HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 05 AĞUSTOS 2021, PERŞEMBE

Pontuslar ve Pontusçular - 2

24.06.2021 00:00:00
'Pontuslar ve Pontusçular - 2' seslendirme dosyası:

Osmanlı Devleti'nin son yıllarında, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1876 1. Meşrutiyet ilanı, 1908 ikinci kez Meşrutiyet yönetiminin ilanı gibi önemli siyasal olaylar, dış güçlerin etkisiyle her defasında devletin iç işlerine müdahaleleri daha etkin hale getirmiş, azınlıklara verilen ayrıcalıklar onları devletin her kademesinde ve her kurumunda söz sahibi kılmış, milliyetçilik akımının etkisiyle devletin çöküşü ve parçalanmasına giden süreci hızlandırmıştır.

Birinci Dünya Savaşının ilk aylarında Osmanlı Devleti'nin Sarıkamış taarruzunun başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra Rus ordusu Doğu Anadolu'yu işgale başlamıştır. Karadeniz kıyısında da askerî harekâta devam eden Ruslar, Türk köylerini boşaltarak köylüleri zorla gerilere sevk etmiştir. Her şeylerini terk ederek düşmanın çeşitli zulümlerinden perişan olan halk, namus ve canını bir derece emniyete alabilmek düşüncesiyle Trabzon'a gelerek boş buldukları evlere sığınmıştır. Fakat burasının da işgalinin yaklaşmakta olduğunu gören halk için yeni bir muhacerat hiç de uzak değildi.

1916 yılı başından itibaren karadan Erzurum, denizden Trabzon vilayetlerine yönelik başlatılan askeri harekât sonunda 18 Nisan 1916'da Trabzon Rus işgali altına girmiştir. Karadeniz bölgesindeki Müslüman halk, bu işgaller sırasında Anadolu'nun değişik yörelerine göç etmek zorunda kalmıştır.

Bu göç yolculuğunu çocukluk çağımda rahmetli babaannemden defalarca dinlemişimdir. O zaman henüz 6 yaşında bir kız çocuğu idi ve yaşadıklarını anlatırken her defasında gözyaşlarına boğulurdu. Acı ve ibretle dinlerdik onu. Köyümüzde babaannem ve onun gibi olayları yaşamış, olan bitene canlı tanık olmuş pek çok yaşlı insan da anlatırdı işgal ve muhacirlik hatıralarını. Nasıl da dua ederdiler Atatürk'e… Hiç görmemişler ama hayallerindeki büyük kahraman, vatanlarını düşman işgalinden kurtarıp onlara geri veren komutandır Atatürk. Ne mümkündü onların yanında Atatürk hakkında ileri geri konuşmak.

Stratejik bir liman olan Trabzon'u ele geçirmek üzere harekete geçen General Yüdaniç komutasındaki Rus kuvvetleri, 15 Nisan 1916'da şehre 18 km kadar yaklaşmış, şehir 15-16 Nisan gecesi Türk halkının büyük çoğunluğunca terk edilmiş, yerli Rumlar 18 Nisan'da Rus komutanlarına bir haber göndererek Türklerin şehri boşalttığını haber vermiş, dolayısıyla Trabzon'un topa tutulmamasını rica etmişlerdir. Ruslar böylece 18 Nisan akşamı herhangi bir direnişle karşılaşmadan Trabzon'a girmiştir. Şehirdeki Rum ve Ermeniler ise Rus askerlerini büyük bir coşku içerisinde karşılamışlardı. Hatta Rumlar, Rus karargâhına bir heyet göndererek onları şehre davet etmişler ve Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos hemen harekete geçerek Rus komutanının da müsaadesiyle şehirde, çoğunluğu Rum olan yeni bir Belediye Meclisi kurmuştur.

Atatürk'ün askerî dehası sayesinde Çanakkale'yi geçemeyen İtilaf Devletleri, Rusya'da başlayan komünist devrime karşı Ruslara yardım edememiş ve ihtilalin başarılı olmasının ardından Ruslar savaştan çekilmiş, yurdumuzda Rus işgali altında olan toprakları da boşaltmıştır. Mondros Ateşkes Anlaşmasının ardından, daha önce 1904'te kurulan Pontus Rum Cemiyeti ile Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti; Batum'dan İnebolu'ya kadar uzanan Kastamonu, Çankırı, Yozgat, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum, Gümüşhane ve Erzincan'ın bir kısım toprakları üzerinde bir Rum devleti kurmak için faaliyete geçerler. "Pontus" adında bir gazete de çıkarırlar. Rus ordularının bıraktığı silahlarla donatılıp İngilizlerden ve Yunanlılardan silah yardımı alırlar. Yunanistan'dan gelen gönüllülerin de katılımıyla Pontus çetecilerinin sayısı 25 bini bulur.

Bu kadarla da sınırlı değil. Karadeniz bölgemiz üzerinde 'Büyük Ermenistan' hayali kuran Ermeniler de öbür taraftan Müslüman kıyımına başlar. 

İstanbul hükümetinin teslimiyetçi politikalarından hiçbir ümidi kalmayan halk kendi başının çaresine bakar. Hem Rumlara, hem de Ermenilere karşı canını, malını, namusunu korumak için silaha sarılır. Bu haklı direnişten rahatsız olan İtilaf devletleri Osmanlı yönetiminden halkın yürüttüğü bu haklı mücadelenin derhal durdurulmasını ister. Aksi takdirde bu bölgelerin de işgale uğrayacağından başlayarak pek çok tehditler savururlar. Acziyet içerisindeki padişah,  kimi görevlendireceğini düşünürken, önüne konan listeden Mustafa Kemal'i seçer. Talihe bakın ki, Mustafa Kemal Paşa da İstanbul hükümetinden umudunu kesmiş, halkın iradesi ile başlatılacak bir mücadele ile ancak vatanın kurtulabileceğini görmüş, bu maksatla bir yolunu bulup mutlaka Anadolu'ya geçmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu amaçla Harbiye Nezareti nezdinde girişimlerde bulunmuş, Anadolu'da verilebilecek herhangi bir göreve gönüllü olarak talip olduğunu bildirmiştir. Padişaha verilen listeye adının yazılması bu vesile ile gerçekleşmiştir.

 
Hüseyin Kuloğlu / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.