Ekonomide en önemli sorunumuzun ne olduğunu sorsam farklı cevaplar alacağımdan hiç şüphem yok. Bizim de belki sonraki yazılarımızda ele alacağımız pek çok madde var. Neredeyse hiç bahsedilmeyen bir tanesi var ki, benim de yaşayarak şahit olduğum son 32 yıllık krizler tarihimizde, hükümetlerin bu konuda hemen hemen aynı şekilde hareket ettiğini gözlemledim.
TL değer kaybettiğinde -ki bu anlık devalüasyon şeklinde olabileceği gibi, bir süreç içinde biraz daha kontrollü ve tedrici bir değer kaybı şeklinde de olabilir- tam bu noktada çeşitli kurtarma paketleri gündeme gelir. İlgili kişiler medyada bunları tartışır durur; fakirleşen halk ise neler olduğunu anlamaya çalışır. Takip eden aylarda ve yıllarda durumu iliklerine kadar anlar.
Birkaç yıl sonra toparlanma haberleri gelmeye başlar. Bu haberlerin geldiği dönemler, son krizin ürettiği yeni iktidarlar için en güzel, en şaşalı zamanlardır. Fakat kimse şunu sormaz: Neden işler iyi gittiğinde TL değer kazanmaz? Bahsedilen toparlanmadan maksat, yeni kur seviyesinde tutunabilmektir. "Türkiye'de kur gördüğü seviyeyi asla unutmaz," diye de formüle edebiliriz.
Bizim gibi "gelişmekte olan" etiketi yapıştırılan ülkelere biçilen rol, her zaman ham maddesini ve iş gücünü gelişmiş ülkelere ucuza aktarması olmuştur. Bu durumu, ihracatta elimizin güçleneceği şeklinde boyayıp satarlar. Oysa pratikte işler farklıdır. Türkiye'den ithalat yapan yabancı firmalar sıkı bir pazarlığa otururlar ve bu "avantajın" bir kısmına nazikçe el koyarlar. Ülkenin itibarı sarsılır ve bu durum milli meselelerde aleyhimize kullanılır.
Bir ülkenin ekonomisini sadece dış pazarlara bağlı kılan anlayışlar, dış şoklara ve hatta iç şoklara karşı dayanıksızdır. Milli Ekonomi Modeli'ndeki iç piyasanın önemini vurgulayan ilkeler bu noktada ışıldar ve bizlere yol gösterir. İç piyasanın güçlendirilmesi, tüketici kesimin, yani halkın satın alma gücünün artırılması anlamına gelir. 2013 yılından sonra Çin ekonomisinin yakaladığı bu inanılmaz ivmenin temeli de bu anlayıştır.
Maalesef biz ve bizim gibi ülkelerde halk manipüle edilir. Yedi sekiz bin dolarlık fert başına düşen milli gelir vasatı, hayat arkadaşımız olur. Milli gelirdeki patinaj ve gelir dağılımı adaletindeki absürt oranlar, toplumun geniş kesimlerinde asla tartıştırılmaz.
Sorunlara değinmeye devam edeceğiz.
TL değer kaybettiğinde -ki bu anlık devalüasyon şeklinde olabileceği gibi, bir süreç içinde biraz daha kontrollü ve tedrici bir değer kaybı şeklinde de olabilir- tam bu noktada çeşitli kurtarma paketleri gündeme gelir. İlgili kişiler medyada bunları tartışır durur; fakirleşen halk ise neler olduğunu anlamaya çalışır. Takip eden aylarda ve yıllarda durumu iliklerine kadar anlar.
Birkaç yıl sonra toparlanma haberleri gelmeye başlar. Bu haberlerin geldiği dönemler, son krizin ürettiği yeni iktidarlar için en güzel, en şaşalı zamanlardır. Fakat kimse şunu sormaz: Neden işler iyi gittiğinde TL değer kazanmaz? Bahsedilen toparlanmadan maksat, yeni kur seviyesinde tutunabilmektir. "Türkiye'de kur gördüğü seviyeyi asla unutmaz," diye de formüle edebiliriz.
Bizim gibi "gelişmekte olan" etiketi yapıştırılan ülkelere biçilen rol, her zaman ham maddesini ve iş gücünü gelişmiş ülkelere ucuza aktarması olmuştur. Bu durumu, ihracatta elimizin güçleneceği şeklinde boyayıp satarlar. Oysa pratikte işler farklıdır. Türkiye'den ithalat yapan yabancı firmalar sıkı bir pazarlığa otururlar ve bu "avantajın" bir kısmına nazikçe el koyarlar. Ülkenin itibarı sarsılır ve bu durum milli meselelerde aleyhimize kullanılır.
Bir ülkenin ekonomisini sadece dış pazarlara bağlı kılan anlayışlar, dış şoklara ve hatta iç şoklara karşı dayanıksızdır. Milli Ekonomi Modeli'ndeki iç piyasanın önemini vurgulayan ilkeler bu noktada ışıldar ve bizlere yol gösterir. İç piyasanın güçlendirilmesi, tüketici kesimin, yani halkın satın alma gücünün artırılması anlamına gelir. 2013 yılından sonra Çin ekonomisinin yakaladığı bu inanılmaz ivmenin temeli de bu anlayıştır.
Maalesef biz ve bizim gibi ülkelerde halk manipüle edilir. Yedi sekiz bin dolarlık fert başına düşen milli gelir vasatı, hayat arkadaşımız olur. Milli gelirdeki patinaj ve gelir dağılımı adaletindeki absürt oranlar, toplumun geniş kesimlerinde asla tartıştırılmaz.
Sorunlara değinmeye devam edeceğiz.
Misafir Kalem / diğer yazıları
- SERDAR CAFEROĞLU: Kur sorunumuz / 09.07.2026
- FATIMA ZEHRA ORAK: İmamların ölümlerinden haberdar olmaları / 25.06.2026
- HAKAN SÖNMEZ - Neyi yazacağımızı “ŞAŞIRDIK” / 23.05.2026
- SAADET KARATEPE - Vitrin adaleti: Sandık kapıya dayanınca hatırlanan vicdan / 15.05.2026
- SAADET KARATEPE - Bir iz bırakan adam: Prof. Dr. Haydar Baş / 15.04.2026
- KUZEY EMİR DİNÇ - Fikirleriyle çağı kucaklamak: Prof. Dr. Haydar Baş'ın vizyonunu anlamak / 14.04.2026
- CELİL KOCATAŞ - Kazananı olmayan bir sınav / 29.03.2026
- AYŞE BEYZA ÇALIŞKAN - Milli Ekonomi Modeli ve kadın / 06.03.2026
- ATİLA GÖLCÜK - İmam Ali (a.s.)'ın ilmi / 28.02.2026
- AYHAN İŞİ: Seyreyle güzel kudreti Mevlam / 24.02.2026
- FATIMA ZEHRA ORAK: İmamların ölümlerinden haberdar olmaları / 25.06.2026
- HAKAN SÖNMEZ - Neyi yazacağımızı “ŞAŞIRDIK” / 23.05.2026
- SAADET KARATEPE - Vitrin adaleti: Sandık kapıya dayanınca hatırlanan vicdan / 15.05.2026
- SAADET KARATEPE - Bir iz bırakan adam: Prof. Dr. Haydar Baş / 15.04.2026
- KUZEY EMİR DİNÇ - Fikirleriyle çağı kucaklamak: Prof. Dr. Haydar Baş'ın vizyonunu anlamak / 14.04.2026
- CELİL KOCATAŞ - Kazananı olmayan bir sınav / 29.03.2026
- AYŞE BEYZA ÇALIŞKAN - Milli Ekonomi Modeli ve kadın / 06.03.2026
- ATİLA GÖLCÜK - İmam Ali (a.s.)'ın ilmi / 28.02.2026
- AYHAN İŞİ: Seyreyle güzel kudreti Mevlam / 24.02.2026

























































