriyor.

Deniz hukuku, bir önceki yazının kahramanı Hollanda Doğu Hindistan Şirketi'yle doğdu. Hugo Grotius 1609'da şirketi savunmak için yazdığı "Özgür Deniz" adlı kitapta denizin kimsenin olmadığını savundu. Bugünün kural kitabı ise 1982'de imzalanan BM Deniz Hukuku Sözleşmesi. Buna göre kıyıdan 12 deniz mili, yaklaşık 22 kilometre, devletin kendi toprağı sayılır. 200 mile kadar uzanan Münhasır Ekonomik Bölge'de başkaları gemiyle geçebilir, kablo döşeyebilir ama balığı, gazı ve petrolü kıyı devletinindir. Kıyıları birbirine yakın devletler denizi "hakkaniyete uygun" biçimde paylaşmak zorundadır. Türkiye bu sözleşmeyi imzalamadı. 1982'deki oylamada ABD, İsrail ve Venezuela ile birlikte ret oyu verdi. Sebep, sözleşmenin adalara tanıdığı haklardı. Yunanistan ise sözleşmeye taraf.

Bir ada ne kadar deniz kazanır?

Sözleşmenin 121. maddesine göre ada da kara gibi tam deniz alanı kazanır. Yunanistan'ın tezi buna dayanıyor: Girit'in, Rodos'un, Meis'in de ekonomik bölgesi vardır. Meis meseleyi en çıplak gösteren örnek. Yaklaşık 10 kilometrekarelik, 600 kişinin yaşadığı bu ada Kaş'ın iki kilometre açığında, Atina'ya ise 570 kilometre uzaklıkta. Türkiye'nin tezi şu: Anakaranın dibindeki küçük bir ada, bir ülkeyi kendi kıyısına hapsedemez. Ankara bu anlayışı "Mavi Vatan" adıyla bir devlet doktrinine dönüştürdü.

Mahkemeler iki tarafa da argüman veriyor. Uluslararası Adalet Divanı 2009'da Romanya-Ukrayna davasında Karadeniz'deki Yılan Adası'na karasuları dışında hiçbir etki tanımadı. Bu karar Türkiye'nin "hakkaniyet" tezini destekliyor. Ama mahkemeler büyük ve kalabalık adaları hiçbir zaman yok saymadı. 600 binden fazla insanın yaşadığı Girit, Meis değil.

Bu çizgiler, deniz tabanından gaz çıkınca yakıcı hâle geldi. İsrail'de 2009'da Tamar, 2010'da Leviathan, Kıbrıs'ın güneyinde 2011'de Afrodit, Mısır'da 2015'te Akdeniz'in en büyük gaz sahası Zohr bulundu. Güney Kıbrıs adanın tamamı adına ruhsat dağıttı. Türkiye ise Kıbrıs Türklerinin hakkının ve kendi kıta sahanlığının çiğnendiğini söyledi. Şubat 2018'de Türk savaş gemileri, Kıbrıs açığında sondaja giden İtalyan Eni'nin gemisinin yolunu kesti. Ağustos 2020'de Oruç Reis Meis'in güneyine gitti, bir Türk ve bir Yunan firkateyni çarpıştı. İki NATO müttefiki savaşın eşiğinden döndü. 2019'da kurulan Doğu Akdeniz Gaz Forumu'nda ise Türkiye yoktu. Ankara'nın cevabı, haritayı kendi kalemiyle çizmek oldu.

Libya hamlesi

27 Kasım 2019'da Türkiye ile Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti bir deniz yetki alanları mutabakatı imzaladı. Anlaşma iki ülkenin kıta sahanlıklarını Akdeniz'in ortasında birbirine değdiriyor, aradaki Girit, Kerpe, Kaso ve Rodos'u hesaba katmıyordu. Yunanistan anlaşmayı "coğrafi bir saçmalık" diye niteledi, Libya büyükelçisini sınır dışı etti ve Ağustos 2020'de Mısır'la kendi anlaşmasını imzaladı. Avrupa Birliği anlaşmanın üçüncü ülkeler için hukuki sonuç doğurmayacağını açıkladı. Atina'nın en güçlü kartı ise Libya'nın kendisiydi: Ülkenin doğusundaki Temsilciler Meclisi 2020'de anlaşmayı reddetmiş, Türkiye'yle ilişkileri kesme kararı almıştı.

20 Ekim 2026'da bu kart da elden çıktı. Aynı meclis mutabakatı oybirliğiyle onayladı. Bu, Ankara'nın hem Trablus'la hem doğudaki Hafter ailesiyle yıllardır kurduğu ilişkinin sonucuydu. Yunanistan mutabakatın "yasadışı, hükümsüz ve geçersiz" olmaya devam ettiğini açıkladı. Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen de AB'nin kararı tanımadığını söyledi. Hukuki itiraz sürüyor ama Ankara'nın siyasi eli hiç olmadığı kadar güçlü.

Güçlünün hukuku

Doğu Akdeniz bir istisna değil. Dünyanın başka denizlerinde de tablo aynı: Kurallar yazılı, ama son sözü güç söylüyor.

Güney Çin Denizi'nde Çin, denizin neredeyse tamamını "dokuz çizgi" ile kendi alanı sayıyor. Filipinler 2016'da Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'ne gitti ve kazandı: Mahkeme Çin'in tarihsel iddiasının hukuki dayanağı olmadığına hükmetti. Pekin kararı "hükümsüz" ilan etti. Daha karar çıkmadan Spratly'deki mercan resiflerini yapay adalara çevirmeye başlamıştı, bugün o adalarda pistler ve askeri tesisler var. On yıl sonra Filipinli balıkçılar, davayı kazandıkları Scarborough sığlığına Çin sahil güvenliğinin tazyikli suyu yüzünden hâlâ giremiyor.

ABD de farklı değil. Dünyanın en güçlü donanmasına sahip ülke, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni hiç onaylamadı. Başkan Trump göreve başladığı gün Meksika Körfezi'nin adını "Amerika Körfezi" olarak değiştirdi. Grönland'ı satın almak istediğini tekrarladı, Panama Kanalı'nı "geri alacağını" söyledi. Kanalın iki ucundaki limanları işleten Hong Kong şirketi, bu baskının ardından limanları BlackRock öncülüğündeki bir konsorsiyuma satmayı kabul etti. Eylül 2025'ten bu yana ABD donanması Karayipler'de ve Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını söylediği tekneleri vuruyor. Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum itiraz ediyor, ama itiraz bir donanmayı durdurmuyor.

Türkiye'nin hamlesi de bu dünyanın mantığıyla okunmalı. Ankara Mavi Vatan'ı yalnızca haritada değil, sahada savaş gemileri, sondaj gemileri ve ittifaklarla savunuyor. Libya onayı, masadaki hukuk tartışmasının sahadaki güçle nasıl değiştirilebileceğini gösterdi.

Deniz dibindeki savaş

Kavganın en savunmasız cephesi ise deniz dibi. 26 Eylül 2022'de Baltık Denizi'nde, Danimarka'nın Bornholm adası açıklarında Rusya'dan Almanya'ya gaz taşıyan Kuzey Akım boru hatlarının dördünden üçü patlatıldı. Alman savcılara göre bir yelkenli kiralayan dalgıçlar, deniz tabanındaki borulara zaman ayarlı patlayıcı yerleştirdi. Kuzey Akım 1, Almanya'nın gaz ithalatının yaklaşık yarısını taşıyordu. Ekim 2026'da Hamburg'da eski bir Ukraynalı subay bu saldırı nedeniyle yargılanmaya başladı. Sanık suçlamaları reddediyor, Ukrayna da işin içinde olmadığını söylüyor.

Ardından kablolar kopmaya başladı. Ekim 2023'te bir Çin gemisinin demiri Finlandiya ile Estonya arasındaki gaz boru hattını kopardı. Şubat 2024'te Kızıldeniz'de Husilerin vurduğu Rubymar gemisinin sürüklenen demiri üç internet kablosunu kesti. Noel 2024'te Rusya'nın "gölge filosuna" ait olduğu söylenen Eagle S tankeri demirini Baltık'ın tabanında sürükledi, Finlandiya-Estonya elektrik kablosu ve dört iletişim hattı hasar gördü. NATO Baltık'a fırkateyn, uçak ve insansız deniz araçları göndermek zorunda kaldı. Bir demir, bir dalgıç, bir gece. Bir ülkenin elektriğini, gazını ya da internetini kesmek için savaş ilan etmeye gerek yok.

Doğu Akdeniz'de de aynı damar tartışılıyor. Girit'ten Kıbrıs'a, oradan İsrail'e uzanacak 1.200 kilometrelik Büyük Deniz Ara Bağlantısı, AB'nin şebekeye bağlı olmayan tek üyesi Güney Kıbrıs'ı Avrupa'ya bağlamak için tasarlandı. Ama güzergâh, Türkiye'nin kıta sahanlığı saydığı ve Libya mutabakatının çizdiği alandan geçiyor. 2024'te Kaso açıklarında deniz tabanını tarayan gemilerin yanına Türk savaş gemileri geldi ve çalışma durdu. 1,9 milyar avroluk proje hâlâ bekliyor.

Masaya dönmek

Bu tablo sert bir sonuç çıkarıyor: Bugünün dünyasında deniz, onu koruyabilenin. Hukuk ancak arkasında güç olduğunda uygulanıyor. Türkiye de bu düzende hakkını, hatta iddia ettiği her şeyi, gücünü göstererek almaya çalışacak. Bunu yapamayan, başkalarının çizdiği haritaya razı olmak zorunda kalıyor.

Bir damladan okyanusa

Bu yazı dizisine bir damla suyla başladık. İki hidrojenle bir oksijenin kurduğu o kırılgan bağdan yola çıkıp suyun insanlar ve devletler arasındaki serüvenini izledik. Dünyadaki tatlı suyun bir çay kaşığı kadar olduğunu ve o çay kaşığının da eşit dağılmadığını gördük. Su tarladan borsaya taşınırken yoksul ülkelerin farkında olmadan kendi sularını ihraç ettiğini gördük. Nehirlerde membada olanın gücünü, denizlerde yolun üstünde duranın zenginliğini, deniz tabanında ise güçlünün çizdiği sınırları konuştuk.

Bütün bu hikâyelerin ortak bir dersi var: Su, kendisini kimin ve nasıl yönettiğini gösteren bir aynadır. Paylaşıldığı yerde medeniyet kurar, Venedik'i, Hollanda'yı, Singapur'u yükseltir. Paylaşılamadığı yerde ovaları çökertir, gölleri kurutur, donanmaları karşı karşıya getirir. Bugün dünya, kuralların değil gücün konuştuğu bir döneme giriyor. Ama hidrojenle oksijen bize başka bir şey öğretti: Hayat, iki şeyin birbirini yok etmesiyle değil, birbirine bağlanmasıyla başlar. Suyun geleceği de onu paylaşmayı öğrenip öğrenemeyeceğimize bağlı.

 
İbrahim Yıldız / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.