Rızık meselesi ve fakirlik
Nebi sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyurur: “Rabb’iniz yaratma, rızık ve ecel işini bitirdi. Kalem-i ilahi, olacak şeyleri yazdı, kurudu ve durdu
02.06.2026 00:23:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Nebi sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyurur: "Rabb'iniz yaratma, rızık ve ecel işini bitirdi. Kalem-i ilahi, olacak şeyleri yazdı, kurudu ve durdu."
Yine buyurdu ki: "Hiç kimse rızkını tamamlamadan dünyadan göçüp gitmez. Şu hâlde siz Allah'tan korkun, rızkınızı güzelce talep edin."
Hüküm ve takdiratı geride kalmış, olacak şeyler için geçmişte hükmünün tamamını vermiştir. Günü gelince, geçmişteki hükme uygun olarak her hadise vuku bulur.

Rızkını dert etme
Çünkü o seni, senin onu aradığından daha çok aramaktadır. Bugünün rızkını elde edince, dünün rızkını aramayı bıraktığın gibi, yarının rızkını düşünmeyi de bir yana bırak. Dün geçmiştir, yarına çıkıp çıkamayacağını ise bilemezsin.
Sen içinde olduğun gün için uğraş. Allah'ı tanısaydın, rızık aramak yerine O'nunla uğraşırdın. Heybeti senin rızık aramana engel olurdu…
Bu yola yeni girdiğimde Benim yumuşak bir gömleğim vardı. Birkaç kez onu çarşıya götürüp satmak istemiştim. Kimse satın almadı.
Ben de gidip onu birine bir dinar karşılığında rehin bıraktım. Derken bayram günleri geldi. Baktım o şahıs, gömleğimi alıp gelmiş. Dedi ki: "Al ve giyin bunu, aldığın bir dinar da Sana helal olsun." Ben almak istemedim. Bunun üzerine, "Al bunu, yoksa yakarım" dedi ve Beni gömleği giymeye mecbur bıraktı.
O zaman anladım ki, gömlek Benim kısmetimdir ve ondan kaçmam mümkün değildir.

FAKİRLİĞE İSYAN ETMEMEK
Allah Beni fakir etti, dünyayı elimden aldı. Beni perişan etti, terk etti. Buğzetti. İşlerimi dağıttı. Hiçbir işimi yerine getirmedi. Bana ihanet etti.
Dünyalık olarak yeter derecede mal vermedi, şerefimi söndürdü. Padişahlar katında, arkadaşlarım arasında beni yükseltmedi. Halbuki başkalarına bol nimetler verdi.
Günleri geceleri o nimetler içinde geçer oldu. Halbuki hepimiz de Müslüman'ız. Babamız Âdem, annemiz Havva… Ben böyle olayım da onlar niçin böyle olsun, gibi sözler sakın senin ağzından çıkmasın!

Senin bulunduğun hali anlatalım.
Bir defa Allah-u Teâlâ'nın seni bu halde bırakması bir hikmeti icabıdır. Çünkü senin yaradılışında bu vardır. Allah tarafından sana sabır, rıza, muvafakat verilmişti ki, bunlar en büyük nimetlerdir.
Aynı zamanda iman, tevhid, ilim nurları sende vardır. İman ağacın daha eskimemiştir. Tohumları ve fidanları henüz çürümemiştir, henüz kuvvetlidir, yaprağı boldur. Her gün dal salmakta, çeşitli gölgelik vermekte, ayrı ayrı yönlerden büyümekte ve meyve vermektedir.
Senin çalı ile değnekle onu muhafaza etmene, büyütmene, beklemene lüzum yoktur.
Allah sana dünya işlerinde, az fakat rahat edeceğin şeyleri verdi. Ama ahirette hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen büyük nimetleri senin için hazırladı. Bunları sana çok bol olarak ihsan buyuracaktır.

Ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: "Hiçbir nefis kendileri için öteki âlemde hazırlananların neler olduğunu bilmez. Halbuki onlar gayet memnun edici şeylerdir. Yaptıklarına mükâfat olarak verilir."
Bunun manası şudur: Allah'ın emirlerine uydukları ve bu yolda devam ettikleri için bunlar kötülükleri bırakırlar. Allah'a teslim olur ve her işlerini ona ısmarlarlar. İşte o büyük mükâfata bu sebepte ererler."
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) "Zaman olur ki fakirlik küfre yaklaşır" hadisinden bahsederek şöyle açıklar:
Zaman olur, hikmet icabı bir imtihan belirince derhal sızlanmaya başlar; ağlar, feryat ederse bu hal onun tam bir iman sahibi olmadığını gösterir. O kimse bilmez ki, kader-i ilahi ağlamakla, sızlamakla şekil değiştirmez. O zavallının bu acıklı hali Peygamber (s.a.v.) Efendimizin, "Fakirlik zaman olur ki, küfre yaklaşır" hadisi şerifinin manasına girer.

İman sahibi, hangi felaket olursa olsun; sarsılmaz ve maneviyatını bozmaz. İyi inanmıştır ki: Her şey muvakkattir. Dünya muvakkat olduğu gibi, onun imtihan devresi de muvakkattir.
Yine kalbini Allah'a bağlayan bilir ki: Allah, istediği an, istediği kimseden belâyı kaldırır. Bu Allah'ın lûtfudur. Bir gün gelir, kendisinin de imtihan devresi biter, afiyet ve bolluğa kavuşur. Daima şükreder, hamd eder, sena eder ve bu hal, Allah'a kavuşuncaya kadar sürer...
Bu hâller gösterir ki, ilahi imtihanlar iki yönden tecelli eder: Biri, iman sahibinin imanını artırmak; diğeri ise zayıf imanlının maneviyatını bozmak. Şayet o zayıf imanlı tahammül gösterirse imanı kuvvet bulur.
Allah bütün kullarına birçok yönden bela verir. Bu belalar çoğunun felâketine sebep olur. Kul o devrelerde Allah'a tam bağlanmaz, durmadan itiraz eder, Allah-u Teâlâ'yı (haşa) töhmet altına sokmak ister; söver, sayarsa; bu onun ebedi küfrüne sebep olur ve böylece dünyası ve ahireti berbatlaşır.

Hakk'a kavuştuğu zaman ilâhi rahmetten herkesin nasibi olur; ama onun olmaz. Çünkü Rabb'i ona darılmıştır.
İşte Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu hale işaret ederek şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde en nasipsiz olan, dünyada fakir, ahirette cehennem azabına duçar olandır."
Bu halden Allah'a sığınırız. Çünkü bu hal bir felakettir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu fakirlikten Allah'a sığınmıştır."
Fakirlik elbette sabrı zor bir hal… Buna sabırla dayanmak ise mükâfatı yüksek bir makam…
"Sabreden fakirlere ikramda bulun, onlarla karşılaşmayı ve oturup kalkmayı bereket bil.
Efendimiz (s.a.v.) "Sabreden fakirler kıyamet gününde Rahman'ın sohbet arkadaşlarıdır" buyurmuştur. Bugün kalpleriyle yarın da bedenleriyle Allah'la birlikte oturacak olanlar kalplerini dünyadan çevirmiş, dünyanın süslerinden yüz çevirmiş olanlar ve fakirliği zenginliğe tercih edenler ve fakirliklerine sabredenlerdir…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)
Yine buyurdu ki: "Hiç kimse rızkını tamamlamadan dünyadan göçüp gitmez. Şu hâlde siz Allah'tan korkun, rızkınızı güzelce talep edin."
Hüküm ve takdiratı geride kalmış, olacak şeyler için geçmişte hükmünün tamamını vermiştir. Günü gelince, geçmişteki hükme uygun olarak her hadise vuku bulur.

Rızkını dert etme
Çünkü o seni, senin onu aradığından daha çok aramaktadır. Bugünün rızkını elde edince, dünün rızkını aramayı bıraktığın gibi, yarının rızkını düşünmeyi de bir yana bırak. Dün geçmiştir, yarına çıkıp çıkamayacağını ise bilemezsin.
Sen içinde olduğun gün için uğraş. Allah'ı tanısaydın, rızık aramak yerine O'nunla uğraşırdın. Heybeti senin rızık aramana engel olurdu…
Bu yola yeni girdiğimde Benim yumuşak bir gömleğim vardı. Birkaç kez onu çarşıya götürüp satmak istemiştim. Kimse satın almadı.
Ben de gidip onu birine bir dinar karşılığında rehin bıraktım. Derken bayram günleri geldi. Baktım o şahıs, gömleğimi alıp gelmiş. Dedi ki: "Al ve giyin bunu, aldığın bir dinar da Sana helal olsun." Ben almak istemedim. Bunun üzerine, "Al bunu, yoksa yakarım" dedi ve Beni gömleği giymeye mecbur bıraktı.
O zaman anladım ki, gömlek Benim kısmetimdir ve ondan kaçmam mümkün değildir.

FAKİRLİĞE İSYAN ETMEMEK
Allah Beni fakir etti, dünyayı elimden aldı. Beni perişan etti, terk etti. Buğzetti. İşlerimi dağıttı. Hiçbir işimi yerine getirmedi. Bana ihanet etti.
Dünyalık olarak yeter derecede mal vermedi, şerefimi söndürdü. Padişahlar katında, arkadaşlarım arasında beni yükseltmedi. Halbuki başkalarına bol nimetler verdi.
Günleri geceleri o nimetler içinde geçer oldu. Halbuki hepimiz de Müslüman'ız. Babamız Âdem, annemiz Havva… Ben böyle olayım da onlar niçin böyle olsun, gibi sözler sakın senin ağzından çıkmasın!

Senin bulunduğun hali anlatalım.
Bir defa Allah-u Teâlâ'nın seni bu halde bırakması bir hikmeti icabıdır. Çünkü senin yaradılışında bu vardır. Allah tarafından sana sabır, rıza, muvafakat verilmişti ki, bunlar en büyük nimetlerdir.
Aynı zamanda iman, tevhid, ilim nurları sende vardır. İman ağacın daha eskimemiştir. Tohumları ve fidanları henüz çürümemiştir, henüz kuvvetlidir, yaprağı boldur. Her gün dal salmakta, çeşitli gölgelik vermekte, ayrı ayrı yönlerden büyümekte ve meyve vermektedir.
Senin çalı ile değnekle onu muhafaza etmene, büyütmene, beklemene lüzum yoktur.
Allah sana dünya işlerinde, az fakat rahat edeceğin şeyleri verdi. Ama ahirette hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen büyük nimetleri senin için hazırladı. Bunları sana çok bol olarak ihsan buyuracaktır.

Ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: "Hiçbir nefis kendileri için öteki âlemde hazırlananların neler olduğunu bilmez. Halbuki onlar gayet memnun edici şeylerdir. Yaptıklarına mükâfat olarak verilir."
Bunun manası şudur: Allah'ın emirlerine uydukları ve bu yolda devam ettikleri için bunlar kötülükleri bırakırlar. Allah'a teslim olur ve her işlerini ona ısmarlarlar. İşte o büyük mükâfata bu sebepte ererler."
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) "Zaman olur ki fakirlik küfre yaklaşır" hadisinden bahsederek şöyle açıklar:
Zaman olur, hikmet icabı bir imtihan belirince derhal sızlanmaya başlar; ağlar, feryat ederse bu hal onun tam bir iman sahibi olmadığını gösterir. O kimse bilmez ki, kader-i ilahi ağlamakla, sızlamakla şekil değiştirmez. O zavallının bu acıklı hali Peygamber (s.a.v.) Efendimizin, "Fakirlik zaman olur ki, küfre yaklaşır" hadisi şerifinin manasına girer.

İman sahibi, hangi felaket olursa olsun; sarsılmaz ve maneviyatını bozmaz. İyi inanmıştır ki: Her şey muvakkattir. Dünya muvakkat olduğu gibi, onun imtihan devresi de muvakkattir.
Yine kalbini Allah'a bağlayan bilir ki: Allah, istediği an, istediği kimseden belâyı kaldırır. Bu Allah'ın lûtfudur. Bir gün gelir, kendisinin de imtihan devresi biter, afiyet ve bolluğa kavuşur. Daima şükreder, hamd eder, sena eder ve bu hal, Allah'a kavuşuncaya kadar sürer...
Bu hâller gösterir ki, ilahi imtihanlar iki yönden tecelli eder: Biri, iman sahibinin imanını artırmak; diğeri ise zayıf imanlının maneviyatını bozmak. Şayet o zayıf imanlı tahammül gösterirse imanı kuvvet bulur.
Allah bütün kullarına birçok yönden bela verir. Bu belalar çoğunun felâketine sebep olur. Kul o devrelerde Allah'a tam bağlanmaz, durmadan itiraz eder, Allah-u Teâlâ'yı (haşa) töhmet altına sokmak ister; söver, sayarsa; bu onun ebedi küfrüne sebep olur ve böylece dünyası ve ahireti berbatlaşır.

Hakk'a kavuştuğu zaman ilâhi rahmetten herkesin nasibi olur; ama onun olmaz. Çünkü Rabb'i ona darılmıştır.
İşte Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu hale işaret ederek şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde en nasipsiz olan, dünyada fakir, ahirette cehennem azabına duçar olandır."
Bu halden Allah'a sığınırız. Çünkü bu hal bir felakettir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu fakirlikten Allah'a sığınmıştır."
Fakirlik elbette sabrı zor bir hal… Buna sabırla dayanmak ise mükâfatı yüksek bir makam…
"Sabreden fakirlere ikramda bulun, onlarla karşılaşmayı ve oturup kalkmayı bereket bil.
Efendimiz (s.a.v.) "Sabreden fakirler kıyamet gününde Rahman'ın sohbet arkadaşlarıdır" buyurmuştur. Bugün kalpleriyle yarın da bedenleriyle Allah'la birlikte oturacak olanlar kalplerini dünyadan çevirmiş, dünyanın süslerinden yüz çevirmiş olanlar ve fakirliği zenginliğe tercih edenler ve fakirliklerine sabredenlerdir…" (Abdülkadir Geylani Hazretlerinden)































































































