Yıllarca biriktirdiğimiz mallarımızı zenginliklerimizi yok edenleri düşman kabul ederiz. Hâlbuki bir ömür boyu ne çileler çekerek, ne zorluklara katlanarak kazandığımız sevaplarımızı, yaptığımız saçma sapan hata ve günahlarla bir anda boşa çıkaran biziz.
Birisi başörtümüzü zorla açmaya çalışsa namus meselesi yapar, gerekirse uğrunda ölürüz ki, Maraş'ta kurtuluş savaşı böyle başlamıştı. Hâlbuki uğrunda savaş verebileceğimiz başörtümüze karşı inancımız kaybolduğunda kendimiz açıveririz.
Yani içimizdeki nefis, bize açmamızı emreder ve biz de sessiz sedasız açarız. Birisi namazımızı kılmamıza mani olsa inancımızı yaşamamıza engel oluyor diye onu düşman biliriz. Hâlbuki inancımızı yitirmeye başladığımızda kendi namazımıza kendimiz engel oluruz.
Hayat boyu ne zorluklarla kazandığımız malımızı çalanları düşman biliriz. Hâlbuki malımızı ve tüm hayatımızı çalanları başa geçirip de onlara fırsat veren yine bizim yanlış seçimlerimizdir.
Biri evimizi yaksa, bizi ateşe atsa onu düşman biliriz. Hâlbuki işlediğimiz günahlarla kendimizi cehennem ateşine atan yine biz oluruz.
Biri bize bilerek hastalık bulaştırsa ve hayatımızı mahvetse onu düşman biliriz. Hâlbuki Allah'ın bize lütfettiği en büyük nimetlerden olan sağlığımızı en çok kendimiz bozarız.
Padişah olsak tüm dünyaya söz geçirebiliriz, tüm insanları kölemiz haline getirebilir herkese sözümüzü dinletebiliriz ama kendimize sözümüzü geçiremeyiz. Yani tüm dünya bize itaat etse bile kendimize itaat etmeyen tek kişi yine kendimiz oluruz.
Kısacası insanın en büyük düşmanı yine kendisidir, kendi içindeki nefsidir. Yüce Rabbimiz Şuara suresinde, "Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder." buyurmaktadır.
Peygamber Efendimiz, "Senin en şiddetli düşmanın, iki yanının arasında bulunan nefsindir" buyurarak asıl düşmanın kim olduğunu bizlere bildirmiştir (bk. Gazâlî, İhyâ, 3/4; Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1/143).
Yüce Rabbimiz Yusuf suresinde, "Gerçekten nefis kötülüğü emreder" buyurmaktadır. Buna göre, en büyük düşmanımız, nefsimizdir. Can düşmanımız, her zaman yanımızda bulunan bu azılı arkadaşımızdır. Dışarıdaki düşmanımız, bu iç düşmanın yardımı ile bize saldırıyor. Onun yardımı ile bizi yaralıyor. Varlıklar içinde en cahil olanı, insanın nefsidir. Çünkü nefs-i emmare kendine düşmanlık yapmaktadır. Hep, kendini yok edici şeyleri istemektedir. Her isteği, Allah u Teâlâ'nın yasak ettiği şeylerdir. Her işi, sahibi olan ve bütün iyiliklerin sahibi bulunan Allah u Teâlâ'ya karşı gelmektir ve hep kendi can düşmanı olan şeytana uymaktadır.
Sonuç olarak asıl düşmanımızı iyi tanıyıp ona göre davranmak gerekmektedir. Yüce Allah, "Onu (nefsini) arındıran kurtuluşa ermiştir." (Şems, 91/9) buyurarak kurtuluş reçetemizi bildirmiştir.
- KUZEY EMİR DİNÇ - Fikirleriyle çağı kucaklamak: Prof. Dr. Haydar Baş'ın vizyonunu anlamak / 14.04.2026
- CELİL KOCATAŞ - Kazananı olmayan bir sınav / 29.03.2026
- AYŞE BEYZA ÇALIŞKAN - Milli Ekonomi Modeli ve kadın / 06.03.2026
- ATİLA GÖLCÜK - İmam Ali (a.s.)'ın ilmi / 28.02.2026
- AYHAN İŞİ: Seyreyle güzel kudreti Mevlam / 24.02.2026
- SAADET ALTUNBAŞ BİRİNCİ: Altın kafesteki kuş / 24.12.2025
- SEVDE MEYSA BAŞ: Yazıyor, yazıyor! / 10.12.2025
- Yasemin Köker - Hadis ikliminde Hz. Peygamber Efendimizin (as) nefesiyle bütünleşmek / 25.11.2025
- Çiğdem Pala: Zehra kokulu bir gün / 04.11.2025



























































