Türkiye yine bir seçim atmosferine girdi. Malumunuz, Mart 2019'da mahalli idareleri yönetecek kadrolar seçilecek. Daha şimdiden gazete sayfaları, televizyon programları, internet siteleri seçime yönelik haberlerle dolu…
Peki, nasıl haberler?
Kim kimle ittifak yapacak, kim kimin ayağını kaydıracak, arka planda kimler, ne tür pazarlıklar yürütüyor vs…
Kısacası, seçimin asıl maksadından uzak her şey var ama mesela sorumluluk, problemlerin tespiti, çözüm, fedakârlık yok.
Yapılacak seçimle birlikte, bir şehrin her anlamda problemleriyle yüzleşecek ve yüklenecek başkanlar ve meclis üyeleri belirlenecek. Ama medyaya yansıyan haberlere bakılırsa, değişen bir şey olmayacak…
'Yüzleşme', 'yüklenme', 'meclis' deyince; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran Gazi Meclis geldi aklıma.
Şimdi isterseniz bir tarih yolculuğuna çıkalım sizinle; o Meclis'te ne varmış ne yokmuş görelim; günümüzün, milletin problemlerini çözmekle mükellef meclislerimizde olması gerekenleri de böylece tespit edelim. Ola ki bu tespitimiz seçimlerde bize yol gösterici bir pusula görevi görür.
Hemen hemen her bir köşesi işgal edilmiş bir vatan sathında kurtuluş meşalesinin yakıldığı yerdir Türkiye Büyük Millet Meclisi. Ve bu yönüyle, Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir 23 Nisan 1920 tarihi.
Böyle yüce bir öneme sahip Meclis'te olmayanlara bir göz atalım isterseniz: "Meclis binası yarımdı. İç sıvalar ve pencereler tamamlanmamıştı. Geceleri de çalışacak meclisi aydınlatacak elektrik yoktu. 22 Nisan'da elektrik motoru denenmiş; ışıklar bir ara yanmışsa da sonuç alınamamıştı. Başkanlık kürsüsüne gitmek için bir yol halısı gerekmişti. Ancak Ankara vilayetinin tek halısı Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle Fevzi Paşa'ya verilmişti. Başkanlık kürsüsünün arkasında sıvası tamamlanmamış yarık duvardan soğuk giriyordu. Ali Fuat Paşa'nın odasındaki küçük bir seccade oraya çivilenmişti." (Mustafa Kemal Atatürk: Yeni Gerçekler Yeni Düşünceler, Prof. Dr. Sabahattin Özel, İş Kültür Yayınları, sy.142).
Doğru dürüst elektriği, içindekileri soğuktan koruyacak duvarı, üzerinde yürünecek bir halısı olmayan bir Meclis binası...
Evet, çalışma salonu aydınlatılamayan, ısıtılamayan, kimi üyeleri yatacak yer bulamadığından ağaç altlarında yatmak zorunda kalan bu nedenle de hastalanan o şanlı Meclis'te şimdi de olanları aktaralım: "TBMM, yasa yapan, yöneten, gerektiğinde yargılayan bir meclistir. Üyeleri hem komutan, hem Mehmetçiktir. Yine kimi zaman cephedeki yaralıların tedavisine koşan bir doktor, asker kaçaklarını izleyen bir kolluk kuvvetidir. Dolayısıyla tüm övgüleri hak eden bir meclistir." (a.g.e., sy.143).
Görevini bihakkın ve büyük fedakârlıklarla yapan imanlı, vatansever insanlardan oluşmuş ibretlik bir Meclis tablosu var karşımızda...
Yolculuğumuza devam edelim ve bu Meclis'i kuran lidere de bir bakalım isterseniz. Hatta bir yabancı gazetecinin gözüyle bakalım…
Fransız muhabir Pierre Benoit, Atatürk'ün 1 Mart 1923'te yaptığı açış konuşmasını izledikten sonra şu tespitleri yapıyor: "Ben Türkçe bilmiyorum. Fakat ben Paşa'yı konuşurken gördüm. Dili bilmediğimden dikkatimi konuşmacı ve dinleyiciler üzerinde yoğunlaştırabildim. Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıktı. Girerken kimse ayağa kalkmadı, alkışlamadı. Bütün yetkileri kendisinde toplayan bu adam bizdeki meclis ve senato başkanlarından daha az debdebe ile meclise geldi. Kendisini ışığa karşı yandan görüyordum. Uzun boylu, geniş omuzlu, bununla beraber narindi. Söylevini başı dik ve tavırsız veriyordu." (a.g.e., sy. 144).
Çok dikkatlice yapılmış bu gözlemin bize gösterdiği hakikat çok net; güçlü ama bir o kadar da mütevazı lider… İşte Gazi'yi büyük yapan, kurduğu Meclis'i emsalsiz yapan, O'nunla birlikte tek vücut olmuş kadrosunu eşsiz yapan sırrı gösteren muhteşem tablo.
Bu tablonun önemli bir unsuru daha var. Onu da yine Pierre Benoit'in şu ifadelerinden hareketle vurgulayalım: "Çankaya halen adeta bir mücevherat kutusuydu. İslam dünyasının her tarafından gelen zulme karşı direnişi simgeleyen değerli birçok eser burada toplanmıştı. Duvarda Sünusi'nin kılıcı asılıydı. Bu kılıç, armağan eden kişinin ruhanî etkisini bilenler için anlamlı bir örnek oluşturur. Mustafa Kemal Paşa ciltli, 500 yıllık olduğu halde sayfalarındaki süslemeler bugünkü gibi duran bir kitabı büyük bir saygı ile eline aldı. Bu kitabın meşhur Timur'un Kur'an'ı ve kendilerine İran'ın armağanı olduğunu söyledi." (a.g.e., sy.145).
Dikkat ederseniz; Benoit, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran o büyük liderin ikamet ettiği Çankaya Köşkü'nü mücevherat kutusuna benzetiyor. Sakın yanlış anlaşılmasın, bu benzetme köşkün şaşasına bir işaret değil. Tam tersine Köşk, o zamanlar bildiğiniz küçük bir bağ evi. Burada kast edilen; kutlu savaşı kazanırken ortaya koyduğu iman nedeniyle İslam memleketlerinden Ata'ya gönderilen kıymetli hediyeler.
Sabahattin Özel, Çankaya'nın bu yönünü şu cümlelerle ifade ediyor: "Pierre Benoit'in Çankaya'yı mücevherat kutusuna benzetmesi yanlış algılara yol açabileceğinden Çankaya'daki bağ evinin ilk günlerini anımsamak gerekir. Londra Konferansı arefesinde Çankaya odası her türlü süsten arınmış şehre yakın küçük bir ev olarak tanımlanmaktadır. Duvarlarında gayet süslü iki Kafkasya kılıcı, İslam'ın kutsal yerlerini betimleyen levhaların asılı olduğu, masasının üzerinde iki Kur'an-ı Kerim, Arabistan ve Afrika'dan gönderilen tespihlerin bulunduğu bir yer olarak belirtilmektedir." (a.g.e., sy.145,146).
Üzerinde durulması gereken önemli bir husus daha var. Millete hizmete talip olduğunu iddia edenlere kulak küpesi mahiyetinde.
Yine Gazi'ye bakacağız... Bakın, Atatürk'ü Doğu'nun büyük ümidi, Batı'nın büyük muamması olarak nitelendiren Amerikalı gazeteci Clair Price, O'nun yoksul olduğunu ve ayda ancak 180 dolara karşılık gelen 300 lira maaşla geçindiğini ifade ediyor. (a.g.e., sy.146).
Bu kısa tarih yolculuğundan sonra soruyorum size; gönlünde taşıdığı iman ve vatan sevgisiyle, milleti bir ve beraber yapacak bakış açısıyla, her sahada ürettiği çözümleriyle, engin ufku, büyük hedefleriyle Atatürk ruhunu kuşanmış tek lider Haydar Baş ve O'nun fedakâr kadrosundan başka çaremiz var mı Allah aşkına...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Okan Egesel / diğer yazıları
- Hz. İnsan’a… / 20.04.2020
- Koronavirüsten önce, koronavirüsten sonra... / 28.03.2020
- ‘Ben Ali’yim’ / 25.06.2019
- Atatürk keramet sahibi bir veliydi / 10.04.2019
- Çok şükür psikolojimiz yetmiyor! / 13.03.2019
- O günler geliyor, görüyorum / 22.02.2019
- Evet, bu seçim beka seçimidir / 06.02.2019
- Kumpasın arkasındakileri açıklıyorum / 11.01.2019
- Mustafa Kemal’in uçaklarına ne oldu? / 05.01.2019
- Yunan’ın galip gelmesini isteyen hainler / 26.12.2018
- Koronavirüsten önce, koronavirüsten sonra... / 28.03.2020
- ‘Ben Ali’yim’ / 25.06.2019
- Atatürk keramet sahibi bir veliydi / 10.04.2019
- Çok şükür psikolojimiz yetmiyor! / 13.03.2019
- O günler geliyor, görüyorum / 22.02.2019
- Evet, bu seçim beka seçimidir / 06.02.2019
- Kumpasın arkasındakileri açıklıyorum / 11.01.2019
- Mustafa Kemal’in uçaklarına ne oldu? / 05.01.2019
- Yunan’ın galip gelmesini isteyen hainler / 26.12.2018






























































































