logo
06 MART 2026


AYŞE BEYZA ÇALIŞKAN - Milli Ekonomi Modeli ve kadın

06.03.2026 00:00:00

Modern dünyada kadın, pek çok kalıbın içine yerleştirilmiştir. Bu kalıplar zamanla kadını kendi benliğinden uzaklaştırmıştır. "Güçlü kadın" algısı oluşturulmuş, kadının giderek özgürleştiği savunulmuştur. Ancak bu özgürlük tanımı çoğu zaman kadının aile içindeki rolünü silikleştirmiş, aile kurmayı hayallerinin önünde duran bir engel gibi göstermiş; iş hayatında aktif ve üretken olmayı adeta bir zorunluluk gibi sunmuştur.

Kadının iş hayatında ne kadar yükselirse, basamakları ne kadar hızlı çıkarsa o kadar özgür sayılacağına dair bir anlayış yerleşmiştir. Kapitalist sistem, kadını aile hayatının merkezinden alıp iş hayatının merkezine koymuş; güçlü kadını da çalışan, para kazanan ve erkeklerin yapabildiği her şeyi yapabilen kadın olarak tanımlamıştır. Bu durum ise kadını özgürleştirmekten çok yükünün artmasına sebep olmuştur. Kadın günden güne bu kapitalist düşüncenin altında ezilmiş, aile içindeki rolü değersizleşmiş, adeta görünmez hale gelmiştir. Bu modernist düşünce çerçevesinde görünür olabilmek için kendini mutlaka ekonominin tekerini döndürmek zorunda hissetmiştir.

Peki bu denkleme göre evinin işini yapan, çocuğuna bakan kadın güçlü bir kadın değil midir? Bu verdiği emekler bir iş niteliğinde olmayıp parayı hak etmemekte midir? Evde yemek yapan, temizlik yapan bir kadın kariyer yapan birine göre daha mı güçsüzdür veya daha mı az özgürdür?

7-8 Şubat tarihlerinde Viyana'da gerçekleştirilen Milli Ekonomi Modeli Kongresi'nde konuşan Fatima Mammadova Rauf, günümüz kapitalist düzeninde kadının konumuna ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu. Mammadova, kadına gerçek özgürlük alanı tanıyan modelin Prof. Dr. Haydar Baş tarafından kaleme alınan "Milli Ekonomi Modeli" olduğunu ifade etti.

Konuşmasında kapitalist sistemin kadına sunduğu özgürlük söylemini eleştiren Mammadova, şu tespitte bulundu: "Kadının özgürleşmesi söylemi, pratikte onun daha yoğun sömürüye açık bir işgücü rezervi hâline getirilmesiyle sonuçlanmıştır."

Gerçekten de modern ekonomik düzende kadın, bir yandan annelik rolünü sürdürmeye çalışırken diğer yandan emek piyasasının sert rekabet koşulları arasında var olma mücadelesi veriyor. Bu ikili baskı, kadını yalnızca fiziksel olarak değil; duygusal ve biyolojik olarak da yıpratan bir kimlik parçalanmasına sürüklüyor.

Bugün sıkça dile getirilen aile krizi de bu bağlamdan bağımsız değil. Boşanmaların artışı, yalnızlaşma, doğurganlık oranlarının düşmesi… Tüm bunlar çoğu zaman kültürel değişimle açıklanıyor. Oysa mesele yalnızca kültürel değil, aynı zamanda ekonomik. Kadının hem üretim alanında ayakta kalmak zorunda bırakılması hem de aile içi sorumlulukları büyük ölçüde tek başına üstlenmesi, aileyi bir dayanışma alanı olmaktan çıkarıp bir baskı alanına dönüştürüyor.

Bu noktada akıllara şu soru geliyor: "Kadını yalnızca çalıştığı ölçüde değerli gören bir ekonomi, uzun vadede toplumu ne kadar ayakta tutabilir?"

Mammadova konuşmasında komünist sistemin de kadın meselesini farklı bir perspektiften ele aldığını ancak bunun da beklenen sonucu vermediğini belirtti. Kadının kurtuluşu üretime katılımda aranmış, eşitlik kolektif emek üzerinden tanımlanmıştı. Ancak uygulamada kadının duygusal emeği ve aile içindeki görünmeyen katkısı yine arka planda kaldı. Yük azalmadı; yalnızca biçim değiştirdi.

Kapitalist sistem kadını piyasanın aktörü hâline getirirken, komünist sistem onu kolektif üretimin bir parçası olarak konumlandırdı. Her iki yaklaşımda da ortak nokta, kadının değerinin üretimle ölçülmesiydi.

Viyana'daki kongrede yapılan değerlendirmelerde de vurgulandığı üzere, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Milli Devlet anlayışı, kadına bakışta alışılmış kalıpların dışına çıkıyor. Bu yaklaşım, kadını ekonomik sistemin dönen dişlileri arasında sıradan bir unsur olarak değil; toplumsal yapının ve ekonominin kurucu aktörü olarak konumlandırıyor. Kadının emeği bu çerçevede görünmez bir fedakârlık alanı olmaktan çıkarılıyor, kamusal değeri olan bir katkı olarak kabul ediliyor. Özellikle annelik rolü, yalnızca biyolojik bir görev değil; toplumsal devamlılığın temel taşı olarak yeniden anlam kazanıyor.

Fatima Mammadova konuşmasında, Haydar Baş'ın modelinin kadın özgürlüğünü farklı bir zeminde tanımladığına dikkat çekti. Bu anlayışta özgürlük; geçim baskısıyla çalışmak zorunda kalmak, aile bağlarından uzaklaşmak ya da yalnızlaşmak anlamına gelmiyor. Aksine, ekonomik kaygıların gölgesinde ezilmeyen bir tercih alanını ifade ediyor.

Bu devlet perspektifinde kadın için özgürlük, net bir ilkeyle özetleniyor:

"Çalışmak zorunda olmamak; fakat dilediğinde çalışabilme imkânına sahip olmak."Böylece çalışma hayatı bir mecburiyet değil, bilinçli bir tercih hâline geliyor. Kadın, varlığını yalnızca kazancı üzerinden kanıtlamak zorunda bırakılmadan; hem aile içinde hem toplumsal hayatta güçlü ve güvenceli bir özne olarak yer alabiliyor.

Fatima Mammadova'nın konuşması, kadının bugünkü toplumsal konumuna dair çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. Hem kapitalist hem de komünist sistemlerde kadın adına dillendirilen özgürlük söylemlerine rağmen, gerçekte kadının yükünün hafiflemediği; aksine farklı biçimlerde devam ettiği görülüyor.

Tam da bu nedenle, "reel" bir bakış açısına duyulan ihtiyaç giderek daha belirgin hâle geliyor. Kadını yalnızca ekonomik verimlilik üzerinden tanımlamayan, onu toplumun kurucu gücü olarak ele alan bir anlayış arayışı öne çıkıyor. Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Devlet perspektifi, mevcut sistemlerin ötesinde farklı bir yaklaşım olarak gündeme geliyor.

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Türk kadını yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıktır." sözünü rehber edinerek çıktığımız bu yolda; kadının hak ettiği değeri gördüğü, emeğinin görünür kılındığı ve toplumsal hayatta güçlü bir özne olarak yer aldığı yarınlara ulaşma temennimizi koruyoruz.

Bir gün Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli'nin hayata geçtiği, kadınların ekonomik ve sosyal anlamda güvence içinde olduğu günleri görmek dileğiyle…

Başta emek veren, üreten, yetiştiren ve toplumu ayakta tutan tüm kadınlar olmak üzere herkesin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü yürekten kutluyorum.

 
Misafir Kalem / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.